Bilgisayarda savaş oyunu oynayan Can, bakın böyle oyunlar oynuyorum sonra etkileneceğim dedi.
Hayatım sen zaten savaş pilotuydun diye hatırlatmak zorunda kaldım :D
Bilgisayarda savaş oyunu oynayan Can, bakın böyle oyunlar oynuyorum sonra etkileneceğim dedi.
Hayatım sen zaten savaş pilotuydun diye hatırlatmak zorunda kaldım :D
Adam kelimelerle iletişimi kesti, Geralt gibi bilimum ses çıkartmakla meşgul.
Hapşırıyorum hmmm, şöyle yapalım hmmm, bunu neden buraya koydun, hmmm.
Adam kendi istediği zamanlarda geveze, işine gelmeyince hmmm...
Yirmi küsür Stray Kids şarkısı ile dans ettim. Biri iki milyona yakın gösterim aldı. Bir diğeri bir milyona yaklaşıyor. Dünya çapında granny oldum. Bakmadılar bile bana.
Dün Ateez'in bir şarkısıyla dans ettim. Yeni çıkan şarkılarıydı. İsmi Work. Pazar günü yirmi beş senelik takım elbiseme sığıp onunla çektim dans videosu. Çektim ama bir türlü içimde tamamlanmış hissedemedim. Başka fikrim geldi. Dün sabah pilates yaptıktan sonra hemen gidip gündelik kıyafetlerimi giyip, başıma yemeni, elime toz bezi ile aynı dansı bir daha çektim :D
Normalde gündüz dans videosu çok görülmüyor. Hem de zaten daha yeni diğerini yayımladım diyerek bekleyecektim. Sonra dur yaa, tam pazartesi iş zamanı , çok uygun bu zaman diyerek yayımladım.
Sonrasında işime döndüm, gezmeye gidecektik dışarı çıktık.
Bir ara telefonuma baktım yirmi yorum. Allah Allah bir anda bu kadar ne yorumu gelmiş olabilir diye açtım. Ateez grubu kendi instagram hesabından dans çelıncına katılanları paylaşırken beni de paylaşmış meğer, benim gençler onu bana haber vermeye gelmişler :D Ay yerim onların tatlılığını ben.
Uleyn o kadar takım elbiseli cillop gibi halim varken Handan Bacı halimle herkesin önüne düştüm iyi mi :D Hahahaha :D
Oradaki bir çok süper dans eden gencin arasında bir komik Handan halim var ama olsun. Münasebetsiz Can, grubu izleyince " Haa, gerçekte bayağı güzel dansmış "dedi. Hımf önlenemez yükselişimi kıskanıyor bence :D
Neyse işte bu da burada anı olarak kalsın arkadaşlar. Yazması ve toz bezisiyle uluslararası mecralarda bir Türk Anası'nı en iyi şekilde temsil ettiğime inanıyorum :D
Bu hafta Can kendini aştı, ha babam bişiler yumurtluyor :D
Geçen gün İkea'ya gittik. Tabi yemek yemeden olmaz. Yemek üzerine çaysız da olmaz. Ve fakat fincanları birisinin gidip doldurması lâzım malumunuz .
Can - Çayları da sen mi dolduracaksın ?
Handan- Hayır, doldurmıycam, ben piyemsesim çay dolduramam.
Can: (Fincanları almış kalkarken ) Buna da biri yedirmiş prensessin diye, başımıza kaldı. Bu ne yaaa.
Hahahaha.
Sokaklarda dolaşıyoruz. Ama ben topalladığım için çok yavaşım tabi. Çocuklar önden giderken dönüp hadisenize gibilerinden bakıyorlar. Aramızda şu diyalog geçiyor.
3. Bir anım :
Hahaha, son on sekiz yıldaki bütün anılarım burada zaten de , öncesine gideyim biraz bakiim .
Çalıştığım dönemde şubeleri teftişe gittiğimde yaşadığım bir kaç şeyi paylaşayım.
Bir şubede bana Müfettiş Hanım demekte ısrar eden şube çalışanına en sonunda
- Ya ben size Başgişe Bey diyor muyum ,bana Handan Hanım desenize diye patladıydım. Adamcağız da ne diyeceğini şaşırdıydı.
........
Bir keresinde de Etiler Şubes'ndeyim. Bana durup durup teftiş bitsin de sizi mantıcıya götürelim diyorlar. Kardeşim teftiş bitmeden götürsenize ben de yer öğreneyim , kendim gideyim. Bir, iki, üç , öyle çok bunu dediler ki en sonunda
- Ya arkadaşlar iyi hoş da bir mantıyla satın alınacak insan olduğumu zannetmiyorum, gideceksek gidelim diye cevapladığımda yüzleri karman çorman olduydu :D
.........
Önceleri, nazik, fazla önemli olmayan konuları ortaya dökmeyen bir müfettiştim, sonra baktım ben sesimi çıkartmayınca müfettiş göremedi oluyor, ne bulsam sıralayıp hesap sormaya başladım.
........
Yine bir gün teftişte üstadın odasına uğrayıp iki lâflamaya başlayınca , ekibin üçüncü üyesini de çağırayım dedi üstad . Dahili telefondan aradı, meşgul çalıyor. Bir daha aradı, meşgul çalıyor . Bu ne, bak tek başına kaldı, işi savsaklıyor diye de söyleniyor. Birazdan bana döndü, sizin dahili 325 di di mi dedi, gülmeye başladım. Yok üstad, 325 sizin numara. Onca zaman kendi numarasını çevirip , meşgul sesi duyuyormuş. Bir de kızcağızın günahını alıyoruz oturduğumuz yerden. Neyse doğru numarayı çevirdi, tabi ne hep meşgul çalıyor, kimle konulup duruyosun diye zılgıtı da çektik, hesapların içinde nevri dönmüş zavallım da bize saf saf bakakaldı :)
"Aslında salak değilmişim ama salak olduğum için salak olmadığımı fark etmeyip salak oldum." -Metehan, 2022
Hahaha, neyse yazılı halini de yollamış :D
Alış verişe gittik.
Dördüncü yapı markete gidişimiz. Hemen her şeyi güya seçmiştik. Yine de beş saat sürdü alış veriş.
Önce parkelere yaklaştık. Daha dün gitmiştik aynı markete. Ve hepsini seçmiştik. Niye almadığımızı bilmeden eve dönmüştük. Bugün almaya gittik.
Hepsi seçili, isimleri yazılı, parkesi, süpürgeliği, kapı önü , altına sereceğimiz yalıtım malzemesi. Yine de kapı önüne koyacağımız parçayı uzun uzun inceleyip, alıp parkenin üzerine koyup, bu arada fayansları hayal edip, onunla da uyup uymadığına bakıp, sonunda seçtiğimizden farklı bir tanesini aldık.
Çabuk oldu sayılır,sadece yarım saat falan oyalanmışızdır sanırım.
Oradan fayansa geçtik. Bunu da dün seçmiştik ama yine tüm fayanslara bakıp, daha önce sorduğumuz soruları sorup, düşündükten sonra seçtiğimizi aldık.
Mutfak tezgâhı ile dolap arasına bi aksiyon yapıp canlı şey seçmiştim ama tabi biz gidip gelip dururken o bitmiş. Neyse başkasını beğenmemiz Allah'tan uzun sürmedi. Ocağın solundaki duvara bundan koysak mı koymasak mı diye hesaplamakla geçti biraz zamanımız. Sonra zaten bir paketin yetmediğini ama iki paketin de fazla geldiğini görünce hesaplamamıza gerek kalmadı.
Banyo dolabını başka yerden beğenmiştik ama madem şuradan benzerini bulamaz mıyız dedi Can. En azından sevdiğimiz modelin fotoğrafı vardı. Ona bakıp bir dolabın altı ile diğerinin üzerini birleştirebileceğimizi söylediler. İyi dedik. Bu da yarım saat falan sürmüştür.
Bu arada tam alış verişe çıkmadan, evini tutmuş, kaporasını vermiş kiracının fikrini değiştirdiğini öğrendiğimizden. Yine ne zaman çıkacakları muallakta kaldı. Teslim tarihi belirlememiz de tam bir muamma oldu. Evin yöneticisi de cins bir adammış, aldıklarımızı bodruma koymamıza bıdı bıdı edecek gibi, bir de onunla uğraşacağız. Onu geçtim taşıma da iki işe çıkıyor. Bir aşağı bir yukarı. Neyse, belki bi mucize olur da beş ayda bir ev ancak bulan adam beş günde bulup çıkar. Olur di mi ?
Nasıl teslim ediliyor, eve taşısınlar mı, arabadan indirip gitsinler mi , biz taşır mıyız soruları ile boğuşup banyo bataryasına geçtik.
Altına leğen felan koyabileyim ama su da çok sıçramasın hemi de sağa sola dönsün ve yumuşak hatları olsun filan derken neyse , çok şükür onu da seçtik.
Mutfak bataryasına geçtik.
Hortumla uzasın, altına tepsi girsin , hem normal sprey gibi aksın, kaliteli olsun, sağa sola dönsün. Daha önce gördüğümüz iki tipe yine baktık. Birinin garantisi daha uzundu, onu seçtik.
Klozete geldiğimizde işler biraz sarpa sardı. Şimdi kanalsız modeller varmış. Can suyun girdap yaparak döndüğü ( kuzey yarım kürede ne tarafa dönüyodu bu ? ) klozeti istiyordu. Geçen baktığımızda göstermişlerdi. Bugün gösterebilen yok. Millet klozet alırken kaidesi sığıyor mu, ne bileyim fiyatı keseye uygun mu felan diye bakar bizim yutubdan sifon videosu izleyerek hangisini alacağımızı seçmeye çalıştığımızı duyan Metehan'ın arkadaşları kahkaha atmışlar. Allah Allah, bir de gelip Can'ın adamlara o suyun yönünü sormasını izleselerdi. Valla Koçtaş ekibi bence nezaket ve ilgileri ile tam puan aldılar. Reyona girdikten neredeyse bir saat sonra en az dört görevli başımızda sifon konusunda anlaşmaya çalışıyorduk :D Arkası duvara yaslanan, yavaş kapanan kapaklı, taharet musluğu yeri çıkmayan ( Evet modelin birinde oraya başlığı koyuyordun, niye , sifonu çekiyorsun, o su da aynı yerden geliyor, o tazyikle bir bakmışsın taharet musluğu banyonun öte ucuna roket gibi gitmiş , olur mu olur ? Onca yıldır o musluğu çıkartıp temizleme ihtiyacı da duymamışım, iş çıkartmasınlar başıma ) , saat yönünün tersine girdap yapan bir model bulduk sonunda. Ama yine de çok emin olamadığımız için bir tane sipariş verdik. Onu kurup sifonu çekip tamam demeden diğerini almadık. Nolur nolmaz !
Klozetle birlikte verdikleri musluk ve bağlantı hortumunu kasada almadan bıraktık. Öyle tek markanın tek modelini eline tutuşturdular diye almaz benim kocam. Elli model markaya bakıp uzun uzun karar verememesi lâzım önce. Beş dakikada alınır mı hiç :D Plastik başlı alınmaz zaten, satıcı çocuk zaten çok açıp kapatacağınız bir şey değil dedi bir de, sana ne, ben belki açıp açıp kapıycam :D
Duşakabinlere ilk defa alıcı gözle baktık. Tabi ilk defa baktığımız için de almadık. Mazallah bir kere de karar veririz felan. Teknesiz model mi tekneli mi ona henüz karar veremedik. Gerçi banyonun yer fayanslarının durumuna da bağlı biraz bu. Can buzlu cam olanını klostrofobik buldu. Ben düz camlı olanının su izlerini silip durarak ömrümü çürütemem dedim. Sonunda üzerinde saydam helezonik çizgiler olan mat bir tanede anlaştık. Gibi. Malum daha birinci bakışımız. Sanki yıllardır 70 cm lik duşakabin kullanmıyormuşuz gibi 80cm lik çok dar gözüktü Can'ın gözüne. Üstelik diğeri 70x70 ti bu 80x100 olacak. Neyse beğendiklerimizin fotoğrafını çektim. Bakıcaz yine.
Bu arada artık beş saat geçirmiş olduğumuz markette hem ayaklarımıza hem de beynimize kara sular indiğinden başka hiçbir şeye bakmadan, yemeeeek diyerek kendimizi dışarı attık.
Kendimizle müthiş gurur duyuyorum. Nihayet bir şeyleri başarabildik. Dönüşte uğrarız dediğimiz mutfak evyesi ve çöp öğütücü bakacağımız dükkân da başka gğne kaldı artık ama olsun.
Buraya kadar okumayı başarmış olanları yürekten tebrik ediyorum.
Size bir tutam ada manzarası sunmadan göndermem : D
Can : O bölgenin hepsi İş Bankası Blokları'ymış.
Handan : Biz orada kar topu oynamıştık bir kere seninle.
Can : Evler var mıydı o zaman?
Handan : Ya niye ev olsun, boş arsaydı tabii ki, niye soruyorsun ki bu saçma soruyu?
Can : O kadar yeni miymiş o evler?
Handan : Hayır canım biz o kadar eskiyiz :D
Akşam sofrada sohbet ediyoruz. Mel Gibson'un totosundan Bilgehan'ın küçüklüğünde hep peşinden dolaşarak çekmeye çalıştığımız için yüzünden çok totosunun çıktığı videolara geçmişiz. O da konuyla ilgili bir mizansen hayal etmeye başladı.
- İleride bir kız arkadaşım olduğunda..Hımm. Tabi ileride olmasına da gerek yok artık ama...
Hahahahaa. Yaş gelmiş neredeyse yirmiye, ileride olmasına da gerek yok tabe :D
Akşam yemeği muhabbetimizde Can Norveç'e gidip orada çalışmaya karar verdi. Şöyle güzel olurdu falan derken dedim ki "Artık öğlene doğru hava aydınlanır saat üç gibi de güneş batar, bütün kışı karanlıkta geçiririz".
Buradan itibaren geçen konuşma:
- A ha, daha dün Göteburg'a uçtum, hiç de öyle senin dediğin gibi değil. Saat beş buçuk gibi daha yeni kararmaya başlamıştı. Cahil mi sandın sen beni.
- Beş buçuğa doğru mu kararmıştı?
- Evet o kadar da erken kararmıyor. Daha 24 saat olmadı oradan döneli.
O arada bilimum laga luga konuşmaları hatılamıyorum ama bir anda uyandım.
-Sen bizim saate göre bakmışsındır kesin.
-Nasıl yani,..... Yok... Hımmm..
- Evet ya, bize göre bakmışsındır kesin.
- Kaçta gitmiştim ben dün?
- Saat ikide imza saatin vardı.
- Üçte uçuş olsa.
- Kaç saat orası.
- İki buçuk saat kadar.
- Beş buçuk bizim saatle yapıyor canım.
-Nasıl yani.
- Yani üç buçuk gibi oluyor.
- İki saat yoktur aramızda
- Yaz saatinde kaldığımız için zaten herkesle en az bir saat var, orasıyla da normalde bir saat olsa.
-N'oldu baba? Hahahhaha.
- Bu annene de bulaşılmaz oğlum.
- Çindeki teyzeye yirmi liraya satmaya çalıştığı saat için kırk liradan fazla vermem dediğinden beri en komik olay o oldu bence.
Hahahah.
Fizik, aerodinamik, elektrik konusunda gayet bilgili (Evi pencereden dışarıya üflettiği pervane ile havalandırmasını saymazsak :D), tamir tadilat konusunda yetenekli, her gün paso yatışta olmasına rağmen spor yapmaya kalktığında hepimizden güçlü ve karada havada denizde her aleti kullandığı halde, kocam diye demiyorum, saat ve para hesaplarında berbat bu adam :D
Günde bir saat test çözmesi üzerine anlaştık. Ama eğer masanın üzerine test çözerken yemesi için abur cubur bırakmazsam o gün teste sıra gelmiyor, ne zaman ki masanın üzerine birşeyler koyuyorum, bizimkisi kendiliğinden soruların başına geçiveriyor :D
Bu arada abur cuburları çifter çifter koyuyorum, Metos o testleri çoktan çözdüğü için onun da hakkı.
Çünkü terazi burcunda olmam bunu gerektirir. Çünkü öteki çocuğum kendiliğinden çalıştığı için cezalanmış mı olsun :D
Basıldıklarında ben İzmir'deydim. Annem aldı onları. Telefonda konuşuyoruz. Tek benim olduğum fotoğrafı senin için yaptırdım anne, nasıl beğendin mi diye sordum. Annemden pek bir tezarühat alamadım. Allah Allah, annem daha bi beğenmeliydi sanki diye düşündüm. Derken haftalae sonra fotoğrafları gördüm. Amman Allahım, şaşı ve yamuk çıktığım abuk bir fotoğraf basılmış. (Tabii ki bu o değil, bakma şaşı mı diye) . Yahu kim öyle bir fotoğrafı bastırır. Hayır annem de bir şey demiyor, hahaha. Tevekkeli değil tezahürat alamamışım ama insan ya Handan bu çok kötü demez mi 🤣
Neyse hışımla stüdyoya gittim. Fotoğrafı tuttum onlara. "Sizce, ben bu fotoğrafı istemiş olabilir miyim?" diye sordum. Gören gülmemek için kendisini zor tutuyor. Negatiflere baktılar falan, tabii ki yanındakini istemişim.
Bir dahaki İstanbul'a gidişimde bu fotoğrafla karşılaştım. Hâlâ merak ediyorum, fotoğrafı basan düdük, benim mavi gözlü olmayı tercih edeceğimi nereden çıkartmış, kendi kendine niye böyle bişey yapmış. Valla bir daha gitmeye üşendim. Annem bunu neden vitrinde tutuyor bilmem, kızına benzemiyor bile 😂
Yalnız çocuğun karşısına koyup, şu teyzeye veririm seni yer dese çocuk inanır haa 😂😂
Bakarken aklıma geldi. Ben size Can'la hangimizin ağzı büyük diye ölçtüğümüzü anneme söylediğim zamanı anlatmış mıydım 😁 Hahaha, o da bana öyle baktıydı.
Fotoğrafını da çekeyim dedim ama açmaya korkuyorum onun için sadece anlatacağım.
Bu sabah kasaba sipariş verdim.
Sipariş verince de gidip şu derin dondurucuyu biraz düzenleyeyim de yer açılsın dedim. Zira tıkış tıkış bişey oldu, aldıklarımı neredeye yerleştireceğim bilmiyorum. Derin dondurucu dediysem buzdolabınınki, yanlış anlaşılmasın, büyük bişey değil.
Aklımdan geçen boşaltırım, yeniden dizerim, bak yarısı boşmuş derim.
Hahaha.
Yarısını boşalttıktan sonra geriye tıkmaya çalıştım ama neredeyse kapağı kapatamıyordum :D Allahım, nasıl içine sokuşturduysam her şeyi kılı kılına duruyormuş :D Nefes alacak bölmesi yokmuş.
Bezelye bezelye bezelye. Dünyanın sonu gelse sorun yok, ben bezelyelerle hayatta tutacağım bizimkileri. Ki evde bezelye yemeği seven de yok :D Kıymalı mıymalı pişirip bol patatesle kakalıyorum, içinde bezelye de olmasaydı modunda yiyorlar.
Neyse bezelye bir şekilde sıkışıyor, asıl dolmalık biber kalıntıları yer kaplamakta. Kalıntı nasıl oluyor diye düşünme. Şöyle oluyor. Bir kilo biber al, dolma yap, kalanı buzluğa at kalıntısı. Toplamda bir kilo değildir ama kapladığı yer abuk.
O arada kolaylık olsun diye yapıp koyduğum köftelere ilişti gözüm. Pek kolaylık olmamış hatırlamadıktan sonra.
Bir de yeşil mercimekler var ki evlere şenlik. Pinçik pinçik haşlayıp atmışım. Ama tabi yemek yapacağım zaman dolapta görmeyip yine haşlamış fazlasını bi sonrakine kolaylık olsun diye atmışım buzluğa.
Ekmeklere sözüm yok, her yer kapanıp da evde mahsur kaldığımızda o köfte yaparım diye buzluğa attığım bayat ekmekler üç gün bizi kurtarmıştı :D
Gördüğünüz gibi dolapta ete yer yok :D
Gelenleri hemen pişiriim bari. Hahaha. Erkeklerim anında bitirirler pişirsem :D