'''

Bazen olur öyle. Boğazınız ağrıyarak uyanırsınız. Gel gelelim daha iki gün önce de hasta hissettiğiniz için vereceğiniz dersi iptal ettiğinizden kaderinize razı olursunuz artık. Tam o sırada telefon çalar, dersi yarına almak isterler. Hayatın küçük mucizeleridir bunlar :)

Sonra tartıya çıkarsınız sabah. 10 günlük çabayla bir kilo eksilmiş olur.

Her yer buz olduğu halde bir güneş çıkmıştır, içiniz aydınlanır. Serçeler zaten sabah şarkılarına başlamıştır.

Yaşamak böylesi birşeydir işte.

Ne demiş şair:

"Her mihnet kabulüm, yeter ki
Gün eksilmesin penceremden..."

Herkese günaydın.

Mucizeleri görebildiğimiz bir güne açılsın sabahımız...
  • Çarşamba, Şubat 29, 2012
  • 4 Yorum

Kitaplarda Ölmek

Adı soyadı
Açılır parantez
Doğduğu yıl çizgi öldüğü yıl bitti
Kapanır parantez.

O şimdi kitaplarda bir isim bir soyadı
Bir parantez içinde doğum ölüm yılları.

Ya sayfa altında ya da az ilerde
Eserleri ne zaman basıldıkları
Kısa uzun bir liste.
Kitap adları
Can çekişen kuşlar gibi elinizde.

Parantezin içindeki çizgi
Ne varsa orda
Ümidi korkusu gözyaşı sevinci
Ne varsa orda.

O şimdi kitaplarda
Bir çizgilik yerde hapis
Hâlâ mı yaşıyor korunamaz ki
Öldürebilirsiniz.

Behçet Necatigil

:;:;:;:;:;:;:;:;:;:;:;:;:;:;:

Yıllar sonra büyüdüğüm mahalleye taşınınca sahip olduğum en güzel şeylerden biri de teyzeler: Annemin komşuları. Onlarla birlikte olmak beni mutlu eder her zaman. Kendimi yine küçük gibi hissettiğimden mi yoksa hâlâ birşeylerin aynı kaldığını bilmenin güzelliğinden mi bilmem. Hepsini çok severim.

Meliha teyzeciğim de onlardan birisi.

En hayran olduklarımdan. Hani konuştuğunuzda muhakkak gülümseyeceğinizi bildiğiniz insanlar vardır ya. Sanki onların hiç sıkıntısı yoktur, hiç hasta olmazlar, hiç bunalıma girmezler. Her zaman yapacak güzel işleri vardır onların negatif şeylere verilecek zamanları yoktur.

Yaşlanmazlar hiç. Birlikte tatile gidersiniz, yaşıtmış gibi kıkır kıkır çok eğlenirsiniz.

Gözlerinden yayılır enerji.

İşte öylesine güzel bir insandır Meliha Teyze.

Ama ben çok geç kaldım yine.

Ne zamandır yazmayı düşünüyordum .

Sevdiğim herkes için onlar hakkında düşündüğüm bütün güzel şeyleri söylemek istiyordum.

Yetişemedim birisine daha.

Gerçi sen biliyorsun benim seni ne çok sevdiğimi.

Çılgın kadın.

Onca hastalığa, ağrıya, eziyete rağmen bir gün olsun "Off" dediğini görmediğim, acından bahsettiğini duymadığım güzel insan.

Babişanne.

Eminim çok güzel bir yere gidiyorsun.



Bu sabah çektiğim bu fotoğraf senin için olsun. Bu sabah dinlediğim bu şarkı senin için çalsın..

Bir daha görüşene kadar , hoşçakal.....


Ömer Seyfettin ( 11 Mart 1884 – 6 Mart 1920),

"Genç irisi bir şövalye tercümana bir şeyler sordu. Arslan Bey;
-Ne diyor? dedi.
-Bey bu topu kaç günde İstanbul'dan buraya getirmiştir, diyor.
-Sen de ki: İstanbul'dan getirmemiş. Burada bir hafta içinde kendisi yapmış.

Tercüman bu sözleri söyleyince esirler afallaştılar. Arslan Bey, daha ziyade yaklaşıp elleriyle yoklamalarına, daha yakından görmelerine müsaade ettiğini söyledi. Mağrur kumandan, kahraman asilzadeler, cesur şövalyeler, büyük topun etrafında toplandılar. Bir elini hançerinin elmas sapına dayayan Arslan Bey, öteki eliyle, gülümseyerek pala bıyıklarını büküyor, arkasındaki kâhya, başını kaşıyarak gülmekten katılıyor, tercüman aptallaşıyordu. Yirmi adım uzakta duran mızraklı nöbetçiler de gülüşüyorlardı. Esirler topa elini sürdüler. Deliğini aradılar. Bulamayınca sarardılar. Sonra kızardılar. Birbirlerine bakıştılar. Öyle kaldılar. Kolların, çaprazlayarak yere bakan kale kumandanı titreyerek mırıldandı. Arslan Bey, tercümana baktı;
-Ne diyor?
-Bu mertlik değil... diyor.
-Ona sor ki: Henüz bir kere patlamayan bir toptan korkarak, hemen teslim oluvermek mi mertliktir?
Tercüman sordu...Kale kumandanı, gözlerini yerden kaldırıp cevap veremedi. Asilzadeler, şövalyeler, birbirlerinin yüzlerine bakmaya cesaret edemediler, ani bir ölüm darbesiyle vurulmuş gibi oldukları yerde donup kaldılar. Bir güllesiyle kaleyi yıkacak olan bu korkunç top, siyaha boyanmış kocaman bir kütükten başka bir şey değildi!..."

Kütük

Şunu da Anlatacaktım

Şimdi güya yediklerime dikkat ediyorum ya aklıma hep yemekli şeyler geliyor haliyle :)

Hamileyken genelde yemek konusunu abartmamaya çalıştım. Ama bir gün var ki , evlere şenlik :)

DİKKAT bu kısımdan sonrasını hamileler ve rejimdekiler okumasın, olacaklardan sorumlu değilim :)

Ben masum masum bir krep yapıp Hülya'yı çağırmıştım. O sırada o hamileliğin  9. ayında ben de 6 dayım. Dağlar gibiyiz ikimiz de. O normalde manken boyutlarındadır, bir ümidim hamileyken yanyana fotoğraf çekilip intikam almaktı ama kader izin vermedi bu zevki bana :) Neyse konuyu dağıtmayalım.

Yemeğimizi yiyip sohbet ederken Can'ın az yemekten ne anladığını bir örnekle anlatmak gafletinde bulundum. Yarım ekmek arası patates kızartması koyunca az yediğini zannetmesine güldük. Güldük ama tabi bir hamileye bundan bahsetmemem gerektiğini düşünemedim o sırada.

Ertesi gün telefonum çaldı. Arayan Hülya'ydı.

- Handan, dün aklıma ekmek arası patates kızartmasını düşürdün, şimdi gelip benimle birlikte bunu yiyeceksin !

Tabi itiraz etmeyi aklımdan bile geçiremeden kuzu kuzu gittim.

İkimize de yarım ekmek arası bir kilo patates falan kızartmıştı sanırım. Bir litrelik bir bardakta ayran. Ayrıca bunların yanında sağlıklı da olalım diye mi yoksa çok sevdiğimizden mi bilinmez birer kâse salata. Ama her birimizin kâsesi dört kişilik bir sofraya yetecek kadar.

Bir saat kadar sonra artık patlayacak şekilde sandalyelere sığmaya çalışıp, onca ekmek ve ayranın üzerine hâlâ salatalarımızı bitirmeye uğraşıyorduk.

Ben mideye böyle eziyet görmedim :D

Bu da böyle bir anıydı netekim.

İki gün sonra tartılacağım, ibre zırnık oynamamışsa, bak buraya yazıyorum, aynı tabağı hazırlamazsam kendime bana da Handan demesinler :D
  • Pazartesi, Şubat 27, 2012
  • 5 Yorum

Kırmızı Halı

Bu sene yıllardan beri ilk defa Oscar törenini seyretmedim. Sanırım dün gece düşündüğümden de hastaymışım ki aklımın ucuna bile gelmedi. Gelse, ateşliyim falan demez tv karşısında yarı uyuklar yarı uyanık bakardım yine de. Neyse, bu gece seyrederim artık.

Ama her senenin klasik kırmızı halı postunu yazmasam olmayacaktı. Oturdum sizin için hepsine baktım canlarım. Yine çok elbise beğendim bu sene de .
 Gwyneth Paltrow , canım, o omuzundaki kepenek kısmı olmasa elbisene bayılacağım ama, o ne öyle ? (Hımm, dün gece seyrettim, çıkıyormuş o kısmı neyse ki :)

 Bo Derek, sen hiç yaşlanmaz mısın kuzum ?

 Kristen Wiig , kim olduğun konusunda en ufak bir fikrim yok anacım ama, kıyafet güzel :)

 Giuliana Rancic, hoş...

 Jessica Chastain, altın sarısını yerine gümüş sim olsa daha çok mu severdim elbiseyi bilemedim şimdi.

Penelope Cruz, yıldızımın barışmadığı oyunculardan birisin , gelgelelim elbise de rengi de çok güzel .

Cameron Diaz, seni de nedense çok sevemedim hiç ama şimdi elbisenin hakkını yiyemeyeceğim.

Ama, ben bu hatuna her daim bayılıyorum :) Sanırım en çok bunu beğendim. 

2011,2010,2009,2008,2007 deki beğendiklerim de bakmak için yıllara tıklayınız:) (Ne nazikim:)
  • Pazartesi, Şubat 27, 2012
  • 5 Yorum

Nostalji

Her ay kendime yeni cd alacağımı söylemiştim ya , bu aykini aldım. Terence Trent D'Arby'nin(Sananda Maitreya imiş adı), hem de üçü bir arada:)

Önce bildiklerimle hasret gideriyorum. Bakalım bilmediklerimin içinden de ruhuma değen bulabilecek miyim.

Eskiden albümler kasetlerdeyken, mecburen dinliyorduk bütün şarkıları. İyi de oluyordu. Bazen ilk dinlediğimizde sıkıcı gelenler, dinledikçe bir tat bırakıyorlardı bizde.

Ben de elimi şarkı atlatma düğmesinden uzak tutarak , bütün albümü dinlemeye karar verdim :)



Bu şarkıyı dinlerken radyoda yaptığım sabah programları geldi aklıma. On beş gün sürmüştü ama ne on beş gündü :)
  • Pazartesi, Şubat 27, 2012
  • 4 Yorum

Balıkçı Kral

20 yıl önceydi. Şubatın 29 u. Büyülü bür gündü. Bölük pörçük hatırlıyorum şimdi. Unuturum ben her şeyi. Öyle hayatta kalıyorum. Ama güzeller de gidiyor bazen diğerlerinin arasında.

21 yaşımdaydım henüz. Ne güzel yıllardı.

Otobüs için bilet almaya gittiğimde zorla bozuk para bulmuştum, bilet satan adam, olsun eksik de kalsa verirdim bileti demişti... Vapur iskelesi silinmiş , orada da beni şaşırtan birşey olmuştu oysa. Can'la Beyoğlun'da bir sinemada bu filme gitmiştik. Fitaş mıydı orası? Hani Taksim'den girişte hemen sağ tarafta olan. Onu bile unuttuğuma inanamıyorum. Film uzun, seanslar arasında yeterli zaman kalmamış olunca biz daha salona girerken ilk on dakikasını kaçırmıştık. Bütün sinema alkışla protesto etmişti - şimdi 40 dakikalık reklâmları dut yemiş bülbül gibi bekliyoruz oysa- ve yeniden başlatmışlardı. Diyorum ya minik mucizelerle dolu büyülü bir gündü o gün. Dört yıl beklediğimize değmiş gibi....

Dün gece televizyonda rastladım Balıkçı Kral'a. Onun da bir çok sahnesini unutmuşum kendimi unuttuğum gibi. Hem mutluluk hem hüzünle seyrettim. Bir sinema salonunda oturan 20 sene önceki Can ile Handan'ı görmeye çalışarak seyrettim. Yüreğimde bir sıcaklıkla seyrettim.

Ağladım...

Mutlu sonla bitiyordu oysa.

Sanırım ben artık mutlu sonlara daha çok ağlıyorum...

Ne Tuhaf :)

Can yeni işine başladığından beri hafta başı, hafta sonu yok onun için. Bilgiç desen cumartesileri öğlene kadar dolu. Ayrıca iki gün de saat 15:00 gibi kötü bir saatte basketbol kursları var. Benim zaten bir tatilim yok.

Dolayısıyla niye seviniyorsam Yaşasın Cuma diye, seviniyorum işte :)

Sabah normalden yarım saat erken kalktığımdan birazdan kesin bir yerlere kıvrılacağımı bilsem de, büyük oğluşu okula bıraktım, yürüyüşe çıktım, duşumu aldım, kahvaltımı yaptım. Şimdi de çay keyfindeyim. Bir de öğle yemeği işini hallettim mi , oh :)

Şöyle enerjik günaydınları alayım efendim.

GÜNAYDIN :)

Kendime Not

Öyle iki büklüm durunca göbeğini saklayamıyorsun canım, aksine daha kötü oluyor. Omuzlar geri, dik dur, bir iki santim uzun gözükürsen bir iki kilo vermiş gibi olursun. Hem kırk yaşını geçtin- pardom otuz demek istedim- artık burnu büyük durmak zamanıdır. O gıdı nasıl gizlenecek aksi halde. Hı?

Yine Cevap Veriyorum :)

Sevgili Sevda da beni mimlemiş :) Hemen onları da cevaplıyorum. Soruların bazılarını daha önce kapsamlı bir şekilde yazmışım gerçi, onlara da link verdim. Bayılıyorum eski yazıları tekrar okumaya :D

1-EN SEVDİĞİN ŞEYLER NELERDİR? NELERDEN HOŞLANIRSIN?
Bununla ilgili gayet kapsamlı (Yani bol fotoğraflı:) bir yazım var, şurada :)


2-BİLGİSAYARDA VAKTİNİ NELER YAPARAK GEÇİRİRSİN?
Boş boş ekrana bakarak geçiriyorum en çok sanırım. O sırada ne yazacağımı düşünüyorum da :D Bloglara bakarım, gazete okurum, oyun oynarım, ödev yaparız.

3-EN SEVDİĞİN FİLMLER NELERDİR VEYA İZLEDİĞİN VE HAFIZANDA KALAN VEYA KESİNLİKLE İZLEYİN DEDİĞİNİZ?
Aaa, bu da şurada var :)

4-ŞU SIRALAR ALMAK İSTEDİĞİNİZ ŞEYLERİN LİSTESİNİ YAPARSANIZ BUNLAR NELER OLUR?
Krem- unutmadan kesin almam gerek .
Süt bitmiş evde, nasıl oldu anlamadım.

Yok listeleri karıştırmışım :)

Salona yeni halı istiyorum. Ama beğenemedim bir türlü.

5-ŞU SIRALAR EN ÇOK DİNLEDİĞİNİZ ŞARKILAR? 3 TANE

Bu sıralar en çok "Sis Dağının Ardında" ve "Samanyolu" dinlemekteyim. Küçük oğluş gitar kursuna başladı da :)

Şurada oldukça uzun bir sevdiğim şarkı linkleri var :D
  • Perşembe, Şubat 23, 2012
  • 2 Yorum

Cevap Veriyorum :)

Selenciğim beni mimlemiş.

1. Ölmeden görmeyi istediğin bir ülke var mı? Neden orası?
Alaska, İskoçya, İzlanda, Tibet. Kurda kuşa yem olabileceğim heryeri görmek istiyorum sanırım J

2. Kış mı? Yaz mı?
4 mevsimi yaşayabildiğim için çok mutluyum. Hepsinin farklı bir tadı var benim için. Kışla yazı çarpıştırırsam kış kazanır ama J

 3. Hiç saçının tamamını boyattın mı? Pişman mısın?
Mecburen sürekli boyatıyorum. Bir senesinde belki beyazlar hemen çıkmaz ümidiyle sarıya boyattıydım. Verdiğim paraya acımasam 6 ay kullanır mıydım bilmiyorum J

 4. Bloğumda en çok ne tarz konular görmek isterdin?
Yazdıklarını okumayı seviyorum, ay şunu da yazsa diye bir şey hiç düşünmedim açıkçası J


5. Yaptığın en çılgınca şey neydi?
Sanırım onca sene okuyup, yüksek lisans falan yapıp üzerine uğraşıp didinip müfettiş olduktan sonra işi bırakıp ev hanımı olmam .

6. En sevdiğin tatlı nedir?
Oooo, bu konuya bulaşmayalım J Zaten onları aklımdan uzak tutmaya çalışıyorum bu sıralar. Gerçi şöyle bir iyi şey var ki ben açken hayatta tatlı bir şey istemez canım.

7. Hiç bıkmadan kullanabileceğin oje rengi?
Eskiden koyu bordo ve siyahtı. Şimdi zaten sürmeyi başarabildiğim yok, sürersem de çıktığı belli olmasın diye sedefli beyaz.

 8. Hayvanları sever misin? Evde beslemeyi istedin mi hiç?
Uzaktan severiz öyle birbirimizi. Birkaç defa beta balığı ve lepistes beslemişliğim var.

 9. Düzenli olarak takip ettiğin bir dergi var mı? Varsa hangisi?
Evim dergisi alıyorum her ay. İçindeki rengârenk şeylere bakarken mutlu oluyorum.

 10. Sence Türkiye'de en yaşanılası şehir neresi? Neden?
Ben bir İstanbul aşığıyım.


11. İnsanların sende gördüğü, dile getirdiği en iyi ve en kötü özelliğin nedir?
Hımm. Bir kötü özelliğimi dile getiren olmadı :D Harikayım anacım :D (Pöh)
  • Perşembe, Şubat 23, 2012
  • 0 Yorum

Tamam Tamam Panik Yok

Dün sabah kahvaltıda misafirim vardı. Diğer öğünler olsa kendimi tutarım, hiç sorun yok. Ama kahvaltı bu. İnsan dayanabiliyor mu? İnsanı bilmem Handan dayanamıyor. Zaten ne demiş şair: "Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı". Herhalde light ekmek arası yağsız beyaz peynirden bahsetmiyordu o arada di mi?

Neyse, yedim işte anacım. Ekmek sepetine koyduğum light ekmeklere yan gözle bile bakmadan tahıllı simite dadandım.

Hepsinin üzerine de tereyağla reçele sulandım.

Yok, pişman mişman değilim.

Herkese günaydın.

İştah kabartıcı şeylerden uzak durduğumuz bir güne açılsın sabahımız. (Biraz kişisel bir dilek oldu ama idare ediverin artık:)

Not: O şair Cemal Süreyya oluyor. Şiirin tamamı da şurada. (Güleceğim geldi ama bozuntuya vermiyorum :)
  • Çarşamba, Şubat 22, 2012
  • 9 Yorum

Teşekkür :)

Son zamanlarda gelip beni bulan ve izlemeye alan güzel insanlar, hepinize teşekkür ederim. Yoksa o kadar keyifli blogları nasıl keşfedecektim ben.

Ve en başından beri hep yanımda olan canlarım, bunca senedir hepinizi arkadaşım olarak görüyorum size de teşekkür ederim :)

Gelip, sessizce okuyup giden tanıdıklarım, sizlere de teşekkür ederim, arada yazmayı bırakmayı düşündüğüm zamanlarda devam etmeme vesile oldunuz.

Hepinizi seviyorum.

Söylemek istedim :)

Bilin Bakalım Bu Ne Ağacı ?

Bak ne zamandır Toulouse'dan bahsetmemiştim. Görmemiş hayatında bir kere yurt dışına çıkmış, çekeceksiniz kardeşim, yapacak birşey yok :D


Orada kanalın kenarındaki bir ağaç bu durmdaydı. Neden olduğu konusunda en ufak bir fikrim yok. Fikri olan varsa belirtsinler de öğrenelim :D

Yaaa..

Ben tek kelimeli kelime doğrulama zamazingosuna üşenirken bir de bugünlerde nereye gitsem iki kelimelilerden çıkıyor karşıma. Okunma da okunmuyor. KELİME DOĞRULAMAYA SON KAMPANYASI açıyorum. Haydi arkadaşlar, sesimizi duyuralım, kelime doğrulamalar kapansın bir bir :D

Not: Valla gerek yok, kendiliğinden spama düşüyor zaten...
  • Pazartesi, Şubat 20, 2012
  • 3 Yorum

Cemreleri seviyorum :)

Hıdırellezi de seviyorum mesela. Kutlanacak herşeyi seviyorum. Ama kutlamalar,  pazarlama taktiği yapılmadan, sade bir sevinçle olunca seviyorum. Neyse ki "Birinci cemre havaya kampanyası, 12 ay taksitle" gibi şeyler çıkmadı henüz :D

Ağaç dallarındaki tomurcukları, her yağan karın altından daha bir fışkırarak çıkan papatyaları, mevsimin ilk kelebeğini görmek mutluluğu ile yapılan sessiz bir kutlama ...

Ne güzel...
  • Pazartesi, Şubat 20, 2012
  • 5 Yorum

Zzzzz

Sabahları erken kalkmakla ilgili hiçbir problemim yok ama sonrasında uyanık kalmak sorun:)
  • Pazartesi, Şubat 20, 2012
  • 6 Yorum

Cin Fikir

Brokoli salatası yaparken derin bir kap kullanmamak gerekiyor. Çünkü salata sosunu üzerinde tutmadığı için yukarıda kalanlar tatsız tuzsuz oluyorlar. Onun için düz tabağa yaparım ben hep, size de söyleyeyim dedim :)

Kendime Not

Ne yazık ki  midenin tad alma mekanizması yok, öyle bir çiğneyip yutarsan sonra "Tadı damağımda kaldı" diyerek yemeğe devam edersin tabi. Çok çiğneyip tadını çıkart...
  • Cumartesi, Şubat 18, 2012
  • 2 Yorum

Kendime Geldim

Elindekilerle mutlu olmayı bilmeyen hiçbir zaman mutlu olmayı başaramaz, aklını başına topla dedim kendime. Hayatını kendini dinlerken, gereksiz ruh çözümlemeleri yaparken satır aralarında kaybetme, yaşa...

Hayatı yaşamak bir bardak çayı keyifle yudumlamaktır bazen, bazen bir kuş sesini dinlemektir gülümseyerek, çocuklarını izlemektir uyurken ve dayanamayıp öpmektir.

Hissetmektir, hayatı yaşamak.

Bunu yapmak da sadece ve sadece senin elindedir. Aksi halde hiç mutlu olamayacaksın...


Bu sabah Can olmadığı için Bilgiç'i Ataşehir'e götürmem gerekiyordu. Şansımıza güneşli bir güne uyandık. Hazırlanıp çıktık. Dönüşte kulağıma walkmanimi taktım (walkman mi kaldı şimdi, telefonun mp3çaları işte :), buz gibi havayı içime çekip güneşe gülümseyerek hemen otobüse binmeyip bir iki durak yürüdüm fazladan. Çevreme baktım gören gözlerle, mutlu oldum....

Herkese günaydın.

Gözümüzün önündeki gereksiz perdelerin kalktığı, tadını çıkarttığımız bir güne açılsın sabahımız :)
  • Cumartesi, Şubat 18, 2012
  • 3 Yorum

Çok Kötüyüm :D

Yan yana durmaması gereken "de"leri "mi"leri "ki"leri ayırmak istiyorum. Hani o sırada elimde olsa hemen yapıvereceğim.

Bir de herkez görürsem o z bana nasıl batıyor nasıl batıyor.. Bu kadar olur. Kendimi sssss larken buluyorum.

Herkes, herkes desin bakayım :D

Şöyle Bir Alıcı Gözle Baktım da

Bloğum da benim gibi karman çorman.

Bol bol çiçek, bulut, deniz çekmişim. Ama fotoğraf bloğu değil.

Arada felsefik takılmışım arada fal bakmışım.

Oyun oynamışım.

Şiirler, şarkılar falan.

Dibe vurmalar, havada uçmalar.

Çocuklarımdan bahsetmişim bol bol ama pek anne bloğu da değil.

Arada yemek pişirmişim, arada sofra hazırlamışım. Yemek bloğu değil.

Temizlik, ütü bol bol.

Gezmişim tozmuşum bazen, gördüğüm ne varsa doldurmuşum. Gezi bloğu da değil.


Çok komiğim yahu :)

Zaten hem rock dinleyip hem ud çalan, hem evde çıkmak istemeyip hem bulduğu her sarı tabelayı takip eden, hem çok konuşup hem sessizliği arayan, hem çılgın hem disiplinli, hem dağınık hem düzen seven bir tip olursam başka ne olacaktı ki benim yazdıklarım :)

Bırak dağınık kalsın :)

Not: Yazının içinde  14 yazı daha gizlidir, boş vaktinizde uzun uzun okuyun anacım :)

Ordan Burdan

Kar yağıyor. Ben de her kar yağdığında perdeleri açıp pencerenin önüne kuruluyorum. Özellikle de geceleri sokak lambasının ışığında izlemek terapi gibi birşey.

Kitap fuarından aldığım kitaplardan sadece birisini bitirebildim. Metehan'ın öğretmenin verdiği kitap listesini okuyoruz oğlumla birlikte. Bir yarışmaya girecekmiş, ben de gideceğim onlarla ama ne yapacağımı bilmiyorum. Kitapları okuyorum şimdilik. Ama kitap beni çekmeyince o kadar yavaş gidiyor ki. Uzun zamandır beni çekmeyen kitapları bitirmeye çalışmadığım için pek zorlandım.

Ama kitap listesindeki bir kitap beni yıllar öncesine götürdü. Babaannemle evin küçük odasındaki divanın üzerindeyiz. O örgü örüyor, ben dolaşan yünleri açıyorum. Bir taraftan da bana masal anlatıyor. O masalları neden teybe kaydetmemişiz ki. Halbuki babam herşeyi kaydederdi. Neyse işte kitapta o masallardan bir kaçına rastladım. Tam aynı değildi herhalde ama yine de mutlu etti beni.
Bir taraftan da nihayet yapbozuma başladım. Kafamın içindeki gevezelikleri susturabilen yegâne uğraş. Masanın üzerinde duruyor. Gidip gelip bir iki parça koyuyorum. Bilgehan küçükken puzzle halısı almıştım, geceleri yapıp sonra kaldırıyordum güzelce. Şimdi ihtiyacım yok artık. Beni yapboz başında görünce o da kendisininkileri kapıp geliyor :) Yerinde duramadığı minicik zamanlarında bile onun ilgisini çeken yegâne şeydi .


Metehanların okulunda 7. sınıflar plastik şişelerden heykeller yapmışlardı, şubat tatili boyunca da sergilenmişti , aklıma geldi onun da fotoğrafını koyayım buraya . Sizi bilmem ama bizim evden o kadar çok geridönüşüm çöpü çıkıyor ki. Yakında bir dönüşüm kutusu olmadığından sitenin diğer ucuna gitmekteyim sürekli. Keşke onlardan da birşeyler yapılabilseydi.

Kendime her ay bir müzik CD si almaya karar verdim. Ayrıca yeni gruplar keşfetmek istiyorum artık. Kısır döngüde kalmışım sanki.

İşte böyle canlarım.

Bugün yaşasın cuma.

Herkese günaydın...

Sıcacık bir haftasonuna açılsın sabahımız.

Grup Terapi -2-

Bu yazı ilk yayımlandığı zamandan beri neredeyse 5 yıl geçmiş, yazıyla da yazıyorum beş yıl! Sanırım bir daha tedavüle sokmanın vaktidir :D


Kilo problemi olanlar buraya arkadaşlar. Bugün size terapi hizmeti vereceğim. Eh, daha da ne yapılır bilmem.

İlk ben başlayayım.

Ben Handan. 36 yaşındayım. (Ha ha ha bu kısmına bile dokunmuyorum yazının, orjinali muhafaza edelim değil mi:)

Ve oburum.

Özellikle canım sıkıldığında mutfağa gidip çayla birlikte ne bulursam yerim. Ekmek arası çikolata mesela. Hele o bol kalorili mısır cipsleri yok mu.

Ama malum yaz geliyor, ve üzerime yapışanlardan kurtulmak istiyorum. Başaramıyorum :(

Üüüüüü...(Ağlama efekti)

(Burada seni seviyoruz Handan demeniz gerekiyor.)

Tamam şimdi başka duygularını paylaşmak isteyenler varsa buyursun.

(Beni burada sap gibi tek obur olarak bırakırsanız, bu post 12 saat içinde kendisini yok edecektir haberiniz olsun :)

Günaydın... Bol yeşillikli bir güne açılsın sabahımız ...

Yağmur Ormanları Hakkındaki Bazı Gerçekler

Çocukların dergilerine bakmaya bayılıyorum. Şimdi bu bilgileri öğrenince başımız göğe ermeyecek , hayat daha kolay olmayacak, yine de bilmemekten güzel :D Hem en alttaki fotoğraf var ya o beni kendimden geçirdi.

  • Amazon yağmur ormanı, sudomuzu adı verilen , Alman çoban köpeği büyüklüğünde dev kemiricilere ev sahipliği yapar..

(Sudomuzu diye resmini aratırken onun bizim - kendisiyle yüzyüze tanıştıydık akvaryumda-  kapibara olduğunu öğrendim. )


  • Perudaki yağmur ormanlarında gökkuşağı renginde çekirgeler vardır.




  • Otomobil lastiğinden bile geniş olabilen dünyanın en büyük çiçeği Endonezya'daki yağmur ormanında yetişir. (Rafflesia çiçeği imiş, bknz)

 Pek normal duruyor değil mi?
Hımmm, buna nedersin?


  • Dünyadaki kelebek türlerinin dörtte biri Güney Amerika yağmur ormanlarında yaşar.



  • Çarşamba, Şubat 15, 2012
  • 6 Yorum

Bazen

Canım bir şarkı dinlemek ister ama bir türlü bulamam ruhumun şarkısını.
  • Çarşamba, Şubat 15, 2012
  • 3 Yorum

Barbara Mock

İnternette bayağı dolaşmama rağmen hakkında pek de bilgi edinemedim. Annemle benim en sevdiğimiz puzzle ressamı :) Benim salonumda onun resimleri asılı. (En üstteki örneğin:)Her baktığımda içim mutlulukla dolar.





  • Çarşamba, Şubat 15, 2012
  • 2 Yorum

Haydi

Herkes kendisinden sonra gelene bir şarkı hediye etsin :)

Bu da benden ilk gelene olsun ...


"Sevgi"
Sadece,
Küçük bir sözcük mü
Sence?


İçinde birazcık varsa,
Dünyayı yerinden
Oynatırsın
Bence...

Halide Karamahmutoğlu- Pervaneler

Eyvah !

Bel kalınlaştıkça beyin küçülüyormuş...

Neyse ki çok akıllıyım da küçük müçük idare ediyorum anacım :D

(Bknz)
  • Pazartesi, Şubat 13, 2012
  • 0 Yorum

Bugün

Bilgisayarımızın masaüstünü düzenleme günü imiş, ajandam öyle diyor :D
  • Pazartesi, Şubat 13, 2012
  • 0 Yorum

Bunu da Anlatayım

Metehan 2,5 yaşına gelmişti. Dünyanın en akıllı, sakin, büyümüş de küçülmüş çocuklarındandı. Ben de harika bir anne olduğumu düşünüyordum tabi :D (Ho ho ho)

Selmacığım ikinci çocuk istiyordu. Aylarca onun ikinci çocuk lafını dinledikten sonra nihayet hamile kaldı :) Hülya'ya dedim ki , sakın şu sıralarda çocuk doğurmaya kalkma, bir hamile yeter bize. Yok ben öyle dememişim, o da hamile kaldı. Şöyle bir baktım sağıma soluma, bu kadar hamileyle ben nasıl başa çıkarım.

Diyorum ya melek gibi de bir oğlum var. O sırada diğerini görmediğim için 3 çocuk istiyorum zaten :) İşten ayrılmışım, 5 oda bir salon , tek katlı bir evde oturuyorum. Bütün durumlar müsait yani. Haydi biz de ikinciyi düşünelim bari dedik.O arada Metehan 4 yaşına falan gelir diye planlamıştık ama 9 ay sonra Bilgehan bey yanımızdaydı :)

Kaç etti? 3 hamile. (Sonradan 4. de eklendiğinde bulaşıcı birşey olduğuna iyice karar getirmiştik)

3 tip, sabah kahvaltı yapmak üzere buluşur. Kahvaltıdan sonra herkesin tansiyonu oynadığı için biraz soluklanalım diyerek bir yere yayılır. Sonra kendimize hamile olmayan bir arkadaş bulmalıyız diyerek söylene söylene sofra toplamaya çalışır... Çok komikti halimiz çok...

Ama çocuklar doğduktan sonraki içler acısı halimizle karşılaştırılırsa son rahat anlarımızı yaşıyormuşuz da haberimiz yokmuş o başka :D

Daha anlatmam diyordum ama başka bir anım daha geldi aklıma. O da bir dahaki sefere kalsın artık :)

Herkese günaydın.

Gönlünüzden geçenlerin gerçekleştiği, büyülü bir haftaya açılsın sabahınız...
  • Pazartesi, Şubat 13, 2012
  • 3 Yorum

/\/\ /\/\

Bir an dünyada hiç kuş kalmadığını düşündüm , yüreğim sıkıştı...

Sabah penceremde cıvıltılarını duyamadığımı.



Vapurda simit atamadığımı.






Balkon demirine kumruların konmadığını.




Parktaki güvercinlerin korkusuzca ayaklarımın altında dolaşmadığını.




Akşam gün batımında sürüler halinde uçmadıklarını.


Göçleriyle mevsim dönüşlerini haber vermediklerini.




Ben tam bu yazıyı yazarken karşımdaki ağacın en üst tepesine konmaya çalışan kuşun sevimliliği, kahvaltı yaparken elimizden ekmek kapanın tatlılığı, mutfak camının önünden bana bakanın çapkınlığı...




Ve onların büyüleyici uçuşlarının muhteşemliği.





Ve şarkılarının mutluluğu.


İyi ki varsınız kuşlar dedim...