Deniz Örümceği

Örümceğe benzer deniz hayvanlarının ortak adı. Çoğu küçük boyutlu olmasına rağmen, bazı türlerin yaklaşık 70 cm boyutlarına ulaştığı bilinmektedir.


(Bknz)
  • Pazartesi, Şubat 28, 2011
  • 2 Yorum

Ömer Seyfettin (28 Şubat 1884-6 Mart 1920)

Çağdaş Türk öykücülüğünün ile "Milli Edebiyat Akımı"nın kurucularından.

"...
Erken kalktığım açık, bulutsuz sabahlar, herkes gibi bana da çocukluğumu hatırlatır. Belleğimde sonsuz ve mor bir tanyeri ülkesi gibi kalan doğduğum yeri gözümün önüne getirmek isterim. Ve hep, farkında olmayarak sol elimin işaret parmağına bakarım. Birinci boğumun üstünde hâlâ beyaz çizgi şeklinde duran bir küçük yara izi, bence çok kutsaldır. Andı için ölen, hayatını mahveden kahraman kan kardeşimin, sıcak dudaklarını tekrar parmağımın ucunda duyar, beni kurtarmak için kendisinden büyük, kudurmuş, iri ve kara çoban köpeğiyle pençeleşen o aslan ve kahraman hayalini görürüm.

Ve ulusumuzdan, sezgilerle bezeli Türklükten uzaklaştıkça, daha kokuşmuş derinliklerine yuvarlandığımız karanlık uçurumun, bu ahlâk ve bozuculuk, vefasızlık ve bencillik, bayağılık ve miskinlik cehenneminin dibinde, üzgün ve şartlanmış kıvranırken, saf ve nurdan geçmiş, kaybolmuş bir cennetin gerçekten uzak bir serabı halinde karşımda açılır… Beni mutlu eder. Saatlerce Mıstık’ın anısıyla, bu aziz ve soylu üzüntünün eskiyip, unutuldukça daha çok değeri artan tatlı hüzünlü acısından tat duyarım… "
ANT
  • Pazartesi, Şubat 28, 2011
  • 0 Yorum

Kırmızı Halı









Bu sene herkes benim zevkime göre mi giyinmiş ne, her sene iki üç kişiyi zor seçerdim :D
  • Pazartesi, Şubat 28, 2011
  • 8 Yorum

John Steinbeck, (27 Şubat 1902 - 20 Aralık 1968)

İlk kitabı " Altın Kupa " (1929). 1936'da yayınlanan "Bitmeyen Kavga"da tarım işçilerinin grevi ve bu greve önderlik eden iki Marksisti anlattı. Amerikan çalışma sistemine keskin eleştiriler yöneltti. Üçüncü kitabı "Fareler ve İnsanlar" 1937'de yayınlandı. Bu kez iki göçmen işçi arasındaki garip ve karmaşık ilişkinin öyküsünü anlatıyordu. Kendisine "Pulitzer Ödülü" getiren ünlü romanı "Gazap Üzümleri" 1940'ta sinemaya aktarıldı. II. Dünya Savaşı yıllarında daha çok ideolojik eserler verdi. İzleyen yıllarda politikadan uzak, eğlendirici yanı ağır basan duygusal öğelerin de yer aldığı eserler ve senaryolar yazdı. 1962'de edebiyata katkılarından dolayı Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görüldü. (Bknz)

.

Karşıki evin bacasından çıkan duman bir o yana bir bu yana savruluyordu. Çiseleyen yağmr önce kara dönüşmüş, ağzımıza bir parmak bal çalıp kaybolmuştu çabucak. Çocuk odasında küçük oğluş uydurduğu şarkısını savaş seslerine karıştırıp söylüyordu keyifle. Saksıdaki küçük çiçek büyüyordu. Rüzgâr sesi sıcacık evimde olduğumun huzurunu duymamı sağlıyordu sanki. İçimde tarifsiz bir mutluluk hüzne karışıyor. Hüzün mü beni mutlu ediyor, mutluluk mu hüzünü barındırıyor anlayamıyordum. Yaşamak, sanki bu dakikaların havada asılı gibi durduğu tuhaf zaman diliminde daha bir yanıbaşımdaydı da ben onu yakaladığımı düşündüğüm anda uzaklaşıp gidiyordu avuçlarımın arasından. Penceremin önüne konmuş kumruları seyredercesine belli etmeden bakmam gerekiyordu sanki hayata. Hayat neydi ki? Bir duygu karmaşasından başka. Ya da belki o duygu karmaşaşası sadece bir karmaşaydı bizi asıl amaçtan uzaklaştıran. Hayat bir olaylar dizisi hareketler bileşkesi, durup düşünmeden, çok fazla ölçüp biçilmeden çılgın bir tempoyla birşeyler üretmek ve o yoğun günün ardından kendini yatağa attığında hissettiğin mutluluk, minnet ve birşeyler başarmanın gururuydu. Sorular soruları kovalıyordu. Oysa ben, kafamın içinde sürekli sorular üreten şeyden kaçmak , saf sıradan sessiz bir an yaşamak istiyordum .
  • Cumartesi, Şubat 26, 2011
  • 1 Yorum

Victor-Marie Hugo ( 26 Şubat 1802- 22 Mayıs 1885 )

Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken, insan ağlayamaz mı?
Sevmek için güzele mi bakmalı?
Çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi bağlayamaz mı?
Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?
Hırsızlık; para, malmı çalmaktır?
Saadet çalmak, hırsızlık olamaz mı?
Solması için gülü dalından mı koparmalı?
Pembe bir gonca iken gül dalında solmaz mı?
Öldürmek için silah, hançer mı olmalı?
Saçlar bağ, gözler silah, gülüş, kurşun olamaz mı?
  • Cumartesi, Şubat 26, 2011
  • 0 Yorum

Alıntı

"Anneyle oğlu arasında öyle bir denge kurulmalıdır ki; oğul kendini ondan ayırabilsin. Ama yolculuğu sırasında ona uğrayabileceği molalar olsun ki, hayat yolculuğu o kadar korkunç olmasın."

Carol Clein
  • Cumartesi, Şubat 26, 2011
  • 0 Yorum

Cana Can Katanlar

Efendim dünkü yazıyı yazmamın ardından annemden telefon geldi . "Ömrünün giden yıllarının yanında gelenleri de yaz bakalım" dedi :) Tabi ki onlar da var aksi halde yaşıyor olmazdım şimdi değil mi :)
1- Onları kucağıma aldığım ilk dakikalar. Birisi sanki profösörcesine herşeyi anlıyor ve değerlendiriyor gibi bakıyordu. Diğeri de kraliyet ailesinden prens gibiydi.

2- Bir gün 7 aylık Metehan'ı arabasıyla gezdirirken çok rüzgâr vardı. Ben de haydi oğluşum arkamıza yaslanalım diyerek ona doğru eğiliyordum ki pat diye arkasına yaslandı. Yok canım nereden anlayacak denk düştü dedim. Tabi birazdan yeniden aynı sahne tekrarlanınca inanamadım. Şaşkınlığım ve mutluluğum görülmeye değerdi.

3- Hiç bizimle ilgilenmeyip her daim hareket halinde olan Bilgehan, daha anne bile demezken yoldaki Arçelik arabasını görüp "Arçilik" dediğinde de  ağzı açık bir Handan vardı sahnede :)

4- 2,5 yaşlarındaki Metehan'la akşam arabadan eve geçerken karanlıktan korkmaması için "Oğlum bak yıldızlar ne güzel değil mi ?" diye onu oyalamaya çalışırken aldığım cevap da ürkütmüştü beni :D "Evet anne, bak bu küçük ayı bu da büyük ayı..."

5-Üç yaşlarındaki Bilgehan'a yemek yedirirken oyalamak için " do re mi fa sol la si do" diyordum. Müziği çok seviyor diye belki ilgisi çeker diye düşünmüştüm. Yemek boyunca ben söyledim, o hiç ilgilenmedi. Hiç ama. Bir iki hafta sonra yine yemek faslında bu sefer renkli plastik harfleri dökmüş onları gösteriyordum. "Bak oğlum bu a, Bilgehan'ın bsi de buradaymış, aa bak bu da r" Bilgehan bana baktı ve öyle kalakalmamam sebep olacak yumurtlamayı yaptı:D "Do re mi fa sol la si do" (Bir de müziğiyle birlikte)

Küçüklüklerinden şimdilik aklıma gelenler bu kadar. Şu anı düşünürsek eğer

6- Benimle aynı kitabı okuyup, aynı müziği dinlemelerinin mutluluğu.

7- Benim gibi dere tepe yürüyüş yapmayı sevmeleri.

8- Dışarı çıkıldığında eve getirilen iki dal papatya.

9- Benim onlara yazdığım gibi zaman zaman defterimde ya da post it lerde bulduğum "seni seviyorum" notları.

10- Şubat tatilinde her sabah yatağınızı yapın pijamanızı çıkartın söylemlerinden yorulup "Ben hiç mutlu değilim ve sevildiğimi de hiç hissetmiyorum böyle" dememin ardından her sabah odalarına girdiğimde yapılmış yataklar ve giyinmiş çocuklar görmem :D

Çocuklarla birlikte olmak, onları izlemek, onlarla gülmek, onlara sarılmak, uykularında üzerlerini örterken dayanamayıp öpmek, onların da uykularında öpüldüklerini hissederek gülümsediklerini görmek, ellerini tutmak en büyük mutluluk kaynakları. İşte onca ömür törpüsüne hâlâ ayakta kalabiliyorsak bu cana can katan güzellikler sayesinde :D


Mehmet Özenbaş Resim Sergisi


Yer: Akademililer Sanat Merkezi
Tarihler: 27.01.2011~26.02.2011
Telefon: 212. 245 02 29
Adres: Balo Sokak No:37 Beyoğlu/İstanbul


Bitmeden gezilebilir.

Ömür Törpüsü

İşte benim ömürümden ömür kaybettiğim anlar:

1-Metehan'ın üç buçuk yaşlarındayken geçirdiği havale:O zamanların en iyi ateş düşürücüsü piyasadan toplatılıp, kalanlara da biz uyum sağlayamayınca oğluşun ateşi düşmemişti uzun süre. Gecenin bir yarısı ona duş aldırıp ,  rahatladı diyerek biraz yatmaya gitmiştim. Tam yatacakken içerden bir tıkırtı geldi sanki. Kalkıp bakmaya da bilirdim. Oğluşun odasına gittiğimde yatağında kollarının yatak başına vurduğunu gördüm. İşte o an 10-15 yaş falan gitti ihtimal benden. Neyse soğuk duşla kendisine geldi ama o babasıyla hastaneye giderken ben evde bebekle ne ağladım ne ağladım.

2-Bilgehan'ın suda ters dönmesi: Bir yaşndaki Bilgehan, iki katlı kocaman can simidinin içinde babası ve ağabeyiyle denizdeyken , iki dakika kitap okuyayım demiştim. Kayınvalidemin Can demesiyle kafamı kaldırdığımda küçük oğlumun ayakları suyun üstünde başı içindeydi. Bir 10 sene de o anda gitmişti. Babası hemen ayaklarına asılıp çıkarttı. Su yutmamış zaten, biraz sersem sersem kucağımda oturdu. Ardından yine denize gitti başına geleni umursamadan.

3-Metehan'ın burnuna soktuğu boncuk : Abi oğluşum çok akıllı usluydu ama bu işi nasıl yaptığını hâlâ anlamış değilim. Neyse ki boncuk delikliydi, tığ ile çıkartmayı başardık. 4-5 sene aldı tabi benden.

4- Bilgehan'ın burnuna doldurduğu karton çocuk kitabının sayfaları: Yatmadan önce yatağında oyalansın diye verdiğimiz kalın kitabın sayfasını nasıl kopartıp da burnuna sokabildi bilemiyorum. Çıkarttım ama gece boyunca nefesini dinlemek için başına koştum. Sabah şüphelerimde haklı olduğum beyefendinin sıkı bir hapşırığıyla ortaya çıktı. İnanılmaz boyutta şişmiş karton yumağına bakıp gülsem mi ağlasam mı bilemedim. 2-3 sene gitti. Zira Bilgehan'da herşeye alışkın olmayı öğrenmeye başlamıştım artık.

5- Metehan'ın büyük tuvalete çıkmamak için verdiği çabalar:  Beyefendinin poposu acımış tuvaletini yaparken. Yapmamaya karar vermiş o da. 2,5 yaşındaki bir oğluşla annesinin psikolojik savası tam bir kâbustu. Pedegog, doktor herkese koşturduk. Hâlâ düşündükçe tüylerim diken diken olur. 10 yıl var giden.

6- Bilgehan'ın kırılan kolu, yarılan dudağı (7 dikiş), açılan kaşı... 10 sene eder bunlar da toplamda.

7- Tatilde kaybolan Metehan: Ben ne kabuslar düşünürken beyefendi oturmuş meyve suyu içiyordu kampın restoranında. 5 yıl.

8- Tatilde kaybolan Bilgehan: Oyun gurubuna binbir tembihle bıraktığımız çocuğumuzu bize gelmesi için plaja bırakan abileri sağolsun. O da iki adım ötedeki bize gelmek yerine labirent gibi yerlerden gidilen odamızı bulmuş, bakmış biz yokuz yoldan geçen bir teyzeye "Ben annemleri arıyorum bana yardım eder misiniz" diyerek onun elini tutup geri gelmiş .3 yaşındaki oğlumuz bir 5 yılı götürdü yine.

9- Bağdat caddesinde önümüzde yürürken yönünü şaşırıp ters tarafa doğru koşarak giden Metehan: Annemle yanımızdan geçerken bir anlığına fark etmesek nasıl bulurduk o kalabalıkta hâlâ düşününce içim ürperir. Annem zorla yetişmişti ona. 5 yıl da buradan.

10- Carrefour'da bir anda yok olan Bilgehan : Mağazanın kapanma saati gelmiş. Yiyecek birşeyler alıp eve döneceğiz. Üstünü değiştirdiğim oğlum bir dakika kafamı çevirdim yok. Güvenlik görevlileri, oyuncakçılar falan aranırken beyefendi arka tarafa açılan bir kapıdan geldi. Tuvalete gitmişmiş. Sanki tek başına hiç tuvalete gördermişiz gibi. 10 yıl gitti.

Bende böyle. Sizde ne hikâyeler var?
  • Perşembe, Şubat 24, 2011
  • 5 Yorum

Sakız Çiğnemenin Faydaları

Sakız çiğnemek kişilerin öğrenme, akılda tutma ve yeniden hatırlama konularındaki yeteneklerini; öğrencilerin sınav esnasındaki konsantrasyonlarını arttırıyor.

Sakız aynı zamanda sakinleşip rahatlamaya, stresi azaltmaya yardımcı oluyor.

Sakız çiğnedikçe tükürük salgısı üç kat artıyor. Tükürük salgısı dişlerin çürümesini engellediği için sakızın buna katkıda bulunduğunu söyleyebiliriz.

Sakız çiğnemek çene eklemine egzersiz yaptırıyor, kasları geliştiriyor.

Ayrıca midedeki hidroklorik asiti artırdığından sindirimi kolaylaştırıyor.
  • Perşembe, Şubat 24, 2011
  • 0 Yorum

Günübirlik Abant – Gölcük Gölü Gezisi

Firma: Folklorik Turizm
Tarihler: 26-27 Şubat 2011
5-6, 12-13, 19-20, 26-27 Mart 2011

Haftasonunu geçirmek için keyifli bir seçenek olabilir.

Folklorik Turizm : 85 TL

Folklorik Turizm Seyahat Acentası: İstiklal Cad. No:36/1 Küçük Han Kat: 3 D: 17 Beyoğlu İstanbul
Tel: 0212 249 40 70

Deyaylı Bilgi İçin www.folklorik.com sitesinden bilgi alınabilir.
  • Perşembe, Şubat 24, 2011
  • 0 Yorum

Küçük Bir Deneme

Takvimin Biri'nde  yazdığımdan beri çocuklara o soruyu sormayı düşünüyordum.Nihayet dün başardım.

Önce Bilgiç'e sordum benden öğrendiği en önemli şeyin ne olduğunu. "Beni çok sevdiğin" dedi. Peki ya başka dedim. Oğluşumun aklına başka birşey gelmedi. Başka birşey varsa bile unutmuşmuş ya da hayatın içinde ona söylediğim için anlamamışmış. Hımmm...

Sonra Metos'a sordum. Düşündü düşündü. "Sevgi" dedi. Hayır yanyana da değiller birisi okuldayken diğerine soruyorum özellikle. Başka dedim? En önemlisi o dedi.Hımmm...

O kadar konuşuyormuşum da hep boş konuşuyormuşum :D

Neyse en önemli mesajı almışlar en azından :D
  • Çarşamba, Şubat 23, 2011
  • 1 Yorum

Anneler ve Oğulları

Anne-oğul ilişkisi kadın-erkek ilişkilerinin temelini teşkil eder. "Anneler ve Oğulları" bu çok önemli kompleks bağın mükemmel bir şekilde kurulmasına yardımcı olmak için hazırlanmıştır.
  • Çarşamba, Şubat 23, 2011
  • 0 Yorum

BALIK (19 Şubat - 20 Mart)

Yönetici Gezegeni:Neptün
Element:Su
Nitelik:Değişken
Uğurlu Sayıları:2, 6
Gün: Cuma
Uğurlu Taşı: Akuamarin
Renk: Turkuaz, nil yeşili
Hayvan:Balıklar
Bitki:İncir ve söğüt , nilüfer, fulya
Kıymetli Taş:İnci
Kıymetli Maden:Platin



  • Çarşamba, Şubat 23, 2011
  • 0 Yorum

İlham Alalım Biraz :D

Doğru makyaj, kıyafet ve kocaman bir gülümseme ile bizim de onlardan bi farkımız yok anacım :D

Biliyoruz Ama Uyguluyor muyuz?

Öfkelenildiğinde, taraflar "psikolojik siperlerini" kaldırmakta, kendilerini savunmaya daha fazla zaman ayırmakta ve probleme işe yarar bir çözüm bulmak için uğraşmak yerine karşı saldırıya geçmektedir. Sinirler yatıştığında problem ele alınırsa, olumlu bir sonuca varma olasılığı yükselir.

Kevin Steede

Oyun

Balık resimleri çizdiğiniz kağıtları kesip her birine metal ataçlar takın. Bir sopanın ucuna ip bağlayıp ipin de ucuna küçük mınatıs geçirin. Çocuğunuz oltasıyla yerdeki balıkları tutsun.

Yıllar önce Metehan'a bunu yaptığımda, balıkları tutarken oturduğu koltuğun karşısındaki sehpanın üzerindeki suyu benden istemişti. "Oğlum niye kalkıp suyunu oradan kendin almıyorsun?" diye sorduğumda "Orası deniz ayaklarım mı ıslansın?" diyerek beni güldürmüştü.

Çocuklarımızın eğlenmeleri için oyuncaklara çok para harcamak gerekmiyor. Biraz zaman ve onların engin hayal gücü ile harika eğlenceler çıkıyor ortaya :)

........

Güzel bir haftasonu geçirdim. Nihayet arkadaşımla buluştum. Keyifli bir kahvaltı kaçamağı yaptık.

Sonra uzun zaman sonra tiyatroya gittik. Bize kalsa beceremezdik, biletler elimize geldi. Her ne kadar oyun değişmiş, sahneyi görmek için önümdekinin kafasıyla boğuşmuş olsam da oyundaki türküler herşeye değerdi. Bir de Can'la başbaşa sahilde yürüyüp yıllar öncesine dönmek.

Dün de kardeşime gittik. Pizza ve film kaçağı yaptık. Çocuklarla Commodore 64 teki yıllar önce oynadığımız oyunlardan oynadık. Yıllar içinde grafikler harikalaşmış, bilimum üç boyut vs katılmış olabilir ama eski oyunlar hâlâ aynı keyfini sürdürüyorlar bence. Hiç de yenilerini aratmıyorlar.

Haftanın ilk günü. Sabahın erken saatleri. Sessiz bir ev. Sıcak bir çay. Derin bir nefes. (Bu derin nefesten önce kül tablası kaldırılsa iyi olacak. Oy, iğrenç. ) Pencereyi açıp derin nefes :)

Yaşamak güzel.

Herkese günaydın. Beklentilerimizin gerçekleştiği bir haftaya açılsın sabahımız...

Not: (Bu ay amma doğan kişi varmış. Takvimin Biri'nde bugün doğan kısmına yetişemiyorum:)
  • Pazartesi, Şubat 21, 2011
  • 2 Yorum

:)


Sevgili Banu bana bu ödülü vermişti. Bir ayı geçmiş, karışıklıkta koymayı unutmuşum :D Hemen yerine yerleştirdim. Teşekkürler Banu :)
  • Pazartesi, Şubat 21, 2011
  • 0 Yorum

Moa

Bir zamanlar Yeni Zellanda'da yaşamış ancak 500 yıl kadar önce yaşadıkları adaya insanlar ve onlarla birlikte gelen hayvanlarla soyları tükenen hayvan. (Bilim Çocuk dergisi)
  • Pazartesi, Şubat 21, 2011
  • 0 Yorum

Ülkü Tamer, ( 20 Şubat 1937)

Seher yeli çık dağlara
Güneş topla benim için
Haber ilet dört diyara canım
Güneş topla benim için.
Umutların arasından
Kirpiklerin karasından
Döşte bıçak yarasından canım
Güneş topla benim için.
Seher yeli yar gözünden
Havadaki kuş izinden
Geceleri gökyüzünden canım
Güneş topla benim için.

Bir Lisan Bir İnsan

look sharp!: Haydi, çabuk ol!
                    Müzikte diyez işareti
                    Usta
                    Dolandırıcı
  • Cumartesi, Şubat 19, 2011
  • 0 Yorum

Sıdıka


Hem gülümseten hem düşündüren harika bir kitap. Kaç defa okuduğumu bilmiyorum :D
  • Cumartesi, Şubat 19, 2011
  • 0 Yorum

Tuatara

Yeni Zellanda'da yaşayan tuatara tüm yakın akrabaları yok olduğu için benzersiz bir sürüngen türüdür. Kertenkeleyi andırmakla birlikte farklı bir iskelet yapısı vardır. Ama daha çok kaplumbağalara yakın bir evrim çizgisini temsil eder.

Yaklaşık 70cm e ulaşabilir. Gri üzrine sarı benekli gövdesi vardır. Geceleri dolaşır, gündüzü kazdığı çukurda geçirir. İyi birer yüzücüdürler. 100 yıl kadar yaşayanları bilinmektedir.
  • Cumartesi, Şubat 19, 2011
  • 0 Yorum

*

Paşabahçe mağazalarının hediye paketlerinde "Hayat en güzel hediye" yazması çok hoşuma gidiyor :)

Bugünlerde

Ayşe Kulin'in Hayat ve Hüzün'ünü bitirdim. Kendi mavi gözlü babamı düşünerek bol bol ağladım.

Sandra Bullock'un Teklif filmini izledik, çok güldük.

Metehan'a istediğim gibi bir palto bulamadım. Nedense hepsi şişirilmiş gibi duruyor.

Bilgehan'a da bir bornoz bulamadım henüz. Bornoz adı altında su çekmeyecek şeyler yapmaları da oldukça ilginç.

Kırılan gözlüğümün yerine yenisinin gelmesini bekliyorum iki haftadır. Bugün gidip bakacağım. Yok titanyum, yok çok sağlam diyerek satmışlardı bana. Demiştim oysa ki o kadar ince bir çerçevenin sağlam kalamayacağını.

Arkadaşıma yaptığım yapbozun çerçeveletilmesi gerek. Annemden adığım yeni yapbozları masaya yayma zamanıdır. Bu kadar aklını dinlendirecek bir uğraş olamaz doğrusu.

Yeni albümler, şarkılar bulmak istiyorum şu sıralar .

Günsu'yu aramam gerek, aynı mahallede buluşamadık aylardır.

Bir de beklediğimiz haber gelse artık .


Herkese günaydın.

Güzel bir güne açılsın sabahımız...
  • Perşembe, Şubat 17, 2011
  • 2 Yorum

Otto Stern (17 Şubat 1888 - 17 Ağustos 1969)

 Alman kökenli ABD’li fizikçidir. Atomik manyetik hareket ölçümleri, atom ve moleküllerin doğal hareketlerinin demonstre edilmesi, protonun manyetik hareketinin keşfi diğer çalışma konularıydı. Bundan dolayı 1943 yılında Nobel Fizik Ödülü'ne layık görülmüştür.
  • Perşembe, Şubat 17, 2011
  • 0 Yorum

Unutkan

Bir sürü şey geçirmiştim dün aklımdan yazarım diye, bir tanesini bile hatırlayamadım şimdi :)
  • Çarşamba, Şubat 16, 2011
  • 2 Yorum

Kadınlar, Savaş, Komedi

Yer :Fatih Reşat Nuri Sahnesi
•16.02.2011 15:00
•16.02.2011 20:30
•17.02.2011 20:30
•18.02.2011 20:30
•19.02.2011 15:00
•19.02.2011 20:30
•20.02.2011 15:00
Tel: :2125265380
Adres :Fatih Reşat Nuri Sahnesi
Unkapanı/Fatih
Yazan: Thomas BRASCH
Çeviren: Sibel Arslan YEŞİLAY
Oyuncular:Berna Adıgüzel, Selin Türkmen
  • Çarşamba, Şubat 16, 2011
  • 0 Yorum

Alıntı

Bildiğimiz herşey öyle pek büyük olmayan bir kâğıt parçasına yazılabilir.

Bazen içimden boş kâğıtla yüzyüze gelmek ve neler çıkacağını görmek için birbiri ardına harfler yazmaya başlamak geliyor.

Bayan Caldwell Oğluyla Konuşuyor
C.Jose Cela
  • Çarşamba, Şubat 16, 2011
  • 0 Yorum

Biliyor musunuz?

Hezaren:(1) Düğünçiçeğigillerden, hekimlikte kullanılan, çok yıllık, otsu zehirli bir bitki. (Farsça hezar renk, bin renk ten geliyor)

             (2)Bambu
  • Çarşamba, Şubat 16, 2011
  • 0 Yorum

Trans Yağ Nedir?

Trans yağlar sentetik olarak yapılır, bunlar doğal olarak oluşmaz. Trans yağlar sıvı bitkisel yağları katı yağ yapabilmek için onlara hidrojen eklenme işlemi olan endüstriyel bir süreçle meydana getirilir. Bunlar ayrıca kısmen hidrojenlenmiş yağlar olarak da bilinir. Trans yağların en önemli zararları; kötü kolesterol olarak bilinen LDL kolesterolü arttırması ve iyi kolesterol olarak bilinen HDL kolesterolü azaltmasıdır. Bunun sonucunda kardiyovasküler hastalıklara yakalanma riski de artar.

Kıskanç

Hımmm.. Çocuk doğurmalarına rağmen formunda kalanlardan da daha çok sevdiğim kadın yazarları kıskandığımı fark ettim.

Pozitif


 Bazen kendimize ayırdığımız 15 dakika bile çok dinlendirici olabilir. Güzel bir müzik, bir fincan çay ya da kahve, açık camdan içeri dolan temiz hava. Ama en önemlisi aklımızdan geçireceğimiz bizi mutlu eden düşüncelerle 15 dakika harikalar yaratabilir ruh halimiz üzerinde.

Pırasa

Pırasanın bol vitaminleri, mineralleri ve çeşitli nitritleri ile çok şifa verici özelliği bulunduğunu vurgulayan uzmanlar, mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları, damar sertliği için faydalı olduğunu belirtiyor. Uzmanlar, pırasa yemeğinin, bağırsaklara yumuşaklık verip pekliği giderdiğini, pırasa çorbasının, böbrekleri çalıştırarak bol idrar söktürdüğünü ve vücutta birikmiş üre asidi ve ürat tuzlarını dışarı attığını ifade ediyor.

(Lezzet Vadisi'nden alıntı)

Alan Parker ( 14 Şubat 1944)

ABD'li yönetmen.

Our Cissy (1974)
Footsteps (1974)
The Evacuees (1975) (TV)
Bugsy Malone (1976)
Midnight Express (1978)
Fame (1980)
Shoot the Moon (1982)
Pink Floyd The Wall (1982)
Birdy (1984)
Angel Heart (1987)
Mississippi Burning (1988)
Come See the Paradise (1990)
The Commitments (1991)
The Road to Wellville (1994)
Evita (1996)
Angela's Ashes (1999)
The Life of David Gale (2003)

  • Pazartesi, Şubat 14, 2011
  • 0 Yorum

Sevgilerde

Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.

Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vaktiniz olmadı.


Behçet Necatigil
  • Pazartesi, Şubat 14, 2011
  • 0 Yorum

Alıntı

Yeni bir başlangıça adım atmayı, dünkü kalıpları kırmayı, yapabilirken "Yapamam" olabilirken "Olamam" ve bütünüyle özgürken "Kapana kısıldım" dememeyi öğret bana.

Haham Nachman Brazlaw

Günün Falı

Bu kadar çok mızıldanmanın bir alemi yok. Kendin bile kendinden sıkıldın artık. Derin bir nefes al. Herşey çok güzel olacak.

(İlk gelen alır.)

Tatil :D

 Tatil bitmek üzere, bizi de tıpkı yukardakiler gibi tatlı bir yorgunluk sarmış durumda.

Neler mi yaptık?
 Güneşli bir havada ateş başında ellerimizi ısıtarak ve sevdiklerimizi görmenin mutluluğuyla yapılan mangal keyfi gibi güzel bir şey olabilir mi? (Öpüyorum hepinizi :)

Oğluşlarla gidilen "Renkli Matematik Dünyası"ndaki bu yapbozu yapmayı başardığımızdaki gurura ne demeli. (Orada rastlanılan uzun zamandır görülmeyen bir arkadaş da günün sürprizi oldu :)

 Yıldız Şale'de yapılan güzel bir gezinti, doğanın ve konağın o güzelliğini hissetmek, ağaçtan ağaca koşan sincapları görerek gülümsemek, yürümek, derin nefes çekmek...

 Peki ya evde durduğumuz günler. Onlara da minik gülümseyişler eklemedik mi? Hamburgerlerimiz kendimiz yaparak örneğin. Ketçabımızı kendimiz pişirerek. Sonra da keyifle yiyerek hepsini.


Tatil bitti :D
Herkese günaydın.

Harika bir güne açılsın sabahımız :)
  • Cumartesi, Şubat 12, 2011
  • 4 Yorum

Cin Fikir

Bilgehan performans ödevlerini yaparken kurşun kalem kullansak bütün kâğıt simsiyah oluyordu, tükenmez kullansak hatalı yazınca zorlanıyorduk. Silinebilir tükenmezler imdadımıza yetişti. Hem kâğıt kararmıyor hem de çok gerekirse silinebiliyor.
  • Cumartesi, Şubat 12, 2011
  • 0 Yorum

Sömestir Tatili Fikirleri

Rahmi Koç Müzesi'ne hâlâ gitmediyseniz muhakkak gidin. Biz daha önce görmüştük ama şu anda Renkli Matematik Dünyası etkinliğinin olduğunu öğrenince yeniden gittik. Puzzle bölümünde çok eğlendik.(Yapamasaydım çatlardım :D) Sonra Mimar Sinan'ın köprülerinin sırrı da çok güzeldi. Daha birçok çözülecek bulmacalarla vaktin nasıl geçtiğini anlamadık.

Kalabalık gruplar önceden rezervasyon gerektiriyor ama bizim gibi ailece gidiyorsanız rezervasyona gerek yok.

Sabah ilk saatlerde gidin, gezecek çoook yeri var.

Anadolu yakasından gidenler için Üsküdar'dan kalkan Haliç hattı çok rahat. Müze Hasköy iskelesinin hemen yannda zaten.

(Bknz)
  • Cumartesi, Şubat 12, 2011
  • 0 Yorum