Pembe-Mor :)

Her ay bir kere depresif oluyorum ben. O zamanlarda depresyona girmenin ne beter birşey olduğunu düşünüyorum. Oysa benimkisi tamamen fizyolojik ve geçici biliyorum. Geçici olmasını bilmek bile işe yaramıyor, herşeye kızıyorum, herşeye üzülüyorum, hiçbirşey yapasım gelmiyor. Batsın bu dünya durumları :D

Aşağıdaki yazıyı yazarken de anlayacağınız üzere öyleydim. Bu sabah bir baktım, geçmiş :D Yani dünkü yazımı görmezden gelelim arkadaşlar. Silecektim ama yorumlarınıza kıyamadım. Hepinize teşekkür ediyorum.

Neyse dün ben öyle sadece uyumak isterken, annemin çık arkadaşına git açılırsın biraz demesi üzerine kalkıp çıktım evden. Şansıma araç da vardı beni götürecek ama binmedim ona, yavaş yavaş yürüdüm. müzik dinledim. Derin nefes aldım. Ve fotoğraf makinamı çıkarttım çantamdan :D Böylesi biryerde oturduğum için şükrettim.

Herkese günaydın.

Pırıl pırıl bir güne açılsın sabahınız....












İtiraf :(


He canım, tamam itiraf ediyorum, hırslıyımdır ben.

Kıskancımdır da.
Bir sürü izleyicisi olan, deli gibi yorum yazılan blogları kıskanıyorum anacım, işte o kadar.

Ay itiraf ettim, rahat ettim.

Oh...

Nereden mi çıktı.

Aklıma geldi şöyle her hafta bir etkinlik düzenlesem de gelenler de katılsa diye.

Sonra dedim ki kimse olmayacak şimdi, ben öyle kendi kendime konuşacağım yine.

Boşverdim.

Oradan çıktı işte.

Uzayıp kısalmayan kendi halinde BİR blogdan herkese günaydın.

Harika bir güne açılsın sabahınız...

...

Sen bilmezsen
kimse bilmez
Sen yapmazsan
kimse yapmaz
Sen bulmazsan
kimse bulmaz
Senin yerine.....

Dünya Günü



"İnsan ada değildir, bütün de değildir tek başına, anakaranın bir parçası, okyanusun bir damlasıdır; bir kum tanesi bile alıp götürse deniz, küçülür Avrupa, sanki kaybolan bir burunmuş, dostlarının ya da senin bir yurdunmuş gibi; bir insanın ölümüyle eksilirim ben, çünkü bir parçasıyım insanlığın; işte bu yüzden hiç sorma çanların kimin için çaldığını, çanlar senin için çalıyor..."

John Donne

  • Perşembe, Nisan 22, 2010
  • 2 Yorum

`

"Her bahar ağaçlar çiçek açınca
veya sabah olunca her gecenin sonu,
ya da ağlarken birden komik birşey olur

ve kendini tutamazsın ,
o zaman hayatı beklettiğin için utanırsın..."

Diye yoruma yazmış Any. Ben de buraya taşıyayım, bu güzel yazı yorumlarda saklı kalmasın dedim.
  • Çarşamba, Nisan 21, 2010
  • 0 Yorum

""

Bazen erkenden yatıp uyumak çok işe yarıyor. Sabah dinlenmiş vücuda herşey daha kolay gözüküyor.

Bazen atıp kendini dışarı yarım saat yürüyüş yapmak.

Bazen uzun zamandır konuşmadığın bir dostu aramak çok işe yarıyor. Pozitif enerjiyle dolduruyor insanın içini.

Bazen güzel bir kitap.

Bazen harika bir salata çok işe yarıyor. Yavaş yavaş, tadını çıkartarak yemek mutluluk veriyor.

Bazen bir küçük tomurcuk.

Bazen bir içten gülümseyiş.

Bazen bir güzel melodi.

İnsanı insan yapıyor...

Cep Şart



Dışarıda da lâzım ama evde çok daha fazla gerekiyor.

Çünki evin içinde dolaşırken ne bulsam cebime koyuyorum.

Çocukların oyuncak parçaları:Koy cebe.
Şeker kağıtları: Koy cebe.
Bozuk para: Koy cebe.
Sağda solda kalan toka, küpe vs: Koy cebe.

Sonra gerekli yerlere ulaşıldığında hemen el cebe atılır çöpler çöpe, diğer parçalar yerlerine konulur.

İşlem tamam :D
  • Pazartesi, Nisan 19, 2010
  • 0 Yorum

Pes Artık :D


Can'ın biri kırk yıllık hayatında ilk defa yurt dışına çıkmış. Almanya'ya gitmiş. Bir sınava girecekmiş. Ama sırf girip dönecekmiş. Onun için de üzülüyormuş biraz hiçbiryeri göremeyeceğim diye.

Dünyanın bir yerinde buzulların altından bir yanardağ patlamış. Dünyanın başka bir yerindeki hava sahasını kaplamış. Adam orada mahsur kalmış.

Hah.

Bak sen şu işe...

İnsan bu kadar ballı mı olur :)
  • Pazartesi, Nisan 19, 2010
  • 2 Yorum

Sabah


Bu sabah erkenden yürüyüşe çıktık çocuklarla. Biraz yürüdükten sonra ekmeğimizi alıp eve dönelim dedik. Ekmek nasıl güzel. Hemen eve gelir gelmez arasına peynir koyduk, yedik. Sonra da çocuklar fırına yakın bir evin hayalini kurarken ben de iyi ki öyle bir yerde oturmuyoruz diye şükrettim :D

Kahvaltıdan sonra uzun bir süredir ertelediğim ütüyü yapmak için yatak odasına gittim. Arka bahçe dün traktörle sürüldüğü için bütün kuşlar orada yerde zıplayarak dolaşıyorlardı. Cıvıl cıvıl sesler eşliğinde yaptım ütümü. Tabi şimdi güzel , bir iki hafta sonra ben bahçeyi ekince artık elime tabancamı alıp alıp arka balkondan ateş ederek onları uçururum sürekli :) (Yok, gerçek tabanca değil, havalı tabanca, içine birşey koymadan ateş edince güzel ses çıkartıyor. Kargaları kaçıran tek ses de o.)

Bu arada leylekler de gelmişler :)

İşte böyle arkadaşlar.

Herkese günaydın.

Unutmayın bugün Yaşasın Cuma :)

Çaresizlik...

Yok, herşey güllük gülistanlık değil.

Zaten olması da mümkün değil biliyorum biliyorum ama.

Hiç olmazsa şu çocuk beni her öğlen ciyak ciyak bütün apartmana rezil ettirmese, ya da ben o kadar sakin ve umursamaz olsam ki (o kadar nasıl olunur, olunabilir mi bilmiyorum ama) gıkım çıkmasa... Ya da bir çözüm bulabilsem bu huysuzluklarına.

Öpsem olmuyor, sevsem olmuyor, ödül versem olmuyor, ceza versem olmuyor, bağrınsam olmuyor, kulak çeksem olmuyor. Hayır geçtim bütün mükemmel anne edalarından, bilsem iki patlatsam kendine geleceğini onu da yapacağım. Yok yok yok...

Hık deyip kalacağım bir gün.

Dur bakalım ne zaman.
  • Perşembe, Nisan 15, 2010
  • 5 Yorum

~


Hem erkenden yatıp ayakta uyuklamamak hem de geç vakitlere oturup gecenin güzelliğini yaşamak istiyorum.

Hem erken kalkıp yürüyüşe çıkmak hem de yatakta uzun uzun tembellik yapmak istiyorum.

Hem arkadaşlarımla buluşmak hem kendimle başbaşa kalmak istiyorum.

Hem evimin keyfini çıkartmak hem kendimi dışarı atmak istiyorum.

Hem herşeyi yapmak hem hiçbirşey yapmadan durmak istiyorum.

...
  • Perşembe, Nisan 15, 2010
  • 4 Yorum

Ağzımın Açık Kaldığı Anlar :)

Çocuklar her zaman insanı şaşırtıyor. Her gün ya gülümseten ya gurur duyduğumuz bir sürü olay gerçekleşiyor. (Pozitif günümdeyim canım çıldırdığım anları görmezden geliyorum :)Ama ben "E pes yani" dediğim bir iki olay var onları anlatmak istiyorum burada .




Metehan henüz 7-8 aylık , bebek arabasıyla bol bol dolaşıyoruz onunla. Bir gün hava rüzgârlı ve serin, o da arabasında öne eğilmiş öyle duruyor.Ben de rüzgâr çarpmasın diye eğilip onu geriye yaslamayı düşünüyorum. Tabi ki hiç susmayan bir anne olarak bir taraftan da konuşuyorum:

-Hadi arkamıza yaslanalım oğlum.
Oğlum pat diye kendisini geri atıp yaslanıyor.

Yok canım daha henüz o kadar da değil, tesadüf olmalı, anlamasına imkân yok diyorum kendi kendime. Ama az sonra aynı olay yenilenip de ben arkamıza yaslanalım der demez yine kendisini geriye atınca Metehan, ağzım açık vaziyette eve dönüyorum.

Demek neymiş, çocuk küçük anlamaz falan denilmeyecekmiş :)



Yine Metahan, bu sefer iki yaşlarında. Akşam alış verişten dönüyoruz, hava kararmış. Benim ellerim torbalarla dolu olduğu için onun elini tutamıyorum. O da biraz karanlıktan ürktüğünden bir yandan eve doğru gidip bir yandan onu oyalamak için

-Aaa, oğlum bak gök yüzünde yıldızlar ne güzel gözüküyorlar! diyorum.

Küçük adam önümde duruyor, gökyüzüne bakıp:

-Bak anne bu Küçük Ayı bu da Büyük Ayı diyor.

- ?!!?


Gelelim Bilgehan'a.

Daha 5-6 aylık. Yavaş yavaş sebze püresine geçmeye karar verip patates, havuç ve kabağı haşlayıp ezerek yedirmeye çalışıyorum. Yok, olmuyor. Ağzının kenarlarından dökülüyor, bir türlü yutmuyor. Herhalde erken daha diyerek tabağı kaldırıyorum. Çok değil 20 dakika sonra ağabeyine yemek yediriyorum. O da patates, havuç ve kabak ama türlü şeklinde pişirilmiş. Allahım öyle bir bakıyor ki elime. Bu bit kadar, yemekle tanışması 20 dakika önce olan bebeğin bu yemeği canının çekmesine olanak yok, yok biliyorum ama yine de dayanamayıp ona da bir kaşık alıyorum ve ağabeyinin yemeğinden veriyorum. Az önce haşlamayı yutamayan oğlum büyük bir keyifle salçalı baharatlı yemeği mideye indiriyor :)



Yine yemek masası. Bilgehan'a bir yandan yemek yedirmeye çalışıp bir yandan da notaları söylüyorum. Müziğe o kadar meraklı ki (Diğer bir deyişle Power Türk karşısında geçiyor ömrümüz:) belki öğrenir diye düşünüyorum. 3 yaşlarında falan.

- Do re mi fa sol la si do...

Ben söylüyorum ama onun hiç ilgilendiği yok. Bir yandan oyun oynuyor bir yandan yemek yiyor. Dönüp bana bakmıyor bile.

Bir hafta falan sonra. Yine yemek masası. Bu sefer renkli harfleri dökmüşüz masaya. Bir yandan yediriyorum bir yandan harfleri söylüyorum.

-Bu B.. Bu A.. Bak bu R..

Re der demez oğlum bana bakıyor ve tam da doğru seslerle

-Do re mi fa sol la si do diyor.

Demek ki neymiş, çocuk dinlemiyor ve ilgilenmiyor sanmıyormuşuz, kimi çocuk hiç ilgilenmiyor gibi gözükerek de kaydediyormuş bir çok şeyi :)

İşte böyle.

Çocuklarla her gün yeni sürprizlere gebe. Hepsinin de güzel ve neşeli sürprizler olmasını diliyorum.

  • Çarşamba, Nisan 14, 2010
  • 4 Yorum

Bahçede

İnsan sıkıldıkça bahçeye atmalı kendisini. Hele bu mevsimde mutlu olmamak mümkün mü her yer renk cümbüşündeyken.



Bütün bu güzelliklerin hepsi gözümüzün hemen önünde :)



Gel keyfim gel :)



Biraz da hayvanlar alemine gidelim. Yeni yavrular var yine bahçede. Pek fazla hayvan düşkünlüğüm yoktur ama bunları ben bile sevmeden edemedim :)




Bunlar erkekler.


Bunlar da kızlar :)

Gamzecim hafta sonu kulaklarını çınlattık bol bol. Şimdi burada olsa cebine atıp giderdi yavruları dedik :D


Herkese günaydın...

Güzel sürprizlerle dolu bir haftaya açılsın sabahımız.
  • Pazartesi, Nisan 12, 2010
  • 8 Yorum

Snapshot

Aslında ben de Commodore64 çocuğuydum. Çok güzel Klaks oynardım mesela.Sonra pinbal oynardık. Bir de aldığımız dergilerdeki programları yazmaya çalışırdık. Karakterleri bir türlü anlayamadığımızdan uzuuun sayfalar yazdıktan sonra çalışmazdı %90. Ama o kadardı benim işim.

Kürşad içinse bambaşka bir dünya C64. Bambaşka dünyanın bambaşka insanları. Partiler düzenleyen , demolar yapan. Günümüz teknolojisinin sınırsız imkânlarını umursamayıp bir küçücük C64 'ten nice güzellikte şeyler çıkartan bir dünya.

İşte benim canım kardeşimin gurubu oradaki yarışmada birinci oldu :) Birlikte Uygar 'a gidip kaset çektirdiğimiz günler geldi gözümün önüne. Eve gelip hevesle bilgisayarın başına geçmesi ve her defasında muhakkak ki çalışmayan oyunlardan dolayı hayal kırıklığı. + - yönteminin komikliği. Elinde tornavida teybin kafa ayarını değiştirmesi. Sonra bir sürü zımbırtılar çıkmıştı ona taktığı ki ben o kısımlarda tamamen kopmuştum durumdan :D

Kısa ve öz olarak söylemem gerekirse :

Ömel Kiltat. Seninle gurur duyuyorum :)

  • Perşembe, Nisan 08, 2010
  • 2 Yorum

karışıkbahardüşünceleri


belkideertelediğimizherşeyiyapacakkadaryarınyokturelimizdesıkışıktıkışıkyaşamlarımızıniçindeçokönemlikonularımızınarasındatatlıbirrüyaolarakhepertelediğimizşeylerseasılyaşamakelimizinaltındanbirerbirerkaçıyordostumbukarışıklığınarasındaanlamıyoruzbilekaçıpgittiğinihepdahafazlagünvarsanıyoruzgünvarvarolmasınadabizvarmıyızbakalımbizvarsakbileaynımıyızbakalımaynıysakbilegücümüzyetecekmibakalım....

Objektif Olalım

Çok sinirlisin. Sürekli parlıyorsun. Başına ağrı giriyor. Sinirlendiğin şeyler de aynı. Kimsenin değişeceği de yok.

Çok bayıksın. Sürekli yatacak yer arıyorsun. Hiçbir işin bitmiyor. Sonra da işler var diye canın sıkılıyor.

Çok şişkosun. Eline ne geçerse yiyorsun. Kalkıp iki hareket yapmak da yok. Her sene aynı terane.

Çok kaybolmuşsun. Ne aradığını ne bulduğunu bilmiyorsun. Bir tatminsizlik sarmış her yanını.

Onun dışında harikasın, diyecek hiçbirşeyim yok :)
  • Perşembe, Nisan 01, 2010
  • 7 Yorum

Kalk, Kalk...

Tembellik tembelliği, can sıkıntısı can sıkıntısını çekiyor.

Şöyle bir silkinmek gerek....
  • Perşembe, Nisan 01, 2010
  • 2 Yorum