Umut Akvaryumunda Bir Balık


Gün dönüşedursun
Koyu kapkaranlık
Bir bilmeceye

Sen yine de
Gün batımı renklerine bürünüp
Yaşamın soluğunu üfle
Geceye...

Bülent Özcan
  • Çarşamba, Kasım 30, 2005
  • 7 Yorum

It's My Lifeeeeee

This ain't a song for the broken-hearted
No silent prayer for faith-departed
I ain't gonna be just a face in the crowd
You're gonna hear my voice
When I shout it out loud

It's my life
It's now or never
I ain't gonna live forever
I just want to live while I'm alive

(It's my life)

My heart is like an open highway
Like Frankie said
I did it my way
I just wanna live while I'm alive
It's my life

This is for the ones who stood their ground
For Tommy and Gina who never backed down
Tomorrow's getting hard make no mistake
Luck ain't even lucky
Got to make your owns breaks

Better stand tall when they're calling you out
Don't bend, don't break, baby, don't back down

Bon Jovi

Öğle yemeği sonrası uyku bastıranlar, hareket isteyenler doğru buraya .. Bu şarkıyı dinlemek hep enerji vermiştir bana..
  • Çarşamba, Kasım 30, 2005
  • 6 Yorum

Hayat

Aslında ne kadar basit.

Derin derin nefes al.

Bol bol su iç.

Aynadan kendine gülümse.

Ve sarıl sevdiklerine.

Sus

Birşey söylemeden konuşabilenlerden değilim. Manasız kelimeler kulaklarımı tırmalıyor. Bırakıyorum havada çınlayanlar çekilsin yerlerine. Şimdi biraz sessizlik zamanı...

Yaşamak

Anlamıyor musun küçüğüm, aramana gerek yok onu biryerlerde, yaşamak dediğin şey zaten sensin...

Uzaktaki Kadına

Güneş doğuyor, batıyor. Ağaçlar çiçekleniyor, meyva veriyor, sararıp döküyor yapraklarını. Yaz sıcakları kış soğuklarına bırakıyor yerini. Biliyorum. Haklısın herşey geçici...

Ama unutma, çıplak dallar yeşilleniyor yeniden, geceler aydınlanıyor, karlar eriyor sımsıcak güneş sarıyor dünyayı. Görmüyor musun? Umut hep var...

Uzak

Aynadan
Bana bakan
Soluk yüzlü kadın
Ne kadar uzak

Selma'ya açık davet


Bu sabah yine çok güzel hava var İzmir'de. Selmacım, hadi gel, seninle bahçede kahvaltı keyfi yapmayı özledim.

Nilüfer'e Mektup

Sevgili Nilüfer... Dün seni sahilde göremeyince endişelendim. İyisindir umarım. Bu senin için olsun. Sevgilerimle...

  • Pazartesi, Kasım 28, 2005
  • 2 Yorum

Sahilde

Bahardan kalma bir gün vardı dün İzmir'de. Dayanamayıp deniz kıyısına attık kendimizi. Bir de ne görelim herkes orada...


Ece etrafı seyrediyordu keyifle.
Cim zıkkımın dibinde güzel bir köşe bulmuş güneşleniyordu.
Daisy ile Sima nihayet buluşmuşlar, pek sevindim onları birlikte görünce.
Bilal pazar tatil dememiş ders veriyordu öğrencilerine.
Bunca gürültünün orasında böyle güzel uyuyan olsa olsa Erol'un köpeğidir dedim ama bulamadım kendisini oralarda.
Sevgiler kanat açmış gidiyorlardı selam yolladım Mehmet Pazar'a.





Le Jardin her zamanki gibi renkli ve bakımlıydı, görür görmez tanıdım.










Nymphia saklanmıştı bir yerlere elma dersem çık dedim ama çıkmadı.

Güneş parlarken Gecenin sudaki aksini görünce şaşırdım doğrusu, gelme zamanını bekliyordu sessizce.
Asmakilit (sağda en üstteki:) hararetli bir futbol tartışmasındaydı, arkası dönük olduğu için beni görmedi. (Geçmiş olsun bu arada, ha ha ha )
Sanki çocuk parkında Aslı ile Selen'i görür gibi oldum ama çocukların peşinde koştururken yakalayamadım.

Bir ara dalgalanan Vişne durulmuş sakinleşmiş her zamanki huzuruyla pazar keyfi yapıyordu.
Zeze herkese laf yetiştirmeye çalışıyordu yine.
Hasan Cengiz sandalhanesinde keyif yapıyordu.








    Bazı izlere rastladım Derin İz'den, gerçi hafif kılık değiştirmişti D yerine L yazıp ama şıp diye tanıdım. İskelede uzanmış doğayla içiçe yaşamayı düşünen Ufuk suya atlayıp nefesini tutmaya çalışınca fotoğraflayamadım.

    Denizkumu tanesi rakı meze falan rastlamadım ama bazı izler takıldı gözüme, acaba dedim?


    Züper yıkılmış bir haldeydi, diyecek söz bulamadım, daha sayacağı şafak çook.

    Uzaktan mavilikte kalan beyaz görünce Çiğdem olduğunu anlayarak el salladım.








    Keyifli bir pazartesi geçirmeniz dileğimle... Sevgi dolu bir haftaya açılsın sabahınız. İyi ki varsınız..

    Veeee...

    Oyunumuz sona erdi...

    Daisy, Nilüfer, Bilal, Selen, Aslı içten teşekkürlerimle aşağıdaki hediyeyi sunuyorum... (Ufuk sen pakete bak içine bakma zira yorum yazmışsın ama cümlesi yok)




    Paketi açmak için üzerine tıklamanız gerekiyor.

    Hişşt, katılmayanlar çekin elinizi bakiim, buradan yakın takipteyim...

    Nokta

    Sıradan bir kadınım sıradan zevkleri olan. Çayımı fincanda içerim, ekmeğimi kızarmış severim. Yağmurdan sonra odama dolan toprak kokusuna gizlenmiş tüm hayallerim. Dağılanı toplarım, kirleneni temizler, ütülerim tüm kırışıklıkları. Elimden kurtulmaz hiçbir şey. Bir kendime geçmez sözüm, dağıtırım, kirlenirim, kırışırım günden güne, aynalardan kaçar resmim. Arada bir eski püskü anılarda koskocaman hissederim, kalemi alınca elime kendimi görüp kâğıtta küçücük bir noktaya sığıveririm.
    • Cumartesi, Kasım 26, 2005
    • 6 Yorum

    Gülümse



    Gözlerimdeki bu yağmurlar
    Seni bana
    Beni sana katar

    Sen ve ben
    İki küçük kırmızı
    Damlalar arıtsın
    Parlayalım sonsuza kadar

    Sevgilim
    Görmüyor musun
    Gülümsediğinde
    Gönlümde güneş açar

    Zincirrrr

    Bir oyun oynayalım dedim bakınız kimseden de tık yok.. Aaaaa..( Daisy, Nilüfer, Bilal ve Selen lütfen siz üstünüze alınmayınız.) (Aslında Daisy siz alınabilirsiniz, kendi bloğunuzda cümleler paragraflar halindeyken burayı baştan savmışsınız. Tıtıtı..) (Bilal blog matrixe dönmüş diye kızacaktım ama neyse kendine gelmiş yeniden) (Ay bi de konumuza dönebilsem) Nerde kalmıştım. Aaaa...

    Haydi haydi, cuma bugün, keyfimiz yerinde olmalı. Bekliyorum cümleleri.

    Fakat bir konuyu iyice açıklığa kavuşturamamışım, herkes bir önceki yazanın cümlesinden bir kelime alacaktı. Boşuna mı zincir dedik biz.(Biz de kimse ben ve içimdeki ben)

    Hadi linke tıklamaya üşenenlere bir iyilik yapıp son cümleyi buraya yazayım.

    Gerçek hayatın "bugün"den ibarettir. Çünkü geçmişini de geleceğini de "bugün"ler oluşturur.

    Dust In The Wind

    I close my eyes, only for a moment, and the moment's gone
    All my dreams, pass before my eyes, a curiosity
    Dust in the wind, all they are is dust in the wind.
    Same old song, just a drop of water in an endless sea
    All we do, crumbles to the ground, though we refuse to see

    Dust in the wind, all we are is dust in the wind

    [Now] Don't hang on, nothing lasts forever but the earth and sky
    It slips away, and all your money won't another minute buy.


    Dust in the wind, all we are is dust in the wind
    Dust in the wind, everything is dust in the wind.


    Lyrics from Kansas

    Dışarı çıksam, açıp kollarımı dursam, rüzgâr yıkasa beni, alıp götürse tüm sıkıntıları içimden.

    Vee müzik...

    Hangisi?

    Kimisi yanıbaşındadır, farkına varmazsın varlığının. Acı verir gidişiyle.

    Kiminin eksiklik değildir yokluğu. Mutluluk taşır gelişinde.
    • Perşembe, Kasım 24, 2005
    • 3 Yorum

    Nokta

    Bu kadar telefon yazısının üzerine bu şiir yakışır sanırım.


    Telefon

    Gündüz musıkidir sesin,
    Canımsın;
    Her elime alışta
    Heyecanımsın,
    Arkadaşımsın, sırdaşımsın,
    Dostumsun...

    Gece zırlama
    N'olursun...

    Halide Karamahmutoğlu
    Pervaneler
    • Perşembe, Kasım 24, 2005
    • 2 Yorum

    Efendim?

    Telefondan bahsedince bir de beni gülümseten telefonlar geldi aklıma. Rahmetli anneannem arardı bizi, açardım telefonu.

    -Alo

    Anneannemden soru soran ses tonuyla

    -Efendim?

    Pamuk anneannem sen aradın beni, ben sadece telefonu açtım. Ortada soru soracak olan birisi varsa o benim :)
    • Perşembe, Kasım 24, 2005
    • 0 Yorum

    Akla Zarar Telefonlar

    -Alooo, kimsiniz?
    -Alooo, kimle görüşüyorum?
    -Alooo, orası neresi?

    Telefonu açıp da bu sözleri duyunca bir anda kan beynime sıçrıyor. Kardeşim önce kendini tanıt, kimsin nesin, ondan sonra sor kimi soracaksan. Ben ne diye sana söylüyor muşum kim olduğumu?

    Bir de çalışırken tüylerimi diken diken yapan bir cümle vardı ki ona da değinmeden geçemeyeceğim.

    -Aloo, hesap baaakiyesi alabilir miyim?
    -Hay dilini eşek arısı soksun. Hesap baaakiyesi değil hesap bakiyesi...
    • Perşembe, Kasım 24, 2005
    • 3 Yorum

    Canım Öğretmenim

    Sevgi sınavına geldik
    Yokla biraz öğretmenim
    Anılarımız sararmış
    Akla biraz öğretmenim.

    Biz vaz geçemediklerin
    Suladığın çiçeklerin
    Biz çok emek verdiklerin
    Kokla biraz öğretmenim

    Görünce çocuklarını
    Yaşadın ilkbaharını
    Ne olur göz yaşlarını
    Sakla biraz öğretmenim.

    Canım öğretmenim.

    Fethi Karamahmutoğlu

    Bütün öğretmenlerimizin, annelerin ve babaların öğretmenler günü kutlu olsun.

    Baş öğretmen ATATÜRK, İlkokul öğretmenim Sevgi AKIN, hem arkadaşım hem öğretmenim Naime BİNGÖL ve ilk öğretmenim sevgili babam Fethi KARAMAHMUTOĞLU'nu rahmetle anıyorum...
    • Perşembe, Kasım 24, 2005
    • 3 Yorum

    Öcü

    Eee...Eee...Eee...
    Uyusun yavrum ninni.
    Uyusun da büyüsün ninni.
    Uyumazsa,
    Televizyonu açarım şimdi.
    Eee...Eee...Eee...


    Halide Karamahmutoğlu
    Pervaneler





    Bundan sonra ben buralarda da olacağım efendim.

    Sessiz kalmayalım, seyirci olmayalım.
    • Çarşamba, Kasım 23, 2005
    • 1 Yorum

    Küçük Keyifli Şeyler



    Elime fotoğraf makinasını aldım çıplak gözle göremediklerimi yakaladım objektifimle. Ne tuhaf içinde olmak yetmiyor, dışarı çıkıp içine bakmak gerekiyor hep.



    • Çarşamba, Kasım 23, 2005
    • 5 Yorum

    Ağır

    Bir ağrı çöreklenmiş başıma, gitmiyor. Ağrı ve ben bütünleşiyoruz zamanla. Asıl korkum şu ki hissedemeyeceğim onu yakında.
    • Çarşamba, Kasım 23, 2005
    • 2 Yorum

    Susturucu

    Create tuşuna bastım kayıtsızca. İçimden dökülmeyi bekleyen şeyler vardı hissediyordum. Ama çıkamadılar gün yüzüne. Sanırım onları daha yaratamadan öldürdüm. Benden başka üzülen olmadı.
    • Çarşamba, Kasım 23, 2005
    • 1 Yorum

    Yıkıntı



    Ayakta durmaktan yoruluyor insan gün gelip de, bıraksalar da yıkılsam keşke...
    • Çarşamba, Kasım 23, 2005
    • 1 Yorum

    Zincir

    Canım oyun oynamak istedi bu akşam. Aşağıya bir cümle yazacağım, benden sonra gelen o cümlenin içinden bir kelime seçip onunla cümle kuracak.

    Bakalım neler çıkacak.

    Hadi canım, üşenmeyin... En güzel cümle yarışması yapıcam sonra :)


    "Cümleler ilk söyleyenlere ait olsaydı bugün konuşacak birşey bulamazdık.."

    Bunu kim söylemişti hatırlayan varsa söylesin bana, bulamıyorum kimin olduğunu..

    Küçük Şeyler

    Büyük büyük düşünürken küçük küçük şeyleri kaçırıyorum bazen. Hayat biz gelecek için planlar yaparken başımızdan geçenlerdir sözünü seviyorum mesela. Günü yaşa diyorum. Erteleme diyorum. Bekleme diyorum. Ama ütüyü yapayım, yemek hazırlansın, dur toz alayım derken evden dışarı çıkamıyorum günlerdir. Bitmeyen işler yüzünden ben böyle olsun istemezdim aslında değil mi ?

    Bıraktım hepsini, çıktım dışarı bugün. Temiz hava çarptı yüzüme, kış soğuğu hissettim. Arkadaşıma gittim, dertleştim. Güneş kaçtı gözüme. Derin derin nefes aldım. Kendime geldim.

    Akşama da yumurta kırar yeriz artık.

    Karışık

    Önce bir şey yazdım. Sonra yazdığım yanlış anlaşılabilir diye sildim. Sonra silmiş olmam yanlış anlaşılacak diye düşündüm. Allahım nereye varıyor benim sonum?

    Hımm, bunu yazmasa mıydım acaba?
    • Pazartesi, Kasım 21, 2005
    • 7 Yorum

    Kıskanç

    Kıskançlık bir sinsi yılan dolaşıp duruyor kafamın içinde kıvrım kıvrım. Her hareketi acı veriyor. Bugünlerde elime ne alsam ufalanıyor. Kaba, hantal, beceriksiz görünüyorum aynalarda. Arkamı dönünce bu görüntü yok olmuyor. Tutunduğum dallarım birer birer kırılıyor sanki. Her kırılış yere yaklaştırıyor beni. Düşmek bu kadar zor olmamalıydı aslında.
    • Pazartesi, Kasım 21, 2005
    • 1 Yorum

    Bitti

    Göreceğim ne varsa gördüm ve bitti. Yapacağım ne varsa yaptım ve bitti. Olacağım ne varsa oldum ve bitti. Seveceğim ne varsa sevdim ve bitti.

    Bir arkama bakıyorum bir de önüme. Gözlerimle gözgöze geliyorum aynada. Soğuk üşütmüyor beni. Bulutlar karartmıyor içimi. Rüzgâr sürüklemiyor biryerlere.

    Farkına varıyorum birden.

    Yaşadığım ne varsa öldüm ve bitti...
    • Pazartesi, Kasım 21, 2005
    • 7 Yorum

    Zezelenmişim

    Efendim zezelenmişim. Açıklamalar burada mevcut. Ne yazacağımı düşünürken zezeden ilham aldım.

    Yıl 1988, üniversite ikinci sınıf, istatistik dersi, ertesi gün vize olacak, hocamız son bir tekrar yapıp sorularımızı yanıtlıyor. Benim kafama takılan bir soru var, gereksiz ama, soru nitekim, dersin bitmesine yakın soruyorum onu. Bana bakıyor ve kısa bir cevap veriyor. " 24 saatten az zamanın kaldı çalışsan iyi olur" Yer yarılsa dibine girsem oluyorum ama yapacak birşey yok.

    Hâlâ 1988, aynı sınıf, yukardaki olayın geçmesinden bir hafta sonraki istatistik dersi. Sınavı okumuş olan hoca istatistikçi ya tahtaya sonuçların grafiğini çiziyor, 90 alan 1 kişi var. Herkes kim olduğunu merak ediyor haliyle. Bilin bakalım kim? Sınıftan çıkarken hoca ile karşılaşıyoruz, gülümseyerek ona bakıp " 24 saati nasıl değerlendirmişim hocam?" diyorum ki aslında buna gülümseme demek az olur. İşte bu da en keyif aldığım anlardan biridir.

    Sabah



    Işıl ışıl gözümü alıyor dünya.. Tüm güzellikler elimin altında...

    Handan'ın Mutfağı

    Semizotunu koydum tencereye. Kapağı kapanmayacak gibiydi, taşıyordu. Umursamadım. Biliyordum biraz sonra küçücük kalacağını tencerenin dibinde.

    Sorunlarım yığıldı önüme. Nereye dönsem üzerime geliyordu. Tam umutsuzluk belirmişti ki gözlerimde, semizotunu hatırladım. Düşündüm ki bu dağlar gibi yığın çok komik gözükecek bir müddet sonra gözüme.

    Arada bir dibi tutsa, taşsa, kararsa da daha çok iş var bu tencerede.

    Toka

    Saçlarımı sımsıkı toplayarak atkuyruğu yapmak, sonra da gün boyunca tıpkı eskisi gibi başım ağrımadan dolaşmak istiyorum. Olmuyor. Tokalar mı bozuldu, başım mı kaldırmıyor hiçbir gerilimi artık ?

    Dublaj

    İzmir'de okuma yazma bilen sinema izleyicisi yok mu hiç Allah aşkına.. Ben Harry Potter'ı orjinal dilinde izlemek istiyorum. Bütün sinemalar, bütün seanslar türkçe dublaj.Filmi 13 yaşından küçüklerin izlemesi de yasak olmasa yine bir nebze hak vereceğim ama. Hiçbir mantıklı izah bulamıyorum.

    Büyük şehirmiş. Pöh...
    • Cumartesi, Kasım 19, 2005
    • 2 Yorum

    Aah Ah

    Çocuklardan önce....

    İki tane burger menu lütfen. Evet içecek kola olsun.

    Bugün...

    (Derin bir nefes alınır zira karşımdakinin beni dinleyecek sadece 15 saniyesi vardır)

    İki tane çocuk menusu istiyorum. Birisi köfte birisi tavuk. Ama sade olacaklar, içine hiçbirşey koymayın.

    Bir dakika daha bitirmedim ki . İçecek limonlu ıce tea. İçine de biraz kaynar su eklerseniz iyi olur.

    (Gitmekte olan elemanı çağırarak) İki tane de burger menu alayım. Buzsuz diyet kola. Hayır büyük seçim olmasın. (Arkada buzlu hazırlanan bardakları görünce, bağırarak)Kolalar buzsuz olacaktı.

    Dört mü beş mi istiyorsun oğlum? Ya o ya o, ikisi birden olmaz.. Tamam. Dört ve yedi numaralı oyuncakları istiyoruz. Ice tealere sıcak su koydunuz mu?

    Acısos ve barbekü sos da alabilir miyim lütfen.

    Oh....

    Bu sefer de sipariş vermeyi başardım....
    • Cumartesi, Kasım 19, 2005
    • 5 Yorum

    Bir

    Pılımı pırtımı toplayıp geldim. Silinen yorumlar için özür dilerim, onları nasıl taşıyacağımı bilemedim.

    Beni Seviyor musun Sevgilim ?

    Beni seviyor musun sevgilim? Nedir bu sevmek denilen şey? Yanından uzaklara sürüklensem ben mi olurdum aradığın, alışkanlıkların mı yoksa?

    Beni seviyor musun sevgilim? Nedir bu sevmek denilen şey? Hiç aralıksız konuşmak mı yanyanayken, bütün sözler söylenmiş gibi huzurla susmak mı yoksa?

    Beni seviyor musun sevgilim? Nedir bu sevmek denilen şey? Bakarken gördüğün ben miyim karşında, yıllar yıllar öncesinden anılar mı yoksa?

    Durup gelincik topluyorsun yol kenarından sevdiğim için. Gece yorganı çekiyorsun omuzlarıma. Ağlamak istediğimde kolların sarıyor. Ellerimi tutuyorsun her fırsatta.

    Beni seviyor musun sevgilim? Nedir bu sevmek denilen şey? Rastlamasaydık birbirimize, şimdi başkalarının kollarında mı olurdun , yalnız gecelerin bekleyerek mi geçerdi yoksa?

    ...

    Kelimeler ne kadar küçücük kalıyorlar anlamlarının yanında. "Sevmek" diyorum dünyaları kaplıyor. "Korkmak" diyorum kuytulardan çıkıp bir koskocaman dev oluyor karşımda. "Ben" diyorum kaç kişi var sayamıyorum içimde. Oysa kâğıt üzerinde hepsi hepsi kısacık bir kelime.

    Görece

    Hiçbir şeyi çeviremem kapımdan. Bir bakarsın zehir ilaç olmuş.

    Gül

    Yok söyleyecek bir şeyim aslında, sadece yazmak istedim. Harfler bir araya gelsin, sözler beni sarsın istedim. Hayat çok güzel geldi birden, güneş oldum koskocaman, sıcacık. Buralardan sonsuza ulaşıp buz tutanları ısıtmak istedim.Kapattım gözlerimi. Bir gül filizlendi içimde. Bir damla süzüldü yüreğimden.

    ...

    Yağmur hep aynı yağmur aslında. Kimi ıslanıyor sırılsıklam, kimi saçak altında.

    Fırtına

    Sorma neden diye. Bırak beni ağlayayım sadece.

    Dinleyen Yok

    Kimse kimseyi dinlemiyor. Başka ağızlardan dökülse de sadece kendi sözlerimiz duyduklarımız, diğerlerine kapalı kulaklarımız.

    ...

    Herşeyden o kadar uzakken bu kadar içinde olmak. Anlaşılmaz bir şey yaşamak...

    Korku

    Bazıları o kadar aralıksız konuşuyorlar ki hemen anlaşılıyor çok korktukları. İçinde huzur yoksa sessizlik kâbus gibi gelir insana.

    Tuhaf

    Kalp öyle bir şey ki, tamam un ufak oldu artık derken daha da kırılabiliyor.

    Müzik Kutusu

    Silinmeden önce bir bakın isterseniz son zamanlarda yüklediğim şarkılar burada.

    Crying in The Rain'i yeni koydum. Tam ortama uygun bir şarkı oldu. Tavsiye ederim.

    Linki kontrol edeyim de Ufuk bişi demesin :)

    (İyi ki kontrol etmişim, yanlış yere gidiyormuş yine)

    Aşk

    "Aşık olmak çok zor anne" dedi Metehan. "Cansu geçen gün İrem'lere gittim diye küsecekti az kalsın bana. Bugün de doğumgünü partisini söylemeyi unutmuşum. Neyse ki unuttuğum için söylemediğime inandı. Sonra ona aşık olan başkaları da var. Hediye vermiş birisi. Oysa ben sadece kalbimi veriyorum."

    İnanamayan gözlerle bakıyorum . Bu kadar erken beklemiyordum doğrusu. Henüz 6 yaşında kalbini vermeye başladı benim oğlum, aman Allahım :)

    Tamir

    "Bazen bazı şeyler bozulur ve sen onları tamir edemezsin." dedi oğluşların seyrettiği çizgi filmde. Ne kadar çok şey var tamir edilmesi mümküm olmayan.

    İnternet

    Ebelemiş Ece beni .

    Günde ortalama kac saat internettesiniz?
    Başında durmasam da sürekli bilgisayarım açık olduğundan hemen hep internetteyim. Bilgisayarı kapattığımda yalnızlık hissine kapılıyorum :)

    Herhangi bir messenger kullanıyor musunuz?
    Msn messenger'ı kullanıyorum. Annem, kardeşim ve uzaktaki arkadaşlarımla görüşebilmek için iyi oluyor. Son iki aydır bloglardan arkadaşlarım da oldu. Fakat ben çok fazla kimse online ise pek açmam msn yi, sevmiyorum herkese birden laf yetiştirmeye çalışmayı.

    Kaç tane mail adresiniz var?
    2 hotmail, 2 gmail.

    Sizinle bütünleşen sanal bir adınız ya da nickname'iniz var mı?
    Yok.

    İnternet ortamında tanışıp, real yaşamınız da pekişen arkadaşlıklarınız var mı?
    Daisy ile buluştum :) (İyi mi oldu bu kötü mü orası meçhul) . Ece ile mesajlaşıyoruz bir de .

    İnternet uzerinden alışveriş yapıyor musunuz?
    Ben pek yapmam ama Can bu konuda bayağı ilerledi artık.

    Lütfen şu cümleciği iki saniye düşünüp, aklınıza ilk geleni yazın;" internet olmasaydı" .......
    6 ay öncesine kadar zaten hayatımda pek yoktu internet. Bloğu açtıktan sonra bilgisayarın başından ayrılmaz oldum.
    Herhalde internet olmasaydı, arkadaşlarımla buluşamayacağıma üzülürdüm. Gecenin bir yarısı , çocukları yatırmış ve rahatlamış olarak, kamera karşısına geçip yeni yaptırdığımız saçlarımızı birbirimize nasıl gösterirdik yoksa :) Ya da anneme, kardeşime nasıl el sallardı çocuklarım.

    GÜNAYDIN

    Bugün yaşasın Cuma

    Gülümse :)

    Yağmurlu güzel bir sabah var İzmir'de, ağaç dallarındaki damlaları izlemenin keyfini çıkartıyorum.

    50 Film

    Düşler Ve Erdemler de gördüm, zaten bugünlerde filmlerden gidiyoruz, üşenmeden hazırladım listemi. Aslında buraya yazacağım ama, önce kendi bloğuma koyayım dedim.

    Sanatsal olarak ne değer taşıdıklarını bilemem ama bunlar benim defalarca seyretmekten sıkılmadıklarım. (Aralarında bir sıralama yapmadım)

    Pleasantville (1998)
    Yaşamın Renkleri
    Y: Gary Ross O: Tobey Maguire, Reese Witherspoon

    Dead Poets Society (1989)
    Ölü Ozanlar Derneği
    Y: Peter Weir O: Robin Williams

    12 Kızgın Adam (1957)
    12 Angry Men
    Y: Sidney Lumet O: Henry Fonda, Lee J. Cobb

    Dersu Uzala (1975)
    Y: Akira Kurosawa O: Maksim Munzuk, Yuri Solomin


    Yıldız Savaşları (1977)
    Star Wars
    Y: George Lucas O: Mark Hamill, Harrison Ford


    Yume (1990)
    Akira Kurosawa'nın Düşleri
    Y: Akira Kurosawa


    Karayip Korsanları: Siyah İnci'nin Laneti (2003)
    Pirates of the Caribbean: The Curse of the Black Pearl
    Y: Gore Verbinski O: Johnny Depp, Ben Wilson

    Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü (2003)
    The Lord of the Rings: The Return of the King
    Y: Peter Jackson O: Elijah Wood, Billy Boyd
    Yüzüklerin Efendisi: İki Kule (2002)
    The Lord of the Rings: The Two Towers
    Y: Peter Jackson O: Elijah Wood, Billy Boyd
    Yüzüklerin Efendisi: Yüzük Kardeşliği (2001)
    The Lord of the Rings: The Fellowship of the Ring
    Y: Peter Jackson O: Ian McKellen, Liv Tyler

    Mumya (1999)
    The Mummy
    Y: Stephen Sommers O: Brendan Fraser, Rachel Weisz

    Olağan Şüpheliler (1995)
    The Usual Suspects
    Y: Bryan Singer O: Stephen Baldwin, Gabriel Byrne

    Rezervuar Köpekleri (1992)
    Reservoir Dogs
    Y: Quentin Tarantino O: Harvey Keitel, Tim Roth

    Indiana Jones: Son Macera (1989)
    Indiana Jones and the Last Crusade
    Y: Steven Spielberg O: Harrison Ford, Sean Connery

    Geleceğe Dönüş (1985)
    Back to the Future
    Y: Robert Zemeckis O: Michael J. Fox, Christopher Lloyd

    New York'tan Kaçış (1981)
    Escape from New York
    Y: John Carpenter O: Kurt Russell, Lee Van Cleef

    Büyük Kaçış (1963)
    The Great Escape
    Y: John Sturges O: Steve McQueen, James Garner

    Affedilmeyen (1992)
    Unforgiven
    Y: Clint Eastwood O: Clint Eastwood, Gene Hackman

    İyi, Kötü ve Çirkin (1966)
    Il Buono, il brutto, il cattivo
    Y: Sergio Leone O: Clint Eastwood, Lee Van Cleef

    Hızlı ve Ölü (1995)
    The Quick and the Dead
    Y: Sam Raimi O: Sharon Stone, Gene Hackman

    Milyonluk Bebek (2004)
    Million Dollar Baby
    Y: Clint Eastwood O: Clint Eastwood, Hilary Swank

    Amelie (2001)
    Le Fabuleux destin d'Amélie Poulain
    Y: Jean-Pierre Jeunet O: Audrey Tautou, Mathieu Kassovitz

    Joe Black (1998)
    Meet Joe Black
    Y: Martin Brest O: Brad Pitt, Anthony Hopkins

    Sen Uyurken (1995)
    While You Were Sleeping
    Y: Jon Turteltaub O: Sandra Bullock, Bill Pullman

    Benny & Joon (1993)
    Y: Jeremiah S. Chechik O: Johnny Depp, Mary Stuart Masterson

    Ağlatan Oyun (1992)
    The Crying Game
    Y: Neil Jordan O: Forest Whitaker, Miranda Richardson

    Harry ile Sally Tanışınca (1989)
    When Harry Met Sally...
    Y: Rob Reiner O: Billy Crystal, Meg Ryan

    It's a Wonderful Life (1946)
    Y: Frank Capra O: James Stewart, Donna Reed

    Rüzgar Gibi Geçti (1939)
    Gone with the Wind
    Y: Victor Fleming O: Clark Gable, Vivien Leigh

    Kelebek Etkisi (2004)
    The Butterfly Effect
    Y: Eric Bress O: Ashton Kutcher, Amy Smart

    Karanlık Yolculuk (2001)
    Donnie Darko
    Y: Richard Kelly O: Jake Gyllenhaal, Holmes Osborne

    Matrix (1999)
    The Matrix
    Y: Andy Wachowski O: Keanu Reeves, Laurence Fishburne

    Truman Show (1998)
    The Truman Show
    Y: Peter Weir O: Jim Carrey, Laura Linney

    5. Güç (1997)
    Le Cinquième élément
    Y: Luc Besson O: Bruce Willis, Gary Oldman

    Küp (1997)
    Cube
    Y: Vincenzo Natali O: Nicole de Boer, Nicky Guadagni

    12 Maymun (1995)
    12 Monkeys
    Y: Terry Gilliam O: Bruce Willis, Madeleine Stowe

    Yıldız Geçidi (1994)
    Stargate
    Y: Roland Emmerich O: James Spader, Kurt Russell

    Terminatör 2 (1991)
    Terminator 2
    Y: James Cameron O: Arnold Schwarzenegger, Linda Hamilton

    İskoçyalı (1986)
    Highlander
    Y: Russell Mulcahy O: Christopher Lambert, Roxanne Hart

    Geleceğe Dönüş (1985)
    Back to the Future
    Y: Robert Zemeckis O: Michael J. Fox, Christopher Lloyd

    Bıçak Sırtı (1982)
    Blade Runner
    Y: Ridley Scott O: Harrison Ford, Rutger Hauer


    Kill Bill: Volume 2 (2004)
    Y: Quentin Tarantino O: Uma Thurman, David Carradine
    Kill Bill: Volume 1 (2003)
    Y: Quentin Tarantino O: Uma Thurman, Lucy Liu

    Telefon Kulübesi (2002)
    Phone Booth
    Y: Joel Schumacher O: Colin Farrell, Kiefer Sutherland

    Akıl Defteri (2000)
    Memento
    Y: Christopher Nolan O: Guy Pearce, Carrie-Anne Moss

    Altıncı His (1999)
    The Sixth Sense
    Y: M. Night Shyamalan O: Bruce Willis, Haley Joel Osment

    9. Kapı (1999)
    The Ninth Gate
    Y: Roman Polanski O: Johnny Depp, Frank Langella

    Karga (1994)
    The Crow
    Y: Alex Proyas O: Brandon Lee, Rochelle Davis

    Şeytan Çıkmazı (1987)
    Angel Heart
    Y: Alan Parker O: Mickey Rourke, Robert De Niro

    Gülün Adı (1986)
    The Name of the Rose
    Y: Jean-Jacques Annaud O: Sean Connery, F. Murray Abraham

    Night On Earth(1991)
    Dünyada Bir Gece
    Y: Jim Jarmusch

    Field Of Dreams (1989)
    Düşler Tarlası
    Y: Phil Alden Robinson O: Kevin Costner, Amy Madigan, James Earl Jones
    • Perşembe, Kasım 17, 2005
    • 5 Yorum

    Mutluluk

    Lodos esiyor . Yağmur yağıyor arada. Güzel bir müzik. Sanırım şu işlere ara verip mola yapma zamanı geldi. Çayımı elime alıp bahçeye çıkacağım. Derin nefes çekip içime, işte tam "bu an"ı yaşayacağım.

    Eskiden bir anın güzel olması farklı olmasına bağlıydı benim için. Şimdi biliyorum ki herşey farklılaşıyor zaten istesem de istemesem de. Huzur dolu zamanlar artık mutluluk veriyor.

    Islanmaktan korkmayan gelsin, herkes için sıcak bir fincan çayım var.
    • Perşembe, Kasım 17, 2005
    • 3 Yorum

    Hişşt Baksana


    Seni tanıdığım için mutluyum.

    İyi ki doğdun
    Aylin
    :)
    (Fotoğraftakiler Handan, Daisy, Sima, Aslı ,Cim .Doğum günü partisinde. Pasta var mı kız?)

    Forever Young

    İşte bu da hediyen Daisycim.

    Sonsuza kadar genç kalmak bizim elimizde aslında. Gülümsediğimiz sürece..
    • Perşembe, Kasım 17, 2005
    • 3 Yorum

    A VICTORY OF LOVE

    Waiting
    For a change in the weather
    I'm waiting for a shift in the air
    Could we get it together, ever
    Hoping for your return
    Hoping for your sweet, sweet return

    Hello, is this heaven calling
    Hello, hello
    Is somebody there, she must be somewhere
    And then she says hello, hello, hello
    She's really an angel
    She stands in the sunshine
    She's closing her eyes, she starting to dream,
    She's pulling the strings
    She's dreaming a strange dream
    Where nothing is grey
    Then she takes me away and she's pulling the strings
    When she's playing with love
    She's playing with love...

    Counting
    I count every second
    And I'm standing
    I stand in the rain, I walk up that lane
    Which leads to the sunshine
    She stands in the sunshine
    She's closing her eyes
    Then she takes me away and she's pulling the strings
    When she's playing with love
    She's playing with love...

    lyrics: Gold
    music: Gold-Lloyd-Mertens

    Alphaville'in en sevdiğim şarkılarından biridir. İndirmek isteyenler buradan.
    • Çarşamba, Kasım 16, 2005
    • 7 Yorum

    Biliyorsun :)

    Seni bulmaktan önce aramak isterim,
    Seni sevmekten önce anlamak isterim,
    Seni bir yasam boyu bitirmek degil,
    Sana hep yeniden baslamak isterim..

    Özdemir Asaf
    • Çarşamba, Kasım 16, 2005
    • 3 Yorum

    İyi ki doğdun CAN
    • Çarşamba, Kasım 16, 2005
    • 6 Yorum

    Bilal'de gördüm, zorla kendimi ebelettim :)



    Çikolata son zamanda seyrettiğim en keyifli filmlerdendi. Filmin özü ise bence bu iki sahnede :)


    Damdaki Kemancı'da Tevye'nin kızlarının isteklerini yerine getirebilmek için eşini kandırma çabaları başka keyiflidir. Bu da 25 yıldan sonra birbirlerini sevdiklerini fark ettikleri sahneler.




    GünaydınVietnam'da meşhur faks makinası(veya her ne ise o ) ve tabi ki " Goood Morning Vietnammm..."



    İçimdeki Deniz'de kitabının basılıp da sevgilisinin getirmediği sahne beni etkilemişti. Postadan kitabın çıkması ile Sampedro'nun yüzünün aldığı hal.


    Ve Karayip Korsanları. Filmin başında Jack Sparrow'un gelişindeki mağrur ifade çok güzeldi. Bir de gemiye çıkartma yapmak üzere giden lânetlilerin yürüyüşü .


    L.A.dan Kaçış'ta Yılan'ın hapisten kurtulduğunda kendine Plissken dedirtmesi (Bu NYtan Kaçış'ta da vardı) ve tüm dünyanın elektriğini yok ettikten sonra sigarasını yaktığı son sahne.




    Ölü Ozanlar Derneği'nde Mr. Keating'in okuldan ayrıldığı son sahne. "Hey captain , my captain.."




    Yüzüklerin Efendisi'nde sahne çok ama, Faramir'in babasıyla konuşup ölüme gittiği ve Frodo'nun Sam'i yanından gönderdiği kısımlar bana hüzün verir.




    Fotoğraflar Can'ın azmi sayesinde dvd lerden çıkartılmıştır. Teşekkür ederim Can.