Akira Kurosawa- Düşler

Aslında son düşü bulmak isterdim. "Tünel" de çok etkileyiciydi. Neyse, bu da harika... Bir Van Gogh şöleni...

Kendimize hayattan 10 dakika mola verelim, renkli bir rüyayı keşfedelim...



Herkese günaydın...

Rengârenk bir güne açılsın sabahımız...

Çok da renkli değilse azıcık biz boyayalım canım... Kırmızı bir kahkahayla, hiç olmadı, pembe bir gülümseyişle :)

:)



Gün ışığında parlayan yaprakları, sonsuza kadar izleyebilirmişim gibi geliyor bana...

Elhan-ı Şita (Kış Ezgisi)

Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş,
(Bir beyaz titreyiş, bir dumanlı uçuş,)
Eşini gaib eyleyen bir kuş gibi kar
(Eşini kaybeden bir kuş gibi kar)
Geçen eyyâm-ı nevbaharı arar...
(Geçen ilkbahar günlerini arar)
Ey kulûbün sürûd-i şeydâsı,
(Ey kalplerin divane şarkısı)
Ey kebûterlerin neşideleri,
(Ey güvercinlerin şiirleri)
O baharın bu işte ferdâsı
(O baharın bu işte yarını)
Kapladı bir derin sükûta yeri
(Kapladı bir derin sessizliğe yeri)
Karlar
(Karlar)
Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar.
(Ki sessizce arasıra ağlar)
Ey uçarken düşüp ölen kelebek
(Ey uçarken düşüp ölen kelebek)
Bir beyaz rîşe-i cenâh-ı melek
(Bir melek kanadının beyaz püskülü)
Gibi kar
(Gibi kar)
Seni solgun hadîkalarda arar.
(Seni solgun bahçelerde arar.)
Sen açarken çiçekler üstünde
(Sen açarken çiçekler üstünde)
Ufacık bir çiçekli yelpâze,
(Ufacık bir çiçekli yelpâze,)
Nâ'şun üstünde şimdi ey mürde
(Cansız bedenin üstünde şimdi ey ölü)
Başladı parça parça pervâze
(Başladı parça parça altın kırıntıları)
Karlar
(Karlar)
Ki semâdan düşer düşer ağlar!
(Ki gökyüzünden düşer düşer ağlar!)
Uçtunuz gittiniz siz ey kuşlar;
(Uçtunuz gittiniz siz ey kuşlar ;)
Küçücük, ser-sefîd baykuşlar
(Küçücük, beyaz başlı baykuşlar)
Gibi kar
(Gibi kar)
Sizi dallarda, lânelerde arar.
(Sizi dallarda, yuvalarda arar.)
Gittiniz, gittiniz siz ey mürgân,
(Gittiniz, gittiniz siz ey kuşlar,)
Şimdi boş kaldı serteser yuvalar;
(Şimdi boş kaldı baştan başa yuvalar ;)
Yuvalarda -yetîm-i bî-efgân! -
(Yuvalarda -feryat etmeyen yetîm-)
Son kalan mâi tüyleri kovalar
(Son kalan mavi tüyleri kovalar)
Karlar
(Karlar)
Ki havada uçar uçar ağlar.
(Ki havada uçar uçar ağlar.)
Destinde ey semâ-yı şitâ tûde tûdedir
(Ey kış göğü, elinde yığın yığındır)
Berk-i semen, cenâh-ı kebûter, sehâb-ı ter...
(Yasemin yaprağı, güvercin kanadı, ıslak bulut...)
Dök ey semâ -revân-ı tabiat gunûdedir-
(Dök ey gökyüzü -doğanın canlılığı uykudadır-)
Hâk-i siyâhın üstüne sâfî şükûfeler!
(Siyah toprağın üstüne katışıksız çiçekler!)
Her şahsâr şimdi -ne yaprak, ne bir çiçek! -
(Her ağaçlık yer şimdi -ne yaprak, ne bir çiçek! -)
Bir tûde-i zılâl ü siyah-reng ü nâ-ümid...
(Bir gölge yığını ve siyah renkli ve ümitsiz)
Ey dest-i âsmân-ı şitâ, durma, durma, çek.
(Ey kış göğünün eli, durma, durma, çek.)
Her şâhsârın üstüne bir sütre-i sefîd!
(Her ağaçlığın üstüne bir beyaz örtü!)
Göklerden emeller gibi rizan oluyor kar
(Göklerden emeller gibi dökülüyor kar)
Her sûda hayâlim gibi pûyân oluyor kar
(Her mutlu hayalim gibi koşarak düşüyor kar)
Bir bâd-ı hamûşun Per-i sâfında uyuklar
(Sessiz bir rüzgar tüylü bir kanatta uyuklar)
Tarzında durur bir aralık sonra uçarlar,
(Yolunda durur bir aralık sonra uçarlar,)

Soldan sağa, sağdan sola lerzân ü girîzân,
(Soldan sağa, sağdan sola titreyerek ve kaçışarak)
Gâh uçmada tüyler gibi, gâh olmada rîzân
(Bazen uçmada tüyler gibi, bazen dökülmede)
Karlar, bütün elhânı mezâmîr-i sükûtun,
(Karlar, sessizliğin dualarının bütün nağmeleri)
Karlar, bütün ezhârı riyâz-ı melekûtun.
(Karlar, ruhların bahçelerinin çiçekleri)
Dök kâk-i siyâh üstüne, ey dest-i semâ dök.
(Dök siyah toprak üstüne, ey göğün eli dök.)
Ey dest-i semâ, dest-i kerem, dest-i şitâ dök:
(Ey göğün eli, izzetin eli, kışın eli, dök :)
Ezhâr-ı bahârın yerine berf-i sefîdi;
(Bahar çiçekleri yerine beyaz kar)
Elhân-ı tuyûrun yerine samt-ı ümîdi.
(Kuşların nağmeleri yerine ümidin suskunluğunu.)

Cenab Şahabettin


Lise son sınıftaydım, edebiyat kitabımızda bu şiirle karşılaştığımda. Henüz o konuya gelmemiştik ama severdim edebiyat kitabını karıştırmayı. Sanırım kar yağıyordu. Ben de işimi gücümü bırakıp bunun anlamını çözmeye çalışmıştım. Aruz vezinli şiirlerin müziğini severim. Okuması çok hoşuma gitmişti. Sonra babam anlatmıştı bana onun fark edemediğim güzelliklerini. (Babacığım eğer kar yağıyorsa bu şiiri işlermiş hep sınıfında. Ne güzel bir fikir aslında.) Şiirin vezni ilk kıtalarda tek tük atıştıran kar taneleri gibi, ardından hızlanıyor ve son dizeleri okurken gözgözü görmüyor artık.


Bizim mahallede iki ilkokul vardı. Reşat Nuri Güntekin ve Cenap Şehabettin İlkokulları. Ben RNG mezunuydum, diğeri öteki okuldu. Bu şiirle Cenap Şehabettinin anlamı diğer okuldan bir şaire dönüşmüştü benim için :D

Kar nazlı nazlı atıştırıyor bu küçük şehrimde... Perdem açık, gözlerim dışarda... Hayatta kaçırdığım bir sürü an olabilir belki ama kar keyfi yapmayı hiç kaçırmadım her halde diye düşünüyorum kendi kendime...

Kışı kış yapan güzellik... Tüm kirliliği, soğuğu, kötülükleri kaplayıp kokusuyla, ses-sizliğ-iyle insanı bambaşka bir diyara taşıyan güzellik. En küçüğünden en büyüğüne herkesin yüzüne bir gülümseme yerleştiren güzellik...

Uyanıkken gördüğümüz nefis bir rüya. Uyanacağımızı bilsek de görmekten daima mutluluk duyacağımız...

Dirty Dancing



Dün o kadar konuştuktan sonra -birilerinin şöförünü de- koymasam bloğa olmazdı :D

Sanırım gittiğim ilk filmdi.. Sonra bir daha gitmiştim... İlk gençlik yıllarımın büyüleyici havasında... Sinema bileti hâlâ durur bilet koleksyonumda.



Müziklerini hâlâ dinliyorum...

Bu şarkının klibi de filmin özeti gibi birşey :)



Dirty Dancing
. -

Bilmem... Belki bizim sıcaklığımızdı o... Belki gerçekten filmde vardı birşeyler... Bildiğim tek şey artık hiçbir film 18 yaşımdaki gibi keyif vermiyor...

Sendrom Falan Değil

Bir pazartesi sabahı despereyt hauzvayfımız ne yapar? Ne yapacak haftasonunun dağınıklığını toplar ancak... Nasılsa cuma akşamı yerli yerinde duran herşey iyice dağılmış, meselâ bilgisayarın önü bile çöplerle dolmuştur.

Güzel bir müzik açılır... Fazla düşünmeden odanın birisine dalınır. Sonraki bir iki saat boyunca evin bir o köşesi bir bu köşesine koşturularak eşyalar, kirliler ve çöpler yerlerine götürülür.. Öğleyin artık ev süpürülüp temizlenecek hale gelmiştir...

Tabi bu işlem sırasında dakika başı çocuklara da direktif vermek gerekmektedir... Kahvaltıyı bitirin, yatağınızı yaptınız mı?... Çocuklar da bunun karşılığında "Anneee, anneeee bla bla bla" şeklinde sürekli konuşmaktadırlar.. Muhakak ki koca haftasonu bitmiş ama ödevler bitmemiştir...

Böyledir bir pazartesi sabahı... Ama akşama doğru işler bittiğinde (Bitmese de ara verilebilir netekim) çayınızı alıp ayaklarınızı uzatırsınız, evdeki sessizliğin tadını çıkartırsınız bir müddet... Yaptıklarınızı ve yarın yine yapacak olduğunuzu aklınızdan çıkartıp sadece o anı dinlersiniz... Sessizce...

Herkese günaydın...

Harika bir haftaya açılsın sabahımız...

Üfff...

Yine Metehan'ı doğurduğum kiloya ulaşmışım... Oyyy... Buna bir dur demek gerek artık...

Sunshine Award


Sevgili Banu bana bu ödülü vermiş. Teşekkür ediyorum :)

Ben de itinayla bloğunu yazmaya devam eden herkese veriyorum bu ödülü...

Sevgili İçim beni mimlemişti. İşte benim cevaplarım :D

*2009 a girerken gözlerinizi kapatıp neyin olmasını dilediniz, sonuç ne oldu;?
Sağlık ve huzur dilemiştim. Tek rakamları hep sevmişimdir zaten. Huzurlu ve güzel bir yıl oldu.

*2009 da sizi en çok mutlu eden neydi?
Ales ten aldığım not. Evde dururken bazen kendimi ilkokul mezunu gibi hissettiğim için egoma iyi geldi :)

*2009 da sizi en çok üzen neydi?
Dünyamızın hali...

*2009 sizce ne renkti? Neden?
Pembe :) Koltuk yüzlerimin rengi :D

*2009 u tek bir cümleyle nasıl anlatırsınız?
Dolu

*Yılbaşı hediyesi olarak ne aldınız?
Benim için en güzel yılbaşı hediyesi sevdiklerime hediye vermektir. Son bir ay boyunca bunu mutlulukla yaptım :)

Tabi çok güzel hediyeler de aldım. :)




*2010 yılı için ne dilediniz ?

Yine sağlık ve huzur.Ve mutluluk tabi... Sonuçta herşeyi mutlu olmak için istemiyor muyuz :D

  • Çarşamba, Ocak 13, 2010
  • 0 Yorum

Otuz Üç Ha?



Doğum günün kutlu olsun "Dev Dayı"

Seni çooook seviyoruz :)

Ondan Bundan...

Müzik dersi için kart hazırlatıyorum büyük oğluşa, bir taraftan da temiz bir çevre için neler yapmamız gerektiğini söylüyorum küçük oğluşa. Ne kadar dersimiz kalmış diye bakıyorum. Öğlene yemeğim de yok, birazdan mutfağa gireceğim. Fonda onların steryo düzende"Anne anne" sesleri eşliğinde yemek hazırlayacağım. Kılımı kıpırdatasım yok. C vitaminli aspirinimi içince canlanırım herhalde biraz daha. Daha yemek işini hallettikten sonra evi toparlamam, kendimi toparlamam, bir de üzerine gezmeye gitmem gerekiyor. Öyle de sosyalimdir yani.

Şöyle bir haftalık yemeğim olsa. Kimse gelip gitmese. Ben de hep yatsam hep yatsam....




"O NE BİR YER , NE DE BİR ZAMAN. CENNET, KENDİNDE KUSURSUZLUĞU BULMAKTIR."
Martı
Richard Bach