Yeni Yıl

"Yeni yılım" diye,
Pek işveli,
Pek kurumlu,
Pek bahtiyarsın...

Unutma ki;
Giden yıldan da
İhtiyarsın.

Halide Karamahmutoğlu
Pervaneler

Dilek


Yılın her hangi bir gecesinden farkı yok belki gerçekten de. Ama geceye farklı anlam yüklemek bizim elimizde.

Yılbaşı gecelerini sevdiklerimle birlikte evde geçirmeyi seviyorum. Dışarlarda, kalabalık ve gürültülü ortamlar benim eğlence anlayışıma uymuyor. Ama çocuklarımla ağaç süslemek, arkadaşlarıma hediyeler alamak, güzel bir sofra, müzik, hele de yılbaşı ile ilgili bir film (Bayılırım böyle filmlere nedense) keyif veriyor.

Evlendiğimden beri ilk defa bu sene misafirimiz yok, evde başbaşa olacağız. Çocuklarımız heyecanla Noel Babayı bekliyorlar. Ben de onların heyecanını gülümseyerek seyrediyorum. Bu gece onlarla uzun uzun oynamayı planlıyoruz. Eminim en keyifli gecelerinden birisini geçirecekler.

Narım hazır. Tam gece yarısı kapının önünde patlatacağım. Yine geceyarısı dışarı çıkacağım ki bol bol seyahat yapayım. Hiç batıl inancım yoktur:)

Yeni yıl durup düşünme imkânı veriyor bize. Bu fırsatı kaçırmayalım.

Bu arada yukarıdaki ağacın hikâyesini anlatayım. İki sene önce Afacan Bilgehan yüzünden ağacımızı eve kurmaya cesaret edemedik ve bahçede süsledik. Tabi bahçedeki ağaç ben kaldırana kadar uzun uzun durdu orada. Bir sabah bu manzara ile karşılaştık. Yani üzerindeki karlar gerçek. Hem de İzmir'de. Hayatta küçük mucizeler , keyif veren detaylar hep var, ne güzel...

Herkese sağlıklı, huzurlu, mutlu, kıpır kıpır, cıvıl cıvıl, rengârenk, heyecanlı, sevgi dolu bir yıl diliyorum. Yeni yılınız kutlu olsun...

  • Cumartesi, Aralık 31, 2005
  • 7 Yorum

Yılın Son Oyunu

myspace

Bugün hediyelerin verildiği, çekilişlerin yapıldığı gün olacak çoğumuz için.

Ben de yılbaşında hediye vermeye bayılırım, oturdum şiirler hazırladım. Hepsi, yazıldı, sıralandı, sizi bekliyor.

Bütün yapmanız gereken, birim, ikiyim diye sağdan saymak (yukarıdan aşağı saymak mı deseydim yoksa) Her sayının şiirini koyacağım ben de bloğuma.

Hadi ama, gelen saysın sırayla....

Hımm, ilk gelene sürpriz şarkı var:)

Not: Şiirler bu yazının altından devam edecek. Gelince aşağılara doğru bakın şiirinizi görmek için.

On Sekiz...

NEFES ALMAK

Nefes almak, içten içe, derin derin,
Taze, ılık, serin,
Duymak havayı bağrında.

Nefes almak, her sabah uyanık.
Ağaran güne penceren açık.
Bir ağaç gölgesinde, bir su kenarında.

Üstünde gökyüzü, ufuklara karşı.
Senin her yer: Caddeler, meydan, çarşı...
Kardeşim, nefes alıyorsun ya!

Koklar gibi maviliği, rüzgârı öper gibi,
Ananın südünü emer gibi,
Kana kana, doya doya...

Nefes almak, kolunda bir sevgili,
Kırlarda, bütün bir pazar tatili.
Bahar, yaz, kış.

Nefes almak, akşam, iş bitince,
Çoluk çocuğunla artık bütün gece,
Nefesin nefeslere karışmış.

Yatakta rahat, unutmuş, uykulu,
Yanında karına uzatıp bir kolu,
Nefes almak.

O dolup boşalan göğse...
Uyumak, sevmek nefes nefese,
Kalkıp adım atmak, tutup ıslık çalmak.

Sürahide, ışıl ışıl, içilecek su.
Deniz kokusu, toprak kokusu, çiçek kokusu.
Yüzüme vuran ışık, kulağıma gelen ses.

Ah, bütün sevdiklerim, her şey, herkes...
Anlıyorum, birbirinden mukaddes,
Alıp verdiğim her nefes.

ZİYA OSMAN SABA
  • Cumartesi, Aralık 31, 2005
  • 1 Yorum

On Altı...

KENDİ OLARAK SANA GELEN

Kendi olarak, sana gelen-
sana gereksinimi olmadan, seni isteyen-
sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen-
kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan-
O, işte...

Oruç Aruoba
  • Cumartesi, Aralık 31, 2005
  • 1 Yorum

On Beş

AŞK ŞAİRİ

Acılar vardır, bir de çaresizlikler
Ne zaman başladıysa benim öyküm
Yürüdük, kim bilir kaç yıl beraber
Bir yanımda aşk, bir yanımda ölüm
Durup kirlendim yaşadıkça
Aşktı beni yıkayan,
Arıtan su
Dünyamı saran bir uçtan bir uca
Hep o bir gün sevememek korkusu
Ben kalbimi o taşlarda biledim
Bütün pisliklerini yeryüzünun
Kazıdım hançerimle yeniledim
Son dakikasında bile ömrümün
Ben Tanrıdan başka bir şey istemem
Her sevgiye açık olsun pencerem

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

On Dört...

BULUT MU OLSAM

Denizin üstünde ala bulut
yüzünde gümüş gemi
içinde sarı balık
dibinde mavi yosun
kıyıda bir çıplak adam
durmuş düşünür.

Bulut mu olsam,
gemi mi yoksa?
Balık mı olsam,
yosun mu yoksa? ..
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.

NAZIM HİKMET

On Üç...

UYAN

Hadi uyan
Gün ışığı çilemeye başladı başucunda
Denizler bir mavilik edindi günden
Seher yeline uyup kuşlar yerinden uçtu
Bu türküyü dinlemeyecek misin?

Hadi uyan
Aydınlığa çık da çil gözlerin ışısın
İlkyazlar sıcağı biriksin yüreğine
Yoksul olsan da uyan
Garip olsan da uyan
Madem ki güzelsin,güzeli yaşatmak için
Madem ki iyisin,iyiyi yaşatmak için
Madem ki umutlusun,umudu yaşatmak için
Hadi uyan
Denizi dinle, yaşamak desin
Toprağı dinle,barışmak desin
Gögü dinle,sevişmek desin

Bir plak konmuş gibi gramofona
İşte aşk,işte özlem,işte savaşmak gücü
Uyan diyor uyansana

Hadi uyan
Sevdiğim uyan
Ne olur uyan !

METİN ELOĞLU

On İki...

HOŞÇAKAL

siyah beyaz tuşlarında piyanomun
seni çalıyorum şimdi
çaldıkça çoğalıyorsun odada
sen arttıkça ben kayboluyorum

seni doğuruyorum geceye
adını koyuyorum aya bakarak
her şey sen oluyor her yer sen
ben ölüyorum

sesini duyuyorum rüyalarımda
gözlerimi kamaştırıyor ışığın
rüzgar sen gibi dokunuyor bana
ben doğuyorum

duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç
dokunmuyorsun bana
sen gibi bir şimşek çakıyor
tam kalbime düşüyor yıldırımı
ben gidiyorum

ÖZDEMİR ASAF

On Bir

YÜRÜMEK...
yürümek;
yürümeyenleri arkasında boş sokaklar gibi bırakarak,
havaları boydan boya yarıp ikiye
karanlığın gözüne bakarak yürümek..
yürümek;
dost omuzbaşlarını omuzlarının yanında duyup,
kelleni orta yere
yüreğini yumruklarının içine koyup
yürümek ..
yürümek;

yolunda pusuya yattıklarını,
arkadan çelme attıklarını bilerek yürümek ..
yürümek;
yürekten gülerekten yürümek ...

NAZIM HİKMET

On...

ONARMAK ZORDUR

Şarkılar değil de
Hep kulaklar bitiyor,
Onarmak zordur.

Bir yürek üşümüş
Kapamış kapılarını,
Onarmak zordur.

Bir şey yitirilmiş
Hiç eskimeyecektir,
Onarmak zordur.

İnsanin içine düşen korku
Özgürlüğünden olmuştur,
Onarmak zordur

Ölümü düşünmek yenilmek,
Sevmek ölümü yenmektir,
Onarmak zordur

ÖZDEMİR ASAF

Dokuz...

DAĞLARDA ATEŞLER YANDIKÇA

Oda karanlık
Odadan dışarı çık
Şehir karanlık
Şehirden dışarı çık
Korkma
Yürü bir hayli yürü
Gördün mü
Dağlar başladı artık.

Korkun dağılır rüzgarda
Bekle biraz
Dağlarda ateşler yandıkça
Karanlıktan korkulmaz.

Dağlar karanlık
Dağlara yukarı çık
Korkma
Yürü bir hayli yürü
Az daha yukarı çık
Birbirinden uzakta
Gördün mü
Ateşler parladı artık.

Şimdi dağlar kaldı yine ardında
Odan yendi karanlığı, ölümü
Dağlarda ateşler yandıkça
Karanlıktan korkulmazmış, gördün mü?

BEHÇET NECATİGİL

Sekiz...

DENGE

Sizin alınız al inandım
Sizin morunuz mor inandım
Tanrınız büyük amenna
Şiiriniz adamakıllı şiir
Dumanı da caba

Bütün ağaçlarla uyuşmuşum
Kalabalık ha olmuş ha olmamış
Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
Ama sokaklar şöyleymiş
Ağaçlar böyleymiş
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yangelmişim diz boyu sulara
Hepinize iyiniyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle dövüşemem
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Ben tam kendime göre
Ben tam dünyaya göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

TURGUT UYAR

Yedi...

HEP YAŞADIĞIMA DAİR

Bu gölge yer pazar günü
Bu şehir, bu tren sesi
Gök bildiğim bu mavilik
Yeşil dallardan süzülen
Oturduğum rahat koltuk
Beyaz örtüsü masanın
Sigaram, kahvem, gazetem
Elimin çizdiği kavis
Kovmak için sinekleri
Kolumda işleyen saat
Ve esnemem arada bir
Hep yaşadığıma dair

CAHİT SITKI TARANCI

Altı...

KIRMIZI ..
kaypak manşetler, sağır katalogları, karnaval biletleri
kendini tanımanın korkusu
sürekli bir canlı yayındasınız
girdabı olmayan yüreğin sireni duyulmaz elbet
mekanlar lunapark, hayat çarpışan otomobiller
görüntünün kumbarasında hafızanız beş kuruş
alarma yakın hiçbir kırmızıya düşmemiş yolunuz
Bindiğin düş atı yorulmuş oysa
Üstündeki binici çoktan değişti sana sormadan
Kendine uygun bir ayna bile bulamadan
Kalakalırsın baktığın boşlukta
Bakarsın baktığın kadarsın
Bundan sonrası
Geç kaldığın yerlerdeki korunma duyguna bağlı
anlarsan, anlamanın
anlamazsan, anlamamanın boşluğundasın
İşte şimdi Kırmızı!

MURATHAN MUNGAN

Beş...

ESKİDENDİ ÇOK ESKİDEN

Hani erken inerdi karanlık,
Hani yağmur yağardı inceden,
Hani okuldan, işten dönerken,
Işıklar yanardı evlerde,
Eskidendi, çok eskiden.

Hani ay herkese gülümserken,
Mevsimler kimseyi dinlemezken...
Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken,
Eskidendi, çok eskiden.

Hani hepimiz arkadaşken,
Hani oyunlar tükenmemişken,
Henüz kimse bize ihanet etmemiş,
Biz kimseyi aldatmamışken,
Eskidendi, çok eskiden.

Hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken,
Hani körkütük sarhoşken gençliğimizden,
Daha biz kimseye küsmemiş,
Daha kimse ölmemişken,
Eskidendi, çok eskiden.

Şimdi ay usul, yıldızlar eski
Hatıralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden
Geçen geçti,
Geçen geçti,
Geceyi söndür kalbim
Geceler de gençlik gibi eskidendi
Şimdi uykusuzluk vakti.

MURATHAN MUNGAN

Dört...

İZİN.

Bilmediğiniz kelimelerin altını çizin derdi ,Öğretmenim.
Bunca yıl.bunca yol,bunca hayat ve kitaptan sonra
Bütün kelimelerin altını çiziyorum
-Öğretmenim ,artık izin istiyorum

MURATHAN MUNGAN

Üç...

ÖZLEDİĞİN GİDİP GÖREMEDİĞİNDİR

Özlediğin, gidip göremediğindir;
ama, gidip görmek istediğin
Özlem, gidip görememendir;
amagidip görmek istemen
Özlediğin, gidip görmek istediğin-
ama gidip göremediğin
Özlem, gidip görmek istemen-
ama, gidememen, görememen;
gene de, istemen

Oruç Aruoba

İki...

SEN YOKSUN
Sen yoksun
deniz yok
yıldızlar arkadaşım
ya bu gece harika bir şeyler olsun
yahut bir bomba gibi
infilak edecek başım

ağzımda eski mısralar uzanıp kalmışım
istanbul minareler odamda gibi
gökyüzü temiz ve parlak
işte kolkola girmiş en mesut günlerimiz
muhalif bir rüzgar karşı sahilden

fosforlu ışıklarıyla gökyüzü bir deniz
havada kanat sesleri
ve çılgın kokular

deniz yok
yıldızlar uzaklaşıyor
ben yine yalnız kalıyorum
istanbul minareler kaybolmuş
sen yoksun

ATTİLA İLHAN

Bir....

COME UNDONE

Mine, immaculate dream, made breath and skin, I’ve been waiting for you,
Signed, with a home tattoo, happy birthday to you was created for you.
(can’t ever keep from falling apart.. at the seams)
(can’t I believe you’re taking my heart.. to pieces)
Ahh, it’ll take a little time, might take a little crime to come undone
Now we’ll try to stay blind, to the hope and fear outside,
Hey child, stay wilder than the wind
And blow me in to cry.
Who do you need?
Who do you love?
When you come undone.
Words, playing me deja vu, like a radio tune I swear I’ve heard before,
Chill, is it something real, or the magic I’m feeding off your fingers
(can’t ever keep from falling apart.. at the seams)
(can I believe you’re taking my heart.. to pieces)
Lost, in a snow filled sky, we’ll make it alright, to come undone,
Now we’ll try to stay blind, to the hope and fear outside,
Hey child, stay wilder than the wind
And blow me in to cry.
Fade...

Dinlemek için buraya...

İlk gelerek şarkıyı Destina kaptı... Ama herhalde sizlerle de paylaşır :)

Dilek Ağacı


Aslında yeni yılın getireceği birşey yok. Dileklerimiz yılın her gününde aynı ama olsun, madem ki oturup düşünmemizi sağlıyor, muhasebe yaptırıyor, seviyorum yılın bu günlerini.

Sağlık, mutluluk, sevdiklerimizle birlikte olmak en baş dileklerimiz her zaman. Ama hani vardır ya kıyıda köşede kalan, başka şeyleri düşünmekten hiç sıra gelmeyen, çok ulaşılmaz olduklarını düşündüğümüz, gizli saklı dilekler. Haydi bakalım herkes onları yazsın.

Yazmadan önce gözlerinizi kapatıp düşünün, tam yüreğinize dokunanını bulup çıkartın.

Hangi dileğin ne zaman kabul edileceği belli olmaz.

Kendime

Dün eski günlüklerime yaptığım gezintide bir de kendime yazılmış mektuba rastladım. Benim günlüklerim genellikle karamsardır. Beni tanımayan birisi günlüklerimi okusa bunalım bir insan olduğumu düşünür. (Yok canım burada gayet iyiyim) Ama bu mektup gülümsetti beni.

"Yaşamak güzel Handan. Yaşamak sen onun güzel olduğunu düşündüğün sürece güzel. Ve unutma, ben hep buradayım. Bu güzel sımsıcak evde, sevdiklerinle birlikte. Sevdiklerin de hep burada , benimle birlikte..."

28 Şubat 1992
  • Çarşamba, Aralık 28, 2005
  • 6 Yorum

Bizim Evin Mete Halleri

Geçen sene Metehan bana döndü ve "Anne ben artık büyüdüm, Noel Babanın uçan geyiklerle geldiğine, bacadan girdiğine falan inanmıyorum" dedi. Bir anda içim cız etti. Tam ne diyebilirim diye düşünürken , devam etti. "Öyle uçan geyik falan gelemez, arabayla geliyor, biz yokken odamıza girip bırakıyor. Ben onu görmek istiyorum, onun için bu gece odamdan hiç çıkmayacağım, yemeğimi de burada yemek istiyorum"

Yüzümde koskocaman bir gülümseyişle oğluma bakakaldım.

Gece odasına girip hediyesini bırakana kadar akla karayı seçtik tabi :)
  • Çarşamba, Aralık 28, 2005
  • 4 Yorum

Güçlü, Yakışıklı

Koruyucum benim. Kolay değil neredeyse iki yaşından beri yapıyor bu görevi. Dünya tatlısı. Uzak yerlere gitti diye hüzünlenirken kapı komşusu olmuş bana.

Seni görmek beni çok mutlu etti Emir. 2. Perde bir sürü güzel maceraya açılsın.
  • Çarşamba, Aralık 28, 2005
  • 4 Yorum

Acaba Noel Baba Var mı?

Ben noel babalı yeni yıl filmleri seyretmeye bayılırım. Nedense içim sıcacık olur. Yıllar önce seyrettiğim bir filmden aşağıdaki alıntı.

"Sevgili editör; ben sekiz yaşında bir kızım. Bazı arkadaşlarım bana şöyle dediler: Gerçekte Noel Baba yoktur. Babam da dedi ki Sun gazetesi var olduğunu yazarsa mutlaka vardır. Lütfen bana gerçeği söyleyin: Noel Baba var mı?
Virginia

Virginia bunu söyleyen arkadaşların yanılıyor.Onlar madde çağının maddeciliğinden kendilerini koruyamamışlar. Gördükleri şeyler dışında hiçbirşeye inanmazlar. Onlar, birşeylerin farkına varmaya elverişli olmayan kararları dışındaki herşeye inanmaktan kaçınırlar. Bana inan Virginia, onlar büyük de olsa küçük de yanılmaya mahkumdurlar. İçinde bulunduğumuz bu koskoca evrende insan kendisini bu tür sınırlara mahkum etmekten kaçınmalıdır. Onlar kendilerini ufacık sınırları içinde kapalı tutadursun çevrelerinde birçok şey gelişir. Zekalarının kendilerine sunduğu gerçekler ve bilgi dünyasına adım bile atamazlar.

Evet Virginia Noel Baba var. O, bu dünyada sevgi, cömertlik ve paylaşım olduğu sürece var olacaktır. Bunların ne olduğunu eminim biliyorsun.Bizlere armağan edilen hayattan zevk alma sebepleridir. Hem ayrıca dünyamız Noel Baba olmasaydı ne kadar sevimsiz bir yer olurdu. Tıpkı Virginia olmayacağı zamanlar gibi sevimsiz olurdu. Ya içimizdeki çocuk olmasaydı, şiirsellik olmazdı, romans olmazdı, yaratıcılık kelimesi sözlüklerden silinirdi. Duygularımızdan başka hiçbir zevke sahip olamazdık. Maddi hayatımız, onu tamamlayan maneviyat olmadığı sürece bizi anlattığın çocukların durumuna düşürürdü.

Noel Baba’ya inanmamak mı? Öyleyse perilere de inanmamak lazım. Belki de tüm yılbaşı gecelerini komşularımızın bacalarını Noel Baba’yı bir kez de olsun görebilmek için seyrederek geçiriyorsunuz. Noel Baba’nın göklerden gelişini görmeseniz bile bu neyi ispatlar? Noel Baba’yı kimse göremez ki. Dünyada en gerçek olan şeyler çocukların ve büyüklerin göremediği şeylerdir. Bunu sakın unutma. İyi bir davranışta bulunduğun zaman meleklerin kolkola girip dansettiklerini görebilir misin?Tabii ki hayır. Ama bu onların yanında olmadığını kanıtlamaz. Kimse, ama hiç kimse görmek istemezse, dünyamızda var olan görünmeyenlerin dünyasındaki muhteşem şeyleri göremez. Orayla aramızdaki ince perdeyi yıkmak sizin elinizde. Bunu başardığınız an sınırsızlıklarla dolu bir dünyada bulursunuz kendinizi. Ama her ne kadar bu ince perdeyi yıkmak bazılarımız için kolaysa da bazılarımız için imkansızlıktan da ötedir. Bu ince perdeyi en kuvvetli adam,dünyanın gelmiş geçmiş en kuvvetli adamı bile gelse yırtamaz. Sadece sağduyu, güzellik, şiirsellik, sevgi, romantizm bu perdeyi gözlerimizden ileriye çekebilir. İçimizde var olan güzellikleri ve gerçek aşkı görmemizi sağlar.

Noel Baba yok mu? Tanrıya şükür o aramızda ve sonsuza dek yaşayacak. Belki bin yıl daha."

Bedel

"Şu andaki kişi olabilmek için ömrümü verdim ben!Ödediğim fiyata değdi mi?"
Bir
Richard Bach


?

Söyle Sevda İçinde Türkümüzü


Söyle sevda içinde türkümüzü
Aç bembeyaz bir yelken
Neden herkes güzel olamaz
Yaşamak bu kadar güzelken?

İnsan dallarla bulutlarla bir
Hep o maviliklerden gelmiştir
İnsan nasıl ölebilir
Yaşamak bu kadar güzelken...

F.H.Dağlarca

...

Göz yaşlarımı senden gizlediğimde
Ağladığımı hissetmediğin
Zaman
Farkın kalmayacak diğer insanlardan...

1992

SIKILIYORUM...

KENDİMDEN KURTULMANIN HİÇ YOLU YOK MU?

İMDAAAAATTTTTTT!!!!!!!!!


BÜYÜK HARFLERLE BAĞIRA ÇAĞIRA YAZMA KÖŞESİ AÇTIM BURAYA. İSTEYEN GELSİN SÖYLENSİN GİTSİN...

Yıllar Öncesinden Mektup

Yarın, belki burada olmayacağım, belki burada olmayacaksın, belki sevmeyeceğim, belki sevmeyeceksin, belki yanyanayken uzak olacağız birbirimize. Yarın, belki özleyeceğiz delice belki unutacağız, belki yarın başkaları olacak hayatımızda. Yarın hep yarın olarak kalacak, kimse bulamayacak onu saklandığı köşesinden günü gelmeden. Elimizde yalnızca bugün var. Kullanabileceğimiz, değerlendirebileceğimiz, yaşayabileceğimiz. Sadece bugüne hükmümüz geçiyor. Belki bugün içinde yaşadığımız bazı şeyler ilerde umrumuzda bile olmayacak unutacağımız şeyler. Ama sevgi hiçbir zaman pişman olunmayacak, yaşamasaydım denilmeyecek birşey. Yarın uğruna feda edilmeyecek birşey. Bugün bulunan sevgiyi geri çevirmek şansı kaybetmek sadece. Bugünü değerlendiremeyen yarını da değerlendiremez. Ben yarın sevgimin bitmesinden korkuyorum. Sen başka şeylerden. O korkular bugünümüzü sonlandırmamalı. Sen ve ben milyonlarca defa toparlanırız, milyonlarca defa yeniden başlarız ama bugünün tek bir şansı var.

Ne yol ayrılığı, ne boyut ayrılığı değil asıl bitiş. Asıl bitiş içimizdeki sevginin tükenmesi olabilir. Ama bu an sevgimiz var ve birlikteyiz. Bırakalım devam etsin o zaman.

Beni terk edeceksen, o gün yüzüme bakıp beni artık sevmediğini düşünmelisin. Birbirimize vereceğimiz şeyler tükendiğinde, birlikte gülümsemelerimiz geri dönmemek üzere gittiğinde bitmeli herşey. "Acaba" lar kalmamalı içimizde. Öyle bir an olmalı ki geçmiş tüm güzelliği ile yerinde durmalı, gelecek kesin , pişmanlık olmadan baştan başlamalı. Ve dost olmalıyız yine de. Yani bugün için bitmeli. Yarın olabilecekler uğruna feda edilmemeli. Geleceği tahmin edip o belkilere "bugün" kurmak kahramanlık değil korkaklık. Bugünü yaşamaktan korkmak, yarını karşılamaktan korkmak. Yarınki sorunu çözmekten korkmak ki belki de o sorun yarın kendiliğinden yok olacak. Belki de bu korkular nice güzelliklerin yaşanmasını engelleyecek.

Tedbir, önlem, olması gereken şeyler belki ama gülümüz serada değil kırda özgürce, içinden geldiği gibi sere serpe yetişse daha güzel olmaz mı?

10 Şubat 1992

Yazmak

Bugünlerde Ahmet ALTAN'ın "Kristal Denizaltı" sı başucumda. Elimi atıp herhangi bir sayfasını açıp karşıma çıkanı okuyorum, çok keyifli oluyor. Ne kadarını okudum bilmiyorum onun için . Sayfaların arasında sürpriz yeni bölümler çıkıyor her elime aldığımda.

İçindekilerden paylaşayım burada dedim ama hepsi o kadar güzel ki karar veremedim hangisini yazacağımı. En iyisi alın kendinize bir tane. Alkım Yayınlarından 3,5 YTL .

Ben başka bir kitabından alıntı yapacağım. Eski defterlerimi karıştırırken rastladım.

"Yazıya başlamadan önce duyulan ölüm sıkıntısıyla yazıya başladıktan sonra önüne açılan cennet bahçesinden giriş ferahlığı arasında yaşanan kısa bir an vardır, ölüm anı gibi bir süre,ruhunun bedenden ayrıldığını, bir bilinmeyene doğru uçmaya başladığını duyduğun kısa bir zamandır bu. Orada hem bedeninle hem ruhunla inanılmaz bir haz yaşarsın, sonra ruhun bedeninden kopar, cümlelerin arasında bazen ak bir melek, bazen siyahlar içinde zebani gibi dolaşmaya başlar. Artık bedenin yoktur. Cümlelerden cümlelere dolaşan ruhundur artık, bedeninle tüm ilişkilerini kesmiş olan ruhun kendi serüvenini yaşar."
Tehlikeli Masallar

Huylu

Elini elime pelte gibi bırakanlarla el sıkışmaktan hiç hoşlanmıyorum. Sanki deniz anasına dokunmuşum gibi hissediyorum.

...

Mızık birisi Love Me Tender arıyordu ama ben bilgisayar başına geçemeden buldu istediği şarkıyı. Bir de BU şarkısını çok severim ben.

Güzel şarkı işte, indirip dinlesenize, tı tı tı...
  • Cumartesi, Aralık 24, 2005
  • 4 Yorum

Kahvaltı


Aslı beni sobelemiş. En sevdiğim konu...

1-Normal bir günde nasıl kahvaltı yaparım?

Her sabah üç kahvaltı tabağı hazırlarım. Metehan'a omlet, Bilgehan'a hâlâ bebek bulamacı, kendime peynir, domates, yumurta. Uyandığımda ilk işim çay suyunu koymak ve yumurtaları haşlamak .

2-Haftasonu nasıl kahvaltı yaparım?

Haftasonu kahvaltımız bakınız yukarıdaki fotoğraf. Eğer hava sıcak olsaydı bu görüntü bahçe arka fonu ile olacaktı.

3- Ne zaman kahvaltı yaparım?

Ben sabah aç uyananlardanım. Haftaiçi en geç 8-8:30 gibi kahvaltımı yapmış olurum. Haftasonu bu biraz daha gecikiyor.

4-Belirli aile gelenekleri ve inanışları ile büyüdüm mü?Bunlar neler?

Bizim ailemizde kahvaltı etmeden evden dışarı çıkılmazdı.

5-Beslenme çantamı düşündüğümde neler hatırlıyorum?

Aslında beslenme çantamı düşündüğümde yemeklerden çok kocaman bir amerikan servis vardı onu hatırlıyorum.

6-Benim için lüks bir kahvaltı nedir?

Sofrayı benim kurup kaldırmadığım bir kahvaltı. Bu dışarda bir brunch da olabilir, annemin mutfağı da. Ya da arada bana sürprüz yapan Can'ın mutfağı duman ederek hazırladığı kahvaltı. (Tabi bu yarım lüks oluyor, sonrasında toparlanma işlemi uzun sürdüğü için:)

7-Nasıl ,nerede,ne zaman kahvaltı etmek isterim.

Sabahın erken saatlerinde, evde herkes uyurken, sessizlikte, bahçeye çıkıp kahvaltı etmeyi severim.

8-Hayatımda hatırladığım özel bir kahvaltı.Özel kılan nedir?

Kahvaltı sofraları benim için hep özeldir.

9-Kahvaltı masasında eksik olmamasını istediğim şey.

Çay ve domates.

10-Kahvaltı konusunda söylemek istediğim bir şey var mı?

Ben birşey söylemeyeceğim ama Aslı'nın daveti pek güzel geldi :)

11-Blogumdan size önerebileceğim bir tarif var mı?

Yemek tarifi vermeyi pek beceremem daima uydurarak ve ölçüsüz yaptığım için herşeyi.

Ebelendi mi daha önce bilmiyorum ama ben de Nilüfer i ebeleyeyim.

Umut


Penceremin kenarından odama vuran günışığı, süzül yüreğime içimi aydınlat. Bu kapkara gölgeleri sen yok edebilirsin ancak.
  • Cumartesi, Aralık 24, 2005
  • 5 Yorum

Mavi Boncuk

Gecenin bir yarısı, çayımız elimizde, uzun uzun sohbetlerimiz var hâlâ, bunca seneden sonra...

Ne güzel..

Mektup

Allahım araştırmalarımı tamamladım. Bu cehennem işini ucuza çıkartacağız herhalde. Ateşler mateşler, yeni büyük bir alan, uğraşmana gerek kalmadı. Nefis bir yer buldum.
Bak şimdi:
Evli kadınlar mutsuz kocalarından. Evli erkekler mutsuz karılarından. Bekârlar mutsuz aşk acılarından. Dullar mutsuz yıkılan umutlarından.
Çocuklar büyüklerin baskısından. Yaşlılar gençlerin umursamazlıklarından. Fakirler parasızlıktan. Zenginler kaybetme korkusundan. Güzeller biblo olmaktan. Çirkinler içlerine bakılmamasından. Engelliler farklı olmaktan. Normaller sıradan olmaktan.İşsizler boşluktan. Çalışanlar koşuşturmaktan. Dağdakiler kardan. Denizdekiler nemden. Ağaç altındakiler gölgeden. Çöldekiler güneşten.
Velhasıl soğuktan, sıcaktan, kalabalıktan, ıssızlıktan, sesten, suskunluktan. Herkes mutsuz, herkes acı çekiyor, herkes kapkara.

Amaan sen de, uğraşmana ne gerek var, herkes kendi cehennemini yaratmış yanıyor zaten bu dünyada.

Elden Ele Elim Sende


Bugün oyun oynamak için güzel bir gün.

Şimdi oyunu anlatıyorum. Dikkatle dinleyiniz efendim.

Aslında çok basit. Gelenler birisini ebeleyip "Elim sende" diyecekler. Ebelenen şahıs bunu farkederse (ki bunun için hem bu bloğa gelmiş hem de yorumları okumuş olması gerekiyor haliyle) O da birilerini ebeleyecek. Yarın sabah bu saatlerde bakacağız ebelenmiş fakat sesi soluğu çıkmamış olan kaç kişi var. Onlara bi ceza bulacağız hep beraber.

Haydi herkes ebelesin birilerini :) E hadi ama...

Not: Ebelemek için illa ebelenmiş olmak gerekmiyor. Yani bir zincir falan oluşmayacak. Gelen istediğini ebelesin.

Bir Üflesem Dağılır mı Bulutlar?

O kadar çaresiz kalıyor ki bazen insan , hayat sanki karşısında bir düşman.

Küfürler birikiyor dilimin ucunda, çığlıkları zor zaptediyorum.

Çıksam dışarı, avaz avaz bağırsam. Çimenlere atsam kendimi hıçkıra hıçkıra ağlasam.

Ne yapsam, elimden bir şey gelmiyor.

Bir öpsem geçer mi? Ya da sarılsam.
Her yerde umutsuzluk.
Her yerde mutsuzluk.


Kapkaranlık bir gecede, mum ışığında güneş aramak.

Bu mu yaşamak?
  • Çarşamba, Aralık 21, 2005
  • 5 Yorum

Hepsi

Doğdun. Gözlerini açtın. Ağladın. Gülümsedin. Büyüdün. İnsanları tanıdın. Hayal kurdun. Umut ettin. Öğrendin. Yollara çıktın. Seçimler yaptın. Kalabalıklara karıştın. Aradın. Kayboldun. Unuttun.

Dönüp baktın, sen, ben, o . Hiç fark etmiyor.

BİR...

Asabi

Offf, bir saattir bakışıyorum sayfayla, yok , yazacak birşey bulamadım.

Gelmeyin üstüme.

Dağılın !!!

Lütfen :)

Günaydın

Hayat, geçip gidiyor bize bakmadan. Oyalanmadan. Keyifle.

Aslında öyle zor değil yaşamak.

Şu an buradasın. Varsın. Sensin. Biriciksin. Eşin benzerin yok.

Nefes alıyorsun. Tadını çıkart.

Gülümse.
  • Pazartesi, Aralık 19, 2005
  • 8 Yorum

Rengârenk


Bazen sadece birikenleri boşaltmaktır amacın yola çıkarken. Birşey bulmayı düşünmezsin bile. Sonra , içinden bir ses "Bak" der. Nerede karşına çıkacağı belli olmaz küçük sürprizlerin, şaşırırsın.

Sustun

Tek bir güzel kelimeydi istediğim senden. Sıradan bir "günaydın" bile olabilirdi. "İyi akşamlar" ya da. Hiç mi birşey kalmamıştı dağarcığında?
  • Cumartesi, Aralık 17, 2005
  • 3 Yorum

...

Bir gül açtı gecenin sessizliğinde. Kimse duymadı. Gün doğduğunda o kadar meşguldu ki herkes kendisiyle, dönüp onu koklayan olmadı.

Gül ne kokusundan, ne güzelliğinden birşey kaybetti kimse bakmadı diye, zamanın içinde yalnızlığını umursamadan gururla sonsuza kadar kaldı.
  • Cumartesi, Aralık 17, 2005
  • 2 Yorum

Tüketim

Kimileri kitap yazar, ben okurum yazılanı; resim yapar kimisi, ben puzzle parçaları birleştirip onları tamamlarım; kimi müzik olur ,dinlerim; film çevirir gününü gecesine katıp seyrederim; çalışırken bile birileri yapardı işleri ben onların yaptıklarını kontrol ederdim; öne sürdüğüm bir fikrim de yok , başkalarınınkini eleştiririm.

Bazen düşünüyorum da kendime bakıp, şuraya yazdığım iki cümle, sofraya koyduğum bir tencere de olmasa sadece tüketiciyim şu hayatta.

:)


Aslı beni ebelemiş. Hayatımdaki 20 rastgele şey. Ben bunu daha önce yazmıştım aslında. Bakınız burada. Kendimi tekrar etmek istemedim ama bu sefer kelimelerin yerine fotoğraflarla anlatayım dedim . Onlara rastgele demeye dilim varmıyor 20 güzellik diyelim biz buna en iyisi :)

Bu arada o zaman asmakilit ile le jardin'i ebelemişim. Oooo, hâlâ tık yok.

Odak


Kimi çaya bakar, kimi bardağa, ben martıları seyrederim, senin gözün takılır onlara ekmek atana...

Fotoğraf BİR, bütün farklılık bakış açısında...

Sabah

Henüz tam uyanamadın. Gözlerini açmak bile zor geliyor. Gece omuzlarındaki ağırlığı kaldıramamış, sabaha yorgun başladın.

Derin bir nefes al. Bir tane daha. Gülümsemeni bul çıkart gizlendiği yerden, tak dudaklarına.

"Önce kendine gülümse aynalarda, sonra dünyaya.*"

GÜNAYDIN



*Tülay Arıcı

...

Gün yirmidört saat, geçiyor bir şekilde. Biliyorsun, işler güçler var. Koşturuyoruz nereye yetişmeye çalıştığımızı bilmeden. Yoruluyoruz. Yorgunluğumuz yaptıklarımızdan değil yapamadıklarımızdan. Gece yatağa atıyoruz kendimizi. Sabaha herşeyin farklı olacağını ümit etmeye çalışarak. Kararmamak için geceyle birlikte ne kaldıysa elimizde ona tutunuyoruz. Kulaklarımızda bir boşluğun uğultusu. Düşüncelerin arasında ama düşünmekten uzakta. Durup bakmadan ardımıza, kendimizden kaçıyoruz.

Yaşıyoruz...
  • Perşembe, Aralık 15, 2005
  • 4 Yorum

Simitçiiiii (Pardon İzmirdeyiz) Taze Gevreeek


Aslı canım, sensiz boğazımdan geçmeyecek, onun için hadi gel. Daisy de çayı demlesin keyif yapmak için tüm şartlar hazır.

Bakmayın öyle , herkese yetecek kadar var, gelin hadi :)
  • Perşembe, Aralık 15, 2005
  • 7 Yorum

Söz

Susamam
Kelimelere verilmiş sözüm var...
  • Çarşamba, Aralık 14, 2005
  • 3 Yorum


Kendimi kötü hissedince, sahip olduğum güzelliklere bakıyorum. Geçiyor...

Çok Çok Özel

Kısa bir süre için "Anlat Derdini Handan Abla'ya Al Cevabını" köşesini açmış bulunuyorum. Vardır bütün dertlerin çaresi elbet. Burada ben dururken başka ablalara ne gerek ?

Işıltı


Uzanıp sereserpe, yeşile bakakaldım.
Herşey ölüyor zannederken, hayat devam ediyormuş deli dolu, farkına vardım.
Gün ışığında yıkanıp ışıl ışıl parlamak
Yaşamak

Bu Keder

Ne kadar acıtırsa acıtsın
Hiç merak etme
Günü geldiğinde
Geçer gider...

Aklımdan Geçenler

Gözlük numaramın kaç olduğunu bilmiyorum. Neden sorulduğunu da anlamlandıramıyorum. Ne yani 3 ten büyükse konuşmayacak mısın benimle? Ya da astigmatı olanlarla iyi geçinemiyor musun? "Bilmiyorum" cevabım ise karşı tarafı şaşırtıyor . Bilsem ne olur bilmesem ne olur?Reçetem var, ihtiyacım olduğunda onu kullanıyorum. Gereksiz numaraları aklımda tutmayı reddediyorum....

Birbirlerini her gördüklerinde kilo yorumu yapmak zorunda mı insanlar? Muhakkak almam veya vermem mi gerekiyor. Sabit kalamaz mıyız? Kalmazsam da kalmam konuşacak ne var bu konuyu?

Yaşını göstermiyorsun demeleri neden hoşuma gidiyor? Yaş göstermek ne demek? Göstermeyince 35 yaşında olmuyor muyum? Kendimi o kadar geliştirmeye çalışırken bazı dürtüler neden hiç gitmiyor?

Çocuğumun olup olmaması, kardeş yapıp yapmamam herkesi ilgilendirmeli mi? "Sen doğurdun da başın göğe mi erdi?" diyesim geliyor. Bakacak olan kim bırak da o karar versin değil mi? Bir ömür boyu geri dönüşü olmayacak karar sonuçta.

Birisine gidip de birşeyler yemek içmek istemezsem neden gittiğim kişi rahatsız oluyor? Orası kafe mi? İnsanlar yiyişe yiyişe mi anlaşır? Gönül sohbet isterse bahane mi bulmak lâzım ?

Yağmurda taksi şöförlerinin sinirlenmesini anlayamıyorum. Gerçek taksi müşterilerini alacaklarmış. Ne zaman ihtiyacım olursa o zaman binerim. O zaman lokantalar da açları almasın. "Yok kardeşim sadece acıkınca geliyorsun olmuyor, biz gerçek lokanta müşterilerini istiyoruz" desin.
  • Pazartesi, Aralık 12, 2005
  • 6 Yorum

Günaydın


Sevgi dolu bir haftaya açılsın sabahımız...
"Seni seviyorum" ları yarınlara bırakmayalım...
  • Pazartesi, Aralık 12, 2005
  • 9 Yorum

Dost


Deniz kıyısındaki küçük turuncu bir çakıltaşı gibiyim . Çoşkulu anlarda düşünmediğin. Sular çekildiğinde yanında olduğumu fark ettiğin.

Ben hep aynı yerde, hep seninleyim.

Fırtına














İçimde bir çığlık, sessizlik ellerimde.
Kaybolmuşum bir kere ne fark eder nereye gitsem.
Dakikalar sürükleniyor, günler koşuştururken.
Geçmişte kalıyor eteklerim, bugünde ben.
Dünya kendi halinde, umursamıyor.
Sen umursamıyorsun, sana dokunmadıkça.
Onlar umursamıyor.
Kimseler kimseleri duymuyor
Herkes kendi çığlıklarının yankılarında.
Çıt yok .
  • Cumartesi, Aralık 10, 2005
  • 6 Yorum

Sıkıldım Gidiyorum...

Geçen gün gitmek istediğim ülkeleri sıralarken nanhu bu adresi yoruma yazmıştı. Orada gözünüzden kaçmıştır belki diye buraya alıyorum. Haydi dünya gezisine ...

Buradan...
  • Cumartesi, Aralık 10, 2005
  • 2 Yorum

Temiz Ekran

Hani her şey iyice heyecanlanmıştır artık da araya reklâm girer, on beş dakika süren o reklâmdan sonra sadece son yazısı çıkar ortaya,

Hani tam başlayacakken beklediğin haber "az sonra" olur

Program sona erdiğinde jenerik yayınlanmadan bir anda kesilir ya hani boşlukta kalırsın tokat yemiş gibi ,

Hani saatine göre geçersin tv başına ama iki saat sonra başlar ya beklediğin program

Sinirleniyorum ben o zaman...

Aldatılmak çileden çıkartıyor.

Haksız mıyım?

...

Çekip gitmek isteyen çekip gidiyor. İsmini değiştiriyor. Beyaz bir sayfa daha açıyor. Ya da temelli bırakıyor herşeyi. Bazen dışardan seyrediyor. Arada iki laf yetiştiriyor . Herşey kendine bağlı. İsterse konuşuyor. İstemezse susuyor. Kimliğini saklıyor bazen. Kimliği ne ki zaten? Gölgelerde gizleniyor.

Yaşarken özgür olamayanlar sayfalarda kullanıyor özgürlüğünü sonuna kadar.

Hayatta


Dağıldım sık sık,
Sonra yeniden ayağa kalkıp topladım bir bir dağılanları.
Bazen eksik kaldım, bazen fazla aldım.
Peşinden bakarken kaybettiklerimin
Kazandıklarımın tadını çıkartamadım.



Bir soluk ışık avuçlarımda son kalan, bilmiyorum ne kadar vaktim var karanlıklar üzerime kapanmadan
  • Perşembe, Aralık 08, 2005
  • 6 Yorum

Meraklı...

Aklıma bir oyun geldi. Ama bak üşenmek yok herkes katılsın tamam mı? Bu da zincir gibi olursa bi daha oyun moyun yapmıycam. (Tehdit:)

Şimdi ben bir soru soracağım. İlk gelen benim sorumu cevaplayacak. Sonra da kendisi bir soru soracak. Yani herkes kendinden önce yorum yapanın sorusunu cevaplayacak peşinden de bir soru sorup gidecek. Anlaştık mı? (Anlaştık)

"Nedir senin en çok sinirini zıplatan şey?"

Reklam :)

Vay be. Koskoca Peace sells başlığı. Topu topu 4 yorum.
Dave Mustaine'i, David Ellefson'ı, Chris Poland'ı ve Gar Samuelson'ı buradan tebrik ederken, bu güzide şarkıyı bizlere armağan ettikleri ve harikulade icralarıyla kulaklıklarımızı renklendirdikleri için çok teşekkür ederiz.
Sanatçılarımız şimdi sizlere, sözleri ve bestesi gene kendilerine ait olan Good Mourning/Black Friday isimli şarkıyı icra edecekler. Giriş taksimi Polandzade Chris bey'den.
Handan hanım, link lütfen:) (Link:)
(Sadece solo, şarkıyı dinlemek isteyenler albümü alsınlar.
Kürşad yazıları, 28 yıldır sanatla sanatçıyla dost)
  • Perşembe, Aralık 08, 2005
  • 0 Yorum

Eskici

Eşyalar sizi eskitmeden siz eşyaları eskitin.
  • Perşembe, Aralık 08, 2005
  • 1 Yorum

Öffff

Blogları dolaşmaya korkar oldum. Ne bu böyle, herkes kayboluyor ortalıktan.

Aaaa.

Oturun oturduğunuz yerde. Tı tı tı...
  • Çarşamba, Aralık 07, 2005
  • 4 Yorum

What's Up?

Hey hey hey

What's going on?


15 günlük DJ maceramı hatırlatıyor bu şarkı bana. İnsan çok isteyince oluyor birşeyler. Oluyor da sen orda olamıyorsun bazen.

Özel radyolar ilk açıldıklarında Kent FM dinlerdim hep. İlk özel radyoydu, rock ağırlıklı çalıyordu. Çok güzel programları vardı.

Posta Arabası (Country ağırlıklı, okuyucu mektuplarında kovboy hikâyeleri olurdu. O kadar müdavimi olmuştuk ki herkes birbirini tanıyor gibiydi:)

Azı Dişi Kerpeteni (Metal ağırlıklıydı)

Cuma akşamları geç saatlerde de şiir programı vardı. Bak ismini unuttum şimdi. Levent çok güzel şiir okurdu. (Sessiz Gemi'ydi galiba)

Eve gelir gelmez ilk işim radyo açmaktı. Yine böyle bir gün açar açmaz radyoyu bir telefon numarası verdiklerini duydum bilinçsizce yazdım numarayı. Ne için olduğunu bilmeden. Meğer gezi varmış. Kerpe Kefkene. Ve o geziye katıldım. Uzun yolda gayet keyifli dakikalar geçirdik. Yemekte de o kadar kalabalık arasında Levent'le yanyana oturdum. Aylar önce onlara mektup yazıp göndermiştim. Hayali programlarımı koymuştum içine. Yemekte konu açıldı onu söyledim. O sen miydin şeklinde bir cevap geldi karşıdan.(Eh benim kadar delisi yoktu başka herhalde) Bir hafta sonra telefon aldım onlardan, hadi gel sabah programına başla diye.

Hayatta çok istenilen şeylere muhakkak kavuşulduğuna inanırım. Ama elde tutması size kalmış tabi. Ben de 15 gün dayanabildim sabahın 5 inde kalkıp gitmeye. Şimdi dönüp de baktığımda keşke pes etmeseydim diyorum.

İşte bu şarkının hikâyesi de bu. Sesini açıp bangır bangır dinleyin efendim.
  • Çarşamba, Aralık 07, 2005
  • 3 Yorum

?


Bu gözler bakıp görmedikten sonra ne işe yarar? Bu kollar sarılmadıktan sonra? Bu dudaklar güzel bir söz söylemedikten sonra ne işe yarar? Bu kulaklar duymadıktan sonra yardım çağrısını? Koklamadıktan sonra bir gülü bu burun neye yarar? Ve okşamadıktan sonra bir çocuğu bu eller?

Yaşamadıktan sonra bu hayat neye yarar?

Peki ya sen

Neden varsın bu dünyada?
  • Çarşamba, Aralık 07, 2005
  • 4 Yorum

Ohh

Bu sabah bütün kapılar açılıyor :)

Günaydın.


Vakti geldiğinde ayağa kalkmayı bilmeli bir insan.
Uzanıp dinlenmeyi vakti geldiğinde.

Vakti geldiğinde konuşmayı bilmeli bir insan.
Susmayı vakti geldiğinde.

Vakti geldiğinde sarılmayı bilmeli bir insan.
Ve bırakıp gitmeyi herşeyi vakti geldiğinde.

Yaşamayı bilmeli bir insan deli dolu.
Ve fazla uzatmadan ölmeyi vakti geldiğinde.
  • Pazartesi, Aralık 05, 2005
  • 2 Yorum

Take No Revenge

Bilmiyorum dinleyeniniz var mı bu grubu. Quire Boys. Bu şarkılarını severim en çok.
  • Pazartesi, Aralık 05, 2005
  • 2 Yorum

Gitmek İsterdim

Daha pasaportum bile yok ama bazı yerler var ki görmeden gidersem bu dünyadan içimde kalacak.

Alaska
Tibet
Mısır
İzlanda
İskoçya
Kanada

Sen en çok nereyi görmek isterdin?
  • Pazartesi, Aralık 05, 2005
  • 7 Yorum

Aman Be

Evet açılır açılmaz geldim ama çok tuhaf sadece senin bloğuna girdim bir kere Gece :) Ve yine gitti. İçime fenalıklar geldi artık. Ha ha ha, içerde hapis kalmışım da kapı önündekilerle konuşmaya çalışıyorum gibi geldihissettim bir an. Neyse canım ben de yazarım buradan, ya yazamasaydım di mi? Bak buldum bardağın dolu yanını.

Yeni haftada herkese GÜNAYDIN...

!!!!!!!!!

Allahım ya sinir olmamak işten değil. Hâlâ giremiyorum blogspotlara. Bu bir işaret mi acaba? "Handan git evinin kadını ol, vaktinin çoğunu buralarda harcama" deniliyor herhalde bana. Tı tı tı..

Eeee, birileri burada "HAYIR öyle demek istemiyor" demeli di mi? Onu da ben mi söyleyeceğim..

Gece bak merak ettim sayfanı şimdi, şu kâbus biter bitmez ilk sana geleceğim :)

Günaydın

Siz şimdi bu bloğa girdiniz okuyorsunuz ya. İşte ben dünden beri bu işi yapamıyorum pek. (Hatta blogspot eklentili hiçbir yeri göremiyorum.) Ama yazabiliyorum. İşte bu pek denge bozucu birşey.

Neyse ki yorumlar mailime geliyor, çekinmeyin yazı birşeyler yani :)

Nerdesin Be Birader?


Aslında bu tarz filmleri çok da sevmem ama müzikleri çok güzeldi. Eh George Clooney de göz ardı edilemez bir faktör tabi. Komik adam bence.

Cumartesi akşamı için pek keyifli bir şarkı bu, afiyet olsun...

(Linke tıkladıktan sonra 45 sn bekleyin, bilahare karşınıza çıkan küçük reklam ekranını kapatınca arkadan buradan yükleyin yazısı çıkıyor. E, daha ne diyeyim artık?)
  • Cumartesi, Aralık 03, 2005
  • 2 Yorum

Çocuk

Akşam... Yeni başlayan kışa inat ılık, sakin bir hava. Elimde bir fincan çay, oturuyorum bahçede. Huzur işte tam böyle birşey olmalı, olmalı ama. Öyle bir his var ki içimde , sanki çok uzak bir yerde unutulmuş bir çocuk hıçkıra hıçkıra ağlamakta. Bütün sesler susmuş bir onun sesi çınlıyor kulaklarımda.
  • Cumartesi, Aralık 03, 2005
  • 2 Yorum

Günaydın

Bu sabah aklıma yazacak birşey gelmedi. Belki sonra.
  • Cumartesi, Aralık 03, 2005
  • 7 Yorum

Ekmek Arası



Efendim Cuma akşamı mangalda sucuk partisi etkinliğimiz başlamıştır. İsteyen buyursun gelsin . (Bir sucuk firması ile anlaştığım anlaşılıyor mu bilmem, ha ha ha )



Bu arada geri sayımım devam ediyor. Bakalım ne zaman 9999 olacak aşağıdaki sayaç.

Hey

Kendine acımak savaşı kaybettiğini kabul etmek demektir.

Sana hiç yakışmıyor, kalk ayağa...

Aslında

Hiçbir şey zor değilmiş bunu öğrendim.

Ama basit de diyemem.

9999

79 hit kalmış.

Bakalım kim vuracak ?

66

51

40

33

3

2

Ha ha ha bloğum bir anda uğradığı yabancı akımıyla aniden 9999 u aşmış bulunmakta. Aman , şöyle keyifli geri sayım bile yaptırmıyorlar insana :)

Kırmızı

Geçenlerde eski defterleri alıp içlerinde buraya aktaralabilecek birşeyler var mı diye bakarken kayboldum sayfalarda. Bir sürü şey yazılmış ama hiçbirşey yok. İnsan bir olay bile mi yazmaz? Hele bir sayfaya gelince artık ipler koptu bende:

"İşte insan hep böyle olmalı. Yaşadığı her güne bir kırmızı nokta koyabilmeli ki yıllar yıllar sonra bile geri dönüp baktığında o nokta gözlerini alsın, yaşadım diyebilmek için."

Yazı güzel, hoş. Belli ki o gün birşeyler olmuş. Olmuş da..

NEYDİ OOO?????

Düşündüm düşündüm, hatırlayamadım.

Ne tuhaf. İnsan içindeyken anlayamıyor bazı şeyleri. O gün, ne yaşadıysam belli ki çok güzel ve değişikmiş benim için, ama kırmızı nokta olamamış, şimdi hatırlayamadığıma göre. Bunun yanısıra geriye dönüp baktığımda sıradan bir sabahta elime çayımı alıp pencereden dışarı baktığım bir günü hatırlayabiliyorum, yaşarken sıradan, ama kırmızı bir nokta olmuş sonsuzlukta.
  • Perşembe, Aralık 01, 2005
  • 5 Yorum

Dolu- Boş

Oturduğum oda çok karanlık hiç güneş almıyor demek yerine, neyse ki hayatımın merkezi mutfağım, başımın püsküllü belâsı çamaşır odam ve her sabah güne gözlerimi açtığım yatak odam günlük güneşlik demek, dolu bardak boş bardak falan gibi birşey sanırım.

Bardağın yarısını dolu görmesi kolay da güneş yüzü görmeyen salona mızmızlanmaktan vazgeç kolaysa.. Öyle, yok ben iyimserim falan demekle olmuyor bu işler.
  • Perşembe, Aralık 01, 2005
  • 6 Yorum

Bugün

Hep daha fazlasını aradık, hiç olmazsa arada durup soluklanarak bir fincan kahvenin, iki dost sohbetinin tadı çıkartsaydık. Günler gelip geçti , gözümüz hep ilerde. Orada sadece ölüm vardı oysa, yaşamak bugündü, anlayamadık.
  • Perşembe, Aralık 01, 2005
  • 4 Yorum

...

Zor sorular sorma bana.
Kapat gözlerini
Bak kendi içine
Anla
Hayat geçiyor
Biz yaşasak da
Yaşamasak da
Aç gözlerini
Bak dünyaya
Anla
  • Perşembe, Aralık 01, 2005
  • 3 Yorum