Likya Yolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Likya Yolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Haziran 2014 Pazartesi

Son Bir Tur Daha :)

Kayaköy'ü merak ediyordum ama resepsiyondaki çocuk pek bir şey yok orada gibi bir şeyler söylediğinden fazla bir beklentim olmadan gittik oraya. Daha doğrusu bizimkileri sürükledim. Onların derdi balık yemi almak ve Ölüdeniz'e girmekti :)

Tabelaları izleyerek bir bölgeye vardık. Tarlaların arasında yıkık evler gözüküyordu. Tamam işte burası dedim.

Arabayı park edip evlere baktık. Bu arada otların arasından bir şey çıkmasını bekleyen ve ıssızlıktan huzursuzlanmış Can, hadi hadi deyip duruyor. Çocuklar, işte bizi buraya sürükledin ama bir şey de yokmuş modunda. Ben de madem geldim ve bunca laf çekiyorum bari biraz fotoğraf çekeyim hallerindeyim.

Neyse arabaya bindik, bu muydu şimdi köy modlarında geri dönerken, gözüm yolun sağ tarafına takıldı, anaaaa, koskoca köy orada duruyor. Var ya, Kayaköy'de bir iki ev var şeklinde yazıp rezil olacağıdım az kalsın :)

Sanırım bizim ilk gördüklerimiz onların tütün tarlaları ve üzüm bağlarındaki evlerdenmiş. Asıl köy yukarda ve kocaman. Ve biletle giriliyor :) (Müze kartıma kocaman bir muck daha:)


Mübadele döneminde Yunanistan'daki Türklerle yer değiştiren bu köyün terk edilmiş hali insanın içini acıtıyor..

Gezi işinin bitmemesinden yıkılmış erkeklerim köy yolunda :)


Bir evin içinde :)


Mutlu sona ulaşmış Handan :) Biraz fotomontaj gibi duruyor değil mi? Yok valla, gayet gerçek :)


İşte bu nokta var ya bu nokta, benim uzun Likya Yolu planlarımda yürümeyi düşündüğüm ilk patikanın başıydı. Ama tabi arabayla gelince onu burada bırakıp Ölüdeniz'e gidemedik :) Olsun, bu kadar yaklaştım, devamı da gelir :) Bu arada tersten gelerek Likya Yolu'nun başına ulaştık :)

Artık Ölüdeniz'e gidebiliriz :)


18 yıl sonra burayı bayağı değişmiş buldum :) Arabayla giriş 25 TL'ydı. İçerde kabinler, duşlar, kafeler mevcut. Oldukça güzeldi. Ama tabii ki beni vuran kütüphane oldu .. Kitap almasam da onu o kadar sevdim ki :)

İşte nihayet tatilimizin sonuna geldik. Belki tatil planlaması yapmaya çalışan birilerine fikir verir derken çok uzatarak sıkmamışımdır umarım...

Yine de hep söylediğim gibi en güzel şey eve dönüş yolunda yaşasın evim modunda olmak :) Bir insanın en büyük zenginliklerinden biri de budur bence :)

Ah, ayrılmayın, size küçük bir sürprizim var bu gece :)

29 Haziran 2014 Pazar

Eh Buralara Kadar Sırf Ağaç Ev İçin Gelmedik Herhalde :)

Saklıkent'te 1996 yılının şubat ayında gelmiştim. Ama tabi kış olduğundan kapısından bakıp dönmüştük :)


Önce 100-150 metre kadar tahta iskeleler var. Çünkü bu kısım derin ve debisi yüksek. Orayı geçtikten sonra harika bir yere varıyorsunuz.


Bu güzel alanda dönüşte biraz dinlenme molası vereceğiz, şimdi şu en soğuk bölgeyi geçip karşı kıyıya ulaşmalıyız.


Plastik ayakkabı şart :) Terlikleri parçalanan veya ayağından çıkan çok kişi gördük. Aslında en rahatı sudan etkilenmeyen sandaletler olsa gerek. Zira bizim plastik ayakkabılar sürekli kumla dolduğundan çıkartıp giymeye çalıştık.


Burayı saatlerce izleyebilirim sanırım. Ama kurtuluş yok, geçicez karşıya :) Neyse ki o kısımdan su ısınıyor. Gerçi bana ölümcül soğuk gelmedi ama çocukların peşinden yüzerken elimin uyuştuğu denizlere çok girmişliğim vardı, belki ondandır :)


E, burası rahatmış :) On yedi km mi demiştiniz?


Geçen gün seyrettiğimiz Croods'un ardından durur muyuz hemen hikâyeye başladık. Bir aile varmış, rahat evlerini bırakıp kendilerini bir kanyona atmışlar. And Dead!



Ha ha ha.. Bize bir şey olmadı ama gayet saçma bir şekilde güneş gözlüğümü suya düşürdüm, sonra yakala yakalayabilirsen... Getti getti..


Kendimize sopa yaptık ki suyu ölçelim :) Gerçi sopalı da olsa Bilgiç birazdan suya düşüp tişörtsüz gezinmeye başlayacak :)



A-haa biraz zorlaşıyor mu ne :)


Aslında içindeyken bu kadar daracık durmuyordu, fotoğraflarda ince çıkmış kerata :)


Biz ve arkamızdaki turist grubu bir yerden geri dönecekken, önden gidip orayı geçerek hepimizin devam etmesini sağlayan Metehan büyük bir ciddiyetle iş başında :)



Tepemize düşmese bari..

Bir saatlik yürüyüşün ardından artık boğazımıza kadar girmemiz gereken yere gelince fotoğraf makinamızın can güvenliği açısından geri dönmeye karar verdik :) Hem su hem de tırmanma var, bizimkiler ne kadar mutlu oldular burada tahmin edebilirsiniz.

 İşte yine girişteyiz..


Yerinde durmuyor hiç bu oğlan :)


Yeşil, su, ışık... Yine beni benden alıyor..


Çıkışta gittiğimiz yer de başka güzel. Gözlemeleri beklerken ayağımı sokuyorum hemen suya.. Buzzz gibi. Kim daha çok duracak yarışması yapıyoruz. Can beni zorla çıkartarak cıvızlıyor. Metehan'la ise unutup çıkartıyorum. Seviyorum ben soğuk suyu anacım :)


Artık bu kadar koşturmanın ardından son otelimize gidip tembellik etmek vaktidir. Hiç kıpırdamıycaz yerimizden.. Eee, bi güncük kıpırdasak sayılmaz di mi :)

27 Haziran 2014 Cuma

Bir Türk Ailesinin Ağaç Evle İmtihanı :)

Şöyle bir sürpriz düşünmüştük bizimkilere :)


Dur daha aydınlık bir pozunu da vereyim :)


Ağaç ev :) Saklıkent'in girişinin hemen yanında George Clup diye bir yer :)

Bir gecelik macera yaşayalım dedik ama ne macera :)


Suyun hemen yanında konuşlanmış ağaç evimizin hafif yamuk hali çocukları korkuttu azıcık :) Yamuk yatak sendromu olan Can ise yatağı nasıl düzelteceği derdindeydi :)


Çok güzel ama di mi :)


Hava kararıyor :) Harika ışıkları seyrediyorum keyifle..


Derenin üzerindeki platformlarda akşam yemeğimizi yiyoruz.


Şimdi tek sorunum ağaç evde tuvalet olmaması ve benim sabaha kadar zıttırı pıttırı oraya gidiyor olmam. Bir de içerde dolaşan at kadar kangal köpekleri falan birleşince gece suyu çayı fazla içmezsem sabaha kadar tutabilirim her halde şeklinde bir yorum yaptım kendi kendime. A ha ha :)

İlk yattığımızda sıcaktan bunalarak pencere açmaya çalışan Can, önce açtığı camları kapattı.. O ara dalmışım ben ama tabi odada sürekli devinim halinde olan Can'ın hareketlerinin de etkisiyle tuvaletim gelmiş bir şekilde uyandım. Eeeee, saat henüz bir buçukmuş.. Bir buçuk mu? Neyse , dayan Handan..

Pencereleri kapatmak yetmeyince eşofman üstünü giyen eşim bir de tek tek oğluşlara giydirdi. Arada dalıyorum ama adam hâlâ kıpır kıpır.

Haa, bu arada odada sanki bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyormuşçasına sürekli bir su sesi var.. Ay hava soğuk, su sesi, ama bu kadar da zulüm edilmez ki bir insana..

Can şortunun üzerine bir şort daha çekti :)

Derken odada olup da suratına bakmadığımız battaniyeleri keşfetti... Parmağımın ucuyla bile dokunmayacağım battaniyeleri ( Otellerde en tiksindiğim şeydir bunlar) mutlulukla üzerimize çekip nihayet ısınırken sabah da bir şey kalmamıştı zaten.

Bu arada durup dururken mesanemi patlatıp hastanelere gitmemek için artık bir tuvalet turu yapalım diyerek dışarı çıktık nihayet...

Ve mutlu son.

Yok yok, camdan bize gülümseyen bu güzelliğin fotoğrafını çekmeden uyunmaz...


Şimdi mutlu son :)




Sabahın ilk saatlerinde penceredeki manzara..


Bu da gece boyu bizi uyutmayan yaramaz dere :)

Neyse, ağaç evde de yatmadık demeyeceğiz artık.. Uyuduk diyebilir miyiz orası karışık :)

26 Haziran 2014 Perşembe

Noel Baba'dan Yılan ve Lego Dileyen Tiplerle Birlikteyim Anacım Daha Ne Diyeyim Ben :-)

Demre'ye girdiğinizde ilerde yol levhası gördük. Sol taraf Noel Baba Kilisesi, düz gidince Myra. Dönüşte Noel Baba'ya uğrayarak gideriz dedik ama dönüşte levhayı bulamadık, bulduğumuzda nereyi gösteriyor belli değildi. Yeniden ilk tabelaya ulaştığımızda birisine sorduk artık, meğer trafiğe kapalı yoldaymış kilise, aklınızda bulunsun. Kilisenin yol tabelasını görür görmez arabaya park yeri arayın canlarım:-)


Yıllar önce kendi halinde duran bu kilisenin çevresi tam bir turistik yer olmuş. Noel Baba hediyelik eşyaları yol boyunca sıralanmıştı:-) Yine müze kartla giriş yaptık. On liraya elektronik rehber aldık, gerçi uzun uzun dinledik diyemem, biz o sırada serinliğin tadını çıkartıyorduk:-)


Müzenin bahçesinde buluştu bizimkiler:-)


Artık Üçağız köyüne yaklaştık. Her ne kadar ilk kaptanımız dolu olsa da bizi yönlendirdiği Ali Kaptan bizi bekliyor.

On metrelik teknesi sadece bize ait. Hem de harika rehberlik yapıyor. Karnımız çok aç olduğundan biz Hassan'ın yerinde karnımızı doyurduk, yanımıza çayla yenilecek bir şeyler alarak öyle yola çıktık. Ama istesek teknede de ızgara yapıp servis edebiliyordu.


Bilgiç kral mezarlarına pek ilgi göstermiyor gibi:-)


Metos'un ağzı kulaklarında, suda karettalar var:-)


Kale Köy pek güzel gözükmüyor mu?



Şu Mehtap Pansoyon pek cazip geldi bize, belki bir sonraki sefere:-)  


İşte, işte başını çıkartıyor:-)  Teknemiz duruyor, biz onu o bizi izliyor:-)


Geldik batık şehire.


Şu denize inen merdivenler en çok hüzünlü geliyor bana nedense..


Evlerin temelleri suyun altında gözüküyor. 




Kuyuları gösteriyor Ali Kaptan, en çok onlara rastlıyoruz. Adadaki en önemli şey su belli ki.


Haç her zaman gözükmüyormuş, şansımıza ışık bize gösteriyor. Siz de bulabildiniz mi?


Liman suların altında.

Fotoğraflarda çıkmamış- ya da ben bulamadım henüz- ama keklikler vardı adada. Kaptanımız Kekova'nın adının buradan gelebileceğini söyledi. Bu yolculukta ikinci isim bilgisi oldu bu da bize:-)


Korsan Jack yerini almış:-)


Birileri teknesini bulmuş:-)


Yüzme molası, denizde çay keyfi ve keyifli saatlerden sonra Ali Kaptan ile oğlu Coşkun'a hoşcakal diyerek yolumuza devam ediyoruz. Ama önce gitmek isteyen olursa diye numarasını vereyim ben. 0535 224 99 02 Hem bilgili hem seviyeli, çok iyi bir insandı, tavsiye ederim.

Artık kalacak bir yer bulmaya geldi sıra. Oğluşlara sürprizimiz var:-)