Tabelaları izleyerek bir bölgeye vardık. Tarlaların arasında yıkık evler gözüküyordu. Tamam işte burası dedim.
Arabayı park edip evlere baktık. Bu arada otların arasından bir şey çıkmasını bekleyen ve ıssızlıktan huzursuzlanmış Can, hadi hadi deyip duruyor. Çocuklar, işte bizi buraya sürükledin ama bir şey de yokmuş modunda. Ben de madem geldim ve bunca laf çekiyorum bari biraz fotoğraf çekeyim hallerindeyim.
Neyse arabaya bindik, bu muydu şimdi köy modlarında geri dönerken, gözüm yolun sağ tarafına takıldı, anaaaa, koskoca köy orada duruyor. Var ya, Kayaköy'de bir iki ev var şeklinde yazıp rezil olacağıdım az kalsın :)
Sanırım bizim ilk gördüklerimiz onların tütün tarlaları ve üzüm bağlarındaki evlerdenmiş. Asıl köy yukarda ve kocaman. Ve biletle giriliyor :) (Müze kartıma kocaman bir muck daha:)
Mübadele döneminde Yunanistan'daki Türklerle yer değiştiren bu köyün terk edilmiş hali insanın içini acıtıyor..
Gezi işinin bitmemesinden yıkılmış erkeklerim köy yolunda :)
Bir evin içinde :)
Mutlu sona ulaşmış Handan :) Biraz fotomontaj gibi duruyor değil mi? Yok valla, gayet gerçek :)
İşte bu nokta var ya bu nokta, benim uzun Likya Yolu planlarımda yürümeyi düşündüğüm ilk patikanın başıydı. Ama tabi arabayla gelince onu burada bırakıp Ölüdeniz'e gidemedik :) Olsun, bu kadar yaklaştım, devamı da gelir :) Bu arada tersten gelerek Likya Yolu'nun başına ulaştık :)
Artık Ölüdeniz'e gidebiliriz :)
18 yıl sonra burayı bayağı değişmiş buldum :) Arabayla giriş 25 TL'ydı. İçerde kabinler, duşlar, kafeler mevcut. Oldukça güzeldi. Ama tabii ki beni vuran kütüphane oldu .. Kitap almasam da onu o kadar sevdim ki :)
İşte nihayet tatilimizin sonuna geldik. Belki tatil planlaması yapmaya çalışan birilerine fikir verir derken çok uzatarak sıkmamışımdır umarım...
Yine de hep söylediğim gibi en güzel şey eve dönüş yolunda yaşasın evim modunda olmak :) Bir insanın en büyük zenginliklerinden biri de budur bence :)
Ah, ayrılmayın, size küçük bir sürprizim var bu gece :)









