I'd Love To Change The World

Everywhere is freaks and hairies
dykes and fairies
tell me where is sanity

Tax the rich feed the poor
till there are no
rich no more

I'd love to change the world
but I don't know what to do
so I'll leave it up to you

Population keeps on breeding
nation bleeding
still more feeding economy

Life is funny
skies are sunny
bees make honey
who need money monopoly

I'd love to change the world
but I don't know what to do
so I'll leave it up to you

World pollution no solution
institution execution
black an' white
rich or poor
them and us
stop the war

LA Guns


Geçen gün LA Guns'un uzun süredir bende olan ama bir türlü dinleyemediğim albümünü keşfetmiştim biliyorsunuz. İşte oradan bir şarkı daha. Burada da konuyla alâkalı keyifli bir animasyon var ..

Bizim Evin Bilgiç Halleri


-Senin kelebekli çiçeğin erimiş.
-Ne erimiş oğlum?
-Kelebekli çiçeğin var ya.

Düşünüyorum kelebekli çiçeğim de ne? Nerede erimiş diye. Derken gösterdiği yere bakıyorum. Hahaha, geçici dövme yapmıştım, meğer o silinmiş...

-Hep senin hep babanın oğluyum. Ama babam gelince babamın oğluyum.

(Babacı çocuklar çok iyi , mesela akşamları seni kim yatırsın oğlum sorusunun cevabı her daim "babam" oluyor:)

-Çok sinirleniyorum anne... Çok sinirleniyorum bak.

(Ayna gibi bu çocuklar, bak gör kendini:)

- Anneeeeee ben kalktıııııımmmmm.

(Sabahın en güzel günaydını )

-Dukkoskip ungırgand iki oynuyorum ben.

(Need For Speet Underground 2 oynuyormuş yani :)

-Onyedi, onsekiz, onkokuz...

(Ne yazık ki öğrendi 19 demeyi şimdi)

- Sadelisinden aldım.

-Elma suyusundan istiyorum.

Örümcek


Bazan bir rastlantı ya da önemsiz bir sözcük
umulmadık bir anlam kazandırır şiire,
nasıl ki, nicedir kimsenin uğramadığı
terkedilmiş bir bodrumda, büyük, boş bir küpün
karanlık kasnağında bir örümcek amaçsızca dolaşırsa-
(size göre amaçsızca, ama ona göre...)

Yannis RİTSOS
Çvr:Cevat ÇAPAN


(Bu şiiri daha önce yazmıştım ama geçen gün Can'ın çektiği bu fotoğrafı görünce birbirlerine yakışacaklarını düşündüm)

Ebe Sobe Falan

Tam da şöyle edebi bir blog haline dönüş yapıyordum ki Katre beni ebelemiş.

1-NELERDEN KORKARIM

Sevdiklerimi kaybetmekten. İnsanları kırmaktan. Yaşama zevkimi yitirmekten. Hayal kuramamaktan. Çocuklarımı iyi yetiştirememekten (Yani onların hayattan keyif alan, huzurlu ve mutlu insanlar olamamalarından). Yazı yazamamaktan.

2-HAYATTA EN COK DEGER VERDİGİM ŞEY

Sevdiklerim.

3-ELİMDE SİHİRLİ BİR GÜÇ OLSAYDI

Kendimi on kilo eksik yapardım...Çok bencilce oldu , tamam tamam dünya barışı :)

4-ARKADAŞIM NASIL OLSUN

Benimle aynı fikirde olmasa bile beni anlamaya çalışsın, uzaklarda da olsa yalnız olmadığımı hissetirsin. Ki bu konuda çok şanslıyım.

5-HAYAT

"Hayat biz gelecek için plan kurarken başımızdan geçenlerdir" diye bir söz vardı.

6-AŞK HERŞEYİ AFFEDER Mİ

Ne bileyim, genelleme yapamayacağım şimdi. Herşeyi affetmez bence ama ne kadarını affeder onu da bilemem.

7-ALDATMAK NASIL BİR DUYGU

Aldatmak mı aldatılmak mı? Her ikisi konusunda da bir fikrim yok gerçi ya lâf olsun diye soruyorum.

8-GÖZLERİNİ KAPATIP 10YIL SONRASI

Hımm, Metehan üniversiteye giriş sınavı stresinde, Bilgehan deli dolu bizi çıldırtmakla meşgul, ben ihtimal yine aldığım 5-6 kiloyu vermeye uğraşıyorum, Can kendine alacak yeni çıkmış bi bilgisayar parçası bulmuş sabah akşam internette onu inceliyor.

İnsan Telefon Defterini Temize Çekerken Bazı İsimleri Eski Defterinde Bırakır

Onlar artık bir daha asla aranmayacaktır. Garip bir hüznü barındıran bu silik isimlere bakılır bakılır. Kimi okuldan sınıf arkadaşınızdır, kimi çok çabuk unutuverdiğiniz bir sevgili, kimi bir cafede aylarca herşeyi ama herşeyi paylaştığınız birisi; yada istifa ettiğiniz bir yerden bir arkadaşınız! Soyadları sorulmamış bir sürü hatırlanmayan isim de vardır defterde; ve şüphesiz üstünde isim olmayan telefon numaraları. Korkunç bir operasyonla onlarca hayat, onlarca güzellik bir çırpıda ortadan kaldırılır.

İnsan telefon defterini temize çekerken bazı isimler üzerinde durur.

Onca zaman sonra birkez arasanız, sesini duysanız... Ona edilebilecek bir çift sözünüz yoktur! Birlikte gittiğiniz filmler, meyhaneler, evler birbirinizi yıllar sonra özlemenizi sağlayacak sevgiyi aşılamamıştır size. Yalnızca bir isimdir şimdi o. Temize çekerken atlarsınız hemen. Derhal çevirirsiniz sayfayı telaşla, alalacele. Oh, isim geçmişte kalmıştır.

İnsan telefon defterini temize çekerken hayatını da sorgular.

Hangisi ihanet etmiştir, hangisi yalvarmıştır kendisini bırakmamaniz için; hangisinin bir süre sonra arkanızdan konuştuğunu duymuşsunuzdur; hangisi sizi en güzel öpmüştür; hangisi rüyalarınıza girmiştir, hangisinin ayak parmakları ilginizi çekmiştir; hangisinin burnundaki kıllar sizi aşırı rahatsız etmiştir; hangisine hediye alırken zorlanmışsınızdır; hangisiyle en hararetli tartışmalara girip kavga etmişsinizdir; hangisinin eşine siz de büyük bir aşk duyup bunu acıyla gizlemişsinizdir; hangisi için sabahlara kadar içip içip ağlamışsınızdır? Doğrular, yanlışlar, hatalar, tutkular! Birlikte Edip Cansever okuduğunuz o insanlar, solmuşlardır.

İnsan telefon defterini temize çekerken yalnızlığını da kanıtlar.

Bütün bu insanlar şimdi nerede, ne yapmaktadırlar? Saat elbette dört'tür! Paradoks, labirent, koni, tüm bilimsel ifadeler ve mentalite tersine dönmüştür. Ters dönmüşüzdür. Bu tek başınalık ve bu isim katliami aslında size ters gelir... Çalan telefona bakarsınız. Acaba? Acaba telefon defterini temize ceken bir arkadaşınızın son anda kurtarma çabası mıdır? Bir iki kırık sözcük, yarım yamalak bir buluşma, belki... Bilemezsiniz.

LÜTFEN, AMA LÜTFEN TELEFON DEFTERLERİNİZİ KAYBETMEYİNİZ...

küçük İskender
  • Çarşamba, Mart 29, 2006
  • 7 Yorum

...

Basit soruların basit cevapları var aslında, bir türlü vermeye cesaret edemediğimiz.
Hep daha yücelerini aradığımız duygularımız var, elimizdekilerinin değerini bilmediğimiz.
Küçük hayatlarımız var küçük güzelliklerle donatılmış, başka hayatlara bakıp durmaktan görmediğimiz.
Doğarsın, yaşarsın, seversin, ölürsün. Hepsi hepsi bu aslında yaşamak denilen şey, nedir ki beklediğimiz?
  • Çarşamba, Mart 29, 2006
  • 8 Yorum

ANlam

Bir an gelir, yerler gökler üzerime kapanır, nefes bile alamam ağırlığından, sorarım kendime:

"Yaşıyor muyum?"

Bir an gelir, yerler gökler sarıp sarmalar beni, bir huzur yayılır varlığımdan, yaşamak ne kelime

"Ben sonsuzum"

Bir

Bir + Bir bazen hiç olurmuş bazen de çok, öğrendim...

Kiss Of Death

I watched you burn your hand in my flame
tempting fate again and again
faith is not enough something's gotta change
where is the love without pain
riding on a homebound train
ticket to a place in the sun
like a villain on the run train ain't got going home
don't turn your back on a loaded gun

Well I'm sorry darling I must confess
and as much as I need your caress
you'll keep taking till your very last breath
so put your arms around me
leave me with your kiss of death

Crying out your heart in the rain
pouring it all down the drain
when the pain takes control
touch leaves you cold
it's better sometimes not to prey

Well I guess that's just the way that it goes
why love dies nobody knows
but I love you till my very last breath
don't say a word
just leave me with your kiss of death

Well they told me that you left yesterday
death is just a heartbeat away
and they both reached the end
together ascend
never to be parted again

Well I'm sorry darling I must confess
and as much as I need your caress
you'll keep taking till your very last breath
so put your arms around me
leave me with your kiss of death
well I guess that's just the way that it goes
why love dies no one knows
but I love you till my very last breath
don't say a word
just leave me with your kiss of death

L.A.Guns

Bu şarkıyı ilk defa bu sabah dinledim. Ve hemen sizlerle paylaşmak istedim. (Sol anahtarına tıklayınız, sayfanın sağ en alttında download yazısı çıkıyor)


myspace

Çiçek

Saksı çiçeklerim vardı evime serpiştirdiğim. "Şu masada çok güzel duracak", "Bu köşe onunla canlanacak" diyerek gönlümce yerleştirdiğim.

Hepsi soldular.

Birden aklıma geldi. Güzel durdukları yerler değildi ki onların dertleri, biz insanlar gibi. Güneşli ılık bir pencerenin önüne sıralanınca, yeniden hayat buldular.

Ya sen?

Olman gereken yerde misin? Yoksa başkaları kendi keyiflerince güzel bir köşeye mi koydular?


Dün birisinin daha doğumgünüydü. Onu da buradan kutlamadan geçemeyeceğim.

Selmacım, iyi ki doğdun, bak söz verdiğim gibi aramızdaydın. Nice yıllara...

Görece

Küçücük bir incir çekirdeği...

Dişinin arasına sıkışana sor sen onu...

Bu Sabah...






Başım çok ağrıyordu bu sabah. Dışarı çıkıp biraz hava alayım belki iyi gelir dedim. Gerçekten de geçti.















Ben de başka başı ağrıyanlar varsa diye size de bir tutam getirdim.

Yer

Senin yerinde olsaydım ne yapardım bilmiyorum, çünkü değilim. Senin şartlarını bilmiyorum, bilsem bile, senin yaşadıklarını yaşamadım. Senin için en yıkıcı olan bana şaka gibi gelebilir. Ne kadar baksam da senin baktığın yere, gören benim gözlerim.

Senin yerinde olsaydım ne yapardım bilemiyorum. Zaten olsam da birşey değişmezdi, ben sen değilim. Aynı kelimeleri yaşamışlığımız farklı. Sen yağmur deyince gülümsersin belki ben ürkerim. Ne kadar anlatırsan anlat, farklı benim dinlediklerim.

Senin yerinde olsaydım ne yapardım bilmiyorum ,sadece, sen olduğun yerde dururken ben yanına gelebilirim. Ve ihtiyacın olduğunda elini tutar elim.

Bana Bir Masal Anlat Baba

Bana bir masal anlat baba
İçinde bütün oyunlarım
Kurtla kuzu olsun şekerle bal

Baba bir masal anlat bana
İçinde denizle balıklar
Yağmurla kar olsun güneşle ay

Anlatırken tut elimi
Uykuya dalıp gitsem bile
Bırakıp gitme sakın beni

Bana bir masal anlat baba
İçinde tüm sevdiklerim
İçinde İstanbul olsun

Yeni Türkü

Ego

Son kadeh içilmiş,
Son söz edilmişti.
Bir düşünce sardı hepsini...

Bir hatıra
Bir hırs
Bir kıskançlık
Bir yanıltı
Bir kardeşlik
Bir yanlışlık
Bir kin
Bir ümid

Bir şey
İnsana ait...

Özdemir Asaf
  • Çarşamba, Mart 22, 2006
  • 3 Yorum

Doğumgünü



Geçen sene korsan partisi yapmıştık. Çocuklar çok eğlenmişlerdi. Hazine avı özellikle çok hoşlarına gitmişti. İp uçlarını takip edip sürpriz yumurtalar ve şekerlerle dolu hazine küpüne ulaşmışlardı.




Bu sene kızılderili partisi düşünüyorum ama gel de tüy bul şimdi. Cumartesi gününe kadar baltalar, tüyler ayarlanmalı ve uygun süsleri düşünülmeli.

Davetiye 'yi hazırladım sayılır. (Geçen sene davetiyeleri şişelerin içine koyup vermiştik, bu sene de okla mı atsam acaba:)



Bunlarla uğraşırken yiyecekleri unutmasam bari .. Gerçi o konuda yeteneğim olmadığı için Burcu'ya söylesem de bize kayık pasta , ok şeklinde kurabiyeler hazırlasa :)

Kartonlar, folyolar, renkli kâğıtlar, yapıştırıcılar... Savulun ben geliyorum...

BUGÜN VE BUGÜN

Öyle çabuk geçiyor ki günler
Hele sen de bir bak hayatına.
Daha dün doğmuşuz sanki
Yeni okula başlamışız
Yeni sevmişiz

Öyle çabuk geçiyor ki günler
Hele sen de bir bak hayatına
Yarın bitecek sanki her şey
Yarın ölecek gibiyiz.

Daha doymamışız yaşamasına
Günlerimiz dün bir, bugün iki
Sakın bir şey bırakma yarına
Yarın yok ki.

Özdemir Asaf
  • Çarşamba, Mart 22, 2006
  • 8 Yorum

?

Uzanıp çimenlerin üzerine yıldızları seyretmeyeli ne kadar oldu?

Söz

"Ayağını yorganına göre uzat" ki ne uzayasın ne kısalasın hep aynı kalasın bu dünyada. Hatta yorganı uzun tut, kalınlaştır, kafanı da göm içine..

"İyi insan lâfının üstüne gelir" Pöh... İyi olmayan mı geldi, hemen itli sopalı diğer lâfa geçelim.

"Damlaya damlaya göl olur" Irmak olmuyor mu? Belki akıp gidiyordur damlalar. Gereksiz bir akıntıya kapılıp gidiyoruzdur.

"Aç ayı oynamaz"

Kahvaltı edeyim ben en iyisi belki daha manalı bir yazı çıkar. Yok ben ayı değilim ama atalarımız öyle münasip görmüşler. Aç at şahlanmaz, aç serçe cıvıldamaz falan dememişler ben ne yapayım.

Bakmayın öyle , haydi saçma atasözlerini yazalım bugün :)

Günaydın...

Baksana


Her yerde bir güzellik var...

Dolu - II




Biraz bayat haber oldu ama ne yapalım artık, hiç yoktan iyidir :)

İşte cumartesi günü böyleydi ortalık...

Sihirli Dadı



Dün Metehan'la Sihirli Dadı'ya gittik. (Gerçi o son anda Bambi'ye gitmek istedi ama annesi bu film diye tutturunca üzmedi neyse ki:) Cumartesi günkü fiyaskodan sonra ilaç gibi geldi. İlkokula giden çocukları olanlara tavsiye ediyorum. Onları bahane edip gidin :) Çok keyifliydi.

Huzurlu ve kıpır kıpır bir haftaya açılsın sabahımız.

Günaydın...

Söz

Bu sabah kendime sözler verdim. Sözlerimi tutacağıma da söz verdim.

Ne tuhaf.

İnsan en çok kendisine sadakatsiz oluyor.

Sözleri unutuyor. Özeni unutuyor. Saygıyı unutuyor.

Farkına bile varmıyor.

Kelimeler Maskelerini Çıkarırken

"Kelimeler, kapıları kanallara açılan görkemli konaklarda verilen eski Venedik balolarına gözalıcı giysileriyle uçuşarak katılan yüzleri maskeli aristokrat genç hanımlar gibi varlıklarını gördüğümüz , ama kimliklerini bilmediğimiz sesler olarak gezinir hayatımızın içinde; yaşamak, sanırım, o kelimelerin taşıdıkları anlamları öğrenmek, en acıklısının bile söylenişinde bir hoppalık bulunan dizilerinin ardında saklanan gerçek duyguları tanımaktır.

Ölüm kelimesi siyah bir maskeyle, acı kelimesi kızıl bir maskeyle, neşe sözcüğü leylaki bir maskeyle bir sözcükler balosunun içinde, o balonun neşesini kaçırmadan, hattâ o baloya bir çeşni katarak yerini alır cümlelerimizde.

O kelimeleri kullanırken handiyse onların ardında bir duygu yığını olduğunu, bir gerçeğin saklandığını unuturuz.

Sonra o kelimelerden biri maskesini çıkartıverir.

Çok sevdiğimiz küçük bir kızın kötü bir hastalığa yakalandığını duyduğumuzda, "acı" kelimesinin yüzündeki maske iniverir birden; artık o bir kelime değildir, o bir duygudur, sözcükler balosunu terk edip maskesinden ve giysilerinde soyunmuş, çırılçıplak bize görünmüştür.

Bir dahaki sefere ona bir cümlede, cümleye renk katan kızıl maskesiyle rastladığımızda artık onun çırılçıplak halini hatırlarız.

Yaşamak budur.

Kelimelerin arkasına dokunmak, o dokunuşları biriktirmektir.

Her kelimenin bir gün maskesini indireceğini, ardında saklı olanın bize dokunacağını tedirginlikle ve ümitle beklemektir."

.............

" Dans edip durur kelimeler çevremizde.

Neredeyse hovardaca katarız onları cümlelerimize, belki de en rahat, en özgür kullandıklarımız henüz maskesinin ardında olanı görmediklerimizdir, bazılarını tanıdıkça telaffuz etmek güçleşir çünkü.

Kimi zaman, durup düşünürüz, kaç kelimeyi gerçekten tanıdık, kaç tanesini çırılçıplak gördük diye; bazılarını hiç tanımamış olmaktan sevinir, bazılarını tanımış olmanın bedelinin ne kadar ağır olduğunu hatırlarız.

Yaşamak, kelimelerin soyunmasıdır.

Her biri kendince bir biçim, kendince bir renk taşıyan o maskelerin her inişinde hayatımıza bir şeyler katılır; bazılarının katılması bir şeyler eksiltir bizden, bazılarının katılması bir şeyler ekler."

Ahmet Altan
Kristal Denizaltı
"Kelimeler Maskelerini Çıkartırken" den alıntı.

Dolu

Bugün uzun zamandan sonra nihayet sinemaya gittim. Ben ettim siz etmeyin. "Maç Sayısı" İçime fenalık geldi seyrederken. Bir taraftan filmden sıkıldım diğer taraftan kırk yılda bir sinemaya gidebilirken bu şansımı kötü değerlendirmeme sıkıldım. Eve dönerken patlama noktasındaydım. Benim yerime hava patladı ...

Bakınız:

Bakamıyorsunuz tabi çünki ben bir türlü fotoğrafları yükleyemiyorum.


İzmir'den canlı yayınımız şimdilik sona ermiştir. Bir ara fotoğrafları yükleyebilirim herhalde. Bizi izlemeye devam edin. (Ne diyorum ben?)



Suat Tekin'e bu güzel çalışma için teşekkür ederim.

Hayatta

Kazanmaktan başka amacımız yoksa, kazanmak boşluğa düşmek değil mi?

Başkalarının kaybıyla kazanmışsak bizi tatmin eder mi?

Kazanmak için mutlaka kaybeden birileri mi olmalı, hep birlikte kazanılmaz mı?

Ne zaman kazanmış oluruz?

Zaman zaman tökezlerim hayatta. Ne yapacağımı bilemediğim anlar olur. Karamsarlık sarar beni . Yorulduğumu hissederim. Sinirlenip kendimi dağıtırım bazen. Gözlerimi kapatıp dünyaya sırtımı dönerim.

Sonra güneşin ışıltısı delip geçer zırhlarımı bir sabah. Fark ederim ki olduğum yerde durarak serüven yaşanmaz . Kalkıp, üstümü başımı silkeleyerek derin bir nefes alır, yola koyulurum yeniden.

Budur kazanmak benim bildiğim...

Bebeklerimin gülümseyişi, sevdiklerimin gurur duyan bakışı, gece yatağa uzandığımda daldığım huzurlu uyku. Etrafıma baktığımda gördüğüm tüm güzellikler.

Ve küçük de olsa cümlelerim. Fotoğraf makinamın objektifinde yakaladığım anlar. Ve defterimin arasından elime düşen üzeri yazılı yapraklar.

Kocaman bir gülümseyiş aynadaki aksime.

İşte kazandıklarım benim...

Hürriyete Doğru


Gün doğmadan,
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola.
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında,
İçinde bir iş görmenin saadeti,
Gideceksin;
Gideceksin ırıpların çalkantısında.
Balıklar çıkacak yoluna karşıcı;
Sevineceksin.
Ağları silkeledikçe
Deniz gelecek eline pul pul.
Ruhları sustuğu vakit martıların,
Kayalıklardaki mezarlarında,
Birden,
Bir kıyamet kopacak ufuklarda.
Deniz kızları mi dersin, kuşlar mi dersin;
Bayramlar seyranlar mi dersin, senlikler cümbüşler mi?
Gelin alayları, teller, duvaklar, donanmalar mi ?
Heeey!
Ne duruyorsun be, at kendini denize;
Geride bekleyenin varmış, aldırma;
Görmüyor musun, her yanda hürriyet;
Yelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su ol;
Git gidebildiğin yere.


Orhan Veli Kanık

(Denizi özleyenlere...)

Aman Ya

Bugün yazacak birşey bulamadım. O kadar.

Bitti...

Return To Serenity

Sevgili kardeşim nispet yapmış bana... Of of... Bu İzmir'de sap gibi uzaktan bakıyoruz konserlere zaten.

Ama bu bana sürpriz oldu. En sevdiğim şarkılarını bulabilir miyim derken klibine rastladım. Mutlu mutlu dolaşıyorum.

Buradan dinleyebilirsiniz :)
  • Çarşamba, Mart 15, 2006
  • 2 Yorum

Çocukça

Yalnızdım.
Yalnızdın.
Yalnızdık koskocaman bir kalabalığın ortasında.
Başımız dik. Yüzümüzde ciddi bir ifade.
Gözler ilerde bilinmeyen bir yere sabit.
Yenilmemeliydik.

Yalnızdım.
Sana döndüm.
Son bir cesaret uzattım elimi.

"Benimle oynar mısın?" dedim...

Sen, beni oyuncak zannettin...
  • Çarşamba, Mart 15, 2006
  • 2 Yorum

Işıltı



Gece'nin kursu işe yarıyor sanırım. (Ama ayna karşısında durma kısmını beğenmedim. Enine boyutlarımı fark edince gülümsemem dondu bir anda :)

Benim gibi somurtanlara inat ışıl ışıl bir sabah var İzmir'de.

Herkese günaydın.

Mırıldanmayın öyle, canlı canlı GÜNAYDINNNN....
  • Çarşamba, Mart 15, 2006
  • 9 Yorum

Bazen

Hep aynı sabaha uyanıyor gibi hissediyorum kendimi.

Bir Kitap



Son günlerde Farseer Serisi okuyorum. Uzun zamandır bu kadar hoşuma giden bir fantazi roman bulamamıştım. Genelde birbirlerini tekrarlamaya başlamışlardı. Ama bu roman hem heyecanlı ve sürükleyici, hem beni bambaşka bir dünyaya götürüyor hem de anlatımı çok güzel.



Suikastçinin Çırağı

Kraliyet Suikastçisi

Suikastçinin arayışı

Haklarında söyleyebileceğim yegâne olumsuz şey çok kalın oldukları için okurken kollarımın ağrıması :)

"Bütün insanların yazgısında büyüklük yoktur" diye hatırlattım ona.

"Emin misin Fitz? Emin misin? Dünyanın büyük hayatında bir değişiklik yaratmadıktan sonra bir ömür sürmenin faydası ne? Neden bir anne kendi kendine, bu çocuğu hatasız yetiştirir, onu sever ve ilgilenirsem, etrafındakilere keyif veren bir yaşam sürer ve böylece dünyayı değiştirmiş olurum demesin? Neden bir tohum eken çiftçi komşusuna , bugün ektiğim tohum birisini besleyecek ve ben dünyayı değiştiriyorum demesin?"

"Bu felsefe Soytarı. Benim böyle şeyleri öğrenecek zamanım hiç olmadı."

"Hayır Fitz, bu yaşam. Ve hiç kimsenin böyle şeyleri düşünecek zamanı olmaz. Dünyadaki her yaratık bunu düşünmeli kalbinin her atışında. Aksi takdirde sabah uyanmanın anlamı ne?"

Özlem



"Hadi" desem sevgilime, sormadan sorgulamadan "Hadi" dese o da bana. Alabildiğimiz en az eşyayı alsak yanımıza. Fotoğraf makinamız , kameramız başköşede. Haritamız ve müzik cdlerimiz. Çoluk çocuk doluşsak arabamıza, yola çıksak. Beğendiğimiz yerlerde mola versek. Yatacak yer bulamadığımızda arabada sabahlasak. Uçsuz bucaksız yollarda bir minik nokta olsak. Zamandan mekândan bağımsız. Özgürce dolaşsak.

"Hadi"

Rüzgâr esiyor deli deli.

Çıkıp savuruversem sıkıntıları, umutsuzlukları, dertleri...

İlk Gençliğim


Senden bana ne kaldı?

Yaz geceleri yıldızların altında dinlediğim şarkıların melodileri kaldı.
Yüzümü okşayan rüzgârda kaybettiklerimin dokunuşu kaldı.
Kâh ağlatan kâh güldüren nice hikâye kaldı.
Rengi değişmiş defterlerde yıllara meydan okuyan sözcükler kaldı.

Bir albümden gülümsüyorsun bana, bakıyorum gözlerine, ne kadar uzaksa o kadar yakın.

Ansızın bir fısıltı hissediyorum kulağımda

Gidenler gitmeliydi, ne gerekiyorsa o kaldı.

...

Bazen "hiçbir şey" yapmak istiyorum. Ama gerçek hiçbir şey. Yani önemsiz , sıradan, anlatmaya değmeyecek hiçbirşey değil- ki o kolay. Hiç hiçbirşey.

Zamanı bütün kocamanlığıyla hissetmek. Nefes almayı. Dünyayı. Kendimi.

Bir küçücük noktadan çıkıp kaplamak hepsini.

İz

Kıyı bucak temizliyorum bugünlerde. Kuytulardakini döküyorum. Kimisini hiç düşünmeden atıyorum, kimisine elim gitmiyor ,bazen attığım yerden alıp koyuyorum geriye ya da hemen uzaklaştırıyorum yanımdan ki bir daha almayayım diye.

İnsan ne kadar çok şey biriktiriyor. Kimisi bilinçli kimisi farkında olmadan. Bir bakıyorsun sana yaşayacak bölge kalmıyor yaşanmışlardan. Sınırı ne olmalı? Ne kadarına izin var hayatta? Hangisi durmalı orada burada birikmiş hatıralardan ?

Kıyı bucak temizliyorum bugünlerde. Neler neler dökülüyor eteklerimden. Keşke bütün attıklarımın izlerini de silmek mümkün olsaydı içimden.

Çarpışma


Yorgun düştüm her dalgada taşlara vurmaktan, ya kıyıya çek ya denize at beni...

Broken Flowers


Birgün 20 yıl önce birlikte olduğunuz kadınlardan birinden oğlunuz olduğuna dair imzasız bir mektup alsanız ne yapardınız?

Broken Flowers, ağır bir akışı olsa da , zaman zaman komik, bütününde düşündürücü, çok keyifli bir filmdi.

Oscar

Bu sene Oscar töreni her zamanki gibi değildi benim için. Tören keyifliydi (Ben Billy Christal'in sunmasını tercih ederdim ya neyse) ama filmlerden hiçbirisini seyretmemiştim. Hal böyle olunca favorisiz bir Oscar töreni seyretmek takım tutmadan maç seyretmeye benziyormuş, onu öğrendim.

Filmleri seyredebilirdim aslında, hatta dvd lerini kiralamıştık ama hiçbirisini seyretmek istemedim. Ben filmleri iç sesime göre seçiyorum genelde. Konusu, oyuncusu, yönetmeni de önemli tabi ama yine de başka bir ses vardır bana seyret ya da seyetme diyen.

Neyse törenden sonra Brokeback Mountain'i seyrederek başlayalım aday filmlere diye düşündük Can'la, sanırım iç sesimi dinlesem daha iyi olacakmış, sıkıntıdan patladım. Filmin sonunu getiremedim, hatta kalkıp mutfak temizlemeye gittim, düşünün artık :)

Sonuçta diğerlerini seyretmekten vazgeçtim, zorlamayayım hiç boşuna :)

Ebe

Nimpi ebelemiş beni, hakkımdaki bu çok değerli bilgileri hemen sizlerle paylaşıyorum. Aklınıza takılan başka sorular varsa çekinmeyin sorun, bugün öylesi bir anket havamdayım...


1- Yaşadığım 4 Şehir:
İstanbul (Karasevdam)
İzmir (Gerçi evim İzmir çıkış levhasından sonra geliyor, Can beni kandırdı İzmir'de yaşayacağız diye :)
(Turneler sayılıyor mu? o zaman)
Adapazarı (İstanbul'a yakın olması dışında hiçbirşeyini sevmemiştim. )
Ankara ( Deniz olmadığı için her daim kayboldum)


2- Defalarca İzlediğim 4 Film
Ölü Ozanlar Derneği
Yüzüklerin Efendisi(Hiç üşenmeden izlerim:)
Çikolata
Yaşamın Renkleri
Benden Bu Kadar
Düşler Tarlası

(Saymam biraz zayıftır :)

3-Ençok Sevdiğim 4 Dizi
Tv ile pek aram yok ama eğer rastlarsam

Lost
Grey's Anatomi
House
Law & Order

4-Ençok İzlediğim 4 TV programı
Seyretmiyorum ki...

5-Tatil İçin Gittiğim Yerler
Uzungöl
Marmaris
Fethiye
Kemer
Antalya
Bodrum
Cunda
Asos
Kaz Dağları

6-Yaptığım İşler
Banka Müfettişliği
Annelik
Ütücülük
Aşçılık

Kariyerim hızla ilerliyor


7-Sevdiğim 4 Yiyecek

Çorba (Kaynar olmalı)
Salata
Her nevi güzel pişmiş zeytinyağlı yemek
Annemin pişirdiği herşey

8-Şu an olmak isteğin yerler
Alaska' da dışarda kar yağarken sıcak ateş başında
Tropikal bir adada ağaç gölgesinde, hamakta
Uçsuz bucaksız bir çölde rüzgârın sesiyle


9- ebelediğim 4 blogcu

Ebelenmeyen kaldı mı?


Ece ebeeee...

Bir de, Beriş, Selma, Emel siz de yazın bakalım yorumlara cevaplarınızı, öyle sadece okuyarak olmuyor bu işler :)

Karışık


Şuralarda bir yerde kayboldum, döneceğim...

Porsiyon

Şimdi ben elma yiyorum ya, bu sadece bir elmadır öyle öğün falan değil. Kandırmasınlar hiç. Hem bir porsiyon meyva denilince de şöyle kocaman bir tabağa konulmuş elma , armut, muz, portakal -velhasıl buzdolabında ne varsa hepsi- aklıma geliyor yarım muz ya da iki dilim elma ile porsiyon olmaz...

Bu konuya böyle açıklık getirdikten sonra artık rahat rahat oturabilirim.

Günaydın herkese...

"Pazartesi"ymiş, boşverrrr...


Açıklama :) Eller Handan ve Beriş'e aittir. Aslında bir yüzleri de vardı ama ııh olmasa daha iyi olur .
Açıklama 2:) Yok, rakı konu mankeni olarak önümde durdu ben şalgam suyuyla haşırneşir oldum daha çok, ha ha ha yazık oldu rakıya ...
Açıklama 3:) Açlıktan yemeklere hemen saldırmışız güya balıkların fotoğrafını çekecektik.
Açıklama 4:) Hayır efendim sarhoş olmadık (Şalgam suyu içtim dedim ya, tı tı tı, sarhoş etmiyor malum)
Açıklama 5:) Gerçi benim sarhoş olmaya ihtiyacım var mı? O da tartışılır ...

My Way

And now the end is near
So I face the final curtain
My friend, I’ll say it clear
I’ll state my case of which I’m certain

I’ve lived a life that’s full
I’ve traveled each and every highway
And more, much more than this
I did it my way

Regrets, I’ve had a few
But then again, too few to mention
I did what I had to do
And saw it through without exception

I planned each charted course
Each careful step along the byway
Oh, and more, much more than this
I did it my way

Yes, there were times, I’m sure you know
When I bit off more than I could chew
But through it all when there was doubt
I ate it up and spit it out
I faced it all and I stood tall
And did it my way

I’ve loved, I’ve laughed and cried
I’ve had my fails, my share of losing
And now as tears subside
I find it all so amusing
To think I did all that
And may I say, not in a shy way
Oh, no, no not me
I did it my way

For what is a man, what has he got
If not himself, then he has not
To say the words he truly feels
And not the words he would reveal
The record shows I took the blows
And did it my way
The record shows I took the blows
And did it my way

(words & music by anka - francois - revaux)












Her zaman kendi yolunda ilerlemen dileğimle ...

Boş

Hiç arama, tamamı dolu bardak bulamazsın...

Damaged People

We're damaged people
Drawn together
By subtleties that we are not aware of
Disturbed souls
Playing out forever
These games that we once thought we would be scared of

When you're in my arms
The world makes sense
There is no pretense
And you're crying
When you're by my side
There is no defense
I forget to sense
I'm dying

We're damaged people
Praying for something
That doesn't come from somewhere deep inside us
Depraved souls
Trusting in the one thing
The one thing that this life has not denied us

When I feel the warmth
Of your very soul
I forget I'm cold
And crying
When your lips touch mine
And I lose control
I forget I'm old
And dying

Depeche Mode








Şarkı sol anahtarında saklı :)

Resim






Ayrıntılar önemli ama resmin bütününü kaçırmamak şartıyla...


(Fotoğrafa tıklayınız :)

İkilem

Maymun iştahlıyım mı desem ilgi alanlarım çok çeşitli mi desem, bulamadım.

Ses

Böyle bir sürü yazı yazıp da kimseden bir yorum almayınca diyorum ki kendi kendime "Yine harika döktürmüşsün Handan, herkesin nutku tutulmuş."

İyi geceler.. Eh, bir cuma gecesi de başka nasıl olabilir ki zaten ?

E, hadi gelen bi ses versin , "iyi geceler" leri duyalım...


Fotoğraf adını açıklayamayacağım birisine(:), yazı bana ait, ama tabi benim yazım bu kadar güzel olmadığı için yazan el Suat Tekin (Beni kırmayıp, üstelik de bu kadar çabuk hazırladığınız için teşekkür ederim Suat Bey) (Suat Beyin yenilediği sitesi burada )