Geçmiş Olsun İzmir

İzmir'de yaşayan blog arkadaşlarım umarım hepiniz iyisinizdir. 

Hayırlısıyla şu berbat günleri bir geride bırakabilseydik artık, neye üzüleceğimize şaşırdık.

Geçti geçti  . 

Bu Sabah Yine Metos'la Bir Kaçamak Yaptık

Metos'un dersi saat birde başladığı için biraz koşturmalı gezi oldu, 16000 adım atmışız, hızlı yürümeye çalışmamız da cabası ama olsun.

Alış veriş bilem yaptık o arada 

Kadıköy merkezi özlemişim. Moda'dan denizi seyretmenin keyfi de başka güzel.

Şarkılar sakladım fotoğraflara, alın bakalım :)









 

Kitap Salı

 Sadece bir kitap mı okumuşum ben bu hafta? Sanırım instagramda eskiden kitap tanıtımı yaptığım haftalarda o kitapları tekrar okurken yenilerine sıra gelmiyor :)



Geçen hafta ucuz kitapların içinden G Ü Z ile başlayan kitap seçmiştim demiştim.

Zamanda Buluşma bu kitaplardan biri. 

Ablasını on üç yıl önce kimin öldürdüğünü bulmayı aklına koymuş olan Burçak yaşadıkları apartmanda o sırada oturanları, kimlerle ilişkide olabileceklerini araştırmaktadır . Bir gece tuhaf bir şimşek çakması ile ürküp chat odasında "Orada birileri var mı?" diye attığı mesaja Uzay karşılık verir.İşin inanılmaz tarafı ise Uzay'ın 13 sene öncesinde yaşamasıdır.

İlk sayfasından sonuna kadar merakla ve heyecanla okudum kitabı. Üstelik zamanla oynayıp zaman paradoksuna düşmeyen ender kurgulardan. Hani şu, adam geçmişe gider, olanlara bakar, ipuçlarını takip eder ve sonunda onları kendisinin koyduğu ortaya çıkar falan,  işte bu kurguları hiç sevmem. Olay döngüsü ilk başladığında adam zamanda geri dönmüş olamayacağından paradoksa neden olur, beni rahatsız eder. Oysa bu kitapta zaman içinde yazışmalar olduğu halde hiç kısır döngüye girmemiş olaylar. Göl Evi'nden iyi bence 😁

Heyecanlı ve güzel bir polisiye okumak isterseniz bu kitabı öneririm. Kitap alış verişi yaparken sepetinize atıverin, bunu hak ediyor. 

İyi ki almışım. Yazarın diğer kitaplarına da bakacağım.



Bugün de Geçti


Sabah çöp gibi kalktım. Mutfak dandini ev dandini, yapılacak işler yığınla. Yerleşecek pazar alış verişlerim var, yemek yapılacak, spor günü, çamaşırlar toplanmayı bekliyor,  ütüyü saymıyorum, sanki bir gün önce ev süpürülmemiş. Biri beni süpürse modundayım.

Çocuklara kedi yemeği yaptım. (Kedi yemeğinin ne olduğunu bilen sıkı takipçi ve sıkı hafızalı bir arkadaşa hediye göndereceğim :) Geceden suya koyduğum tencereleri yıkadım . (Yalnız şu an acı bi şey hatırladım, balık tepsisi fırının içinde beni bekliyor, ıyk) Sonra kendime yukarıdaki kahvaltıyı hazırladım. Bari oturup keyif yapayım önce dedim.

Gerçi o kadar yemeyeydim iyiydi, karın kalça çalışırken ağzımdan çıkacaktı her bi şey. Pilates saatini bir saat öne aldık, çok iyi oldu ve fakat yedi gibi yemem lâzım geçe bırakmamam gerekiyor. 

Spor saatine kadar sebze yıkadım, dolmalık biber ayıkladım, kıyma çıkarttım.

Sonra spor ve duş.

Metos'un ders arasına yemek yetiştirdim  . O arada Can'ı da kaldırdım. Kahvaltısını yaptı, arkadaşıyla buluşmaya gitti.  

Kıyma açılmıştı, dolma yaptım . Makarna bir de. Evi süpürdüm.

Çamaşırları toplamadan bir çay keyfi yapmaya karar verdim.


İşlerin çoğu bitince içimdeki sıkıntı da geçti. Kitabımı okudum biraz. 

O arada Metos çamaşırları topladı sağolsun. 

Ohhhh. 

Şu anda saat altı olmuş. Migros siparişim gelene kadar rahatım. Bulaşık makinasını boşalt dedim Bilgiç'e ama pek yorgun olduğundan sonra yapcekmiş. Bakalım. 

Ah Daha Çok Enerjim Olsa Neler Neler Yapacağım

Bu hafta az biraz daha enerjim vardı çok şükür. Dirseğimdeki ağrı devam ediyor ama halsizliğim azaldı biraz.

 


Ben de kendimi evden dışarı attım azıcık.

Cuma günü Acıbadem Caddesi'nde tur attım. Aslında alış veriş merkezine gidesim vardı ama hava güzel olunca dışarıda durayım dedim. Pastaneden ekmek aldım. Bir de Makro'ya girip nachos kaptım. Mutlu mutlu eve döndüm. Mideye çalışıyorum hep     :D




Cumartesi sabahı annemle yürüyüş yaptık mahallede. Haftasonu sabah erken sokaklarda pek kimse olmuyor, güzel yürünüyor. On gündür ben hasta gibi hissedince annem de hep evde kalmıştı.  İyi geldi ikimize de.

Bu sabah Nakkaştepe Millet Parkı 'nda kahvaltıya gittik. Bu millet parkı ismi tüylerimi diken diken ediyor gerçi, diğer parklar gâvur parkı mı sorusu uyanıyor insanın kafasında. Neyse. 


Can'ın yeğeni de geldi. Her ne kadar doğal yeşil alanların yapaylaştırılmasına üzülsem de fena değildi burası. Masalar ahşaptı, localar gibi düzenlemişler, birbirleriyle iç içe değil, her birinde çöp kutusu var falan. 


Daha çok deniz manzarası olacağını zannetmiştim ama yoktu  . Belki daha aşağılarda vardır bilemiyorum. Boğaziçi Köprüsü'nün uğultusu çoktu yalnız oturduğumuz yerde. Biraz aşağıda gölet ve şelale olan yeri görünce bir daha gelirsek burada otururuz dedik. Su sesi diğer sesleri bastırmıştı orada.


Bize arabayla on dakika mesafede olmasına rağmen yeni keşfettiğimiz bu yer arkadaşlarla buluşup oturmak için güzel. Havalar kötüleşmeden yapılabilir birşeyler. 


Bu sefer sabah oğlanları da kaldırdım erkenden. Hep birlikte çıktık. Sürekli evde dip dibe olmaktan gerilen sinirlerimize iyi geldi sanki. Biraz switch ile oynadık. Ben pek anlamıyorum bu aletlerden ama bu nesne kendisine harcanan parayı sonuna kadar hak ediyor . Kenarındaki kumandalar çıkıp iki kişiye ayrı ayrı kumanda olabiliyor,  televizyona bağlanıp evde oynanabiliyor  veya çantana atıp kendi kendine oynayabiliyorsun. Bilgehan geçen sene bunu alabilmek için her kuruşunu biriktirmişti. Yine de Amerika'ya gitmesek zordu almamız.

Neyse,  konuyu dağıttım. Şu  masada oynanan yarım saatlik oyun elektriğimizi boşaltmamızı sağladı. Aynı evin içinde hepimiz kendi dünyalarımızda yaşarken evden dışarı çıkıp buluşmak çok ilginç ama her zaman işimize yarıyor.


İşte böyle bir sabahtı. Saat dokuzda kimsecikler yokken gittiğimiz parkta etraf kalabalıklaşırken biz çıktık.

Dönüşte pazara uğradık.

Evde koşuşturma başladı sonra. Bulaşık makinası boşalt, çamaşır topla, as, pazar çantası yerleştir, yemek hazırla, ev süpür derken akşam oldu.

Yoruldum tabii ki ama sabahki kaçamak değdi. 

Günün tatlı sürprizi de bir saat yukarılara bakarken sonunda yakaladığım kızılgerdandı. 



Ve bir kaç masalsı ayrıntı . İçindeyken dikkat çekmeyen ama hep orada duran minik güzel köşeler.

İyi ki varlar.



Bizim Bilgiç'in Online Eğitim Halleri

Odasına bir girdim, kulağında kulaklık biriyle sohbet ediyor, elinde telefon oyun oynuyor.

Oğlum ne yapıyorsun sen dedim.

Dersi dinliyorum merak etme diyor.

Kulaklıkta birilerinin konuşması,  telefonda oyun, bilgisayar ekranının bir minicik köşesinde öğremen görülüyor. Dudaklarını okuyor herhalde bir santimlik ekrandan. 

Öğretmenine söyleyeyim dedim, 18 yaşındaki delikanlı dersini takip etmiyorsa ne yapacak öğretmen? 

Kitap Salı

Bu hafta salımızda üç kitap birikmiş. Hımm,ne güzel diyecektim ki hatırladım, iki haftalık kitap bunlar. Neyse koca yaz bir kitap okuyabildiğim düşünülürse iyi yine :)


Bu arada yazıları instagram hesabımdan alıyorum, o yüzden orayı takip edenlere ikinci baskı gelebilir ama bloğa koymazsam bloğuma haksızlık ediyormuşum gibi geliyor. Hem aralara başka şeyler de ekliyorum,  orada söylemediğim dedikodular :D



İlk kitap Nevernight, Kuzgunun Gölgesi. 

Metehan'la geçen senelerde kitap fuarından alıp alıp koyduğumuz fantastik kitaplardan birisi Kuzgunun Gölgesi. Üç kitaplık seri, birincisi var bizde. İkincisi de çıkmış  ama sanırım üçüncüsü çıksın öyle alırız ikisini birden. Neyse ki bu kitap olaylar bir sonuca vardığında bitiyor da devamı yok diyerek kalakalmadık.

İlk dört beş sayfada kim kiminle ne yapıyor algılamakta zorluk çektim. Kızın ilk cinsel ilişkisi ve ilk cinayeti anlatılmış bu kısımda. Sonrasında zamanda bir ileri bir geri giderek Mia'nın başından geçenleri görüyoruz. Geçmişte ailesinin başına gelenlerden sonra yaşadıkları. Günümüzde ise bunu yapanlardan intikam alabilmek için katıldığı Kızıl Kilise'de diğer adayların arasında sıyrılarak dört kılıçtan biri olmaya çalışması.

Kitabın dili küfürbaz ama eğlenceli. Sayfaların altında anlatıcının notları hem bilgilendirici hem komik. Yalnız bu alt notlara giden yıldızlar öyle dikkat çekmeyecek şekilde basılmış ki, nereye ait olduklarını bulmaya çalışmak yordu. 

O kısmı geçersek akıcı ve sürükleyici macerasıyla üç günde bitirdim. 

Tek hoşuma gitmeyen arada geçen oldukça ayrıntılı sevişme sahneleriydi. Biri en başında olmak üzere üç beş yerde karşıma çıktı. Ne diyeyim, pek bilgilendirici ve eğitici olmuş. 




♠️Şairleriniz ne derse desin, atlar son derece nahoş seyahat araçlarıdır. Koku, zaten kırık olan burna sağlam bir sağ kroşe indirmeye benzer; binicinin hassas yerlerine maliyeti genellikle morluklardan çok içi su dolu kabarcıklarla ölçülür ve at sırtında seyahat etmek yaya seyahat etmekten pek hızlı değildir.

♠️Işık yalanlarla doludur, Çömez. Güneşler yalnızca bizi kör etmeye yarar.

♠️Hain dediğin, kaybeden taraftaki bir vatanseverdir.

♠️"Ne olduğunun bir önemi yok" dedi Cassius. "Olman önemli. Ve kendinle ilgili daha büyük bir bulmacanın cevabını arıyorsan, hak edene kadar benden duymayı bekleme."



İkinci kitap  Meslek Yarası.

Zeynep Oral'ın Milliyet Gazetesi'nde çalışmaya başlamasından (hatta okul zamanlarından) 2001 yılında gazeteden kovulmasına kadar geçen süreyi anlattığı kitapta  o döneme dönüp bakıyoruz. Anlattığım sadece kendi hikâyem, yaşadığım  bütün dengelerimi alt üst eden günün üzerimdeki etkileri yazdım dese de yakın tarihimizden bahsederken o günleri hatırlamamızı sağlıyor.

Daha önce Bu Cennet Bu Cehennem kitabını okumuş,  onu da çok sevmiştim. Bu da ele alındığında su gibi akıp gitti. Yazı dilini, samimiyetini seviyorum. 

Yaşam hikâyelerini seviyorsanız, yaşamın tam ortasından yazılar yazan, otuz sene sanat dergisi çıkartan, otuz üç sene yuvası olarak bildiği gazetede işten çıkartıldığını başkalarının yazısından öğrenip bütün gün teyit ettirmeye çalışarak olabilecek en seviyesiz harekete maruz kalan yazarın hikâyesini de seveceksiniz. 

Kitabı okurken onunla Cağaloğlu'da İkitelli'de koşturuyormuşum,  sanki birlikteymişiz,  benim arkadaşımmış gibi hissetim. İnstagrama yazarken,  kendi kendime dedim ki, Handan eğer bu satırlarda tanıdığın insansa Zeynep Oral, onu etiketlediğinde gelip yorum yapacak. Geldi ve yorum yaptı gerçekten de.  İçim sıcacık oldu. Bu bir yazardan yorum aldığım için değil, okuduğum insanın hayalimdeki insan olmasının sıcaklığıydı. 





🗞Söylemiş miydim?  Ben toplantılardan nefret ederim... Toplantı yapanların işi gücü yok da, ondan bu toplantıları yapıyorlar sanırım.

🗞Önümüzdeki hafta kapak konumuz ne?  
  Kimi zaman bu sorunun yanıtını aramıyorduk, arayamıyorduk bile... Yaşam, önümüzdeki sayının kapağını suratımıza çarpıyor, avucumuzun içine bırakıyor, gözyaşlarımızın arasına yerleştiriyordu. Kapağımızı yaşam sunuyordu. Kendiliğinden...

🗞Türkiye'nin gündemi öyle doluydu ki! Türkiye'nin gündemi öylesine çabuk değişiyor ve aynı zamanda öylesine hiç değişmiyordu ki...
 Bu harika, bu müthiş, bu korkunç,  bu zavallı, bu eşsiz değerli, bu çok gülünç ve bu çok acıklı yaşantımızda esin perilerinin peşine takılmaktansa, gerçeklerin peşine takılmayı yeğledim.

🗞Bu yaşadıklarımız bize çok şey öğretti :
    Bunların başında, tepki göstermenin ve direnmenin önemi geliyor. Tepki göstererek ve direnerek ne büyük bir güce sahip olduğumuzu hep birlikte gördük.
   Okurların ve çalışanların da gazetenin "sahibi"  olduklarını,  en azından gazetelerinden sorumlu olduklarını bir kez daha anladık. 
    İnsan olma onurunu, meslek onurunu korumanın elimizde olduğunu bir kez daha gördük.

🗞 Hiçbir tünelin ucunda hiçbir zaman ışık göremeyeceğimiz düşüncesi, yaygın bir düşünce halini alırsa artık hayatla boğuşmaktan bıkarız, vazgeçeriz. Ve Türkiye vazgeçmiş,  bıkkın insanların ülkesi oluverir. (Kemal Sayar)



Son kitabım cikletten çıktı. Güz okuma şenliğinin G, Ü, Z ile başlayan kitaplar kategorisine bir şey bulamayınca yapboz sipariş  verirken fiyat sıralamasında en düşük olan kitapları listeledim. Şu üç kitabı on küsür lira vererek aldım. 



Sevmezsem ne kaybederim seversem de piyangodan çıkmış gibi olur dedim. (Piyangodan birşey çıkıyor muyu?)  

Sürpriz yumurta açma heyecanına kapıldım,  çok eğlenceliydi :)

Ama bu kitabı pek sevemedim. Aslında çocuk kitabıymış, ben Üsküdar'la ilgili elimde kitap olsun diye almıştım. İşin garibi çocuk kitabı olarak almaktansa benimki gibi almak daha mantıklı zira çocuk kitabına göre fazla ağırdı. Kaç yaş çocuk hedeflenmişti bilmiyorum.  İçindeki güvercinli kısımlar küçük çocukların dikkatini çeker ama Üsküdar'ı anlattığı yerler ansiklopedik bilgi gibi, hiçbir çocuk o kısma odaklanamaz, ben zor odaklandım. Ayrıca muvakkithane,  bedesten,  arasta,  külliye gibi kelimelerin anlamlarını çocukların bildiği varsayılmış.

Neyse işte, İstanbul'la ilgili Yapı Kredi Yayınları'nda Cumhuriyet Kitapları'ndan çıkan çok daha güzel ve eğlenceli çocuk kitapları var, siz onlara bakın bence. 

İşte şimdilik bu kadar. Bakalım haftaya neler okumuş olacağım :)

Hepinize sürükleyici kitaplarla dolu günlerrrr :)


Hep de Söylenecek Şeyler Yapmıyorlar , Böyle Özel Günler de Oluyor

Can'la yan yana koltuklarda uzanmış telefonlarımıza bakıyoruz. O ihtimal alış veriş yapıyor ben de blog instagram ve oyun arasında dolaşıyorum.

Bilgisayar odasından oğluşların sesi geliyor. Arkadaşlarıyla konuşurken bağrışmakla meşguller :) Bazen seslerini kaydetsek de saklasak, evden gittiklerinde özleyeceğiz diyorum. 

Mutfakta bulaşıklar beni bekliyor. Şu dirseğim bir türlü iyileşemiyor bu işlerden. Bir geçseydi. 

Bugün ben ütüyü bitirdiğimde Metos uyandı. Kendine tost yaparken bana da yaptı. Balkonda yedik. Ne güzel geldi o tost.

Öğleden sonra yatak odasına çekildim. Arada oraya gidip kapımı çekerek  kendimle baş başa kalmam gerekiyor. Kitabımı okudum. Biraz gözlerim kapanmış  Bilgiç okuldan dönmüş, paldır küldür odama daldı, zıplattı beni. Baktım elinde cızırdayan tava. Sucuklu yumurta yapmış, ister misin diye soruyor.

Allah'ım,  bir şeyleri doğru yapmış olmalıyım. Bugünleri de gördüm ya. 

Sanırım her yere yetişmeye çalışıp, kafayı yiyerek bizimkilerin başına ekşiyeceğime arada dağınık bırakmam gerekiyor . 

Evet,  mutfakta toparlayacağım şey sayısı ikiye çıkmıştı akşam oraya girdiğimde ama çok şükür ki mutfağa alışık çocuklarım var. 

Veee, Metos ilk gömleğini ütüledi. Tam gömleğe el atmışken  onun nasıl ütülendiğini sorduğu aklıma gelip bırakmıştım. Yemeğimizi yedikten sonra gösterdim. 

En güzeli de ne biliyor musunuz,  bu işleri yapmayı çok karizmatik bulan bir oğlum var. Bence de öyle oğluşum, kimseye muhtaç olmadan ayaklarınızın üzerinde durmanız kadar karizmatik bir şey olamaz. 


Kendime Not


Ütü yaparken içinde romantik film izleme, öyle canım cicimlerden bu hallere nasıl düştüm diye sorgulamaya başlayabilirsin.

Yok, çok şükür canım cicim konusunda kocamdan bi şikâyetim yok, Allah çarpar adamı şikâyet edersem de ortam müsait değil anlıyor musun. Hizmetçi moduna girince canım cicim pek etki etmemeye başlıyor insanı. Bu karmaşada kayboluyor her şey.

Benim biraz yalnız kalmam lâzım. Sadece kendi keyfime bakıp üzerimden bütün sorumlulukları atmam lâzım. Minik hava kabarcıkları yetmiyor. Hava burcuyum ben, özgürce nefes almam lâzım. 

Neyse gidip ütüye döneyim. Dirseğim de sakat zaten, ütüyü kaldıramıyorum. Daha bunun dağınıklık toplaması, yemeği, bulaşığı var. Nerde kalmıştı şu film? 

Pazartesi

Sabah sporumu iptal ettim,  ütünün fişini çeltim, balkon kapısından gelen serin havayı içime çekerek iki battaniyenin altına gömüldüm.  

Nostaljik Pazartesi yazısı aradım, canım hiçbirini çekmedi .  Bıraktım. Belki akşama kadar bulurum bir şey.

Ev dandini ötesi. Bir kaç gündür nane molla olunca bıraktım dağınık kalsın. O da sağolsun bi dağınık kalıyor ki sorma gitsin.

Neyse ben geçen gün Can'la gidip bi çay içip döndüğümüz Bebek'te çektiğim fotoğrafları paylaşayım. Denize giriyordu insanlar. İstanbul boğazında denize girilen yere mi daha çok şaşırdım ( ayakla basılacak kadar sığ ve temizdi şaştığım o kısım, yoksa kendini akıntıya bırakıp ileriden çıkıp, karadan yürüyerek geri dönüp yeniden akıntıya bırakanları görmüştüm :D) yoksa ekim ayında girilmesine mi bilemedim.

Hadi üşenmeyip size şarkı saklayayım, haftaya başlarken tıklayıp alın bakalım.













Metehan'la İzleyeceğimiz Filmler

Pandemi başından beri Metehan'la benim sevdiğim filmleri izliyoruz. Şimdiye kadar neler izlediğimizi yazmamışız bir kenara ama bundan sonra izleyeceklerimizi listeledik, rastgele bir sayı seçip o günkü filmi belirliyoruz artık. Böylece ne izleyelim diye iki saat aranıp en sonunda geç oldu diye vazgeçmekten kurtulduk :)

Bu filmlerde fazla aksiyon filmi bulamazsınız zira onları zaten seyretmişiz :)


  1. Four Weddings And A Funeral
  2. Love Actually
  3. Notting Hill
  4. About A Boy
  5. Saint
  6. The Karate Kid
  7. Cocktail
  8. Days of Thunder 
  9. Rock of Aces
  10. Winter People 
  11. Flightplan 
  12. Candleshoe
  13. Hearts in Atlantis
  14. Instick
  15. Proof
  16. Fried Green Tomatos
  17. Benny and Joone
  18. Frankie and Johnny
  19. What's Eating Gilbert
  20. Finding Neverland
  21. Nick of Time
  22. Unknown
  23. Shindler's List
  24. Oscar and Lucinda
  25. When Harry Met Sally
  26. French Kiss
  27. Proof of Life
  28. Courage Under Fire
  29. Against the Ropes
  30. The First Wives Clup
  31. Only You
  32. Mystery Alaska
  33. Sweet Home Alabama
  34. Good Will Hunting
  35. Good Morning Vietnam
  36. We Bought a Zoo
  37. I Am Sam
  38. The Mask
  39. A Good Lie 
  40. Legally Blond
  41. Gone Girl
  42. Four Christmases
  43. La Famille Bélier
  44. Valentines Day
  45. Noel
  46. A Few Good Man
  47. Book Club
  48. The Devil Wears Prada
  49. Mamma Mia 2
  50. The Mirror Has Two Faces  
  51. Fiddler on the Roof
  52. It Could Happen To You
  53. True Lies
  54. Joe Somebody
  55. Strager than Fiction
  56. With Honor
  57. Point Break
  58. Oscar 
  59. Bill and Tate's Big Adventure
  60. The Usual Suspects 
  61. God Exists Her Name is Petrunya
  62. Kefernahum
  63. Pretty Woman
  64. The King's Speech
  65. Maudie
  66. Three Bilboards
  67. The Net
  68. Radiogram
  69. Handle With Care
  70. Hidden Figures
  71. Green Card
  72. My Blueberry Nights
  73. Night On Earth
  74. Pride
  75. Snowcake
  76. Midnight in Paris
  77. Where Do We Go Now? 
  78. Cinderella Man 
  79. The Dressmaker
  80. Queen
  81. Tracks
  82. The Best Exotic Marigold Hotel
  83. Driving Miss Daisy
  84. Little Women
  85. Imagine
  86. Starbuck
  87. Barfly
  88. Lion
  89. The Pursuit of Happyness
  90. Julie and Julia
  91. Whiplash
  92. Singin In The Rain
  93. The Name Of The Rose
  94. Gone With The Wind
  95. Immortal Beloved
  96. With Honors
Bir de izlediklerimizi yazayım da liste tam olsun diyorum ama bakayım aklıma ne kadarı gelecek

  1. The Intern
  2. We're No Angels
  3. Ghost
  4. Akira Krosawa's Dreams
  5. Cat on a Hot Thin Roof
  6. A Very Long Engagement
  7. The Professor and the Madman
  8. Nell
  9. The Mexican
  10. The Lake House
  11. The Blindside
  12. Two Weeks Notice 
  13. The Proposal 
  14. Kelly's Heroes
  15. The Good The Bad and The Ugly
  16. Overboard
  17. The Greenmile
  18. Hacksaw Ridge
  19. Groundhog Day
  20. Roseanna's Grave
  21. Conspiracy Theory
  22. Terminal
  23. The Guernsey Literary and Potato Peel Pie Society
  24. The Holiday
  25. Speed
  26. Love Letter
  27. A Beautiful Mind
  28. Butterfly Effects
  29. Gladiator
  30. Dirty Dancing
  31. The Commuter
  32. Pride and Prejudice
  33. Mamma Mia
  34. Master and Commander
Yalnız izlediklerimizi bulmaya çalışırken izlenecek listesine otuz film daha eklemiş oldum :)

Bu listeler burada dursun,  izledikçe ilk listeyi işaretleyeceğim, hepsi bitince de tek liste haline getiririm. 

Üşenmesem de önceden izlediğimiz güzel filmleri de eklesem bir ara :)

Yeşil Domates Kızarttım

Bir kere daha yapmıştım,  hatta blogda da var (İşte şurada). O zaman kalın doğramışım, bu sefer yarım santim kesince daha güzel oldu. 




Ekşi tatları seviyorsanız,  hazır yeşil domates zamanı,  deneyebilirsiniz siz de :)

Şimdi gidip sebzelikte unuttuğum fasülyeyi ayıklayayım. Yarın pazar günü, yer açmak lâzım yeni gelenlere :)

Not: Kızarmış Yeşil Domatesler filmini hâlâ izlemeyen varsa,  tez zamanda izlesin o harika filmi.  Demedi demeyin sonra.


Yıldız Parkı

Geçen hafta pazar günü sabah kahvaltısınde Yıldız Parkı'na gittik. Üniversiteden arkadaşım Birsen'in eşi Ahmet 'in bir fotoğraf atölyesi var. Ne zamandır bir şey yapmamışlardı,  pazar günü fotoğraf buluşmasına çağırdı Ahmet. Ben de bizim kızlara hadi siz de gelin dedim. Fotoğrafçılarla piknikçiler birlikte olduk böylece :D


Sabahın sekiz buçuğunda gidince piknik masaları boş, etraf sakin. Saat bir gibi çılarlen insanlar akın akın geliyorlardı. Tam zamanında kaçmışız dedik.


Özlemişiz birbirimizi. Kahvaltımız bol sohbet eşliğinde geçti. Fotoğraf ekibi cam bardaklarda çayları görünce şaşırdılar. E ben fotoğrafını çekeceğim onun dedim :)


Yıldız parkı çok güzel. Kocaman ağaçların altında tam bir keyif yeri. Deniz gören masalar, göl kenarı masaları. Dediğim gibi haftasonu erkenden giderseniz rahat oturuluyor. Arabayla içinde gidilip yol kenarına park edilebiliyor.


Kahvaltı sonrası kısa bir tur yaptık fotoğraf çekerek.


Işık harikaydı, hava tam gezmelik. Sonbaharı seviyorum :)


Buluşma ve fotoğra çekmek çok iyi geldi,  bu mevsimi çok iyi değerlendirmek, hiçbir fırsatı kaçırmamak gerek. 







İşte böyle keyifli bir sabahtı. Fotoğraflar çok fazlaydı şarkı saklamadım içlerine,  üşendim. Tıklarsanız büyük hallerini görürsünüz :D