Tokyo fotoğraflarının arasında nostaljik şarkılardan bir demet derledim size, tıklayıp alın bakalım ne çıkacak şansınıza :)






Rüyalarımda

Rahat bir insanım diye düşünüyordum ama sanırım ben kendini rahatlatan bir insanım.

Yani , mesela eve birileri geç kalsın ya da haber alamayayım falan, kendi kendime kötü haber tez yayılır derim ya da şu an yapabileceğin bir şey olmadığına göre iyi düşünmeyi tercih et derim. Bir de unuturum hemen o konuyu başka birşeyle ilgilenirim.

Veya misafir gelecektir  . Ben planlarımı yaparım. Sonra akşama misafir gelecekken gidip öğleyin yatar uyurum. Birşeyler yetişmeyecek gibi olursa derin nefes alıp dururum biraz. Her şey yetişir, sen merak etme derim kendime.

Ne bileyim çocuklar düştüğünde, boğazına bir şey kaçtığında falan hep bir sakinlik içinde dolanırım.

Eee o zaman gerçekten de rahatsın diyebilirsiniz.

Ama rüyalarımda görmelisiniz beni. Misafir gelir, sofra kuramam, dışarı çıkarken üstümü giyemem, ayağım çıplak bulurum kendimi falan.

Ayyy, hani rahattım ben.

Ne iş?

Ortaya Karışık

Yazma tembelliği geldi üzerime.

Aslına bakarsanız kendimi nadasa almış gibiyim,  yemek yapıyorum, evdeki gerekli işleri hallediyorum , geceleri Can'la Dexter seyrediyoruz. Kitap bile okumuyorum. Son kitabım kaldı bahar okuma şenliği için, misafir ağırlamadığım şu bir kaç günde onu bitirmeyi düşünüyorum.

Pazar günü okul arkadaşlarımla buluştuk. Hayalimiz bahçe keyfiydi ama yağmur fırsat vermedi. Hahaha, bu sene ne zaman  orada buluşsak yağmur yağdı :)


Ama tabi birlikte olmamızın mutluluğu yağmur falan dinlemez.

Can'a dedim ki , ben senin arkadaşların ve eşleriyle sen de benim arkadaşlarım ve eşleriyle bu kadar iyi anlaştığına göre biz gerçekten birbirimize benziyor olmalıyız . Bu öyle güzel bir şey ki .


Dün akşam da sevgili yalancı teyzemin köydeki evine gittik. Hahaha ben dört yaşlarımdayken teyzenin anne kardeşine dendiğini öğrenmişim . Birisi bana kaç teyzen var diye sormuş. İki teyzem bir de yalancı teyzem var demişim. Annemin kardeşi değil ama benim teyzem :D


Bahçeden kiraz topladık , mangal yaktık, bol kahkahalı sohbetli soframızı kurduk.

Bilgehan'la tavla oynayan Recep Amca, sık sık eski günleri andı. Ah ne çok anılarımız var birlikte.

İşte böyle.

Şuraya da kiraz toplayan bir Metehan ekleyeyim.


Bu akşam fast food krizine girdim. Yemek falan yapmayacağım .

Tenis maçı izlemek istiyordum, orası da yağmurlu. Ay pek bereketli bir hafta.

Şimdi gidip kitabıma gömüleyim ben en iyisi.


Not: Gelen yorumlar e posta adresime düşmüyor bir haftadır, nedenini bilen var mı?

Nostaljik Pazartesi

Bugünkü nostaljimiz diğer bloğum BİRikim 'den . Kendisine çok fazla yazı yazmayı başaramasam da yapabildiğim kadarı mutlu ediyor beni.

17 Şubat 2015 Salı

Akşama Baban Gelsin de...

Görürsün dediğinde çocuğuna verdiğin mesajın "Beni insan yerine koymana gerek yok, asıl güç babandadır" olduğunu bilseydin...
  • Pazartesi, Mayıs 28, 2018
  • 6 Yorum

Şarkı Falı

Sanırım had safhada tatile gidesim gelmiş. Eski fotoğraflara bakıp duruyorum :)

Geçen sene yaptığım bir günlük Tel Aviv- Yafa kaçamağımdan fotoğraflar derledim .

Her fotoğrafa bir şarkı sakladım. Tıklayın bakalım size ne çıkacak :)











~

Ah Santiago,  patlamış mısır satmayı tercih ettiğime ne kadar üzgünüm bir bilsen. Oysa çoban olmak , yollara düşmek, macera aramak istediğimi de biliyordum. Onlar sadece hayallerde kalmalı sandım. Bir gün giderdim elbet ama zekiydim, çalışkandım, anlıyor musun, zekiler çoban olmaz diye düşündüm. Yapacakları çok daha mühim işleri vardı onların.

Ah Santiago, hep bir bahanem vardı, sevdiklerim vardı en çok da, ayrılmak istemediğim. Üzmek istemediğim . Sırf gitmediğim için gelmeler hep eksik kaldı.

Yaşamımı sevmedim sanma. Nankörlük olur böylesi. Hayat hep cömert davrandı bana. Vermediği olmazdı, eminim eğer ben alsaydım.

Ah Santiago, yola koyulmak çok zordu, ben kolayına kaçtım.

Ben Bunu Yazmam

Sevgili Derya yeni bir mim başlatmış. (Bakınız)  Neleri severek yazıyoruz ve neyi kesinlikle yazmayız diye sormuş.

Hımmm. Yazmadığım bir konu var mı diye düşündüm mimi görünce.

NELERİ SEVEREK YAZARIM

Kitapları, filmleri, gezdiğim yerleri, şarkıları, zaman zaman hikâyeleri, bazen pişirdiğim yemekleri,  şiirleri, komik anektodları, bizimkileri , güncel olayları , ilginç bilgileri, sporu, sergileri, müzeleri yazarım.  Ve çektiğim fotoğrafları koyarım bol bol.

NELERİ YAZMAM

Sanırım makyaj ve kılık kıyafet kombinleriyle ilgilenmiyorum pek.  Zaten makyaj yapmayıp kıyafet de çok almıyorum.

Ama baktığımda bunlarla ilgili bile bir iki yazım var.

Derken şunu fark ettim : Benim için en imkânsız olanı tek bir konuda yazmak . Bloğumda her telden bir şeyler var. Sadece şu konuda yazacağım artık desem yazamadıklarım için çatlarım . (Bakınız instagram sayfam güya fotoğraf ve şiir + alıntılar olacaktı yine cıvıdım araya bir sürü konu kaynıyor :)

Teşekkür ederim Derya , sayende bu konuda bir aydınlanma yaşadım :)

Berlin Berlin (Çocuklarla Evde Yaratıcı..), Sevgi (Kiremithanem) ve Sibel (Sibelynka ) bende sizleri ebeledim şey yani mimledim :)

Bir Terzi Hikâyesi

Şimdi terziye elbise diktireceksin diyelim. Ölçtü , biçti, harika modeller seçtin, tamam dedi.

Derken elbise bir geldi, içine sığamıyorsun.

Dur ben bunu düzelteceğim, benden başkası düzeltemez, sen bana güven dedi. İyi dedin. Güvendin.

Elbise bir geldi , boyu kısa , omzu yamuk.

Dur dur dedi terzi. Bu nasıl bir elbise böyle. Böyle yapılır mı hiç. Nasıl terziliktir bu. Hemen yenisini dikeceğim ben. Benden başkası dikemez öyle güzel dedi.

Üçüncü elbisenin parasını da ödedin. Elbisede olmayan fırfırların, dantellerin, düğmelerin parasını da ödedin.

Elbise geldi , eteği sökük, fermuarı bozuk.

Aman Allahım dedi terzi sen ağzını açmadan . Ne olmuş böyle. Nasıl yapmışlar...

Söyle bana daha ne kadar o terziye gideceksin ha, daha ne kadar ?

Kalabalık İftar Sofralarını Seviyorum :)


Hele çok sevdiklerinle birlikteysen.


Sofrayı birlikte kurup ,kahkahalarla yemek yiyip, birlikte kaldırırsan.

Bir milyon hatırayı bir milyonuncu defa anlatıp yine gülüyorsan.

Çocuklarının doğumlarını biliyorsan, hamileliklerin bulaşıcı olduğunu deneyimlemişsen, yılda bir defa bile buluşsan kaldığın yerden devam ediyorsan.

Kalabalık sofraları seviyorum.

Şükürler olsun o sofraları kuracak enerjim, gücüm olduğu,  çok şükür o sofralara davet edecek bir çok arkadaşım olduğu için :)

Çekiliş Kazananlarının Adreslerini Hâlâ Beklemekteyim

Belki de size çıkmıştır, görmediyseniz işte şurada. Çekilişe katılmamıştım demeyiniz ben bu ay yorum yazan herkesi kattım, sürpriz çekilişti bu.

Bu hafta sonuna kadar zaman var, hakkınızı kaybetmeyiniz.

Beş kişininkini yolladım bile, üç kişininki de hazır. Son beş kişi, size diyoruuum :)


Kitaplarınız sizi bekliyor.


Nostaljik Pazartesi

Bugünkü nostaljimiz yedi sene öncesinden komik bir saptamam. Acil durumlarda biz niye elli değişik numara ezberlemek zorundayız sorusunun cevabı :)

10 Nisan 2011 Pazar

Kol Nayn Van Van

Bilimum yabancı polisiye dizi izlemekten acil durum deyince aklıma bu cümle kazınmış durumda. Dokuzyüzonbir de değil nayn van van :)

Geçen gün yine çocukların dersleri için acil numaraları hatırlamaya çalışırken niye bizde de tek numara yok ki diye söylenmeye başladım. Sonra gözümün önünde bir sahne canlandı.

Acil bir durumda hemen -diyelim- 911 i çevirdik :

-911 acil durum hattına hoşgediniz. Welcome to the 911 emergincy line. For English press 0. (Bekleme) Dahili numarayı biliyorsanız 1 i tuşlayınız. (Bekleme) Polis için 2 Trafik için 3 ................. Operatöre bağlanmak için lütfen bekleyiniz.... Şu anda bütün operatörler diğer acil durumdaki vatandaşarımıza yardım etmektedir. Lütfen bekleyiniz. (Tırınım tırınım şarkı. Mesela itfaiye hattında bekliyorsak "Yangın var ben yanıyorum" falan)

Yok yok böyle kalsın yine :D

Not: Acil Telefonlarımızı da bir hatırlayalım bu arada:

Yangın 110
Alo Trafik 154
Polis İmdat 155
Hızır Servis 112
Jandarmaİmdat 156
TelefonArıza 121
  • Pazartesi, Mayıs 21, 2018
  • 4 Yorum

En Basitinden Ekonomiye Giriş Dersi

Efendim bugün paradan altı sıfır atılması ne gibi büyük bir ekonomik kazançtır sorusuna cevap arayacağız .

Hayır sıfırlar atılalı 13 sene falan olmuş (Olmuş mu o kadar yav, zaman ne hızlı akıyor) ama hâlâ bakın nasıl da yaptık konusu bitemedi bir türlü de oradan şey ettim.

Naçizane işletme mühendisliğinde 4 yıl lisans 2 yıl yüksek lisans yapmış, üzerine banka müfettişliği felan beş yıl da orada çalışmış (Uleeeyn, okuduğum seneler kadar da çalışmamışım ha, şimdi fark ettim) birisi olarak bu sıfırlar atıldığından beri düşünüüüp duruyorum, eee atıldı da noldu ?

Bir milyona bir lira demek dışında bir şey olduğı yok aslen canlarım  . Ki aradan geçmiş onca sene hâlâ onu da demeyen bir sürü insan var.

Şimdi benim cebimdeki para ha bir milyon olmuuuş ha bir lira. E ben onla yine bir ekmek alabildikten sonra (Onu da alamıyoduk di mi?)  ne fark etti, sorarım sizlere ?

Şimdi düşününce o arada yeni para ve bir daha yeni para (önce ytl ye geçiş sonra yine tl ye dönüş) basarken harcadığımız parayı sayarsak bir de deli gibi masrafı olmuştur bunun.

O yıllara dönüp baktığımızda dolar 1.33 TL olmuş, paramız değer kazanmışmışmış. Yine söylüyorum elimdeki para bir milyonken de aynı doları alıyordum bir lirayken de . Yine cebime geçen ekstra bir şey yok.

Yeri gelmişken şimdi dolar ne kadardı?

Heee, işte şimdi birşeyler çıkıyor ortaya. O zaman 13 lirayla 10 dolar alabiliyormuşum şimdi 45 lirayla alabiliyorum 10 doları.

Eee bana ne canım benim yurt dışına çıktığım falan yok diyen amcacığım, senin çıkmana gerek yok ki, memlekette üretilen bir şey mi var, ne yesen, içsen, alsan hepsine veriyorsun sen o doların parasını. Kaçış yok.

Ay nereden nereye, biz sıfırları atmayı anlatıyorduk.  Dolara dalmanın alemi yok. O başka bir ders olsun. Devalüasyon nedir ?
  • Pazartesi, Mayıs 21, 2018
  • 8 Yorum

Aradaki Mesafeleri Aşıp Geçiyor Yürekteki Sevgi

Kiremithanem bloğunun sahibesi Sevgi bana bu çok tatlı paketi göndermiş.


Hemen balkonuma astım hediyelerimi.


Kelebeğim bu saksıya yakıştı.


Kuş yuvası deniz kabuklarına yanaştı .



Gece yağmura karşı çayımı alıp balkon keyfi yaparken eminim teşekkürlerim Sevgi'ye ulaştı.

Blog arkadaşlıkları çok güzel.

Bir gün umarım karşılıklı oturup kahve keyfi yaparız balkonumda :)

Gece Gece Bir Tanesini İzleyince Sandra Bullock Filmlerini Ne Çok Sevdiğimi Hiç Yazmadığımı Fark Ettim

Bazı oyuncular vardır, onların filmini gördüğünüzde seveceğinizi bilirsiniz. Sandra Bullocak da benim için onlardan birisi.

Bu filmlerin afişlerini ararken izlemediğim bir çok filmi olduğunu da fark ettim, onlara da bakacağım zamanla. Ama bu aşağıda sıraladıklarım her rastladığımda yeniden izlediklerimden.


Yerçekimi başından sonuna nefes nefese geçiyor. Başrolde başkası olsaydı da bu kadar sever miydim bilmiyorum ama gayet güzel bir uzay filmi .


Sıraladıklarım arasında en zayıf bulduğum bu film ama yine de keyifli. Alkolik hatunumuz temizlenme programına yazılıyor.


En sevdiğim romantik komedilerden. Ki romantik filmler bende öööğk hissi uyandırır çoğunlukla. Her yılbaşı zamanı izlenilesi bir film. Platonik aşık olduğu adamın hayatını kurtarıp ailesi tarafından nişanlısı zannedilerek başlayan olaylar zinciri.


Güzel Dedektif, ikincisi de çekilmiş, hem macera hem komedi. Güzellik yarışmasındaki kızlar tehlikede. Kılık değiştirerek yarışmaya katılan dedektifimiz de olabilecek en erkeksi tiplerden :)


Bu akşam yeniden izlediğim film de buydu. Yine romantik komedi. Hugh Grant'ı da çok severim. Sanki gerçek hayatında da yaramaz çocuk gibi olduğunu düşünüyorum :) Hayatını protestolarla geçiren avukat kızımız zengin playboyun yanında çalışmaya başlayınca neler neler oluyor.


Zavalı  Sandra afişte yer alamasa da bu da soluksuz izlenen filmlerden. Oldukça heyecanlıydı. Otobüsün hızı düşünce bomba patlayacak, içindekileri kurtarmayı başarabilecekler mi ?


Tabi ki mantıksal hataları vardı ama yine güzel bir fantastik aşk hikâyesiydi. Ev de başka güzel :) Bir adam ve bir kadın birbirleriyle mektuplaşmaya başlarlar ama hangi zaman diliminde ?


Bu filmi çevrildiği zaman o kadar ütopik gelmişti ki, bir insanın hayatını internetten silmek kısmı falan. Yıl 1995, biz daha interneti şehir efsanesi gibi duymaktayız :D Şimdi ne kadar olası .


Kesinlikle sarışın olmaması gereken bir kadın. Ama her izlediğimde ağlarım. Gerçek hikâye olması da cabası. Oscar ödülünü de kapmış burada. Sokakta yaşayan bir siyahi bir çocuğa evini açan, okutan ve beyzbol oyuncusu yapan aile, dünya üzerinde iyi insanlar iyi ki var dedirtiyor insana.


Son olarak aklıma gelen yine romantik bir komedi. Oturma vizesi bitince asistanıyla zorla evlenmeye kalkan hatun ve bol kahkaha.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Sizin ekleyeceğiniz varsa merakla bekliyorum.


Ben Hiç Engin Bilgimden Size Sunmamışım, Çok Ayıp Ama Handan

Her ne kadar kendimi ilkokul mezunu gibi hissettiğim günler çoksa da - psikolojik olarak değil anacım her şeyi unutmaktan , bilgi mi kaldı kafamda - memleket ekonomisinin tepe taklak gittiği  ( Haliyle gidecek, ana babasının evlerini tarlalarını, bağlarını satıp hazır yiyen evlatlar gibi bir ekonomimiz olduğundan başka türlüsü imkansızdı zaten) şu günlerde olur da banka kredisi çekmek isteyen ya da çekenlere kefil olmayı düşünenlere minik birer açıklama yapmak istiyorum. 

Önce kefil olmak kısmına değineyim. Efendim siz siz olun karısı banka müfettişi olduğu halde onu dinlemeyen Can'ın durumuna düşmeyin.

Çok da yakın olmayan bir arkadaşı kredi çekerken ondan kefil olmasını istemişti. Dedim ki (Yani size de diyorum ki, bak bu kısım önemli) "Eğer arkadaşına kredi tutarı kadar parayı cebinden çıkarıp vermeyi düşünüyorsan, ona vermeyeceğim de kime vereceğim diyorsan imzala kefil olarak. Ama,  canım bu bir formalite sadece , ben bir tek imza atacağım gibi mantıktaysan yapma." Tabi ki beni dinlemedi. Sonra tüm krediyi bir de faiziyle ödemek zorunda kaldı.

O devasa sözleşmeyi imzalarken,  kefil kısmına Müşterek Borçlu Müteselsil Kefil yazmalarının bir sebebi var. Aslen burada banka size diyor ki, canım isterse asıl borçlu yerine senden isteyebilirim bu parayı. Yani baktı sizden daha rahat alacak borçluya dönmez bile. Siz de paşa paşa ödemek zorunda kalırsınız o tutarı.

Şimdi gelelim kredi çekmeye.

Yılın sonunun getiremediğimiz bir gün bankadan kredi çekmek istedik. 12 aylık. Artık banka konularında bana sormayı öğrenmiş olan Can dedi ki 18 aylık çıkmış kredi , onu verecekler. Telefonu aldım. Dedim ki biz 12 aylık istemiştik. Önemli değil, isterseniz erken kapatırsınız dedi kredi faizinin nasıl hesaplandığından bihaber hatun.

Şimdi canım, kredi taksitleri hesaplanırken kaç ay kullanıyorsan faiz ona göre hesaplanıyor. Ve aldığın miktarın bir aylık faizi düşüyor önce ödediğin taksitte sonra anaparadan kesiliyor. Yani vadenin ilk yarısında daha çok faiz ödüyorsun. Yani 18 aylık kredi çekip de erken kapattığımda zaten ben o fazla faizleri çoktan ödemiş geriye kalan anaparayı kapatmış oluyorum. Hiç de aynı hesaba gelmiyor. Evet erken kapattığım için kalan taksitlerdeki faizleri almıyorlar ama kalan taksitlerde zaten faiz tutarı az.

Diyeceğim o ki gerekenden fazla vadeli kredi sakın almayın. Ve kredi vadesinin yarısı geçmişse, gidip de erken kapatmaya çalışmayın, faizini peşin peşin verdiğiniz bir parayı bedavaya bankaya geri vermiş olursunuz .  Krediyi kapatmak yerine gidip o parayla fon falan alın daha iyi.

Son olarak da kredi kartlarının ödemelerinde ipin ucu kaçmış ve hemen kapatamayacak gibiyseniz, fazla beklemeden bankaya gidip onu bireysel krediye çevirtip takside bağlatın. Bireysel kredi faizleri kredi kartlarının gecikme faizinden kat be kat iyidir.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar.

Belki birilerinin işine yarar, dursun şu köşede dedim. Umarım sıkmamışımdır :)

Blog Muhasebesi Mimi

Bu mimi Blogcu Sultan başlatmış, sevgili Yıldız , Berlin ve Özlem beni mimlemişler. Tam da bloğumun on dördüncü yılındaki ilk gününde bu mimi cevaplamak keyifli olacak.


BLOG ALEMİNE NASIL GİRDİN?

Sene 2005, telefona bağlı internetimiz var henüz, çocuklar azıcık büyümüş, arada nefes alacak zaman dilimi çıkmış bana. Günlerden bir gün Hürriyet gazetesinin pazar ekinde (sanırım) blog sahibi iki kişiyle yapılmış ropörtajı okudum. Günlük yazmayı hep çok severdim,  blog fikrine bayıldım. O zaman buralar dutluk tabe, blogger ingilizce, sayfa düzenine fotoğraf eklemek için beş takla atıp html kodu çıkartıyorum, müzik eklemek için ayrı uğraşıyorum . Daha da zoru takip sistemi yok, bloğu açıyorsun ama diğerlerini izlemek için yine html kodu falan gerekiyor. Yine de azimle öğrendim :)

HANGİ BLOG SANA İLHAM OLDU?

Gazetedeki bloglar hangileriydi hatırlamıyorum. Esprili ve keyifli yazıyorlardı. Blog nedir öğrenmemi sağladılar. Ama bloğum nev i şahsına münhasır, zaman içinde kendi şeklini kendi verdi. Sahibesi gibi dağınık :)

BLOGA YAZDIĞIN İLK YAZI İLE SON YAZI ARASINDA FARK VAR MI?

İlk yazılarım daha özenli, özel hayatım daha az ve biraz da depresif. Derken yavaş yavaş kendimi bulmaya başladım  :)

YAKIN ÇEVRENDEKİ İNSANLAR BLOGUNU BİLİYOR MU?

Zaten onlar için de açtım bloğu. İzmir'de herkeslerden uzaktaydım, blogda buluştuk senelerce. Bilmeyen pek yok :)

BLOG YAZMAK YAŞANTINA NE KATTI YA DA ÇIKARTTI?

Geriye dönüp baktığım harika bir pencere  açtı. Ve de bir çok dost kazandırdı. Daha ne olsun :)

ŞUAN BU MİM YAYINI İLE BİRLİKTE BLOGUNDA KAÇ YAZI VAR VE KAÇ SAYFA GÖRÜNTÜLENMEN VAR?

Hımm, bir bakayım. Hahaha çok ilginç, bu 5999. Yazıymış :)  581.248 sayfa görüntülemesi var diyor ama bu ilk seneleri kapsamayan bir istatistik. Ne yazık ki bloggerda istatistik çıkmadan önce kullandığım sitemeter sayfası kapandığından tam sayıyı bilemiyorum. Çok tıklanan bir blog değilim zaten :)

İşte benim hikâyem de böyle.

Deli Kızın Bohçası, Biz Kimiz Kadınız, Şule Uzundere  ve Oytun'la Hayat ben de sizleri ebeleyeyim, bu mimi sizden de alalım.


Not: Size de çıkmış olabilir on üçüncü yıl hediyelerime bakmayı unutmayın :) (Tık)

13 yıl ve BİR Gün

Bloğumun on üç yılı geride kaldı. On üç yıl. Metehan ana sınıfından mezun olmuştu o zamanlar, nereden nereye :D

Son senelerde yaptığım gibi bu sene de kitap hediye etmek istedim. Veee çekiliş yaptım :)

Çekiliş için değişik bir yöntem kullandım. Haberiniz yok ama mayıs ayının başından beri bana yapmış olduğunuz her yorum için bir şansınız oldu :D

Bunun sonucunda 161 isimlik uzun bir listem hazırladım. (Evet yorum yapanların hepsini üşenmeyip tek tek yazdım :)  Aynı isimlerden bol bol bulunduğundan iki defa rasgele sayı üretmek zorunda kaldım. Bu arada ikinci çekilişi yanlışlıkla bir kişi fazla yapmışım ama neyse çıkan sayı üç yeni kişi getirmiş , hahaha, kafam hiç yerinde değil bu aralar.





Eveeet, bu uzun anlatımdan sonra kimlerin benden kitap kazandıklarını açıklıyorum :

Any
MehtAp (Pudra Şekerim)
Zülâl (Film Gündemi)
Şebnem (Oytun'la Hayat)
Sibel (Sibelynka)
Zeugma (Zeugma)

Tebrikler sevgili arkadaşlar. Bir hafta içerisinde bana adresini mail atanlara hediyelerini göndereceğim. Yalnız bir hafta içerisinde yazımı görmeyenler şanslarını kaybediyorlar haberiniz olsun :D

Kitapları çoktan paketledim, şansınıza ne çıkarsa o gelecek elinize. Kitaplar benim kitaplığımdan. Ama üzerlerine yazı yazmadım, eğer sizde olan veya ilginizi çekmeyen bir kitap çıkarsa başkalarına hediye edebilirsiniz, üzülmem , gücenmem :) 

Bir de paketlerken kafam o kadar karışıktı ki umarım hepsinin içine düzgünce kitap ayraçlarını koyup fiyatları da silmeyi başarmışımdır. Farkına varıp paket açtıklarım oldu ama yine de kendimden pek emin değilim :D

On üç yıl ha, vay beee. İlk yazımdan (Tık) bu zamana neler neler yaşadım. Umarım daha uzun yıllar pes etmeden yazmaya devam edebilirim. Teşekkür ederim yanımda olduğunuz için. Yüz yüze görüşmemiş olsak da hepinizi tanıyor gibiyim, iyi ki varsınız.

Anneler Mezuniyet Törenlerinde Başka Ağlar



Okula ilk gittiğin gün dün gibi. Açılış töreninize hayran olup harika lise hayatın olacağını düşünmüştüm. Tören alanına inerken üzerinize atılan simitlerle şaşkına dönmüş, "Çök çök çök" komutunu veren üst sınıflara kararsızlık içinde bakarken geldiğiniz yerin farkını anlamıştınız. Anlamıştım.


Aradan beş yıl geçmiş. Yine aynı yerde bu sefer şaşkın yavru martıları değil uçmaya hazır gururlu harika kanatlar izliyorum. Yine töreniniz beni kendisine hayran ediyor. Konuşmalarınızdaki bilinçlilik, geçen sene yaşananların ardından içinizdekileri döküş, duruşunuzdaki vakar ve yüreğinizdeki sevgi kaybettiğim umutlarımı bana geri veriyor.


Canım oğlum. Seninle geçen her günüm başka mutluluk. Gözlerindeki ışıltı içimi aydınlatıyor. Bir basamak daha atlamanla değil o basamağı sonuna kadar keyifle yaşayarak, geçmesi için beklemek yerine her anının tadını çıkartarak aşman beni gururlandırıyor.


Ne güzel bir gençsin sen. Allah yolunu açık etsin, güzel insanlarla karşılaştırsın.




Seni seviyorum 💖

Nostaljik Pazartesi

Anneler Günü'nün ardından annelik halleri nostaljisi yapabiliriz sanırım :)

 Kasım 2016 Cumartesi

Harika Bir Anne miyim? Ha ha ha ha :)

Normal doğurmak çok istemiştim. Metehan dokuz buçuk ay sonunda hâlâ çıkmaya niyetli olmayınca doktorum rest çekti ya sezaryen yaparım ya da kendine yeni doktor bul diyerek. Haklıydı tabi kadın, paşa paşa sezaryen oldum.



Akşam doğurup sabah hastaneden çıktım. Gelenlere kapı açtım.

Emzirmek çok istemiştim. Dört kilo iki yüz gram doğurduğum çocuklarıma sütüm yetmedi. Metos on beş gün uyumadıktan ve ben on beş günde normal kiloma döndükten sonra bir mama yaptım çocuğuma,ilk defa uyudu. Zavallım açmış. Biberonla mama içti diye memeyi de bırakmadı. Keyif kahvesi gibi aldı. ama bir buçuk ay. Safrakesesi ameliyatı olmam gerekti, döndüğümde süt müt hak getire. Bilgiç'i günde yirmi dört saat emzirdim. Yanımda çektikçe süt gelir diyen olursa çok pis yaparım. İki ay sonunda pes edip mamaya geçtim. Dört aylıktı o da istemedi memeyi.


Olmadı. Bol miktarda mamalara para harcamış olduğumuz dışında kaybettiğimiz çok büyük bir şey de olmadı. Oldukça sağlıklı büyüdü çocuklarım.



Yoğurt mayalayıp sütçü sütü peşinde koşmadım. Bilgiç zaten direk bizim yemeklerden yedi, bebek maması gibi yemekleri ağzına sürmedi. Yemek konusundaki yegâne takıntım her gün sulu bir yemek yemeleriydi.



Fast food restoranlardan kaçmadım. Oturup benimle hamburgerleri götürdüler. Bilgiç ilkokula gidene kadar sebze yemeklerini robotta çekip verdim. Çiğnemesinde sorun yoktu et yerken, sebzeleri de öyle yesin dedim. Pırasa, semiz otu ne varsa püre yaptım.


Çay pek içirmemeye çalıştım. Kahve zaten bizim evde yüzüne bakılan bir şey değil. Biri çaycı biri kahveci kesildi başıma :)

Bahçede bisküvi yerken yere bırakıp sonra alıp yemeye devam ettiler. Aman hijyen falan diye aklımı yemedim. Aksine küçükken ne kadar çok mikropla tanışsalar iyi olur diye düşündüm.

Evim hiçbir zaman çok sıcak olmadı.


Kar kış her gün dışarı çıktık. Onlar da nezle oldular. Olsunlar,napalım.


Aynı odada aynı yatakta hiç yatmadım. Ayağımda sallamadım. Kendilerini sevgisiz hissettiklerini de sanmıyorum.  Her ağladıklarında yanlarına koştum, sakinleştirdim ve muhakkak uykuya dalmadan yanlarından ayrıldım. Bazen onlarca defa peşpeşe yaptım bunu. Bırak ağlasın demedim çünkü ilk aylarda çocukta güven duygusu gelişmesi için ağlar ağlamaz yanında olmalısın. Ama yanımda yatsın da demedim :)


Gördüğünüz gibi hiçbirşeyi ideal olarak yapmadım.

Çocuklar da telef olmadı.

Derin bir nefes alıp keyifle büyütün çocuklarınızı,  tabii ki en idealini düşünün ama olmuyorsa da olmuyordur,  kendinizi yiyip bitirmeyin anacım :D