Hazırlıklar Sürüyor:-)

Yarın akşam kalabalıklaştık:-)  Bir yaşından kırk beşe parti yapıyoruz:-)


Can kocaman örümceği duvara asmayı başardı. Çöp torbasından örümcek ağı harika bence:-)

İnternetten bulduğum resimleri bastırıp kâğıdı kıvırarak silindir haline getirdim. Ortasına da elektronik mum koyunca o kadar hoş oldu ki. Fotoğrafta pek belli olmuyor ama ucuz, pratik ve güzel:-)


Mumya Bob ve arkadaşı:-)


Ve gecenin starı, Allah sizi inandırsın hiçbir şeye bu kadar uğraşmadıydım, sinirimden maydonozları yedim ama neyse hiç kıpırdatmazsam bir tabak süpürgem hazır:-)

Şimdilik bu kadar, bizi izlemeye devam edin anacım:-)

Romantik..

Yağmurlu bir sabah...Battaniyenin altına kıvrılıp sıcak çikolata içerek film seyretme isteği uyandırıyor. Romatik komedi olsun, şöyle içimizi sıcacık yapacak türden.

Benny ve Joon kendilerine Yeni Bir Başlangıç yapsınlar. Harry ile Sally tanışsın. İlk Aşk ve İlk Dans'ın coşkusu sarsın yüreklerini. Göl Evi'nin muhteşem mazarasında Fransız Öpücüğü kapsınlar birbirlerinden. Özel Bir Kadın aydınlatsa gülüşüyle etrafı. İyi Bir Yıl geçirseler. Hayallerindeki Tatil'e çıkıp Çikolata keyfi yapsalar.

Sen Uyurken neler neler oldu bir bilseydi Kaçak Gelin. Köprüler ayırırmış zaman zaman insanları Beni Unutma  diye fısıldayan.. Ask Tarifi yapmayı Teklif etse de anlayamazdı kimse. Sonunda o da pes edip Benden Bu Kadar dedi.. Aile Babası yapmıştı Bay Kader' onu, gerisi onemsizdi.. Yeşil Kart'ı da kapmıştı üstelik..

O yıl Dört Nikâh Bir Cenaze arasında geçmişti. Bağlanmak Yok dese de Benim Aşk Pastam o kadar lezzetliydi ki..

Bunca romantizmi görünce Ah Keşke Otuz Olsam dedim kendime..

Hepinize günaydın sevginin tam yüreğinizi ısıtıp gözlerinizi ışıldatıp dudaklarınızda gülümseyiş olduğu bir güne açılsın sabahınız...

Not:  Bu abuk yazıda sanırım yirmi beş film saklı:-)

Not2: İki saattir uğraşıyorum şunun için yaaa, bu akşam izleyin birisini anacım





Bu Köşe Benim Köşem :-)

Şey, bu konuda Can'la muhalefet halinde olabiliriz biraz ama orasını karıştırmayalım. Hem şuraya baksanıza gayet de kız köşesi işte:-) ( Cadı şapkası ve çiçekle konuyu biraz daha kendi lehime çekmeye çalışmıyorum:-)


Bu pembe köşenin sahibesi geçen hafta gidip mamografi çektirdi, yerini sağlama almak için:-) Tamam pek keyifli bir deneyim değildi ama topu topu beş dakika sürdü. Beş dakika... Kendimize ayıracak o kadar bir süreyi hakketmiyor muyuz sizce?

Bildiğim kadarıyla Kadıköy Belediye'sinde bedava yapılıyor bu işlem ( Bknz). Diğer yerlerde oturanlar da araştırabilirler böyle bir hizmet var mı diye. Şimdi baktım Kadın ve Aile Sağlığı Merkezleri'nde de hizmetler arasında gözüküyor.

Hadi hadi, önemli bir konu bu. Üşenmeyelim. Gidene şeker vericem :-)

Hepinize günaydın.

Sonradan keşkelere neden olmayacak şekilde yaşadığımız bir güne açılsın sabahımız.

Terapi

Negatif duygulardan kurtulmak için en çok işime yarayan yöntem pozitif şeylere odaklanıp onlar için planlar yapmak...

Kafam plan programlarla doluyken bıdı bıdı konuşan rahatsız edici ses kendisine yer bulamayıp kaçıyor..

Evim Savaş Alanı Gibi...

Şimdi çocukları yolcu ettim ve etrafıma saçlarım diken diken olarak bakıyorum...

Dün akşam hadi hazır vaktimiz varken cadılar bayramı hazırlığı yapalım dedik. Cuma akşamı yine eğlenmeyi düşünüyoruz. Ben de bayağı fikir edinmiştim internetten.

Eğer çocuklar erkekse aslında cadılar bayramı çok kolay. Hemen oyuncaklarına gittiler ve bir sürü börtü böcek, korkunç görünüşlü oyuncak getirdiler.

Peçetelerden hayalet, naylon torbadan örümcek ağı ( Çöp torbasından kocaman bir tane daha yapmayı plânlıyorum:-) , şönilden örümcek falan elimize ne geçse bir şey yaptık. Yaptık iyi de, oğlanların odasına girilmiyor zira bütün oyuncak kutuları ortada. Salon masasını saymıyorum, onun kaderi bu zaten:-) Kâğıt kesikleri, boyalar, ıvırlar zıvırlar.

Bunların üzerine bir de benim sevgili Bilgiç'im haftalık çalışma programını olduğu gibi bırakmış mı! Hayır akşam öğretmeniyle konuşup evet evet yaptı onları diye söylemesem umrumda bile olmayacak da rezil olacağım sonunda. Sonuç o gecenin bir yarısına kadar aralıksız soru çözdü ben de kontrol ettim. İnan beynim durdu artık. Tam bir korku hikâyesiyle geceyi kapattık yani:-)


Neyse yaptıklarımıza bakalım biz. Üçgen peynir kutusu siyaha boyanıp kapağına surat kesilir, içine de mum efekti koyulur. Elektrik kablosuna insan şekli verilip kâğıt peçeteyle kaplanarak mumya haline getirilir. Tam atacakken dur yaa bundan tabut olur diyerek bir kenara konan gözlük kabının üzerine bir şeyler çiziktirerek mumyaya yer yapılır:-)


Oyuncağın eline pankart verilir, başörtüsü hayalet halini alır, oyuncaklar etrafa saçılır isimli çalışmamız da burada:-) 

Daha örümcek ve yarasalar yapılacak, kavanozlardan fener olacak falan filan. 

Oğluşlarla birlikte birşeyler yapmak için her türlü bahaneye bayılıyorum:-) 

Biri de şu evi bir toparlayaydı iyiydi..

Hepinize günaydın.

Bizi korkutup, pıstırıp, bastırmaya çalışan herkese "hadi oradan" diyeceğimiz cesur bir haftaya açılsın sabahımız...

Biz Yine Buluştuk


Önce nefis bir kahvaltı, ardından Oyuncak Müzesi'nde zaman yolculuğu, üzerine kahve ve falı:-)  Dünkü geleneksel ikinci buluşmamızda hava da bizden yanaydı :-)

Dışardan üç kişi gibi gözükebiliriz ama içerden pek kalabalıktık..

Hamiyet ve Yaz,bakın biz bu işi çözdük artık, yine yapalım:-)

Yalnız biri Hamiyet'in elindeki fotoğraf makinasını alsın anacım, valla beni geçti.. Bakınız yeteeer modunda Handan:-)


Ve son olarak annemden bir şiirle bitireyim:-) 

Korkma

Kucakla bu koca dünyayı
Korkma
Herşey olacağına varır
Bebeğim.
Sen içini ferah tut
Gülümse.
Her zaman bizi koruyan
Bir'isi vardır.
          Halide Karamahmutoğlu

Yok Ben Kıyafet Alış Verişi Yapamıyorum Anacım

Dün Kadıköy'e inerken uzuuun bir listem vardı. Bu sefer ana kız peynirci-kasap-tchibo üçgeninden sıyrılıp uzun uzun gezecektik.

Bahariye Caddesi'nden başladık gezmeye. Süreyya Operası'na uğradık, sezon programı aldım hemen. Tchibo'ya baktık ama dikkatimi çeken bir şey yoktu. Mango'ya girdik, bir tane hoşuma giden şey olmaz mı?Olmadı. 

Ud tamircisi bulduk, hem de memleketli çıktı, en kısa sürede udum gidiyor tamire:-) 

Bu akşam için tiyatro bileti aldım. Hatta o kadar azimliydim ki ilk gittiğimde çalışmayan bilgisayar nedeniyle geri püskürtüldüğüm halde yine gittim bir saat sonra. ( O bir saati Semolin'da nefis makarna keyfi yaparak geçirdiğimizi de söylemeden geçmeyeyim, bknz:-) 

Bakalım oyun nasıl çıkacak. Güzel çıkmazsa bana söylenecek dört kişi var:-) 

Moda Sahnesi'nin karşısından Rexx'e doğru inerken sol tarafta The Company diye bir yer keşfettik. Ne zaman açıldı bilmiyorum ama kocaman iki katlı dükkanda kendimden geçtim:-)  ( Bknz)


Evi yastıkla doldurmayı sevmiyorum ama buna dayanamadım:-)


Can, bardaktan çıkarttığı çay kaşığını hep bardak altlığına dayadığından bütün bardak altlıklarım çay lekeliydi, iki tane bundan aldım, metal olduğu için dayanır biraz daha diye umud ediyorum:-)


Bu melek de pek zarifti:-) 

Daha sonra Güven ve Nezih kırtasiyelere girdik. Cadılar Bayramı'nda yapabileceğimiz bir şeyler baktım. Yine çok eğleneceğiz bu sene:-) 

O arada annem bana kitap aldı. 


Okumaya başladım bile:-) ( Beynin gizemli hayatı biraz daha bekleyecek bitirilmek için ) 

Eh artık peynirciyle kasaba gidebiliriz. 

Kıyafet mi? Tabii ki yok. Bıktığım bluzlere devam anacım, Kadıköy'de dikkatimi dağıtan o kadar çok mağaza var ki giysilere donüp bakmıyorum bile:-) 

Vahşi Batı

Kelimenin tam anlamıyla o hale döndü ülke. Hak yok, hukuk yok, insanlık yok... Gözünü para hırsı bürümüş bir kısım insansı varlık her şeyi yok sayarak talan edip gidiyor. 

Validebağ Korusu, İstanbul'un ortasında arada kendimizi atıp da nefes alabildiğimiz vaha. Orman. El değmeden dursun istiyoruz. Doğal haliyle , sağından solundan tırtıklanmadan, orasına burasına beton dökülmeden... Üstelik sırf biz de değil, bilirkişiler, mahkeme kararları da aynı şeyi söylüyorlar. Yok. Yine de giriyorlar makinalarla, ağaçlara kıyıyorlar gözlerini kırpmadan. Allahım bu adamlar diğer tarafta nerede yatacaklar çok merak ediyorum.

Ödüller Kimin İçin:-)



Sevgili Yaz ve Şenay bana bu ödülü verdiler. Teşekkür ediyorum kızlar, öptüm sizi:-)

Ödülü alınca şunları yapmam gerekiyormuş.

i) Ödül fotoğrafını yayınlamak
ii) Size ödül veren bloğun bağlantısını eklemek
iii) 15 bloğa bu ödülü dağıtmak

Onbeş kişi seçmek zor geldi, ben de dünden beri bloğuma yorum yapanlara görderiyorum ödülü, yoklamaya katılanlar yaşadı bak:-) Eee, bu arada bana ödül verenlere de verdim ödül ama olsun, onlar da hakkediyorlar kardişim:-)


Şenay
Hamiyet
Yaz
Çenebaz
Any
Havva
Sertaç
Selen
Sebuş
Yazdan Kalan
Kadriye
Mehtap
Mavi
Bilge'nin Annesi Sevda

On dört olmuş, bir tane de anneme gitsin :-)

Pervaneler


Sonsuzluğun Ortasında


Gel biraz dur hele şu köprünün üzerinde. Sarıp sarmalasın seni doğa..

Günaydın:-)

Amaç karşıya geçmek olsa bile manzaranın tadını çıkartmayı da unutmadığımız bir güne açılsın sabahımız:-)

Kitap- Kıyafet

Çok akıllı bir anne olarak Bilgehan'a üç defa on beş yaş pantolonu almışım. Nasılsa her oraya gittiğimizde giymiş, her yıkamadan sonra bir daha içine sığamamış. Ben de her defasında büyük aldım sanarak aynı bedene yapışmışım. Fonda kot pantolon istemem ve bir tane daha mı deneyeceğim diye sürekli mızıldanan bir oğlanla kan ter içinde soyunma kabininde yaşadıklarımdan sonra akıl kalmaması doğal tabi..

Neyse, nihayet adama büyük reyondan aldık kot pantolon ama geçen gün dolap toparlayana kadar durumun vehametini anlamadıydım. Hepsi aynı marka aynı beden ve benzer tiplerde olunca elime geçeni aynı zannediyorum haliyle meğer üçlemiş onlar. Kütür kütür, giyilmemiş neredeyse. Bir torbaya doldurup ne yapacağımı düşünürken Migros'taki Ariel kutusunu görmüş annem. Çocuklara küçülen kıyafetleri toplayıp yıkayıp ihtiyacı olanlara dağıtıyorlarmış, sanki benim için bir anda koyulmuş o kutu oraya:-) Hemen benimkileri bıraktım, bir çocuk mutlu ve keyifli günlerde giysin diye dualarımla. Size de haber vereyim dedim, duymadıysanız diye:-)

Bir de yine Migroslarda şu sıralar okunmuş kitap da topluyorlar. Ben birazdan ayıracağım kendiminkilerden:-)

Böyle kampanyalar hep olsun :-)
  • Çarşamba, Ekim 22, 2014
  • 6 Yorum

Kimse İkincileri Hatırlamaz... Mı?

Hamileydim, doğuma az kalmıştı. Sabah erkenden işe gidiyordum. Bindiğim motorda yer yoktu, ayakta kalmıştım ama o kadar zorlanıyordum ki o an. Bir genç bana yer verdi... Yüzü gözü aklımda değil ama dualarımda hep yer alır.

Peki sabah kocaman göbeğimle otobüs durağına yetişmeye çalışırken beni hep bekleyen şöför.

Bir keresinde konser çıkışı abuk subuk bir yerde kaldıydık da otostop çektiğimiz bir araba durup bizi Taksim'e bıraktıydı. O da hep dualarımdadır.

Birinci ikinci beşinci değil mesele, insan olup insanlık yapınca inanın birileri sizi asla unutmuyor, siz bilmeseniz bile....

Teşekkürler

Sabah saatin sesini duydum, hemen elimi uzatıp alarmı kapattım. Kulağıma , elime, gözüme teşekkür ettim:-)

Kalkıp elimi yüzümü yıkadım. Ayaklarıma, bacaklarıma, elime yüzüme teşekkür ettim:-)

Mutfağa yöneldim, çayın altını açtım. Buzdolabından yumurta, kaşar, un, yağ çıkarttım. Ocağın üzerine tavayı koyup yağı eritirken diğer malzemeleri çırpıp omlet hazırladım. Bir teşekkür daha bacaklarım, ayaklarım, ellerim, kollarım, gözüm, beynim:-)

Çocukları uyandırmaya gittim. Hımm ağzım da devreye girdi. Ses tellerim.. Ama ama akciğerim, kalbim, sizi görmedim. Teşekkür ederim:-)

Sarıldım, mıncıkladım oğlanları. Hissedebilen derim, teşekkür ederim:-)

Bıcır bıcır konuşmalar eşliğinde evde hareket başladı.

Okula gidecek sandviç hazırlandı. Sınav öncesi son tekrarla ingilizce sözcükler havada uçuştu. Çantasını kapan servisine yöneldi... Balkondan anne onlara el salladı.

Sessiz evin huzurlu yaşanmışlığının eşliğinde doktorun verdiği hareketler yapıldı.

Dizlerime buz koyup çayımı yudumladığım şu dakikada beynimin benden gizli gizemli hayatını okumaya çalışıp kafam karışırken bütün uzuvlarıma, beni ben yapan genlerime, çevremdekilere teşekkür edip hepsinin - yaralanmadan, berelenmeden, eksikliğini hissetmeden önce- varlığını hissederek tabletime uzandım:-)

Bir kuş cıvıldayarak geçti penceremin önünden. Güneş parıldamaya başladı hafiften.

Derin bir nefes aldım. Yok, uzanıp balkon kapısını açtım , kuş sesleri ve temiz hava eşliğinde derin bir nefes aldım. Hımm bu daha iyi geldi.

Teşekkürler hayat:-)


Not:  Fotoğraf arkadaşım Ayşe'nin bana doğumgünü hediyesi:-)

Not 2: Günaydın:-)

Kaldı Kırk İki Maddecik :-)

Evet, dizim için randevu alıp gitmeyi başarmış bulunuyorum :-)

Ona o kadar baktım, doktorun verdiği hareketleri yaptım, ilaçları bile içtim falan hâlâ düzelmedi. Oh olsun doktor da bugün ona iğne vurdu. Naz yapmasaydı bu kadar kurtaracaktı iğneden..

Neyse bu sayede Bağdat Caddesi'ne de gitmiş olduk. Aaa, bak kuzenim Hülya Abla bizi Leman Kafe'ye götürdü, listenin bir maddesi daha gerçekleşti, gitmediğim bir restorana da gitmiş oldum böylece :-)(Dur bir dakika, ben bu maddeyi dün de yaptım zaten:-)  Yemekler lezzetliydi. Tek başına girse bile sıkılmaz insan, yazanları okurken eğlenir, keyifli bir yerdi:-)

Hatta dönüşte Özgürlük Parkı'ndan geçtik, ilk defa orayı görmüş oldum. Fotoğraf makinamı evde unutmuşum ama cep telefonumla çektiğim bir iki poz var tabi:-)
Güneş olmayınca ancak bu kadar çıktı ama yine de size bir park havası ulaşmıştır:-)






Şimdi kalan kırk bir madde ile ilgili plânlar yapayım ben.

E hadi, üşenmeyin, siz de ertelediklerinizin içinden seçip yapın bir şeyler. Çok büyük bir şey olmasına gerek yok, günlük hayatın sıradanlığından bir adım uzaklaştırsa bile iyi gelecek:-)

Bizim Ergenin Deyimsel Halleri :-)

-Kanka yaaa, biliyor musun "Yüzdük kuyruğuna geldik'in derisini yüzmekle alâkalı olduğunu yeni öğrendim.
-Hadi yaa, ben büyük bir balığın yanında yüzüp yüzüp kuyruğuna ulaştıktan geliyor sanıyordum...

Günaydın :)


Dün gece fotoğraf ayıklarken bu bızdıkla karşılaştım :) Sabah sabah şeker gibi gelsin diye buraya koymaya karar verdim.

Oy nasıl geçiyor zaman :)

Liste Yapmak İşe Yarıyor :-)

Evde olmanın en kötü yanı insanın dışarı çıkasının gelmemesi. Nasıl olsa zamanın vardır, yarın gidilebilirdir, şimdi evi bu halde bırakıp çıkılmazdır, ya da ev temizdir de yorulmuşuzdur filan falan...

Sonra da bir bakarsın haftalar geçmiş, aylar geçmiş yerinden kıpırdamamışsın.

Listemde filmekimi olmasa bu sabah erkenden yollara dökülmezdik asla. Zaten gece uyuyamamışım, sabah altı buçuğa gelmeden ayaktayım, uyku gözlerimden akıyorken evden vinçle çıkartmaları gerekirdi:-)

Filme bilet almayı başaramamıştım gerçi ama hafta içi sabah matinesi olmasından umutluydum. Yine de kendimize bir B plânı da hazırladım hemen, vizyondaki bir filme giderdik olmazsa. Zaten Nişantaşı'nda keyifli bir zaman geçirmemek imkânsız:-)

 
Dün akşam Can uzun uzun Beşiktaş'taki kahvaltı yerlerine baktı. Hoş bir yerler bulmak için. Bulmuş da bir iki yer. Gelgelelim biz sabah evden çok erken çıkmadığımızdan baktık Beşiktaş'ta vakit kaybedersek film kaçabilir doğru sinemaya gittik. Hiç bir şey bulamasak bir şeyler atıştırırız, çıkışta yaparız keyfimizi dedik. Ama gerek kalmadı. Sinema katında çok hoş bir yer, seansın başlamasına da kırk dakika olunca hemen kahvaltı siparişini verdik. Çoğunlukla damlara bakıyor olsak da orda bir deniz var ufukta manzarasıyla - ki sisli bir sabahta hayal meyal görebildik ama olsun- kahvaltıya yumulduk:-)




Film güzeldi:-)  Kayak tatiline giden bir aile ile ilgiliydi ki kar manzarası, teleferik, dağlar falan zaten beni kendimden geçirdi. ( Turist, bknz)





Dönüşte Beşiktaş'a yürüdük. Sahilde çay içip evimize döndük. Yani dönmek üzereydik ki bir de balık çorbası içmeye karar verdik:-)  Böylece çok hoş günümüze çok hoş bir nokta koymuş olduk:-)


Demiştim ama akşam Kürşad'la oynadığımız scrabble ile bol kahkahalı son noktayı koyduk. Eh bu güne de böyle bir son yakışırdı...

(Kaldı 43 madde:)

.•°.•°.•°


Her sene babam için mezarüstünde dua okunduktan sonra eve geçip kocaman bir sofra kuruyoruz. Aynı zamanda doğum günü ya. Bu sene bayrama gelince, haftasonu yapmaya karar verdik. Baba kız birlikte doğum günü kutlardık arada, yine öyle olsun istedim:-)

O kadar herkesle fotoğraf çektirmeye çalıştım ama eksik kalmış yine de, kalabalıkta böyle oluyor ne yazık ki.

33. yaş günümde annemle Kürşad İzmir'e gelmişlerdi, ne sevinmiştim. 44te de birlikte olalım demiştim, çok içten dilemişim her halde :-)

Benim bu yaştan sonra doğum günleri de nedir ki demem lâzımdı büyük ihtimal ama hiç de diyemem. Hayatta kutlayacak her türlü bahaneyi kabul ediyorum :-)


Oradan Buradan

İncognito Beynin Gizli Hayatı yanımda sürünedursun bu arada Bir Çift Yürek'i tekrar okudum, cumartesi günü  Bilgehan'ı okul kapılarında beklerken başladığım Barış Bıçakçı'nın Bizim Büyük Çaresizliğimiz de bugün bitti. Şimdi artık diğerine biraz daha ciddiyetle eğilmeli. Kitap fuarına az kaldı :-)


Antredeki çekmeceyi döküp düzeltmeli, yine açılınca içinden oyuncak fırlayan kutulara benzedi, tekrar kapatmak bayağı sorun oluyor.

Evi süpürdüm, bir de silsem iyi olacak ama önce bir bardak çay keyfi yapacağım.

Akşama karnıbahar pişireceğim, bizimkiler kesin söylenecek, hıh, iki gündür yedikleri kuru şeylerle ilgili hiç sorunları olmuyor tabi. Ver ellerine paçanga böreği, pizza, sandviç, oh, gıkları çıkmaz...

Doğumgünü fotoğrafı koyacağım ama ilgilenemedim henüz makinayla. Zaten yer gök fotoğraf oldu blogda:-)

Hava çok güzel bugün, yarın da öyle olur umarım. Can'ı Nişantaşı'na sürüklemeyi planlıyorum. Filmekimi bileti alamadım ama sabah seansında yer buluruz umarım. Bulamasak da Nişantaşı'nda yapacak bir şey olur nasılsa.

Haydi çayıma gidiyorum ben şimdi. Teklife gerek yok, herkese yeter , buyrun gelin:-)

Kitaplı Bir Mim

Sevgili Şenay beni mimlemiş. Ben mimi yayınlayana kadar bir de Yaz tarafından ebelenmişim:-)

İlk Hayranlığım:
Ah, elime para geçer geçmez benim için mahalledeki en güzel yer olan kırtasiyeye atardım kendimi. İki kişinin ancak sığabildiği bu yerden kitap almak nasıl bir mutluluktu anlatamam:-)  Ama ilk hayranlığım Jules Verne'nin Enid Blyton'un maceralarından da önce Ayşegül kitaplarımdı. Resimlerine hâlâ büyük bir hayranlıkla baktığım bu kitap serisinden Küçük Anne, Sirkte ve Parkta olanları en sevdiklerimdi:-)

Favori Serim:
Weis & Hickman 'ın yazdığı Ejderha Mızrağı serisi en sevdiklerimden:-)
Asimov'un Vakıf serisi de en sonunu saymazsak çok güzeldi.

Favori Kitaplarım:
Bir- Richard Bach
Kristal Denizaltı- Ahmet Altan
Şairin Romanı- Murathan Mungan
Bir Çift Yürek- Marlo Morgan
Daha Çok Ateş Daha Çok Rüzgâr- Susanna Tamaro
Küçük Prens - Antoine de Saint-Exupéry

Favori Erkek Karakterim:
Ejderha Mızrağındaki kara büyücü Raistlin.

Favori Kadın Karakterim:
Ha ha ha, tabii ki Polyanna:-)

Favori Okuma Saatim:
Her saatte okuyorum ama sabahın ilk saatlerinde beynim zindeyken daha iyi oluyor.


Hımm, Daisy , Selen , Nihal, haydi bakiim sizin kitapları da alalım..

Öğlen Saat Tam On İkide Dört Dörtlük Oluyorum :)


Tam kırk dört yıl önce başlamış maceram :) Şanslı bir bebekmişim.




Dünyalar güzeli tatlı annem hep yanımdaymış:)


 Canım babam hep istediği kızısına kavuşmuş...



Müzikle, sanatla iç içe olmuşum doğduğum andan itibaren.


Ferhan Ablamı hatırlıyorsunuzdur, doğum gününü hep birlikte kutlamıştık bu sene :) İşte onun kucağındayım burada :)


Ve sevgili halacığım. Metehan'a hamileyken Ankara'da teftiş yapıyordum. O zaman bana yaptığı yemeklerin tadı hâlâ damağımda. Canım hiç bir şey yemek istemezken, onun sofrasında ne görsem silip süpürüyordum. Huzur içinde yatsın..


Bakın işte ben, ilk yaş günümde. En soldaki Mehmet Ağabeyim, okula koşup babama beni müjdeleyen . "Müştemi isterim enişte" diyerek gitmiş yanına :) Pamuk anneanneciğim, elinde çikolata olmadan bir gün bile gelmemiştir bize. Pamuk elli kızım diye sevmesi kulağımda. Onun ördüğü şalları kullanıyorum hâlâ. Nur içinde yatsın. Anneme baksanıza... Benim yarı yaşımda, gencecik bir kız gibi. Pastaya bakarken ne düşünüyormuşum acaba.. Miraç, erkenden ayrıldı aramızdan. Gencecik.. Onu kucağında tutan babaannem, kızım ben senin evlendiğini görmek istemiyorum derdi. Görmedi. Ben evlendikten bir ay sonra vefat etti hiç göremeden... Elinde örgüsü, divanda oturmuş bana anlattığı masalları nasıl unuturum. Pantolonlarımı örerdi hep. Benim boyum uzadıkça pantolonlar da uzardı. Dizleri yırtılınca sökülüp örülürdü yeniden :)




Hanım kızımız büyümüş, iki yaşına ulaşmış. Devrin bütün şarkılarını söylüyor kendince :)


Küçük afacan Handan yakalanmış  :)


Görele'de anneannesinin evine gidiyor.


Pazen pijamasının içinde ne düşünceli :)


Minik piyanosunda notaları öğretmiş bile babası :)


Saçlar henüz düzleşmemiş.


Fotoğraflar özlemlere çare olsaydı keşke.. İşte Halit dayım Fatoş Yengemle evleniyor, gencecik... Bu sene ilk defa olmayacak doğum günümde... Diğer yanımda Lami dayım, ne uzun sohbetlerimiz olurdu, sabaha kadar anlatırdı...Ne gülerdim hikâyelerine.. İkisi anneannemi de alıp aralarına keyifle bizi izliyorlardır şu anda eminim... Dört yaşında Handana baksanıza, pek mutlu , sevildiğinin de ne kadar farkında değil mi :)


Hülya Abla'm pek tatlı gülümsemiş.. Yaşar'ın asıl herkesin arasındaki bir pozu vardı ki , onun bulmam lâzım benim :)


İlk okul birinci sınıf, yirmi üç nisan.. Annemin hazırladığı papatya kostümü ile :) Hem biliyor musunuz abla oldum artık. Ne mutluluk..


Hep Ayşegül bekliyorduk da erkek olduğunu öğrenmiştik ya bebeğimizin. Önce kızlara göre daha sevimsiz olacakmış gibi düşünüyordum ki aklıma kendi kardeşim geldi... Daha güzel nasıl olabilir bir çocuk baksanıza tatlılığa :) Oğluşlarım da tıpkı onun gibi kıvırcık uzun saçlı halleriyle çok şekerdiler. Ama tabi benim bunlardan haberim yok henüz sadece "küçük anne"yim :)


Canımın içi..


İşte bir güzel sahne daha.. Naime Öğretmenin evine gidip kalmayı ne çok severdim. Üniversiteye hazırlık için dersaneye yazılırken yanımdaydı da kazandığımı görememişti. Çok erken ayrılmıştı aramızdan çok..

Annemin kucağındaki bebek kim dersiniz? Geçen ay evlenen yakışıklı güçlü koruyucum tabii ki :) Emir. Ferhan Ablamın tatlı küçük oğluşu.




Ooo, ilk okuldan mezuniyet anı gelmiş bile.. Balolar falan yoktu biz küçükken, öğretmenlerimizin büyük bir özveriyle hazırladıkları mezuniyet gösterilerimiz vardı. Ne güzel günlerdi...


Babamın şarkısını okuyorum burada Sevgi Öğretmenime..

Sevgi sınavına geldik
Yokla biraz öğretmenim
Anılarımız sararmış
Akla biraz öğretmenim..

Sevgi öğretmenimin son günlerinde onu görme imkânım oldu.. Elini tuttum, öptüm usulcacık. O benim gözümde iki katlı evinin bahçesinin çiçeklerinin arasında kitap okurken kalacak hep. Ve evinin bodrumundaki çocuk kitaplarıyla büyülendiğim anı asla unutmayacağım.


İşte söz ettiğim kırmızı örgü pantolon. Ben uzadıkça onun da paçasına çizgiler eklenmiş :)


Asu ile oyun oynuyoruz. Geçen yaz Görele'de çocuklar oynuyorlardı artık bizim yerimize, nasıl da geçmiş o kadar zaman.. Emünem benim. Ben de onun Saffeti:)


Burası Ahmet Amcanın dağın tepesindeki evinin arka bahçesi. Nasıl güzel bir gül bahçesiydi bilseniz. Evinde odaların arasındaki bir minik koridorun sonunda masası vardı, yanında da kocaman bir pencere bu bahçeye bakıyordu. Hâlâ düşündükçe özenirim :) Ahmet Amca şair. Çok sevdiğim şiirleri var. Rahatsızlanmış diye duydum en son, umarım tez elden iyileşir. ( Objektif'e yazdım hemen bir şiirini, işte şurada)


Madem köye çıktık, memleketten devam edelim :) Trabzon Atatürk Köşkü'nün girişindeki boy aynasında toplu bir fotoğraf :) Annem, babam, Kürşad, teyzem, Asuman, Akif.. Akif'in bize gazoz yetiştiremediği yıllar. Biz yine onların gacocunu bitirmişiz :) Zaten biz Lütfiye teyzemlerde kalırdık hep. Gelsin pandispanyalar, gitsin tatlılar :) (Valla oradan gönderdi yine, siz bu satırları okurken ben yiyor da olabilirim:)


Yine Görele. Teyzemlerin ahşap iki katlı evi. Yanımdaki amcamın kızı ama :) Sevgili Golak. Anlatarak bitmez birlikte anılarımız. Liseden mezun olmuş üniversite sınav sonuçlarını bekliyorum.


Amcacığım ve Emel Yengemle birlikte.. Evlerinde ne güzel zamanlar geçirdim. Canım amcam da ne zamandır aramızda değil, ama sofra başında biraz daha birşeyler yemek için bize anlatıp dikkat dağıtmaya çalıştığı hikâyeler aklımda :) Ve " Ne güzel kızlarımız var değil mi Emel?" diyen sesini duyduğum sürece benimle sayılmaz mı? Allah rahmet eylesin..



Ah Salise Teyzeciğim, ne arandım fotoğraf bulmak için. Her daim makinadan kaçardı, neyse ki sonradan dijitaller çıktı da eğer sevmezsen sileceğim diyerek razı ederdim çekmeye. Çocukların sünnetinde, ne de tatlı bakmış.. Sessiz, sakin, tatlı teyzem, rahat uyu..


Anne olduğum o özel an da yer almalı tabii ki.. Karnımdaki pilates topu değil Metehan :)


Eniştemsiz de olmaz şimdi. İzmir'de misafirimiz olurdu her geldiğinde. Ama hiç kalmazdı bizde. Bir gece sadece bir gece, Can çok hastaydı, eniştem de ona kıyamadığından yatmaya karar verdi. Gece yarısı bir depremle uyandık ki... Otele dönse kesin sokakta sabahlardı, ne şans diye söylemiştik :) Yakında gelir yine :)


Annemin dayısı ve yengesi :) Çocuklarla gittiğimizde demiştik ki dayınızın dayısının dayısına geldiniz.. Her zaman güler yüzlü her zaman tatlı Necati Dayıcığım, mekânı cennet olsun.. Hemen buraya onun ağabeyi Recai Dayımı da eklemeliyim. Kocaman dayım. Genç dinç askerler seni hiç unutmuyor, gür sesin ve dinç adımlarınla zımpara rap rap zımpara rap rap...


Resmiye Teyzem ve Recep Amcam. Yalancı teyzem. Kapıda bana kaç teyzem olduğunu sormuş birisi. İki teyzem var bir de yalancı teyzem var demişim hâlâ güleriz. Ben kendimi bildim bileli komşumuz. Burada da Bilgiç daha kırk günlük olmadan yollara düştüğümüzde onların yazlığını bastığımız bir gün :)

 








Ve harika doğum günü sofraları :) İster kalabalık ister biz bize..

Ama siz de biliyorsunuz artık, hiç bir zaman yalnız kalmadığımı.. Bütün sevdiklerim her an yüreğimde :)


Ah, bu kadar uzun plânlamamıştım bu yazıyı ben, bir anda sürüklendim zaman içinde:-) 

Ee, ne duruyorsunuz, siz de mumu üflesenize:-) 


☺♥ ☺ ♥ ☺ ♥ İYİ Kİ DOĞDUM☺♥ ☺ ♥ ☺ ♥

Di mi :-)