Sanırım ayın muayyen zamanları yaklaştı, benim normalde ağrıyan her yerim iyice arttırdı ağrımasını. Yatak da değişik olunca iki gecedir uyuyor muyum debeleniyor muyum belli değil.
Dün sabah zor kalkıp spor yapmıştım. Bu sabah da güya erken kalkıp yürürüm diyordum ama ancak balkona attım kendimi, o kadar. Uyanamama halim de ayın muayyen günlerinden olmalı . Ama ne zaman regl olurum bilemiyorum tabi :D
Neyse, dün denizime kavuştum. Çok şükür. Denizde olmak bana çok iyi geliyor.
Tabi sahilde tembel tembel oturmak, ne yemek pişireceğimi düşünmemek, hiç susmayan kuş ve dalga sesleri de iyi geliyor.
Dün akşam sahilde dans videosu çekmeyi başardım. Metehan kameramanlığımı yaptı. En üstteki gife tıklarsanız hangi şarkının dansını yaptığımı da görebilirsiniz. Çok güzel bir şarkı. En sevdiğim ikinci kpop grubu Ateez ve ağıştosta verecekleri konser kadar beni heyecanlandıran bir şey yok şu sıralar :)
Balık restoranında yemek yedik. Bizimkiler balık sevmiyorlar ama diğer deniz börtü böceklerini keyifle yiyorlar. Ben de normalde börtü böcek severim ama bu sefer balık da aldım.
Yemekten sonra sinema alanına koşturduk. Buz Devri 1'i geçenlerde sinemada yeniden gösterime soktuklarında izlemiştik ama dün de patlamış mısırla tekrar izleme keyfini kaçırmadık. (İkinci fotoğrafta fragmanı var , üçüncü fotoğrafta da şarkısı)
Hepimiz yorgun olduğumuz için akşam başka yerde oyalanmadsn odamıza döndük. Gerçi sonra yorgun oğlanlar saatlerce oyun oynadılar ama neyse :D
Bugün akşam pastanede scrabble oynayıp ne bulsak yemeyi plânlıyoruz :)
Şimdi üşenmeyeyim de gidip bir yürüyüş yapayım. Uzun bir sahili var kampın.
Günaydın hepinize.
Haa, son fotoğrafta da nostaljik bir yaz şarkısı var. Dinlemeyi unutmayın
Good Enough ... Müziğin güzelliğinin yanında sözleri de çok hoşuma gitti.
Just let me wave to you, not wave goodbye Let me stay by your side 'Cause it's good enough Yeah, it's good enough for me, whoa-ooh Don't let me go back to darkness of blue As long as I'm with you I want nothin' more, nothin' more, nothin' more 'Cause it's good enough, good enough, good enough
Abartmadan öyle güzel anlatmış ki .
Bu şarkıyı , son zamanlarda en çok şarkı keşfettiğim yer instagramda reels hazırlarken keşfettim. Linkin Park çok fazla dinlediğim bir grup değildi ama bu her an değişebilir.
Weep not for roads untraveled
Weep not for sights unseen
May your love never end and if you need a friend,
There's a seat here alongside me
Bunun da sözleri beni benden aldı. Müzik zaten harika.
Yine reelsten keşfettiğim şarkı. Bu İtalyan grubu Eurovision 'dan hatırlayanlarınız vardır belki. Bir geceyi de sadece bunj dinleyerek geçirdim.
You'll be the saddest part of me
A part of me that will never be mine
It's obvious
Tonight is gonna be the loneliest
You're still the oxygen I breathe
I see your face when I close my eyes
It's torturous
Tonight is gonna be the loneliest
Ama çok hüzünlü bir şarkı bu.
Stray Kids dinlemediğimi düşünmeniz beni üzer :)
Bu şarkının müziği öyle değişken ki herkesin beğenmesi zor, zira bir taraftan çok yumuşak diğer yarısı sert. Ama benim dalgalı deniz ruhuma iyi geliyor.
I'll be by your side, trust me till the end
I'II promise you that I'll stand by your side
Yine Mäneskin'den bir şarkı. Yine reels yaparken keşfettim. Sözlerinin manası müstehcen aslında ama videoklibini pek uslu çekmişler :D
If you gonna set fire to the night Baby, let me be the lighter If you're already high and you wanna fly I'll be the hit that takes you higher If you wanna love when you touch the sky You can be my midnight rider If there's nowhere to go when you wanna go wild I wanna be the driver
Bilgehan aradı az önce , mesaj da atmış ama görmemişim. Beatles dört üyenin birlikte çaldığı son şarkısını çıkartmış anne dedi. 1970 te John Lennon kaydetmiş. Doksanlarda Paul, George ve Ringo üzerinde çalışmaya başlamışlar ama o zamanki teknoloji ile olmamış. Sonunda 2022 de Peter Jackson ve ekibi tarafından gelirştirilen bir sistemle John'un sesini almak mümkün olmuş.
Öyle değişik düşünceler geçti ki aklımdan. Ne güzel, çocuklarımla ortak zevklerimiz olması ve benimle paylaşmaları bu güzellikleri dedim önce.
Şarkıyı dinlerken Beatles alemine aktım. Yumuşacık melodi ve ses öyle dokundu ki yüreğime. Now and Then i miss you.
Bir anda çocukluğuma döndüm. Amcamlardayız, Gülay'la teybe Alper Ağabeyimin The Beatles kasetlerinden birisini koymuşuz, ellerimizde Barbie bebekler, hem oynuyor hem dinliyoruz. O kadar birlikte büyüdükten sonra bu kadar ayrı düşeceğimi hiç düşünmediğim amcamın kızı , birlikte yaşadığımız onca güzellik, çocukluk, genç kızlık. Ya onlarda ya bizde birlikte kaldığımız tatiller, kendi yaptığımız oyuncaklar, binbir çeşit oyunlar, kitaplar, çizgi romanlar , şarkılar, filmler, korku filmleri, sabahlara kadar sohbetler, "Senin de hep uykun geliyor" diye bana kızıp kafasını koyar koymaz benden önce uyumaları, kahve falları, kahkahalar, aşklar, yürüyüşler ve yine yine müzik.
Dün temizlik yapamadım. Yemek de yapamadım. Tüm gün evi süsleyip , günlerce temizlemem gereken dağınıklık ve pislik yaratıp üzerine parti oyunu plânlamaya çalışarak geçti. Neyse en azından oyun hazır gibi. Tabi ben ne hazırladığımı hatırlayıp oynatabilirsem. Bütün yaz bunu hazırlayayım diye düşünüp yine yumurta kapıya dayanmadan yapamadım ya, bravo bana.
Dolayısıyla bugün, önümdeki on saatte yemekleri ayarlayıp evi temizlemem gerekiyor. Bir de duş alabilsem o arada iyi olacak, başım kaşınmaya başlamış artık.
Amaaa amaaa... Kostümümü ayarladım. Afili bir şey değil ve fakat bence bu seneki bana çok uydu :) Yarın gösteririm, şimdi sürprizi bozmayayım.
Çok işi olan her kadının yapması gerektiği gibi kahvemi alıp balkona çıktım. Geveze bir kuş da bana eşlik ediyor. Ötüşü değişik, görmeyi çok istiyorum ama bir senedir yakalayamadım henüz. Ağaçlar yaprak dökmediğinden saklanıyor her daim.
Konumuza dönersek.
Sabah yedide kalktım.
Kısır için bulgur suya koydum.
Püre, rus salatası ve brokoli çorbası için patates haşladım.
Rus salatası hazır, brokoli çorbası pişti sayılır, püre için saatin biraz daha ilerlemesini bekliyorum, mutfal robotu çok ses yapar şimdi. Onun asıl işi servisinde gerçi, mezarlığa dönüşecek malûm.
Kereviz saplarını yıkadım. Ton balıklı kanepeden yapacağım.
Bundan sonrakiler artık akşama kalmak durumunda. Son dakika hazırlanıp pişecek şeyler.
Sosisler uzun uzun mumyalanacak. Süpürgeler bir bir sarılacak falan.
Şimdi kahvemi bitireyim, Bilgehan'ı uyandırayım, sonrasında salondaki dağınıklığı toparlamaya başlayayım artık.
Bitmiş işlerim neredeyse yav :P
Ben giderken size şu şeker dansı bırakıyorum, gülümseyerek başlayın güne :)
Akşam Güncellemesi : Makarna haşlamak ve patates püresini şekillendirmek dışında bir işim kalmadı. Bir de mumya sosisler pişecek. Saat dört buçuk. Duşumu da aldım. Gidip saçımı başımı hale yola sokacak vaktim bile kalmış, vay be :) Yalnız karnım öyle şiş ki. Bir haftadır acayip dengesiz besleniyorum ondan mıdır nedir bilemedim. Neyse , zaten akşama Can'ın pantolonunu giyeceğimden içine göbeğim rahat rahat sığar :)
Sabahın beşinde rüyamın ortasından kalkıp sonra neydi ki o rüya diye düşünürken iyice uyanınca yataktan çıktım mecburen. Sanırım haftanın yapılacak işler listesi beni gerdi :)
Salona geçip çiçek saksısının altında duran ıvır zıvır kutusunu çıkarttım, içindekilere bakıp işime yarayacak gibi olanları alayım dedim. Meğer ıvır zıvırdan çok dosya saklamışım en son yerleştirdiğimde. Diplomalar, belgeler falan hep oradaymış. Arasam bulamam. Diğer saksının altındaki kutuda ne vardı ki diye ona bakınca yılbaşı süsleri buldum. Acaba hiç hatırlamadığım neleri nerelere tıktım yerleşirken :D
Akşam Harbiye Açıkhava 'da konsere gideceğim, kalktığımdan beri yağmur yağıyor. Evden çıkarken yağmurluk almayı unutmayayım bari. O saatlerde duracak diye gösteriyor ama ben daha meteorolojinin bir şeyi tutturduğunu görmediğimden .
Saat yediyi geçiyor. Bilgehan hazırlanıyor. Bir saat sonra da Metehan kalkacak. Onu yollayıp pilatesi de yaptıktan sonra gidip yine uyuyabilirsem çok güzel olacak. Yoksa gün bitmeden yığılabilirim bir köşede.
Dün sabah yürüyüşte kendimle ilgili bir şey keşfettim. Tuhaf bir keşifti.
Ben hiç satranç , dama gibi stratejik oyunları oynayamam. Ama tetris , candy crush , klax (Commodore 64 'de ne oynardım) gibi oyunlarda çok iyiyimdir. Hayatımı yaşama şeklim de aynen böyleymiş. Hiç bir hedefim, ona ulaşmak için uzun vadeli plânlarım falan olmadı. Üniversite sınavından bir gün önce tercihe ne yazacağımı bilmiyordum. En yüksek alacağım puana göre yol çizilecekti. ( Herhalde eğitim sisteminde benim zamanımdan beri yapılmış en mükemmel değişiklik puanı aldıktan sonra tercih yapmaktır, bizimkisi kadar saçma sapan bir şey olamaz, daha sınava girmemişsin tercih yapman gerekiyor :/) Ben geleni doğru yere yerleştirerek geçirdim hayatımı. Önüme çıkanları bir bir savuşturdum. Dolayısıyla da sürüklendiğim yere ulaştım. Bunu fark etmek çok tuhaf hissettirdi. Yürüyüş yaparken bir anda aklımda belirmesi de düşünce kadar şaşırtıcıydı doğrusu. Herkes hayatı yetenekleri doğrultusunda yaşıyor. Strateji oyunu oynayamıyorsam hayatta da yapamamam çok doğal, bunu anlamamam çok komik .
Neyse işte, öyle karışık bir şeyler.
Bilgehan'ı yolcu ettim şimdi. Daha Metehan'ın kalkmasına ve pilatese bir saat var. Gidip alış veriş listesi yapayım kendime. Sonra da Halloween kutusunu çıkartayım, oradakiler ilham verir belki.
Hepinize keyifli bir çarşamba olsun.
Dansöz bloggırınız şu dansa taktı bu aralar. Daha on saniyesini çözebildim ama olsun. Size sabah enerjisi versin şu şeker çocuklar.
Bu sabah daha gün aydınlanmadan odadan çıkıp sahile yürüdük yarım saat.
Geçen gün denizde akşam olduğunda baktım güneş tam karadan batıyor, gün doğumu denizden olacak o zaman diye düşünmüştüm. Haklıymışım.
Sahile vardığımızda gökyüzü hafiften pembeleşmeye başlamıştı , az sonra da güneş suyun içinden yükselmeye başladı.
Bundan güzel bir doğumgünü başlangıcı düşünebiliyor musunuz ?
Ardından kendimi denize attım. Hava serinken deniz sıcacıktı. Sarıp sarmaladı beni. Denizin içinde kendimi dünyayla bütünleşmiş gibi hissediyorum, öyle güzel bir duygu ki.
Geçen sene benim için biraz sıkıntılıydı. Depresyon canıma okudu diyerek özetleyebiliriz :D
Ama harika şarkılar , şarkıcılar , gruplar keşfettim, beni şarkılar ayakta tuttular.
Bir ara rejimden de spordan da nefret eder hale geldim, güzel bir kitap çıktı önüme. Onu okuyup kendimi yoldan çıkarttım :D Kilolar alıp başını gidip de geceleri ağrıdan uyuyamayıp , gündüzleri yollarda yürüyememeye başlayınca ideal bir orta yol keşfettim. Şimdilik güzel gidiyor.
Uzun bir aradan sonra film festivalinden biletler aldım.
Ama en çok da konserlere dadandım. Coniciğim geldi sağ olsun :D Dimash 'ın preformansı inanılmazdı. Manowar 'la beşinci kere buluştum, Manga ile ikinci kere, Lindsay Stirling ile tanıştım, Alphaville senfonik olarak başka güzelmiş, Viyana 'yı da gördük sayesinde ( Geçen hafta İstanbul'a gelmeleri de ayrı bir komedi oldu gerçi :D)
Dişlerimi yaptırdım, doktor kontrollerine girdim, bu beni uzunca bir süre idare etsin dedim :D
İşte böyle geçti bir yıl.
Sabah hazırladığım reelse şarkı ararken şuna rastladım, bence yeni bir başlangıç için harika denk düştü.
Bu sene önümde yeni bir yol açılmayacak, biliyorum ama içinde yürüdüğüm yolun tadını daha çok çıkartıp daha farkına varıp da yürümek istiyorum. Yirmili yaşlarıma dönmem imkânsız ama o yaşların heyecanı, merakı ve enerjisi beni sarıp sarmalasın istiyorum. Yeni yerler göreyim, yeni şeyler öğreneyim, yeni tadlar alayım. Bu arada içime yolculuk yapayım, kendimi bulayım istiyorum. Her sabah yüreğimde bir istekle uyanıp her akşam huzurla yatayım , sevdiklerime sarılayım, uzun sohbetlerle mutluluk duyayım. Bol kahkahalı, müzikli, danslı cıvıl cıvıl yaşayayım istiyorum. Yüreğimin sesini duyup anlayayım, kimi zaman çekip gideyim kimi zaman durup bakınayım, dünya üzerindeki zamanımı doya doya geçireyim istiyorum.
Dün Can sabah uçuşa gidecek olunca bizi de alış veriş merkezine bırak dedim ona. Annemle ne zamandır gitmedik bir yere. Parkta dolan dolan nereye kadar ?
Capitol küçük bir alış veriş merkezi. Sanırım Anadolu Yakası'ndaki ilk açılan avm. Seviyorum orayı. Sinemasında bi ton reklâm olmadığından sinemaya da hep orada gideriz.
Neyse , uzun zamandır gitmemiştik, dükkânları dolaştık. Ama biz alma özürlüyüz anacım. Banyoya diş fırçalık falan bakarım diyordum. Zaten fiyatlar almış başını gitmiş. Bir de kimi kaba, kimi ağır, kimi kullanışsız derken evdekilerle idare ederim moduna geçtim.
Zaten kılık kıyafet falan bakma huyumuz yok. Ayakkabım paralanmadan yenisi peşinde hiç koşamam. En sevmediğim şey ayakkabı almak.
D&R de ikinci kitap %60 indirimli diye baktım biraz ama ondan da yorulup bıraktım.
Neyse en sonunda Madam Coco'da bir yatak örtüsü buldum. Evde kullandığımı çok seviyorum . Onun gibi güzeli de yok artık, bi tuhaf yatak örtüleri yapmaya başlamışlar aşırı hafif , sentetik midir nedir . Ama ne yazık ki benimkinin kenarları hepten eridi gitti.Bunun desenini de beğenince haydi alayım dedim. İndirim varmış yarı fiyatına düşmüş. Hoş bizde indirim de yalan abuk oluyor fiyatlar uçuk gösterilip inmiş numarası yapıyorlar ama bir senedir arayıp da bulamadığımdan alayım artık dedim. Yine de eskisini bırakasım yok :D
Nolucak bu halim bilinmez. Sehpalarımın kaplamaları hasarlı, yemek masamın kenarında kocaman erimiş kısım var,en son taşınmalardan sonra vitrinin kapakları tam kapanmıyor, koltuklar gıcırdıyor. Sonra bize gelen "Sizin ev hiç pilot evine benzemiyor " diyor tabi :D Ama anacım ben beğenip alamıyorum. İstediğim gibi bir şey bulamıyorum. Ya çok uyduruklar ya kullanışsızlar ya da bir kütük parçasına 10.000 lira isteyecek kadar yüzsüzler .
Neyse işte bu da böyle bir yazı oldu. Midemdekiler biraz yatışsın da kalkıp spor yapıcam. Tartıda ara sıra 79 lu rakam görmeye başladım. Anlık görünüp kaçıyor ama ucundan yakalayacağım yakında. Kalçamın ağrısı sanki bir nebze daha dayanılır hale geldi. Bakalım yarın diş doktoruna gideceğiz yine, Şişli'den Beşiktaş'a yürürsek anlayacağım ne kadar iyi gelmiş bu kilo vermek .
Nihayet okuduğum kitabı bitirip yenisine başladım. Polisiye kitabı bile bir ayda bitirdim neredeyse. Bu ne kadar sürünecek elimde bilmiyorum.
Derken milleti doyurmaya gittim .
Sporumu yaptım, duşumu aldım, kardiyo olduğundan yüzüm mosmor bir şekilde oturuyorum şu an :D Size eğlenceli bi şarkı bıraktım Hababam Sınıfı'na tıklayıp alın. Ama yerinizde duramayacaksınız ona göre :)
Stray Kids listesi yaptım spotifyda, iş yaparken, yürürken falan hep onu dinlemekteyim. Geçen akşam dinlerken listenin en sonunda başa dönmek yerine bilmediğim bir şarkısı çalmaya başladı. Liste sonuna yeni şarkı önerisi çalmaya başladı herhalde, tekrar tekrar çal dememiş miyim diye düşündüm, bir baktım şarkı öneri değil, bildiğin listemde kayıtlılar arasında. Hiç bilmediğim ve dinlemediğim şarkıyı ne ara nasıl listeye eklemiş olabilirim en ufak bir fikrim yok ama şarkı harika. Evrenin bana hediyesi diyelim o zaman :)
Zamana yetişmeye çalışan bir şarkı . İnsanın aklına bir sürü şey getiriyor. Koşturmacalarımız, donup durmalarımız. Bazen nefessiz kalıp her şeyi kaçırmamız bazen sereserpe zamana yayılmamız. Çok ilginç bir kavram. Biraz dursak koşu bantından düşecek gibiyiz.
Aklıma başka şarkılar da geldi zamanla ilgili. Sizin var mı ekleyeceğiniz bir şarkı ?
Annemle babamın evlilik yıldönümleri. 54 sene önce evlenmişler.
Uzun nişanlılık dönemlerinde babam İstanbul'dan anneme sayfalarca mektup yazarmış. Bir tanesinde önündeki arabanın plâkasında HF 30 görmüş, H ve F nin onları temsil ettiğine 30 u da evlilik yıllarına yormuş. Ah be babacığım .
Evliliklerinin otuzuncu yılında yanlarındaydım. Aslında olmayacaktım, iznimiz vardı, tatile gidecektik. Can'ın ağabeyi hastalanmış, onun yanına gitti. Ben de madem işten izin almıştım diyerek İstanbul'a geldim. Metehan dört buçuk aylıktı. Evlilik yıldönümlerini kutladık. Hatta güneş tutulması da olmuştu sanırım. Bir hafta kaldım. 16 Ağustos'ta evimize döndük. O gece deprem oldu. Sokakta sabahladılar. Babam zatürre oldu. Bir daha da iyileşemedi. 31. Evlilik yıldönümlerini görmedi.
İlginç bir gün dedim ya. Bugün aynı zamanda teyzemin doğumgünüydü. Teyzem tek başına asla banyo yapmazdı, en korktuğu şeydi. İstanbul çok sıcak olunca ilk defa girmiş . Düşmüş. Bir müddet yoğun bakımda kaldı. Doğumgününde aramızdan ayrıldı.
Yıllarca mutlulukla kutlanan günler bir anda acı tatlı bir hal aldı bizde .
Ama hayat devam ediyor. Yanımızda olmasalar da babam da teyzem de hep bizimle.
Annemi yemeğe çıkarttık bugün. İçinde babamla kendisinin fotoğrafı olan kalpli kolyesini takmış. Mahallemizdeki İtalyan restoranına gidip çok keyifli bir yemek yedik. Sahip olduklarımızın tadını çıkarttık.
Hayat.
Bir varmış bir yokmuş her şey .
Her var olanın yok olacağını bilmek ve varken tadını çıkartmak yapabileceğimiz yegâne şey .
Fotoğraflara tıklayıp babamın ben ve annem için bestelediği şarkılara ulaşabilirsiniz :) Gördüğünüz gibi o hep bizimle.
Gece gece çılgın bir şarkı buldum, tekrar tekrar onu dinliyorum. 2018 şarkısıymış, grubu da hiç duymadıydım ama ben keşfedene kadar dağılmış :D Neyse bu gece bu şarkıyla geçer yarın diğer şarkılarına bakarım. Sanırım şu instagramın tek iyi yanı yeni şarkılar keşfetmemi sağlaması . Sabah da başka bi şarkıya rastlayıp dinleyip dinleyip ağladıydım. Bununla da az sonra kalkıp zıplamaya başlayacağım, Can da bana manyaksın diyecek. Öyle çok diyorsun ki manyak olucam sonunda diyorum, zaten öylesin diyo . Kayıtlara geçsin 32 yıl sonra sevgi sözcükleri bu hale geliyor , ya da benim adam yontulmamış o kısmı çözemiyorum :D
Şarkıları buraya bırakıyorum isteyen zıplasın isteyen ağlasın anacım :)
Benim ayın muayyen günleri yaklaşıyor, şu an zıplarken bile ağlayabilirim :P
Sanırım ilk bakışta hangi şarkının hangisi olduğu belli .
Bugün klimayı kapatıp kapı pencere açtığımız için pek mutluyum. Serin bir rüzgâr esiyor. Uzun bir süreden sonra ilk defa balkonda çay keyfi yaptım içeri kaçmadan.
Youtube yaptı. Sağ olsun önüme ha bire Stray Kids videoları düşerken buna kayıtsız kalamadım.
Ay anacım neler oluyormuş oralarda. Hafife aldığım için kendime kızdım biraz. İnanılmaz bir şov dünyası var. Benim ergenliğimde olsa kendimden geçerdim herhalde. Biz bi dergi çıkacak da , yabancı bi dergiden iki satır araklayıp bize haber yapacak da diye bekleyip duruyorduk. Şimdi her şey elinin altında :)
Ve fakat itiraf ediyorum ikinci bir grup dinlemeye cesaretim bu yok, bir tanesi yetti bana.
Şunların tatlılığına bakar mısınız ? Bir yandan insan üzülüyor daha minicikken ailelerinden ayrılmış bu endüstrinin içine düşmüşler. En büyükleri 26 yaşında , en küçükleri 22. 2018 den beri albüm çıkartıyorlar. Bir yandan da pırıl pırıl tipler, hedefleri büyük, çok çalışıyorlar .
Açıkçası öncelikle danslarına bayıldım. Şarkılarının arasında cidden insanı gaza getiren (tabe yarım yamalak ingilizce çoğu korece olduğunda ve hızlı gittiğinden alt yazıları bile takip edemiyor insan ama müzik yeter ) tam benlik şarkıları keşfettim. Videoları çok karmaşık gelmişti ama izlerken onları yapan yönetmene hayran olmadan geçemedim.
Meselâ şu video. God's Menu. Görüntülerin, geçişlerin, dansların mükemmelliğini geçtim, şarkının anlamına da aşırı uyumlu harika bir şey. Müzik sektöründeki yaptıkları şarkıları yemek yapmak fikriyle birleştirmişler. Videonun bir kısmı mutfakta ( yapım aşaması) , bir kısmı labaratuarda ( fikir aşaması) bir kısmı da yarışlarda ( rekabet kısmı) geçiyor. Dansları da yemek yapar gibi bu arada, tadına bakmalar , karıştırmalar, içine bir şeyler atmalar :)
Videoklipler çok karışık geldiğinde dans videolarını açtım. Ay her dansı yapasım geldi, keşke yirmili yaşlarımda olaydım dedim.
Asıl şaşırdığım ise bu çocukların canlı şovları oldu. Nasıl yani böyle dans edip bi de canlı mı dans ediyorlar ? Yok artık. Tabii ki plânda çalan bişiler de vardır (henüz o kadar ikna olmadım :) ama özellikle acayip şovlar ve yarışmalar var ki inanılmaz.
Şurdaki çalışmanın yoğunluğuna bakın. Yedinci dakikadaki kısmı izleyin meselâ.
Harika sonucu da şurada, inanılmaz bir şov.
Şu yarışmada ise başka grubun bir şarkısına cover yapmışlar.(Evet şarkıları da kendileri yazıyorlarmış, kendileri miksleyip kendileri kaydediyorlarmış normalde )
Şarkının orjinalini de dinledim ama kesinlikle Stray Kids versiyonuna bayıldım. Hele en sonu beni benden aldı. Bunun da iki klibini koyacağım buraya. İlki görünen kısmı, ikincisi kamera arkası. Bir yandan sahnede oradan oraya koşturup sahneleri oluştururken bir yandan dans edip bir yandan şarkı söylemek , nasıl yaa diyor insan .
Çenem düşer , ben daha çok konuşurum bu konuda ama son üç şarkıyla bitireyim . İlki yine bir gösteriden. Diğer ikisi de grup üyelerinden bazılarının birleşip söyledikleri.
Bu arada Can bana , bunları da dinledin ya Handan diyor. E sanki önceden Tuti Mucize Guyem dinliyordum, Allah Allah, gayet de benlik şarkılar :D
Bu arada biasım (babababa neler öğrenmişim :D) Bang Chan , grubun lideri. Hem tipi çok tatlı hem de sesine bayıldım. Şabalak şey.
Felix tam bir günışığı. Kendisi melek görünüşlü sesi tanrıların sesi gibi diyordu birisi. Hahaha, çok haklı.
Öf, terazi kişiliğim şimdi hepsi hakkında iki söz etmemi gerektirecek. Fotoğrafları a tıklarsanız tiplerin videolarına gideceksiniz. Sıkılan daalsın canlarım.
Gelelim Lee Know'a. Tam bir hınzır. Bi de siniri tepesinde ki sormayın :D
Ekibin en küçüğü I.N. şirinlik muskası ve sesinin tonu da çok özel bir ton bence.
Han bende küçük prens izlenimi yaratıyor. Grubun repçilerinden biri ama şarkı söylemesi de harika .
Hyunjin içlerinde en hırslı olanı bence. Dans mı en güzel o dans etmeli (ediyor da maymun), şarkı mı o söylemeli (konuşmasını düzeltmiş şarkı söyliycem diye ) . Normalde ses tonu falan benlik değil ama konserler Ne Sonim diye bağırmasına bayıldım bayıldım.
Gelelim Changbin'e. Rapla pek işim olmaz ama bu çocuk cidden çok iyi . Bir de aslan burcu olduğu bu kadar mı belli olur bir insanın, hahaha.
Son olarak da Seungmin. Ekibin ana vokali. Billur gibi sesi var. Benlik değil çok ama şarkıların arasında çok güzel tezat oluşturup renk katıyor.
Huh. Bu kadar da bahsedeceğimi hiç düşünmemiştim. Bir de koyduğum bütün müzik videolarını izlemeden kapatamayınca saatlerdir şunu yazıyorum. Kim napacaksa artık :D Olsun, bana iyi geldi. İçim sıkılıyordu akşam akşam. Bir şeyi sevince illâ buraya yazmam gerekiyor :)
Dur bi de kendilerinden bahsettikleri Fam şarkısını koyayım , sonra gideyim artık. Teker teker tüm grup üyelerini anlatıyorlar. Türkçe alt yazılısını buldum.
Dünyanın gündeminden uzaklaşıp bir şeyler üreten güzel insanlara odaklanmak çok iyi geliyor. Müzik zaten harika. Sanat ve spor iyi ki var.
Sonradan Aklıma Gelen Not : Makyajları da çok güzel yav.
Not2: Bu kadar yazdım, iki yorum yapan çıkar inşallah :D
Sürekli şarkı dinliyorum , sürekli. Mutfakta iş yaparken açıyorum. Ütü yaparken açıyorum. Dışarıda zaten kulağımda müzik olmadan dolaşmam. Okulda arkadaşlarım kulaklarınla birleşecek kulaklık derlerdi. Akşamları telefonda oyun açıp fonda müzik dinliyorum. Ya da müzik videoları izliyorum. Konsere gidiyorum. Hep dinlerdim ama bu sıralar sanki beni sarıp sarmalayan müzik olmasa nefes alamayacağım .
Spotify listelerim var.
Uzun yolda arabada giderken dinlediklerimiz, yol şarkılarım.
Bazen de tekrar tekrar çaldıklarımı dinliyorum. Zira bir şarkıyı dinlemeye başlayınca yüz bin defa dinliyorum.
Bu yazıyı yazarken Acımadı kii listem çalıyor. Yürüyüşte de güzel gidiyor bu liste. Bilgisayar oyunu müzikleri var içinde bol bol. Ver gazı ver gazı :)
İyi ki müzik var. Ruhuma dokunup beni bütünlüyor. Gidemediğim yollara götürüp eksikleri tamamlıyor. Hayatın ortasında koza örüp sarıp sarmalıyor. Ah yürürken adımlarımı hızlandırıp başımı dikleştiriyor. Ya da kaskatı kesildiğimde , nefes almamı sağlıyor. Damla damla uzaklaştırıyor göğsüme oturan ağırlığı.
Not : Tüm listelerimin linkini ekledim yazıya, tıklayıp bakabilirsiniz.
Ama blogcum ben burada hormonlarımla boğuşurken sürekli bişeylere hüzünlenip durmam için sebep de çıkartılmaz ki.
Dün Dimash'ın 29. doğum günüymüş, tabi her yerden videolar düşüyor önüme. Bir de yeni şarkı çıkartacak diye bekliyoruz falan .
Kendi 29 yaşımı düşündüm. Marks N Spancer'dan çok severek aldığım bulüzü giydiğim güzel fotoğrafım geldi aklıma. (ay ben hâlâ giyiyorum onu , çok da geride kalmamış o yaşlar herhal :D) Dört aylık hamileydim . ( Bir saattir fotoğrafı arıyorum)
Ama bu 28 yaş fotoğrafıydı.
Sonra hatırladım, 29 . yaş günüm en hüzünlü yaş günümdü.
Daha beş gün önce babacığım kendi yaş gününde vefat etmişti. O sabah beni kimse erkenden arayıp doğum günümü kutlamamıştı. Babamın yumuşacık sesini duyamamıştım.
Neyse işte.
Sonra Dimash'ın şarkısı çıktı. Ay ben bir de ona hüzünlen. Hayatımı boşa geçirmiş gibi falan hisset .
Şarkıyı üstteki fotoğrafıma sakladım, kahvenizi alıp kulaklığınızı takıp dinleyin.
Bu sabah da Tina Turner 'ı duydum. Radyoda What's Love Got To Do With It 'i dinlediğim günlere ışınlandım. Erkek sandıydım ilk önce söyleyeni :) Ne kadındı ama. Huzur içinde yatsın.
İşte böyle.
Yapacak işim yok da kendi kendime hüzünleniyorum diyerek kalkıyorum şimdi. Daha pazara gidilecek. Annemin ilaçları eczaneden alınacak. Hastaneye tahlil sonuçları çıktı mı diye sorulacak. Öğleden sonra Can eve dönüyor. Gidip ona şarlayıp falan kendime geleyim azıcık :)
Gerçi ben de nerede olduğumu bilmiyorum başkaları nerden bilsin.
Dün şarkıyla aynı isimdeki filmi izledim. Fena film değildi. Şarkısını ise bütün gece dinledim. (Şarkının film versiyonu şurada)
Bu aralar sürekli mavi şarkılar dinliyorum. Ruhumda bir yerlere dokunuyorlar. Canım yazı yazmak istiyor. Sanki ucundan çeksem geliverecek gibi ama olmuyor. Ucunu bulamıyorum.
Dün tam bir tembellikle geçti. Öğleden sonra zorla kalkıp ortalıklarda duran toprak torbasını saksılara boşaltarak kaldırayım bari dedim. Önce niye almışım bunu, çok da gereksizmiş diye başladım sonra bir paket daha mı alsam, yetmedi moduna nasıl geçtim bilmiyorum.
Zavallı bütün yaprakları sararan ıtırın saksısını kaldırımca susuzluktan değil sudan sarardığını fark ettim. Olur öyle. Bolluk içinde yüzersin, yine de yüzün sararır düşer. İhtiyacın olandan fazlası yaramaz bünyeye. Dengeyi iyi oturtmak gerekir.
Geçen gün kardeşim senin için ne yapayım abla dedi. Bilmem, canım hiçbir şey istemiyor dedim. Demek ki her şeyin varmış dedi. Düşündüm. Valla haklı.
Bilgehan'ın okul ödemesi geçen senenin üç katına çıkmış. Oğlan %70 burslu olmasa napardık bilmem. Neyse. Kredi kartı limiti yeter mi diye sordum Can'a. O yurt dışında kalırken otelleri ödediği için yüksekmiş limiti. Ay dedim , kartını ver bana, ben kullaniim biraz da. Al dedi. Tabi biliyor kendimi çatlatsam da limiti bitiremeyeceğimi . Satın alma özürlüyüm ben.
Pazar arabası bakayım kendime dedim. Pazar arabası çantası gördüm. E , benim araba sağlam diyerek çantayı almaya karar verdim .
Beş yıldır ütü masası alacağım. Mevcut ütü masam ütü yaparken kilidi çözülüp bir anda yere inebiliyor. Ama ben hâlâ beceremedim.
Amma konudan konuya atladım ha.
Saksılarım düzenlendi.
Pazardan iki tane enginar almıştım. Hiç uğraşasım gelmedi. Biraz zeytinyağı ve limon sıkıp pişireyim dedim. Can'ın aldığı acılı sosa ilişti gözüm. Ekşili bişey. Onu da ekledim. Üzerine de geçen günden kalan doğranmış kereviz yapraklarım vardı, onları koydum. Acılı ekşili çok hoş olmuş. Sahurda yedim.
Beyaz lahanayı da fırına attım. Dilimleyip , üzerine bilimum baharat karıştırdığım zeytinyağını sürüp öyle fırında pişiriyorum. Lezzetli ve sağlıklı bişey oluyor.
Bugün aklımı toparlayabilirsem Bilgehan'la integral çalışayım diyorum. Dur şurada kendime bi şartlama yapiim. Uyandığında zehir gibi olacaksın, beynin zımba gibi çalışacak ve oğlunla ders çalışmaktan zevk alacaksın. Matematik bu, alırım da . Matematiği seviyorum. Derli , toplu, düzenli. Her şey yerine oturuyor ve bir bakıyorsun işin içinden çıkılmaz zannettiğin şeyler çözümsüz değilmiş .
Bak valla mutlu oldum matematiği düşününce :)
Saat 5.45. Oğlan okula gitmemeye karar verdiği için gidip yatacağım şimdi. Sabahın bu huzurlu sessizliğinin biraz daha tadını çıkartıyorum sadece.
Bizi sarıp sarmalayan bütün güzelliklerin farkına varıp bizim de onları sarıp sarmaladığımız harika bir hafta olsun.
Bu sıralar sürekli dinliyorum. Aslında seslendirdiği bir sürü çeşit çok şarkı var. Bir sürü yarışmada değişik türlerde seslendirmiş ama son senelerde oturmuş tarzı. Meselâ bayılarak dinlediğim S.O.S. i ilk söylediği zamanlarda henüz sesi tam oturmamış , kesinlikle gırtlağı tam terbiye olmamış, çok kısıtlı bir söyleyişi varken yaşıyla birlikte sesini kontrol etmeyi öğrenmiş ve sanırım benim en sevdiğim pes sesleri de ortaya çıkmış. 6 oktav inanılmaz bir ses aralığı. Üstelik öyle kolay gidip geliyor ki sesler arasında hayran olmamak elde değil.
Bir çok dilde söylemiş şarkı. Kazakça söylediklerinde dedikleri hem tanıdık hem anlaşılmaz geliyor :) Ben dönüp dönüp Mademoiselle Hyde ( ki Lara Fabien asıl seslendirenmiş, onu da muhakkak dinleyin :), Olympico ve Opera 2 yi dinliyorum şu sıralar. Olympico tam gaza getirici bir şarkı.
Barış ve sevgi üzerine söylediği şarkılar da çok güzel.
Sakın show must go on u dinlemeyin ama, hahaha, o yorumu hiç beğenmedim. Rap bile yapmış, çıstak çıstaklar da var. Ortaya karışık anlayacağınız.
Hadi bakalım, siz en çok hangisi sevecesiniz. Bana da söyleyin ama merak ederim :D