Tatil

Tatile gidiyorum. Ama on gün ayrı kalamam gibi geliyor bloğumdan (Daha doğrusu tüm bloglardan), ben yine bakarım arasıra.

Deşarj değil şarj olup geleceğim. Bu arada size enerjik bir şarkı hediye ediyorum.

Görüşmek üzere. Sevgilerimle...


Peace Of Me
(Skid Row'un bu şarkısını ne zaman dinlesem kendimi zımba gibi hissederim.)
  • Çarşamba, Ağustos 31, 2005
  • 15 Yorum

Oh

Koşuşturmalarla geçmiş yorgun bir günün ardından yatağa uzandığım o ilk anın mutluluğu yok başka birşeyde.
  • Çarşamba, Ağustos 31, 2005
  • 1 Yorum

Yaş

Yaşımın ilerlediğini geçen gün dediğim şeylerin en az dört beş yıl öncesine uzanmasından anlıyorum.
  • Çarşamba, Ağustos 31, 2005
  • 4 Yorum

Akıntıya Kürek Çekmek

İnsan ertesi gün tatile gidecekken neden evini temizler ki? Haydi sadece ortalık toparlasam neyse bir de toz alıp siliyorum ki on gün sonra döndüğümde heryer toz olmuş olacak yine. Bunun yanısıra ortalık da evdeki canavarlarla yarına kadar toplu kalacak mı orası meçhul ya. (Meçhul değil de olumlu konuşmaya çalışıyorum)

Akıntıya kürek çekmek bu olsa gerek.
  • Çarşamba, Ağustos 31, 2005
  • 1 Yorum

Otuz Yaş

Geçen gün yirmili yaşların sonundaki bir arkadaşım bana otuz yaş krizini nasıl atlattığımı sordu. Şöyle bir düşündüm, otuzuncu yaş günümde bir buçuk yaşında bir çocuk annesi olarak öyle derin konuları düşünecek vaktim mi vardı? Ardından ikinci afacan. Daha yeni yeni kendime geliyorum. Eh, artık 35 e ulaştığıma göre bu krizi kırklı yaşlara kadar erteledim sayılır.

Erteledim de arkadaşıma ne desem şimdi ?
  • Çarşamba, Ağustos 31, 2005
  • 1 Yorum

Hediye

Birisine keyifle bir hediye aldığımda beni en sinirlendiren karşılık " Ne gerek vardı?" oluyor. Al o hediyeyi çöp kutusuna at, artık bir gerek kalmadı zaten diyesim geliyor. Zor tutuyorum kendimi.
  • Çarşamba, Ağustos 31, 2005
  • 1 Yorum



Bayramımız kutlu olsun...

Hüzün
















Yılın en hüzünlü zamanını sorarsanız eğer Ağustosun son günleri ile Eylül başı derim.

Don't Know What You Got

Uzun zamandır sevdiğim şarkıları paylaşmak istiyordum. metsepman de görünce nasıl yapmış bakayım dedim. Azmettim buldum. Mutluyum .

Don't Know What You Got

Kaybedene kadar neye sahip olduğunun farkında değilsin diyor şarkıda Cinderella.

Ne yazık ki çoğunlukla öyleyiz.

Çocuk Sahibi Olmak

Çocuk sahibi olmaya karar vermeden önce muhakkak yapılması gerekenler :)

1-) Köşe başındaki süpermarkete gidin. Hiçbir şey satın almadan kasaya yönelin ve cebinizdeki bütün parayı kasiyere verin. Daha sonrada yandaki eczaneye gidin kredi kartı ile ilaçlar alın.

2-) Eve canlı bir ahtapot getirin...5 yıl boyunca düzenli bir biçimde her sabah onu giydirmeye çalışın. Ayrıca ahtapotu bir çuvala, hiçbir kolu dışarda kalmayacak şekilde, en kısa zamanda sokmanın provasını yapın.

3-) Bir kavun alın. Kavunun üstünde bir delik açın. Kavunu uzunca bir iple tavana asıp, sallayın. Kavun sağdan sola sallanırken, bir kaşık sıcak su alın,.sallanan kavunda daha önce açmış olduğunuz deliğe,yere dökmeden sokmağa çalışın.

4-) Ağzınızdan çıkan her cümleyi en az beş kez daha tekrarlayarak konuşmaya alışın. Bunu bir yaşam biçimi haline getirin.

5-) Dışarıya çıkmak için giyinin. Banyonun kapısı önünde tam tamına yarım saat bekleyin. Aşağıya inin. Kapının önünde beş dakika bekleyin. Sonra tekrar eve dönün.Tekrar dışarıya çıkın. Evin önündeki yolda yürümeye başlayın. çok ama çok yavaş yürüyün. Yürürken de yerde gördüğünüz her sigara izmaritini, cikleti, kirli kağıdı,mendili, karıncayı dikkatle ve uzun uzun seyredin. Aniden "yeter artık senden çektiğim" diye avazınız çıktığı kadar bağırın. Eve geri dönün. Her gün böyle yürüyüşler yapın.

6-) Süpermarkete gidin.Yanınıza da orta büyüklükte bir keçi alın:Süpermarkete girince keçiyi serbest bırakın.Daha sonra da keçinin içerde kırıp, tahrip ettiği her şeyin parasını sorgusuz sualsiz peki deyip ödeyin.

7-) Evdeki koltuklara tereyağı bulayın. Perdelere de reçel bulaştırın.

8-) Mutfakta pişmekte olan bir adet balığı çalın ve onu misafir odasında bir yere saklayın. Balığın odada 5 ay kimse tarafından bulunmadan kalmasını sağlayın.

9-)Evdeki yeni sulanmış çiçeklere elinizi sokun ve aldığınız çamurlar ile temiz duvarlar üzerinde figürler yaratın.

Yazlık

Görülecek o kadar çok yer varken her sene aynı yere tatile gitmeyi anlayamıyorum. Yazlık ev mantığını almıyor onun için kafam.

Hayata Dair Küçük Elkitabı

Gecenin bir yarısı , Bilgehan 'ın tıkanan minik burnu beni uyutmayınca soluğu bilgisayar başında aldım. Çevrem eski defterlerim ve kitaplarla dolu. İşte onların arasından H jackson Brown Jr. un elkitabından bazı maddeleri buraya yazmak istedim. Zaten bu saatte gözümün daha küçük yazılı birşeyi okuması imkansız.

YILDA EN AZ BİR KEZ GÜNEŞİN DOĞUŞUNU SEYRET.
İNSANLARIN DOĞUM GÜNLERİNİ HATIRLA.
SIKI TOKALAŞ
İNSANLARIN GÖZLERİNİN İÇİNE BAK
DUŞTA ŞARKI SÖYLE
DEĞERLİ GÜMÜŞ TAKIMLARINI SAKLAMA, KULLAN
HİÇBİR NEDEN YOKKEN DE ŞAMPANYA İÇ
HER DOĞUM GÜNÜNDE BİR AĞAÇ DİK
BOL BOL FOTOĞRAF ÇEK
EVDE YAPILMIŞ TATLILARI ASLA REDDETME
HİÇ KİMSEDEN ASLA UMUT KESME MUCİZELER HERGÜN OLUYOR
CESUR OL DEĞİLSEN BİLE ÖYLE DAVRAN HİÇ KİMSE ARADAKİ FARKI ANLAYAMAZ
BÜYÜK DÜŞÜN AMA KÜÇÜK ZEVKLERİN DE TADINA VAR
İNSANLARIN ADLARINI HATIRLA
ASLA BİRİLERİNİN UMUTLARINI KIRMA BELKİ DE SAHİP OLDUKLARI TEK ŞEY ODUR
OLUMSUZ İNSANLARDAN UZAK DUR
ÖZGÜN OL
YAŞLAN AMA PASLANMA
DAİMA BİR ADIM İLERİ GİTMEK İÇİN KENDİNE SÖZ VER
BİR İLTİFATA VEREBİLECEĞİN TEK DOĞRU KARŞILIK İÇTEN BİR "TEŞEKKÜR EDERİM" DİR
SIRT ÜSTÜ UZAN VE YILDIZLARA BAK
KENDİNİ DEĞİŞTİREBİLME GÜCÜNÜ HAFİFE ALMA
BAŞKALARINI DEĞİŞTİREBİLME GÜCÜNE FAZLA GÜVENME
KÖPRÜLERİ ATMA AYNI NEHRİ KAÇ KEZ DAHA GEÇMEK ZORUNDA KALACAĞINA ŞAŞIRACAKSIN
YETERLİ ZAMANIM YOK DEME PASTEUR, MICHELANGELO, LEONARDO DA VINCI VE ALBERT EINSTEIN'IN DA GÜNLERİ 24 SAATTİ
HAYATINI BİR ANLAMLANDIRMA ÇABASI OLARAK DEĞİL BİR ÇIĞLIK GİBİ YAŞA
SIK SIK ŞANSINI ZORLA
EN SEVDİĞİN KİTAPLARINI YENİDEN OKU
BİRİSİNE SENİ SEVİYORUM DEME FIRSATINI ASLA KAÇIRMA
SEVGİLİNE ÖNCE ÇİÇEĞİ YOLLA NEDENİNİ SONRA BUL
BİRİSİNİN KAHRAMANI DA SEN OL
SADECE AŞK İÇİN EVLEN
ŞÜKRET
ANNENİ ARA
  • Pazartesi, Ağustos 29, 2005
  • 4 Yorum

Boşluk

Bir gün Clint Eastwood ölürse, gerçekten çok boşlukta hissedeceğim kendimi.
  • Pazartesi, Ağustos 29, 2005
  • 6 Yorum

Pazar

Ot gibi bir pazar geçirdik mi desem yoksa akşama kadar tembellik yapıp enerji depoladık mı desem karar veremedim.
  • Pazartesi, Ağustos 29, 2005
  • 2 Yorum

?

Bir an gördüm zannettin. "Buldum" dedin bir an. Mutlu oldun buluşundan. Gurur duydun. Ve bıraktın bakmayı artık. Aramayı. Vazgeçtin hissetmekten, heyecandan. Sen vazgeçince, yok oldu ellerinin arasından bulduğun. Oysa hep ellerinde duracağını sanıyordun, senindi o, sen bulmuştun. O gitti uzaklara, duramazdı ki kıpırtısız, heyecansız, sen ise yerinde saydın.

Ve dostum, vakit geç olmadan aramaya başlamazsan yeniden, kıpırdamazsan. Hatta fırlamazsan yerinden, kaçacak yaşam avuçlarından...

12 Nisan 1993

Yazı

Saçmasapan olsa bile yazıyorum işte diye düşündü. Oh! İyi ediyorum. Yazmayı seviyorum. Hala sevdiğim birşeyler varken neden yapmıyor muşum? Kime ne zararı var ki yazdıklarımın? Yazacağım. Çama sarılmış asma dalını yazacağım, içerden gelen türkü sesinin ezikliğini, masamın üzerindeki oyuncak spor arabanın dururken bile hissedilen hızını , ellerini cebine sokmuş yavaş yavaş bakkala giden adamı, zarif hareketlerle etrafı kolaçan eden kediyi yazacağım. Yazmadığım şeyler uçup gidiyor hemen. Yazdıkça daha bir benim oluyorlar sanki. Dut ağacının çıplaklığını yazacağım, parmağımdaki yüzüğün küsmüşçesine ters döndüğünü, ağır yük altında ilerleyen kamyonun inadını, beyaz vosvosun hımhımlığını, yukarı çıkan taksidekinin annem olması ihtimalini yazacağım. Gözlüğümdeki lekeyi, uzaktaki evin bacasından çıkan dumanın pervasızlığını, kırmız bileziğin şekere benzediğini, otobüsün yeknesak hattında gururla ilerleyişini, pembe fotoğraf makinasının unutulmuşluğunu yazacağım.
Canı ağlamak istiyordu. Yalnızca yazdıkça geçiyordu bu. Harflerin dökülmesi, kelimelere, cümlelere dönüşmesi rahatlatıyordu onu. Ne önemi vardı anlamlı birşey yazmanın. Yazmak, onu rahatlattığı sürece anlamlı bir eylemdi zaten.

13 Şubat 1993

Pencere


Gecenin içinde, ne kadar sıcak görünüyor ışıl ışıl bir pencere.

...

Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.

Şeker Portakalı
Jose Vasconcelos

Geç

Yapmak istediğim birçok şeyi sonraya erteledim. Oysa herşey zamanında güzel. Şimdi onları yapmaya çalışmak canım cips isterken zorla tatlı yemeye benziyor. Hiç keyif vermiyor.

Karşıki Ev

Canım manasızca sıkıldığı zamanlarda karşıki evin penceresinden bakarım kendi evimize. Bütün odalarında ışık yanan, içerden her daim çocuk sesleri yükselen, kapısının önünde boy boy bisikletler, ipte asılı rengarenk çamaşırlar olan, müziğin hiç susmadığı, babanın çocuklarla oynadığı, annenin onlar oyalanırken yazı yazdığı bir ev. Televizyonda seyretsek "Ah ne güzel" denilecek türden. Hoşuma gider birden.

Balık


Küçücük bir kavanozda yaşıyor, sabahtan akşama kadar dönüp duruyorlar. Düşünüyorum, içim acıyor, bizim onlardan ne farkımız var.
  • Cumartesi, Ağustos 27, 2005
  • 2 Yorum

Yarışma

Yarışma bitmiş . En başta Zeze ile Zupermen olmak üzere bana destek olan ve oy veren herkese teşekkür ediyorum.

Çok şey kazandım.

Bu arada yarışmanın birincisi antikuntiyi tebrik ediyorum.

Sevgiyle kalın.

...

















Gittin.
Sanki yüzyıl geçmiş gibi ...

Özledim.

25 Haziran 1994

Küçük


















Severim yüzyıllar öncesinden kalan yerlere gitmeyi. Hele turist yoksa çevrede, başbaşa kalmışsam ruhlarla. Kimbilir neler gördü bu yapılar. Elimi sürerim duvarlara, koskocaman bir zamanda küçücük bir nokta olduğumu hissederim.


Diploma

Öyle kızıyorum ki "Onca sene boşuna okumuşsun" diyenlere. Öğrendiğim şeyler değil mi beni bugünkü ben yapan? Evet diplomalarım duruyor bir köşede işe yaramadan, ama okulun bize kazandırdığı tekşey diploma mı?

AYRILIK SEVDAYA DAHİL -3

3.

Ay ışığına batmış
Karabiber ağaçları
Gümüş tozu
Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
Yaseminler unutulmuş
Tedirgin gülümser
Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
Çünkü ayrılık da sevdâya dahil
Çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
Her an ötekisiyle birlikte
Herşey onunla ilgili

Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
Gittikçe genişleyen
Yakılmış ot kokusu
Yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
Yansımalar tutmuş bütün sâhili
Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
Öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılık da sevdâya dahil
Çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili..

ATTİLA İLHAN
  • Perşembe, Ağustos 25, 2005
  • 3 Yorum

Hitap

Benden başka oğlum, kızım diyen kalmadı mı acaba diye merak ediyorum bazen. Herkes çocuğunu annecim, babacım diye çağırıyor. Ya da teyzesi, dayım, amcacım diye çağrılan yeğenler. Yavrucuğum, çocuğum, bebeğim nerelerde yitirildi bilemiyorum.

Bir de ben bazen eşek sıpası diye seslenirim ama bu pek tasvip ettiğimiz bir çağırma şekli değil .
  • Perşembe, Ağustos 25, 2005
  • 3 Yorum

Eski

Bazen o pratik dediğim yeni yöntemi neden kullanmadığımı anlayıp yeniden eskiye dönüyorum. İçim rahatlıyor gerçekten.
  • Perşembe, Ağustos 25, 2005
  • 0 Yorum

Pratik

Bazen yıllarca yaptığım bir işin çok daha pratik bir yöntemini keşfedip kendimden utanıyorum.
  • Perşembe, Ağustos 25, 2005
  • 1 Yorum

Orjinal

Korsan kitaba para veremem. Üç tane yerine bir tane alırım orjinali olur. Baskısı eksik, yazıları soluk, kağıdı kalitesiz, sayfaları elimde kalan bir kitap sinirlendirir beni. Hem de paramın fotokopi çekene değil üzerinde gerçekten uğraş verene gitmesini isterim.

Aynı şey kaset, cd, dvd için de geçerli.

İsteyen aptallık desin.
  • Perşembe, Ağustos 25, 2005
  • 1 Yorum

THE COOK ---> NEXT DOOR

Sevgili Çiğdem beni ebeleyeli epey olmuştur herhalde. Ama bir türlü cevaplayamamıştım soruları. Nihayet başardım.

THE COOK ---> NEXT DOOR

1- İlk mutfak maceran neydi? Neler hatırlıyorsun?
İlk mutfak maceram annemin "Balkondan soğan getirir misin Handan?" demesiyle başlar. Genelde bunun peşinden "Onu rendele" "Ekmek ıslat" "Tuz koy" komutlarıyla köfte yapımı başlardı. Ama annem hiç "Köfte yapar mısın?" diye çağırmamıştır beni. Balkondan soğan istenince anlar olmuştum bunu. Yine de evlenmeden önce pek yemek yapmadığımı söyleyebilirim.(Ne şanslıymışım) Evliliğimin ilk yılında da işim gereği İstanbul'da olduğum için arada bir eve gelebiliyordum. Bütün bir pazar günü yemek yapmaya çalışarak geçiyordu. Hele ilk hafta,köfte patates kızartması yapmamız var Can'la evlere şenlik. Bütün mutfak ve biz perişan olmuştuk.

2- Yemek yapma stilini en çok etkileyen kimdi?
Annem. İyi bir yemek için iyi malzemeler kullanmam gerektiğini öğretmiştir. Gerçi benim malzemelerle onunki gibi pişmiyor birtürlü başka birşeylere daha ihtiyaç olsa gerek :)

3- Yemeğe ve yemek dünyasına olan ilgini kanıtlayan bir resmin var mı? bize gösterebilir misin?
Bunu arayacağım, bulamazsam çektirip koyarım sonra. İşim gücüm ne zaten.

4-Mutfakta kendisine karşı fobin olan bir şey var mı? Yaparken seni/avuçlarını terleten bir yemek mesela?
Pilav. Korkulu rüyam. Bir keresinde Can'ın iş arkadaşı üç aileyi yemeğe davet etmiştik.Üstelik iftar yemeği. Pilavın yarısını lapa yarısını pişmemiş yapmayı başarmıştım. En baştan söyledim gerçi, karnınızı doyurun pilav yok diye.

5-Mutfakta hangi yardımcını vazgeçilmez buluyorsun? Alıpta çok gereksiz bulduğun nedir mutfakta?
El blanderı vazgeçilmezim. Sanırım oklava dolabın arkasına kaçan şeyleri almak dışında da bir işe yarıyor ama ben henüz çözemedim.

6- Bir kaç garip belki de komik yemek çeşidi söyle, senin çok sevdiğin ama senden başka kimsenin sevmeyeceğini düşündüğün bir yemek.
Benim pilav maceralarım anlatmakla bitmez. Bir de tarif kitaplarına bakarak pişiremem nedense yemek. Bunu henüz anlamadığım bir gün domatesli pilav pişirmeye kalktım. Lapa halinden pilava geçiş yapamadı bir türlü. Tavaya döküp iyice bastırarak arkalı önlü kızartmak yöntemiyle pilav pişirme sanatım o günden itibaren başlar.
Ah bir de baklavanın üzerine yoğurt döküp yerim. Sanırım başka yapan yok :)

7-Hangi üç malzemeden ya da yemekten vazgeçemezsin?
Sarımsak, domates, baharat.

8- En çok sevdiğin dondurma çeşidi.
Kaymaklı

9- Asla yemeyi düşünmediğin şey.
Herşeyi muhakkak tatmalıyım.

10- Özel bir yemeğin, spesiyalin var mı?
Salatalarım , "Evde ne varsa o var" çorbalarım bir de çekirdeklerini ayıkladığım karpuzlarım meşhurdur.

11-Seni ebeleyen kişi.
Sevgili Çiğdem beni ebeledi.

12- Ebelediklerim
Hımmm. Yellowdaisy, Duygu ve Zuperman'i ebelemek istiyorum.

Beni Gerçekten Duyuyor musun?

Leyla Navaro'nun "Beni Gerçekten Duyuyor musun" adlı kitabından hem beni gülümseten hem de düşündüren bir bölümü buraya aktarıyorum:

Çocuğu dinlemek.

Gerçek dinlemeye engeller:


Öğüt vermek, çözüm getirmek, yönlendirmek.

Şule: "Çok yorgunum bu hafta çocukların ikisi de hastaydı gece sık sık kalkmak zorunda kaldım"
Annesi: "Kendini çok yoruyorsun, ayrıca akşamları da çok sokağa çıkıyorsunuz, dinlenmek istiyorsan biraz sokağa çıkışlarını azalt."
Şule: "Ama anne bu hafta zaten hiçbir yere gidemedik ki... Çocuklar hastaydı."
Annesi: "Olsun genelde çok çıktığınız için hem sen yorgun oluyorsun , çocuklara da iyi bakamıyorsun."

Yargılamak, eleştirmek, ad takmak.

Şule: "Çok yorgunum bu hafta çocukların ikisi de hastaydı gece sık sık kalkmak zorunda kaldım"
Annesi:"Ne varmış bunda şikayet edecek?Ben sizler için az mı uykusuz kaldım?"

Şule:"Ama anne bu sefer ikisi birden hastaydı..."
Annesi:"Zamane anneleri hiç fedakarlığa katlanmak istemiyor artık..."

Soru sormak, araştırmak, incelemek.

Şule: "Çok yorgunum bu hafta çocukların ikisi de hastaydı gece sık sık kalkmak zorunda kaldım"
Annesi:"Neden hastalandılar? Sıkı giydirmiyor musun?"

Şule:"Tabii ki giydiriyorum anne, ikisinin de kalın paltosu, şapkası var."
Annesi:"O zaman okuldan kapmışlardır. İlaçlarını düzenli veriyor musun?Doktor ne dedi?"
Şule:"Doktorun dediğini aynen yapıyorum ama gece uyumuyorlar."
Annesi:"Gece üstleri açılıyordur...Battaniye ile örttün mü?"
Şule:"Örttüm tabi, zaten sık sık kalkıp üstlerini kontrol ediyorum, ondan uykusuz ve yorgunum ya..."
Annesi:"Akşam ağır yemek yediniz belki de... Kahve de içtin mi?"

Teşhis koymak, tahlil etmek.

Şule: "Çok yorgunum bu hafta çocukların ikisi de hastaydı gece sık sık kalkmak zorunda kaldım"
Annesi:"Size birkaç gün gelip ev işlerine yardım etmemi istiyorsun anlaşılan."

Şule:"Hayır anne öyle demek istemedim. Çocuklar hasta ve gece uyumadılar diyordum..."
Annesi: İstersen sana evden birşeyler pişirip getireyim."
Şule:"Anne hiç zahmet etmeyin, öyle bir istekte bulunmadım inanın...Şöyle lafın gelişi yorgunum demek istemiştim..."
Annesi:"Sen zaten beni üzmek için mutlaka birşey bulursun."

Sakinleştirmek, teselli etmek,konuyu değiştirmek.

Şule: "Çok yorgunum bu hafta çocukların ikisi de hastaydı gece sık sık kalkmak zorunda kaldım"
Annesi:"Olur öyle şeyler, çocuk bu..."

Şule:"İyi uyuyamayınca çok hırçın ve asabi oluyorum, çok da başım ağrıyor..."
Annesi:"Bir kahve iç düzelirsin..."
Şule:"Bu akşam da ayzılacak bir sürü yazım var."
Annesi:" Aldırma canım, akşama kadar düzelir. Geçen gün Hasibe Hanım'ın da bir baş ağrısı tutmuş...."

Ne kadar tanıdık hepsi değil mi? Bakalım nasıl dinlememiz gerekiyormuş aslında :

Çocuğumuz veya herhangi bir kişi bize bir sorunun anlatmak istediğinde, yapabileceğimiz en yardımcı yaklaşım, söylediklerini iyice dinlemeye çalışıp (bedensel dinleme ve dikkat), söylediklerini kısaca özümleme ve varsa duygularını ifade edebilmesine yardımcı olmaktır. Buna katılımlı dinleme diyoruz.
  • Çarşamba, Ağustos 24, 2005
  • 5 Yorum

Sereserpe

Kendimi çimenlerin üzerine atıp sereserpe, yüzüme vuran gün ışığının keyfini çıkartacağım. Ve saçlarımda dolaşan rüzgar alıp götürecek tüm olumsuz düşünceleri. Orada, öyle, dünyayla bütün yatarken bir gülümseme yayılacak yüzüme. Dolu dolu olacağım.

Evet tam böyle yapacağım.

Hayat güzel.
  • Çarşamba, Ağustos 24, 2005
  • 4 Yorum

Burada

























Hani bazen olur ya tarifsiz birşeyler içimde , işte öyle zamanlardayım. Dalıp gidiyorum arada bir. Ama hep buradayım.
  • Çarşamba, Ağustos 24, 2005
  • 2 Yorum

Bunalım

Ne kadar bunalımım varsa hep yapacak işim olmamasından geldi başıma.
  • Çarşamba, Ağustos 24, 2005
  • 4 Yorum

Cevapsız

"Büyüyünce ne olacaksın?" sorusunun cevabını bulamadım hala. Belki ondandır yerinde saymam hayatta.
  • Çarşamba, Ağustos 24, 2005
  • 0 Yorum

Kayıp

İçimde bir sıkıntı var. Çok sevdiğim sessizlik bile rahatsız ediyor beni. İrkiliyorum durup dururken. Sanki çok kalabalık bir yerdeyim de kimse yanıma yaklaşmıyor. Küçülüyorum iyice. Biliyorum; nerede, nasıl olursam olayım sadece kendimleyim. Ama bazen kendimi de kaybediyorum biryerlerde. Farkedemiyorum ne olduğunu. Bu sessizlik sağır ediyor beni. Boşlukta gibiyim.

Yalnız

Bu kuş uçmaz kervan geçmez yerde hayaletler içindeyim. Bir çığlık atmaktan korkuyorum, yankılanıyor boşlukta sesim.

Misafir

Misafirimi karşılarken yorgun ve perişan durmaktansa ikram edeceğim şeylerin sayısını azaltmayı tercih ediyorum.Kimse kimseye pasta börek hatırına gitmez. Bana gelmesin en azından.

Çelişki

Ben dedim ya hani içinde kaybolmadığım kitapları bitirmiyorum artık , okunacak çok kitap var çünki diye.

Peki o zaman sevdiklerimi 4-5 defa okumama ne demeli?

Mantıksız

Bir kafede oturup 3-4 YTL a bir bardak kola içebilirken 3YTL lık üzümü pahalı diye almama nedenimi anlayamıyorum.

Bir yorum

Pazartesi sabahı biraz gülümsemek isteyenlere.

Benim yapmak istediklerim listesine kardeşimin bulduğu çözümü yorumlar kısmından buraya aktarıyorum.


Sana bir çözüm öneriyorum. Yapıp yapmamak sana kalmış ablacığım. Bütün bu olayların hepsini sadece çalışmayan hurda bir motorsiklet fiyatına yapabilirsin. Önce ikinci el çalışmayan bir peugeot motorsiklet alacaksın. Artından fransızca el kitabını takip ederek motoru çalıştırmayı bir şekilde başaracaksın.(1 sene) Bu şekilde fransızcanın zaten sadece unuttuğun kadarını öğreneceksin. Ardından arkadaşlarına telefon açacaksın. Bir tatil boyunca Türkiye'de gittikleri her değişik yerden senin için sarı tabelaları söküp göndermelerini isteyeceksin. Sonra onu bahçende uygun yerlere dikeceksin. Sonra o motorla dolaşmaya çıkacaksın . Bu arada önce bahçendeki sarı tabelaların hepsine gideceksin. Sonra son sürat basacaksın ve yarım yamalak tamir edebildiğin motordan düşeceksin. Tabii başın gözün yarılacak. Hemen buz patenine. Zaten başın gözün önceden yarılmış olduğu için buz pateninde düşmeyi önemsemeyeceksin. Herkes senin motordan düştüğünü bilecek ve muhteşem paten yeteneklerin için seni kıskanacaklar. Ardından öyle kafa göz yarılmış dolaşılmaz tabii. Doktora gideceksin. Paran olmadığı için "Doktora kickbox yapacaksın". Henuz kickbox bilmediginden sadece "doktora yapabileceksin". Bak bazi seylerin olmayisi bazi seyleri duzeltebiliyor demek. Doktor seni tedavi ettiginde ona motorsikletini verirsin. Gene kaldık dımdızlak. Inventory boş. Yoksa önceden birşeyler yapmayı unuttuk mu? Imm hayır. Şöyle devam edeceğiz. Doktordan eve geleceksin. Bahçeyi kazmaya başlayacaksın. Bu arada sakın sarı tabelaların yakınını kazma yoksa polis geliyor sit alanını kazdığın için uyarı alırsın. Burada sık sık save et:P Ortada bir dağ oluşturacak kadar çok kazı yapacaksın. Böylece mini bir dağ oluşturacaksın. Ardından o minidağı oradan doğal halini bozmadan alıp bir seraya dekor olarak satacaksın. Ve bu satışı yapmadan önce Türkiye esnaf ve sanatkarlar odası daire başkanlığından bir "dağcılık" belgesi alacaksın. Markete uğrayacaksın. Beleş bir torba alacaksın. İçini bahçende dağcılık yaparken çıkardığın kumla dolduracaksın. Sonra onu döveceksin. Ortalık toz toprak olacak. Marketten bir de kutu alacaksın. Ardından kitabevinde bir basic html kitabı alacaksın. Zaten basic bildiğinden bu temel bilgiler içeren html kitabına çok kolay alışacaksın. Bunları yapmak bir tam gün sürecek. Ertesi sabah erkenden çıkacak, gördüğün ilk kafenin önünde soteye yatacaksın. Cafenin sahibi geldiğinde rica edecek ve kafeyi açmak için izin isteyeceksin. Tuhaf davranışından dolayı vermeyecektir. Daha önce marketten aldığın inventorynde bulunan kutuyu çıkartacaksın ve tekmelemeye başlayacaksın. Senin kickbox bildiğini anlayan cafe sahibi korkacak ve kafeyi açmana izin verecek. Ardından mekanı terk edeceksin.Eve gideceksin Neyşınıl Ceografik veya Diskavry çenılı açacaksın. Bütün gün izleyeceksin. Ta ki sağır ve dilsizlerin de latin alfabesini kullandığı bir programa denk gelinceye kadar. Bu arada koltuğa oturacaksın. ve pilot olan eşinden kendi paraşütlerinden bir tanesini sana getirmesini isteyeceksin. Sonra bu paraşütü yamacına koyacaksın. Yamaç paraşütü yaptığını gören kocan, mors alfabesi bilmeden havacılık yaptığını görecek ve böyle bir ihmali önlemek için sana hemen mors alfabesi öğretecek.Beraber birbirinize bakacak ve güleceksiniz. Ardından tvyi açacaksınız ve show tv'de her gece oynayan tango ve cash'i seyredeceksiniz.Böylece Tango öğrenip cash ödemeyeceksin (Ayy bu çok kötü oldu yaa ühühühü) Sabah direkt doktorun bahçesine gideceksin. Doktor senin ona kakaladığın motorsikleti çalışmadığı için çöplüğe atmış bile. Hemen motorsikleri alacaksın. Fransızca bildiğin için motoru hemen tamir edeceksin.Ardından motorla izmir sahillerinden birindeki bir balıkçı kasabasına gideceksin. Motoru 2nci el bir kayıkla değişeceksin. Kayıkla İzlanda ve alaskaya giderek geri döneceksin. Kaybolduğun durumlarda mors alfabesi, yamaç paraşütü, buz pateni veya fransızcanı kullanacaksın. Html bilgin işe yaramayacaktır. Yerim kalmadığı için bundan sonrası için ipuçları veriyorum
Ormandaki kulübe için dağcılık yaparken çıkardığın kum işe yarayabilir.
Tenis öğrenmek için marketi ve doktorun bahçesini araştır.
Tenis hocasının kayınbiraderi TCDD'de çalışıyor unutma.
Doktora yaptıktan sonra üniversitelerin fotoğraf kulübü sorumlu rehber hocası olman için engel kalmıyor.
Son olarak sık sık save et. Eğer herşeyi doğru yaparsan %85 ile 90 yaşına ulaşıyorsun. Unutmadan bunları yaptıktan sonra bir son ekran çıkmıyor.
  • Pazartesi, Ağustos 22, 2005
  • 6 Yorum

Anlamak

Mulholland Çıkmazı .
Büyük bir keyifle seyrettim. Fakat anlamam için daha ne kadar seyretmem gerekirdi bilmiyorum. Allahtan birileri yazıp yorumluyorlar da, okuyup "aaa" diyorum.
Asıl inanamadığım şu ki : "İnsan bir filmi anlamadan nasıl beğenir?"
Ama beğendim nitekim.
  • Pazartesi, Ağustos 22, 2005
  • 4 Yorum

Kitap Okurken

Bir kitaba başlayınca muhakkak sonunu getirirdim eskiden. Ama artık okurken sayfaların içinde kaybolmuyorsam bırakıyorum yarıda. Diyorum ki, bu kısa hayatta okunacak o kadar çok kitap varken, zorlama.
  • Pazartesi, Ağustos 22, 2005
  • 4 Yorum

Tüketim

Ne çabuk tüketiyor insanlar birbirlerini. Hızlandırılmış yaşıyoruz.

?

Beni yaşamak istiyormuş
Deli
Bende yaşanacak ne kaldı ki?

27 Ağustos 1994

Kayıp


Kaybolup gitsem yapraklarının arasında. Kimse bulamasa.

Ses

Öyle bir yerde yaşıyorum ki, hala çıt yok dışarıda.

Sızı

















Sen ne dersen de, yüreğim kanar
Gözlerim dolmuş, içimde
Sızlayan biryer var.

Kim?

Gittiğim heryerde başka biriyim. Tanıdığım her insanda farklı kişiyim.
Aynaya bakıyorum bazen uzun uzun. Soruyorum kendime:

Ben kimim?

Sessiz

Sessiz bir sabah.
İçimde çığlık çığlığa bir şeyler.
Hissediyorum bana seslendiğini, duyamıyorum...

.

Gecenin bir yarısı sabah yazısı yazmaya çalışmak çok manasız geldi birden. Sabaha bıraktım.

Şartlanma

Zu ile telefon konuşmalarımız uzar durur.Konuşacak konumuz biter ama bir türlü hoşçakal faslı bitmez. Dolayısıyla en sonunda 1-2-3 diyerek kapatırız telefonu.

Bir gün dedik ki, neden kalıplaşmışız bu kadar, yani 1-2-3 de ne?. Birileri demiş öyle olmuş, biz kendi kafamıza göre yapalım, sıyrılalım basmakalıp şeylerden. Mesela 5-3-8 diyelim.

Tamam mı? Tamam.

Ve saydık:

"1-2-3 -5-3-8"

????!!!
  • Cumartesi, Ağustos 20, 2005
  • 5 Yorum

Bir Başka Yalnızlık


Aradık iyiyi,
Aradık güzeli,
Aradık mükemmeli...


Bulduk bulmasına da
Yalnız kaldık.


Halide Karamahmutoğlu
  • Cumartesi, Ağustos 20, 2005
  • 4 Yorum

Seyirlik



















Senin de mi karıştı kafan değirmen?

Su kıyısındasın ama kolların rüzgarı bekliyor. Gerçi öğütecek birşeyin de yok ya. Seyirlik yapmışlar öyle.

Sormamışlar sana ne istersin diye..

Öncelik

Nasıl uçakta,tehlike anında, oksijen maskesini çocuğundan önce kendisine takması gerekiyorsa bir annenin, günlük hayatta da önce kendisine birşeyler katması lazım ki çocuğuna verebilsin.

Dokunamam
















Elimle koymuş gibi bulurum seni her zaman
Bazen eski bir şarkı sözünde
Bazen çayımı yudumlarken

Anılar var ya o
Birlikte paylaştığımız anlar
Şuraya buraya gizlenmiş
Ayrıntılar
Seninle bir kere yaşanmış
Sensiz bin kere anlatılanlar

Elimle koymuş gibi bulurum seni her zaman
Dokunamam...


Halide Karamahmutoğlu
  • Perşembe, Ağustos 18, 2005
  • 6 Yorum

.

Deniz kıyısına koymasınlar bir sürü lamba, gece yakamoz seyretmek istiyorum.
  • Perşembe, Ağustos 18, 2005
  • 2 Yorum

Açık

Bazen durup bağırmak istiyorum:

Öküzün altında buzağı aramaktan hiç hoşlanmam, açık açık söyleyin ne diyorsanız!

Ohh, rahatladım.
  • Perşembe, Ağustos 18, 2005
  • 4 Yorum

Telaş

Kim kopartıyor bu takvimin yapraklarını üçer beşer? Bu ne telaş?
Yetişemiyorum.
  • Perşembe, Ağustos 18, 2005
  • 3 Yorum

Liste

İnterrail ile dolaşmak istiyorum.

Başımı gözümü yarmadan buz pateni yapmak istiyorum.

Dağcılık yapmak istiyorum.

Bir kafe açmak istiyorum.

Ormanda küçük bir ev istiyorum.

Unuttuğum fransızcayı yeniden hatırlamak istiyorum.

Doktora yapmak istiyorum.

Motosiklet kullanmayı öğrenmek istiyorum. (Can Bey'e buradan duyurulur. Arkada paket gibi taşınmaktan sıkıldım. Gerçi arkada taşınabileceğim motosiklet de yok artık ama olsun).

Şu lanet olası html vs ne ise onları öğrenmek istiyorum.(Bizim zamanımızda bi basic vardı, onu da bilgisayarı açmayı öğrenmeden işlemiştik. )

Kickbox yapmak istiyorum.

Kum torbası istiyorum. (Can'ı dövemeyeceğime göre birşey lazım dövecek)

Alaska'ya gitmek istiyorum.

İzlanda'ya da.

Önce Türkiye'deki gitmediğim bilimum sarı tabelaları izlemek istiyorum tabi.

Tenis öğrenmek istiyorum.

Fotoğrafçılık kurslarına katılmak istiyorum.

Tango öğrenmek istiyorum.(Mecburen birisi daha öğrenecek , boşuna evlenmedik herhalde )

Mors alfabesi öğrenmek istiyorum.

Sağır dilsiz alfabesi de.

Yamaç paraşütü yapmak istiyorum.

İyi, hala istediğim birşeyler varmış, ben de ruh gibi kaldım diyordum.

(Bu liste için kaç saat uğraşıp, zorladığımı söylemeyeceğim.)

  • Çarşamba, Ağustos 17, 2005
  • 17 Yorum

Eğer

Eğer görebilseydin yaprağın üzerindeki çiy tanesini. Ve bulutların çizdiği resmi gökyüzünde. Duyabilseydin dalgaların coşkulu şarkısını veya ağaçların fısıltısını rüzgar eşliğinde. Rastlasaydın bir dağ çiçeğine bir kayanın çatlağından uzanan dünyaya. Yağmur sonrası toprak kokusunu çekebilseydin içine. Ve dilek tutmayı bilseydin bir yıldızın kaydığını gördüğünde. Hissedebilseydin ayışığının büyüsünü. Fark edebilseydin denizde yüzen güneş parçacıklarını. Sormazdın dünyada ne aradığını.

13 Mayıs 1994
  • Çarşamba, Ağustos 17, 2005
  • 2 Yorum

Oh

Dün gece; her köşesine dağılmış oyuncaklara basmamak için sekerek dolaşılan bir evin, kendisini bekleyen bulaşıklar, çamaşırlar, ütüler bulunan aklı başında bir hanımı olarak kulağıma walkmani takıp yürüyüşe çıktım.
Pişman değilim.
Yine yaparım.
  • Çarşamba, Ağustos 17, 2005
  • 2 Yorum

17 Ağustos

Bilgehan'ın sesiyle uyandım. Ateşi yükselmiş. Ateşi yükselince konuşur kendi kendine hep. Kalktık, ilaç verdik. Ateşinin düşmesini bekliyoruz şimdi.

Saat ve tarihe ilişti gözüm. 17 Ağustos, 03:15. Bir anda yıllar öncesine gittim. İstanbul'dan İzmir'e döndüğümüz gece, Metehan'ın ateşi vardı ve burnu tıkalıydı, gece üçe kadar hiç uyutamamıştım. En sonunda o biraz dalmış, ben de uyuyakalmışım. Bir gürültüyle uyandım , yan dairede oturanların çocukları artık iyice yaramazlaştılar diye düşündüm önce, sonra onların evde olmadığı geldi aklıma, yatak başı duvara çarpıyormuş. Hemen Metehan'ın odasına gittim, uyuyordu.Tavanda asılı süsleri sallanıyordu. "Deprem olmuş" dedim kendi kendime, gidip yattım yeniden. Henüz deprem, olan ve geçen birşeydi benim için. Birazdan telefonla yeniden uyandık. Can açtı, annemlermiş, deprem oldu merak etmeyim diye aramışlar. Birisine birşey oldu diye o kadar korkmuştum ki deprem için aradıklarına kızdım uykumun arasında. Sabah çok sonra farkına varabildim o telefonun önemini.

Düşündükçe içim acıyor. Ben şanslıydım, yaşamadım. Bir gün daha kalsaydım İstanbul'da bebekli bir anne olarak kim bilir nasıl etkilenirdim. Ben şanslıydım, sevdiklerim iyiydi, üstelik de hemen haber verebilmişlerdi bana.

Tüm ölenlere Allah'tan rahmet, geride kalanlara sabır diliyorum. Umarım bir daha yaşamayız böyle büyük acıları.
  • Çarşamba, Ağustos 17, 2005
  • 3 Yorum

...

Bekleme, yazmayacağım o yazıyı....

Sessiz

Yattılar. Evde bir sessizlik hakim şimdi. Ama başımın içindeki afacan çığlıklar durulana kadar sabah olacak.

Sonra bir daha, en baştan:

-Anneeeee ...

Beklemek

Küçük bir çocuğa "Beni burada bekle" dediğinizde onun beklemesinin ne büyük bir nimet olduğunu çocuklular bilir ancak.

Kabuk



















Düştüm, yaralandım.
Kabuk bağladı yaralarım, katılaştım..

?

Belki de bugün o gündür.

Üzgün

Yok ben okumayacağım artık Buket UZUNER'in kitaplarını. Utanıyorum şu olduğu yerde sayan hayatımdan. Sırt çantamı alıp gitmek istiyorum. Bir şey yapmamaktan ne hayal kalmış ne umut. Boşlukta gezinmekteyim. Yok yok, okumayacağım artık, baştan çıkartıyor beni, üzülebilirim.
  • Pazartesi, Ağustos 15, 2005
  • 5 Yorum

Stil

Her kadının bulaşık makinası yerleştirme stili farklıdır nitekim.
  • Pazartesi, Ağustos 15, 2005
  • 2 Yorum

İtiraf

Tamam itiraf ediyorum ADSLin gereksiz olduğunu söylemiştim Can alırken. Nereden bilebilirdim ki birgün bir gazete okuyup hayatımın değişeceğini. Herşey olabiliyor dünyada...
Onun için laptopa ses çıkartamıyorum şu anda.
  • Pazartesi, Ağustos 15, 2005
  • 0 Yorum

Unut

Bir yeni Laguna mı alsam acaba?

Belki o zaman okul günlerime özlemim diner. Maçka- Taksim yürüyüşleri, sadece bir otobüs bileti cebimizde Bebek kaçamakları, bozuklukları ortaya atıp aldığımız çaylar bisküviler, yağmur altında İstiklal Caddesi, Ortaköy meydanı.

İçine binip kapısını çekince hepsi dışarıda kalıverir.
Sakin, huzurlu...

???

Ruhsuz...
  • Pazartesi, Ağustos 15, 2005
  • 2 Yorum

Mutlu Son

Nasıl öleceğime karar verdim. 90 lı yaşlarımda, katıldığım keyifli bir aile toplantısının sonrasında, en sevdiğim koltuğumda oturmuş ayaklarımı uzatmış vaziyette dinlenirken dudaklarımda bir gülümseme ile uyuyakalacağım. Mutlu ve huzurlu.

9 Kasım 2004
  • Pazartesi, Ağustos 15, 2005
  • 4 Yorum

Sabah

Güzel bir sabah. Güzel çünki binbir umut barındırıyor içinde. Ve umud etmesini bilenlere bir bir sunuyor istediklerini.
  • Pazartesi, Ağustos 15, 2005
  • 0 Yorum

Bekleyiş

Üzgün geliyordu sesi. Dağılmış, yorulmuş, bıkmış... Hiçbirşey yapamazdım biliyorum-teselliler anlamsız böyle zamanlarda- .Çaresizce bekledim, dua ettim. Silkelensin, yeniden kendisi olsun diye.
  • Pazartesi, Ağustos 15, 2005
  • 7 Yorum

Vasatlığa Uyum Sağlamalı mıyız?

"Kendimizi vakumlu kutularda yaşamaya ne kadar tutsak etsek de, gizem çevremizde ışıl ışıl parlamakta ve yürümemiz gereken yolu bize işaret etmekte. Vasatlık ve grilik diye birşey yoktur; var olan yalnızca korkumuzdur. Büyümek, heyecanlara açılmak korkusu. Bizi çevreleyenin kafes değil, özgürlük, hava olduğunu keşfetme korkusu. Ve gözlerimizi biraz yukarıya çevirdiğimizde göklerin sonsuzluğu ile karşılaşma korkusu."

Susanna Tamaro
Daha Çok Ateş Daha Çok Rüzgar

Tekrar

Eski yazdıklarıma şöyle bir baktım da,bu ve bu fotoğrafları çok sevdiğimi, bu yazıma kardeşimin yaptığı yoruma çok güldüğümü ve bu şiirin bir kere daha okunmasının güzel olacağını farkettim.

İyi ki

Temmuzdu aylardan ihtimal. Tiffany ile denize gitmeye karar vermiştik. Herhalde ilk defa yapıyorduk bunu.

Sabah 7:00 de kalktığımda İstanbul ağlıyordu. Hem de ne ağlama , gök gürlüyor, şimşek çakıyor. Telefonlaştık iki arkadaş "Gidiyor muyuz? Gidiyoruz."

İçimde mayo elimde şemsiye yola çıktım. Otobüse bineceğim cadde sular altındaydı. İleriden otobüs geliyor, ayağımda spor ayakkabılar. Hemen onları çıkartıp elime aldım. Bir elimde deniz çantası, bir elimde şemsiye ve ayakkabılar otobüse binerken içerdekiler inanamaz gözlerle bakıyorlardı.

Ada vapuru çok sakindi haliyle. Biz üst arka açıkta koltuklara yayılıp çayla kahvaltımızı yaparken yağmuru seyrettik. "Denizde de yağmur çok güzel olmuyor azizim toprak kokusu yok" gibi muhabbetlerle Büyükada'ya vardık. Yağmur durduysa da denize girecek ortam yoktu tabi. Dolaştık, sıkıldık, canımız Ortaköy'e gitmek istedi, Kabataş'a ilk vapura bindik. Oradan Ortaköy'e keyifli bir yürüyüş. Tam Ortaköy'e girerken bardaktan boşanırcasına bir yağmura yakalandık yine. Şemsiye falan bir işe yaramadı, bir kafeye kendimizi attığımızda iliklerimize kadar ıslanmıştık. Ama işimiz kolaydı. Islak kıyafetleri çıkartıp astık, mayo üzerine havluları aldık, çay ısmarladık, halimize kahkahalarla güldük ardından.

İşte böyle bir gündü. O gün denize girsek sıradan bir gün olacaktı belki. Ya da yağmur yağdı diye sinirlenip evimizde otursaydık bu kadar eğlenceyi kaçıracaktık.

Seni seviyorum Zu. İyi ki doğdun, iyi ki arkadaşımsın, iyi ki yağmur yağıyor diye kaçmıyorsun hayattan.

Nice mutlu yıllara.

Güneş

Güneşi pırıl pırıl görünce eskiden izlediğim bir filmdeki sözler geliyor aklıma:
"Günaydın güneş.. Sen yukarıda parılda biz aşağıda.."

Dilek
















Bir de başımı yastığa koyarkoymaz uyusam, başka birşey istemem..

Rahatsız

O kadar rahatsız oluyorum ki "hala" , "kar" , "kağıt" yazmaktan. Bu kadar rahatsız olunur ancak.

Terazi
















Beni koydum bir kefesine terazinin, bir kefesine dünyayı. Yalnızlık ağırbastı..

Duruş
























Bazı filmleri defalarca izliyor insan. Karayip Korsanları da onlardan biri benim için. Hele şu açılış sahnesi her zaman gülümsetmiştir.

İnsan hayatta hep böyle durabilmeli aslında. Elinde ne kalırsa kalsın, dimdik ve gururla..

Söz

Söyleyecek bir sözüm var hissediyorum ama o kadar karışık ki içim, sıyrılıp çıkamıyor dışarıya..

Kafiyeli

İnsan dört duvar arasında geçirirse bütün günlerini, bir gün tüketir tabi içindekileri. Gidip biraz kendime birşeyler katmam gerek, yoksa sözüm kalmadı söyleyecek.

Dinlenmek

Puzzle yapmak dinlendiriyor beni en çok. Çünki orada, o dakikada, elimdeki parçanın köşesindeki mavilik dışında hiçbirşey kalmıyor aklımda.

Çizgi

Çok güzel düz çizgi çizerim. Gelgelelim bir araya gelip resim olmadıktan sonra pek de işime yaramıyor bu yetenek.

MUTLULUK
Mutluluk arıyorsan
Küçük bir umut yeter
Geçmişi geleceği
Bir anlık unut yeter

Dirilsin emellerin
Kokusunda güllerin
Üşümüsse ellerin
Ellerimi tut yeter

Fethi Karamahmudoğlu

Babamdan anneme bir şiirdi bu.

HERŞEYİNİM SENİN

Susarsan suyun olurum
Bardağın
Acıkırsan yemeğin olurum
Tabağın
Ekersen çiçeğin olurum
Toprağın
Herşeyinim senin
Alışkanlığın

Üşürsen yorganın olurum
Yatağın
Küçük bir öpücük olurum
Dudağın
Dilersen ateşin olurum
Ocağın
Herşeyinim senin
Alışkanlığın..

Halide Karamahmutoğlu

Bu da annemden babama..

Bana söyleyecek bir söz kalmıyor..
  • Perşembe, Ağustos 11, 2005
  • 5 Yorum

GÜNEŞİN OLSUN GÖNLÜNDE




















Güneşin olsun gönlünde
Kar bile yağsa, ya da fırtına olsa
Gök bulutlarla ve dünya kavgayla dolsa
Güneşin olsun gönlünde
O zaman gelsin ne gelirse
Doldurur ışıklarla en karanlık gününü

Bir şarkın olsun dudaklarında
Sevinçli ezgilerle
Seni günlük tasalar bunalıma boğsa bile
Bir şarkın olsun dudaklarında
O zaman gelsin ne gelirse
Yardım eder savuşturmaya en yalnız gününü

Başkaları için de bir diyeceğin olsun
Tasada ve bunalımda
Ve kendi ruhunu şenlendirecek her şeyi
Söyle onlara da,bir şarkın olsun dudaklarında

Yitirme sakın yürekliliğini
Güneşin olsun gönlünde
Ve her şey iyi olacak

Casar Flaischlen
  • Perşembe, Ağustos 11, 2005
  • 9 Yorum

Hisset

Bir yaz gecesinde bahçedeyim. Tatlı bir rüzgar sarıp sarmalıyor beni. Aklımda uçuşan düşünceler. Bırak dağınık kalsın diyorum. Bazen sadece hissetmek gerek.
  • Perşembe, Ağustos 11, 2005
  • 2 Yorum

Eğer

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
Arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
En güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
Yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık, çalınan birinin kalbiyse eğer.
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
İnsan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
Hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
Kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
Öylesine delice bakmasalardı eğer.
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de kalp,
Göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
Son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
Meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
Beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
Tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
Yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
Son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
Her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
Dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
Namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
Dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
Sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
Kulağına okunacak biri olsaydı eğer.
İnanmak mümkün olmazdı

Her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
Kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
İhanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde

Amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse...

Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
Kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
Mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!

Can Yücel
  • Çarşamba, Ağustos 10, 2005
  • 0 Yorum

Yetenek

Yazı yazmaya çalışırken aklıma "Amadeus" filmi geliyor. Oradaki Antonio Salieri'ye benzetiyorum kendimi. Müziğin güzelliğini anlayan ama kendisi o kadar güzelini yaratamayan bir adam. Ben de diyorum ki "Hey güzel Allahım, ya yazma yeteneği verseydin bana ya da alsaydın bu yazma isteğimi. Böyle yaşamak zor işte.."
  • Çarşamba, Ağustos 10, 2005
  • 3 Yorum

Hatıra

Önce yansımalar da rastladım şarkı sözlerine, müzikleri hatırlayamadığıma kızdım. Sonra 029ur de videoklip çıktı karşıma. Zamanda yolculuk yapmak farz oldu bana. Buldum "Sokak Kızı" nı yıllardır durduğu köşesinde. Bir anda Ankara'ya gittim. Dedeman Oteli Gimat arasındaki uzun yollar, üşüyerek geçen iki ay, İstanbul'a bilet bulamadığım için ağladığım otel odası, denizden uzakta kaybolduğumun farkına varmam, beni evime götüren kırmızı uno ve onun teybinde hep çalan Nazan Öncel kaseti, tavşanlı park ... 9 sene geçmiş aradan dile kolay. Bir anda yanımda beliriverdi işte.
  • Çarşamba, Ağustos 10, 2005
  • 0 Yorum

...

En son ağladığımda
Küçük bir çocuktum
Düşmüştüm
Yara bere olmuştu elim kolum
Acımıştı canım

En son ağladığımda
Gençkızdım
Aşık olmuştum karşılıksız
Ne yapsam bir sey değişmeyeceğini
Anlamıştım

En son ağladığımda
Doğumgünü pastasını üfleyeceği günde
Babam ölmüştü
Ölmez yılan olması gerekiyordu ellerinin
Hep ellerimde
Alışamadım

Dün gece
Çok yalnızdım
Düşmüştüm
Ellerim yara bere olmuştu
Karşılıksızdı aşkım
Babam ölmüştü

Ağladım...
  • Çarşamba, Ağustos 10, 2005
  • 0 Yorum

Yalnızlık Ömür Boyu















Senle beraber olsam da sevgilim
Ayrılsak da ölsek de bu yolda
Hep yalnızlık yavrum yalnızlık ömür boyu
Yalnızlık ömür boyu
Senle beraber olsam da sevgilim
Hiç görmesek birbirimizi özlesek
Ömur boyu bağlansak da sevinsek de üzülsek de
Yalnızlık ömür boyu
Birden sen gelsen aklıma seni unutsam bazı bazı
Meraklansam gizlice delice kıskansam seni
Hep yalnızlık var sonunda yalnızlık ömür boyu

MFO

GünDüz

Bilmem ki kimde hata, kime sormalı doğrusunu. Ne etmeli. Sorum şu dostlar. Hani gündüz diyorlar. Evet canım, şu bildik gündüz. Bilmiyorum ki neresi düz? Benimkisine olsa olsa gün eğri, gün büğrü, gün çukur, gün yokuş denir. Birisi söylesin , bu günler ne zaman düzelir ?

10 Mayıs 1994

Sevgiyle

Rüzgarın sesini Seviyorum, kayalıklara çarpan dalgaların beni ıslatmasını seviyorum, yüzüme düşen kar tanelerini seviyorum, dalından meyva kopartmayı sEviyorum, su birikintilerine basmayı seviyorum, annemi seviyorum, daNs etmeyi seviyorum, kahkahayla gülmeyi seviyorum, babamı seviyorum, yeni yerler görmeyi sevİyorum, harfleri büyük basılmış rahat okunan kitapları seviyorum, sinemaya gittiğimde gelecek programları izlemeyi seviyorum, kardeşimi seviyorum, yolculuk yapmayı seviyorum, boğazı vapurla geçmeyi seviyorum, konsere gitmeyi Seviyorum, ilk gözağrımı seviyorum, yürümeyi seviyorum, salatayı seviyorum, yağmur sonrası toprak kokusunu seviyorum, küçük afacanımı sEviyorum, ilkbaharın tomurcuklarını seviyorum, yaz gecelerini seviyorum, sonbaharın rengarenk ağaçlarını seviyorum, kışın sıcak sohbetlerini seviyorum, haşlanmış mısırı seviyorum, kola içerken burnumu gıdıklayan kabarcıkları seviyorum, seVdiklerimi kucaklamayı seviyorum, aydedeyİ seviyorum, bahçemde öten kuşu seviyorum, arkadaşlarımı seviyorum, motosiklete binmeYi seviyorum, yazı yazmayı seviyorum, fotoğraf çekmeyi seviyorum, maviyi, kırmızıyı, sarıyı, beyazı, siyahı ve Onlardan gelen tüm diğer renkleri seviyorum, sevdiklerime özel günleR dışında hediye almayı seviyorUm, sabahın ilk saatlerini seviyorum, derin nefes almayı seviyorum, gözünün içi gülen insanları seviyoruM...

Küs

Bazen küsüyorum, kimsenin ruhu duymuyor.

Gerçekçi Ol


Yüreğinden geçen olması gerekenle örtüşmüyorsa ne yaparsın?
  • Pazartesi, Ağustos 08, 2005
  • 5 Yorum

Kum

Adının baş harfini çizdim kumlara. Gerisini getiremedim...
  • Pazartesi, Ağustos 08, 2005
  • 0 Yorum

Muhallebi Çocuğu

Ne güzel eve gittiğimde annemin benim için muhallebi pişirdiğini görmek. Her kaşıkta çocukluğumu hissetmek yeniden.
  • Pazartesi, Ağustos 08, 2005
  • 0 Yorum

Sakin

Koskocaman kahkahalar atanlar hiç ağlamaz diye bir kural mı var? Bazen hiç ummadığınız birisi sakin maskesinin altında neler neler yaşar.
  • Pazartesi, Ağustos 08, 2005
  • 4 Yorum

Komik
















Ne komik sürekli saate bakıp durmam, sanki yetişecek bir yerim var .
  • Pazartesi, Ağustos 08, 2005
  • 1 Yorum

Kompleks

Her fırsatta eskiden ... dım ben dediğimi farkettim. Onca sene okuyup çalıştıktan sonra ev hanımı olunca komplekse mi kapıldım ne? Tı tı tı . Hiç yakışmıyor bana .
  • Pazartesi, Ağustos 08, 2005
  • 0 Yorum

Kıskanç Sayılmam Ama

- Az uykuyla yetinenleri,
- Ne kadar yese de kilo almayanları

- Evi her zaman düzenli kalanları,
- İdeali olanları,

- Bağırıp çağırmayan sakin insanları,

- Uzun yazı yazanları,

- Herkesin ismini aklında tutabilenleri,
- Dişleri sağlam olanları,
- Sporcuları,
- Shakira 'nın dansını

Kıskanıyorum...

Zaman

Her yolculukta evlerin, yolların, ağaçların değil zamanın akıp gidişini seyrederim penceremdem.

Mahsur Kaldık

Konser güzeldi ama kimse konserden çıkanların gecenin bir yarısı Yedi Kule Zindanları'ndan nasıl evlerine gideceklerini düşünmemişti. Herkes yollarda sefil oldu. Eğer birisi durup da bizi arabasına almasaydı gece otobüsümü kaçırıyordum neredeyse. Çok mu zordu merkezi yerlere giden otobüs koymak oraya.

Zor

















En zoru ilk adımı atmaktır her macerada.

Yolculuk

Yıllardan sonra ilk defa küçücük bir çantayla çıkacağım yola. Müziğim ve kitabım olacak bir tek yanımda. İlk defa yolda birilerine laf anlatmadan, konuşmak zorunda kalmadan, başımı cama yaslayıp sessizce dışarıyı seyredeceğim. Ayaklarımın altında çantalar, koltuğumda kuruması için asılmış t-shirt ler olmayacak.
Sözün özü tek başıma yollardayım yeniden. Yani sadece bir yoldayım, pazara döneceğim ama olsun. Küçük çılgınlıklar listeme bir çizik daha atıyorum. Manowar dinlemeye gidiyorum...

Pencere



Küçük bir pencere çocukluğumuza.
Renkli,
Masum,
Cıvıl cıvıl,
Keyifli...
Uzanıp kalalım sereserpe
Bir su birikintisi başında
Nefesimiz rüzgar olsun
Yapraklar yelkenli...

Küçücük

Küçücük şeyler canımı sıkıyor bazen. Ne kötü.

Çember

Ya dışındasındır çemberin
Ya da içinde yer alacaksın
Kendin içindeyken kafan dışındaysa
Çaresi yok kardeşim
Her akşam böyle içip, kederlenip
Mutsuz olacaksın
Meyhane masalarında kahrolacaksın
Şiirlerle, şarkılarla kendini avutacaksın
Ya dışındasındır çemberin
Ya da içinde yer alacaksın


Murathan Mungan

Haydi Söyle

Haydi söyle bana aslında öyle bir yer yok değil mi? Öyle insanlar, öyle doğa. Haydi söyle aslında öyle sevgiler yok de. Öyle aşklar, öyle mutluluklar. Öyle yeşil, öyle mavi, öyle kırmızı, öyle pembe. Haydi söyle, öyle beyaz yok de. Öyle cıvıl cıvıl. Öyle çiçek çiçek.Haydi söyle bana, aslında öyle bir şarkı yok değil mi? Öyle masal. Öyle ev. Öyle bahçe. Haydi söyle, öyle deniz yok de. Öyle dalga, öyle güneş. Öyle kum. Öyle sonsuz. Öyle bitmez. Haydi söyle bana aslında öyle dopdolu bir yaşam yok değil mi? Öyle kıpır kıpır. Öyle koşulsuz. Haydi söyle, "yok öyle şeyler" de.

7 Haziran 1994
  • Perşembe, Ağustos 04, 2005
  • 2 Yorum

Tad

" O gün orada, hastanede yediğim o nefis zencefilli kurabiyelerin tadını her zencefil kokusunda yeniden anımsar ve aynı tadı bir daha asla tadamayacağımı bilirim. Bazı tadlar aynı tarifle bile aynen yaratılamaz. Bazı tadlar yaşam boyu ancak bir kez tadılır. Ve çok farkında olarak yaşayanlar o sırada bunu bilirler!"

Buket UZUNER - Şehir Romantiğinin Günlüğü
  • Perşembe, Ağustos 04, 2005
  • 2 Yorum

Bitkin

Ne tuhaf, bazen bazı şeyleri bitirmek istersin. İstediğin bitirmek değil birilerinin "Bitirme" demesidir sadece. Bunu bilince yenilmiş hisseder, bitiremezsin. Ya kimse demezse diye.
  • Perşembe, Ağustos 04, 2005
  • 0 Yorum

Çıkmaz Sokak

Bir bakmışsın bir tek söz etmeden geçivermiş aylar. Sayfalar boş kalmış. Günler harcanmış. Nefes almak ve vermekten ibaret olmuş hayat. Herşey durmuş olduğu yerde. Ertelenmiş yarınlara. Yarınlar ertelenmiş. Rüya bile görülmez olmuş artık. Uyumak, uyanmak farksız. Çiçekler koklanmadan solmuş, meyvalar çürümüş dallarında. Susmuş plaklar, boşa dönmüş gramofon.

Bir bakmışsın kapanmış yollar yürünmemekten. Yığılmış toz toprak önüne , arkana. Çıkmaz sokaklarda kalakalmışsın.

9 Kasım 1994
  • Perşembe, Ağustos 04, 2005
  • 0 Yorum

Tadını Çıkart


Elimize yüzümüze bulaştırarak, bir çocuk gibi tadını çıkartmak hayatın.
  • Çarşamba, Ağustos 03, 2005
  • 1 Yorum

Resim


Rengarenk boyaları alsam elime, bir resim yapsam en baştan.
  • Çarşamba, Ağustos 03, 2005
  • 0 Yorum

Bana Bir Şarkı Söyle



Özledim sesini ne olur konuş
Bir gül açtır zamanların ötesinden
Karanlıklar içindeyim, kapkarayım bugün gel
Gök mavisinden, deniz mavisinden
Bana bir şarkı söyle
İçimde bir şey kımıldıyor
Gözlerim kan çanağı, yorgunum, uykusuzum
Bir baksana ne haldeyim deli divane
Yaralıyım, çaresizim umutsuzum
Bana bir şarkı söyle
Yağmur ol yağ üstüme, güneş ol ısıt
Dökül karanlığıma ışıklar gibi
Al beni, en uzaklara götür
Sesin aksın içimde bir pınar gibi
Bana bir şarkı söyle
Bütün renkleri kat birbirine
Buram buram bir turuncu getir geçen yazdan
Bir tüy gibi, bir bahar dalı gibi
Hafiften, inceden, güzelden, en beyazdan
Bana bir şarkı söyle
Bazan kar nasıl hazin yağar bilirsin
Kurşuni bir gökyüzünden ağlamaklı
İşte öyleyim, kapkarayım bu gün gel
En hüzünlü sesinle, en dokunaklı
Bana bir şarkı söyle

Ümit Yaşar Oğuzcan
  • Çarşamba, Ağustos 03, 2005
  • 0 Yorum

Boş

Bazen uzun uzun bakıp duruyorum bu boş sayfaya. Sonra gidip biraz dolaşıyorum . Geri dönüyorum, aynı boşluktayım. Yazmasam mı ne ?
  • Çarşamba, Ağustos 03, 2005
  • 0 Yorum

Manowar Konserine Gidiyorum

Ağzım kulaklarıma ulaşmıştır herhalde. Cumartesi günü İstanbul kaçamağı yapıyorum.

Teşekkürler Can, bu harika bir armağan oldu bana .


Master Of The Wind

In The Silence Of The Darkness
When All Are Fast Asleep
I Live Inside A Dream Calling To Your Spirit
As A Sail Calls The Wind Hear The Angels Sing
Far Beyond The Sun Across The Western Sky
Reach Into The Blackness
Find A Silver Line
In A Voice I Whisper A Candle In The Night
We’ll Carry All Our Dreams In A Single Beam Of Light

Close Your Eyes Look Into The Dream
Winds Of Change Will Winds Of Fortune Bring
Fly Away To A Rainbow In The Sky
Gold Is At The End For Each Of Us To Find
There The Road Begins Where Another One Will End
Here The Four Winds Know Who Will Break And Who Will Bend
All To Be The Master Of The Wind

Falling Stars Now Light My Way
My Life Was Written On The Wind
Clouds Above Clouds Below
High Ascend The Dreams Within
When The Wind Fills The Sky The Clouds Will Move Aside
And There Will Be The Road To All Our Dreams
And For Any Day That Stings Two Better Days It Brings
Nothing Is As Bad As It Seems

Close Your Eyes Look Into The Dream
Winds Of Change Will Winds Of Fortune Bring
Fly Away To A Rainbow In The Sky
Gold Is At The End For Each Of Us To Find
There The Road Begins Where Another One Will End
Here The Four Winds Know Who Will Break And Who Will Bend
All To Be The Master Of The Wind

MANOWAR

Pilav


Yüksek mühendis falan oluyorsun ama bazı hesapları tutturamıyorsun yine. Bir bardak pirinç bir buçuk bardak suyla pişiyor ama iki bardak pirinci üç bardak suyla pişiremiyorum. Olmuyor işte. Haydi çık işin içinden.

Kısa

Ne güzel uzun uzun yazıyorlar. Ben üçüncü cümleye zor ulaşıyorum. Aklıma annemin şiiri geliyor:

SOĞUK

Uzun yaz
Uzun yaz dediler

Uzun yazdım
Kış geldi

Halide Karamahmutoğlu

Ağaç


Sereserpe uzanmak bir ağacın altına, yaprakların arasından süzülen gün ışığını toplamak keyifle.

Hüzün


Ne tuhaf, kışı da severim ama hiç bir kış gecesinde günler geçip mevsim değişeceği için üzüldüğüm olmamıştır. Oysa yaz akşamları içime bir hüzün çöker. Bir de Ağustos gelmişse.
  • Pazartesi, Ağustos 01, 2005
  • 5 Yorum

Seni Seviyorum Demek İsterdim


Seni seviyorum demek isterdim
Ölesiye bir duyguyla,
Taparcasına dil dökmek
Ve saçlarım ağarmadan söylemek isterdim

Seni sarmak isterdim
Sonsuzlukla delicesine sevmek
Bir sarhoş gibi adını sayıklamak
Ve bağırarak kollarında ölmek isterdim
Gülüm ...

Ahmet Kutsi Tecer
  • Pazartesi, Ağustos 01, 2005
  • 0 Yorum

?

Neden anneler babalar suya girmek istemeyen çocuklarını çığlık çığlığa sokarlar denize? Deniz suyunun benim bilmediğim bir etkisi mi var çocuklar üzerinde?
  • Pazartesi, Ağustos 01, 2005
  • 0 Yorum

?

Neden denizdekiler yeni girmeye çalışanları ıslatmak veya apar topar denize sokmak gibi bilimum soğuk şakaları yapmaya eğilimli oluyorlar, çözemedim.
  • Pazartesi, Ağustos 01, 2005
  • 0 Yorum


dalga
  • Pazartesi, Ağustos 01, 2005
  • 0 Yorum

Çok güzel bir tatil başlangıcı

Çok güzel bir tatil başlangıcı yaptık sayenizde ablacığım. Seni çok seviyorummm.
Deniziyle mangalıyla kahvaltısıyla,akrabalarıyla , yeğenleriyle her şey çok güzeldi.
Çok teşekkür ederim. Çok öpüyorum.

Kardeşin Kürşad.


e ne diyim yemek-yatak-kahvaltı.......ve bıcırlar...
bir de şu bahçedeki havuz olayını yapsaydık burdaydık tüm tatil.
herşey için çook teşekkürler...
ınoor
  • Pazartesi, Ağustos 01, 2005
  • 1 Yorum