5 Haziran 2026 Cuma

Tatilin İlk Günü




Ailece kampa gelmek bana zamanda yolculuk yaptırıyor. Çocukların peşinde koşmaktan yemek yemeyi unuttuğumuz o günler hiç geçmeyecek gibi geliyordu. Uçmuş gitmiş. Bugünler de uçup gidecek. O günlerden neler topladıysak onlar yanımıza kâr kalacak.

Sabah biz kahvaltıya gidiyoruz diyerek çıktık odadan. Biri uyumayı tercih etti, biri sonradan buldu bizi. İsteyen istediği gibi takılsın, keyfine baksın. Akşam Buz Devri varmış sinemada, ona gideriz hep beraber. 

Bunca karmaşanın ortasında bizim için sakin bir liman olsun. Çocuklarımız daha ne kadar bizimle takılacak vakit bulurlar kim bilir ? (Hoş bana göre çoktan bulmuyor olmaları gerekiyordu, bunları anaları bana katmış :D) 

Dün beş saat araba yolculuğu, üzerine akşam yemeği falan derken bir kavga edip bir kahkahalarla gülerek ilk günü geçirdik. Çok gerilim artarsa zaten içimizden biri sert ve kızgın bir sesle "DURUN! BİZ SEVGİ DOLU BİR AİLEYİZ!" diye bağırır hemen. Hahaha. Hep işe yarar.





Dün akşam güneşi böyle yolcu ettik. Bugün kendimi denize bırakmak için can atıyorum. Şu yazıyı bitireyim de gideyim :)


Buraya en son sekiz sene önce gelmişiz. Bana sorsan en fazla üç sene derdim. Dalgalar hiç değişmemiş. Bazı şeylerin aynı kalması ne güzel. Bizim birlikte olmamız gibi.

4 Haziran 2026 Perşembe

Başlık da Bulamıyorum Ha Ha Ha :D


 

Çayımı içeyim, mutfağı toplayıp evi süpüreceğim. Sanırım regl olacağım. Ama bunu sanmam iki saat ile iki hafta içinde olacağımı gösterdiği için bir şey ifade etmiyor :D 

Aa vitamin içeyim, gideyim de. Belki işe yarar.

Ya şu çok sağlıklı bitkisel vitaminler bende hiç işe yaramıyor, sizde yarıyor mu ? Kendim dandik bir magnezyum içiyordum, ağrılarım azalmıştı. Doktor yazdı bir tane, hiç işe yaramıyor sanki. Hahaha.

Biri beni balkondan içeri alsın, yoksa hiçbir şey yapmadan manzara izlemeye devam edeceğim.

Öptüm sizi.

3 Haziran 2026 Çarşamba

Maneskin Dinlediniz mi Hiç ?

Üç hüzünlü şarkısını buraya bırakıyorum. 





Bir de bonus ekledim :D

İyi geceler hepinize.

Ben hâlâ çantaları hazırlamayı bitirmedim. Ev de dandini. Ne zaman yapacağım bilmem. Mutfağı da toparlamam lâzım. Neyse 12 saat var yola çıkmamıza . Sabah bi enerji gelir herhalde :D

Ben Bile Yazı Özlemişim (Yazar burada kelimeyi iki anlamıyla kullanarak çok mutlu olmuştur :D)

 


Balkonda sabah kahvemi içiyorum. Kargalar, martılar, serçeler, kırlangıçlar, saksağanlar, baştankaralar gevezelik yapıyorlar. Şu iki metre kare balkon nefes oluyor bana. Yaz kış, sabah akşam... Şükür sebebim. Zaten ev ilânlarında buraya vurulup da istemiştim . Can'a demiştim ki ev çok bakımsız, buradaki fotoğraflardan bile belli. Ama içini yaparız biz. Önemli olan dışı. Onu yapamıyoruz. Sonra evi görmeye geldiğimizde Can koşarak kaçma modundaydı, bu eve arkadaş nasıl çağırırız (yalnız adam nasıl otururuz demiyor heee, hahaha, mesele millet ne diyecek, babababa) olduydu ilk lâfı. İçerisi gecekondu gibiydi. Yerler muşamba, duvarların üzerinde su boruları, elektrik kabloları geçiyor, yapıldığından beri çivi çakılmamış. Bize aracılık eden emlâkçı taşındıktan sonra merakla geldiğinde siz ne yapmışsınız böyle diye şaşırmıştı. 


Begonvil biraz kendine gelmeye başladı. İkisenedir böcek midir, bit midir bir şey sarıp iliğini emmekteydi. Budaya, temizleye yaşatmaya çalışıyorum. Yüz çeşit ilaç aldım, öldürmedi. Kolonya eritiyor. Hâlâ var gerçi . Dalları sık olduğu için yetişemiyorum her yerine. Neyse bu kadar yeşillenip açtı. Yere düşen yaprakları da yeşil ve böceksiz.



Dün çamaşır yıkadım iki posta. Güya ütü de yapacaktım , gelmedi ütü yapasım. Metehan'ın arkadaşı geldi akşam, yemek yedik birlikte. 

Bugün çanta hazırlamam gerekiyor. Aynur'a annemin ilaçlarını bırakacağım. Yürüyüşe çıktığımda annemle kahvaltı da yapayım . 

Bu kadar basit işler bile gözümde büyüyor. Derin nefes alıyorum. 

Ne tuhaf , değil mi ? İnsan bu yaşlarda artık özgür olacağını zannediyor. Çocuklar da büyür o zamana kadar artık işim gücüm kalmaz sanıyor. 

Bir bakıyorsun çocuklar evde, eşin hasta, anneni bırakıp bir yere gidemez hale gelmişsin. Ve hormonların seni dövüyor :D

Bir yerde gördüm geçende. Ellili yaşlarda gençlere göre yaşlı, yaşlılara göre genç oluyorsun diyordu. Ve bütün iş hep sana kalıyor. Hahaha.



Bak üçüncü gün, hâlâ yazıyorum.

Aferim bana.

Şimdi gidip pilates zamanına kadar bir kaç sayfa kitap okuyayım.

2 Haziran 2026 Salı

Karga Yavrusu Gördüm İlk Defa

Kargalarla martıların kavgası hiç bitmiyor. Geçen gün yürüyüşten dönerken baktım karga yavrusu yerde yürüyor. Uzaktan videosunu çektim. Hiç yaklaşmadım yanına. Sonrasında eve girene kadar iki kere pike yapıp başımı gagaladı anası. Hey ya Rabbim, çocuğum git de kedileri gözle bana ne saldırıyorsun :D Allahtan atkuyruğuma geldi, valla aksi halde ne olurdu bilmiyorum. 



Galiba bir kaç gün sonra tatile gideceğiz. Biz plânı yaparken Can geçen hafta ilaç almış olacağından kendini toparlar o zamana kadar diye yapmıştık ama araya bayram girince ertelemdi bir hafta. Piyasadaki tüm bulantı ilaçlarını topladık dün, işe yararlar umarım. 

Dün güne iyi başlamıştım bugün yine o patlama hissi içimde sanırım. Ne zaman kurtulacağım ben bu halden, çok sıkıldım artık.

Gidip biraz dans çalışayım en iyisi. 

Size de dün çektiğim fotoğrafları hediye edeyim. İçine şarkı da sakladım, bakmayı unutmayın.








1 Haziran 2026 Pazartesi

Hem Pazartesi Hem Ayın İlk Günü, Başlamak İçin Güzel Bir Gün Yani

Dün akşam Acımadı kiii listemi açmış dinlerken bu şarkı bana ilham verdi. Bugün kendimi toparlamak için çalışmaya başlayayım dedim. 



Çok büyük şeyler yapabileceğimi zannetmiyorum. Öyle hedeflerim falan yok. Belki buraya her gün yazarım. Gelip sizin yazdıklarınızı okumayı başarırım. Belki yapboz çıkarıp onunla oyalanırım. Küçük basit şeyler. 




Dün Bilgehan'la birbirimize girdik. Aslında daha çok ben ona girişip durduğum için isyanları oynadı. Ve haklıydı. 

En çok ona yükleniyorum. Kimseye sesim çıkmıyor. Çığlık çığlığa bağırmak istediğim zamanlarda bile içime atıyorum. Ama o ,son dayanma direncimi kıracak bir şey yapıyor ve ben bağırırken buluyorum kendimi. Sabah erken kalktığı için kızıyorum. Tüm gün uyuyor sonra , gelip benim yalnız zamanıma dalıyor diye. Onun da hep anlatacak bir şeyi oluyor. Yani yürüyüşten döndüğümde hemen sarılmaya kalkıyor diye bile kızıyorum. Bi nefeslenmeme izin ver, hemen gelinmez öyle diye heyheyleniyorum. 

Çocuğum büyümüş.

Kendi sinirine rağmen beni anlamaya çalıştı ve teselli etti. Ağlaştık, kucaklaştık. 

Canım oğlum, büyük, süslü püslü lâflar tükendi bende ama küçük minik adımlarla bir şeyler yapabiliriz belki. Ne dersin ?


Bugün haziranın ilk günü. Karahindiba Şarabı kitabını elime alıp ilk sayfalarını okuma günüm. Sonra büyük ihtimal tüm kitaba gözatıp sevdiğim yerlerini bir daha okurum.

Şu anda elimde Bab-ı Esrar var. Okumaya çalışıyorum. En zor okuduğum Ahmet Ümit kitabı olabilir. Zaten okuma özürlüyüm uzun zamandır. Bu da bir türlü sarıp gitmiyor. Bir de Mevlana ile Şems kitabı okumaktan sıkılmışım artık. Aşk, Semerkant, Kimya Hanım , falan derken yetmiş bana :D 


Bunu instagramda çok tatlı bir kadın var, onda görmüştüm. Yolumun üzerinde kocaman karahindibalar vardı. Eve dönerken toplayıp yapmayı denedim. (Şansıma da ertesi gün orayı temizlediler, hiçbiri kalmadı , tam zamanında toplamışım ) Açmadan , daha kapalıyken toplayıp ipe diziyorsun. Sonra açılmalarını bekliyorsun. Açıldıklarında üzerlerine saç spreyi sıkıyorsun. Doğrusu bu kadar dayanacağını düşünmemiştim. Çok tatlı oldu.



Ben yazıyı yazana kadar arada bir de pilates yaptım. Artık annem neredesin diye arar. Gidip üzerimi değişeyim.

Bugün hastane günü. Bizim için dua edin, olur mu ?

Umarım her gün görüşme üzere.

26 Mayıs 2026 Salı

Hâlâ Kendime Gelemedim

İki sene önce de bütün yaz koltukta kıvrılıp, müzik dinleyip , ağlamıştım. Bu sene de öyle olacak diye korkmaya başladım. Depresyon bir türlü geçmiyor. Ben çabaladıkça daha çok batıyorum sanki. Üzerine Can'ın hastalığı. Üzerine annemin sorumluluğu. Ülke halleri. Derken yüzeye ulaşamamaktayım. Bir yere gidesim yok, arkadaşlarımla konuşasım yok. Battaniyemi kafama çekip öylece yatabilsem belki kendime gelebilirim. Tek başıma biraz kalabilsem. Hayatım zaten yeterince zordu bir de bu ruh hali beni deli edecek. 

Oysa en güzel zamanları İstanbul'un. Güller açtı, filbaharlar, yıldız çalıları. Nereye gitsen mis gibi bir koku sarıp sarmalıyor. Hava nihayet ısındı biraz. Yaz geldi gelecek. Günler uzadı. 














Fotoğraflara baktım da , gerçekten çok çabalamışım . 

Can'la bir gecelik Yalıköy kaçamağı yapmışız, deniz kıyısında bir saat taş topladık.

Kürşad'la Patti Smith konserine gittik. New Model Army de vardı. 

Bol bol çiçek topladım.

Metehan'ın arkadaşları geldi, onlara sofra hazırladım (hepsi ailesinden uzak öğrenci) , salona yayılıp oyun oynadılar. 

Fenerbahçe Orduevi arada gidip deniz izlediğimiz yer haline geldi. Park sorunu yok, sakin ve güzel.

Annemle kuaföre gittik. İki sene sonra falan herhalde ilk defa manikür yaptırdım.

Bırakmamışım kendim. Bırakamamışım ...

Bir sabah uyanayım, göğsümdeki öküz oradan ayrılmış olsun. Ne olur öyle olsun, çünkü gerçekten halim kalmadı .

Gelip hâlâ burayı okuyup, bana yorum yazan herkese çok teşekkür ederim. Ben de dolaşıyorum blogları ara ara ama ağzımı açıp bir şey diyesim gelmiyor. Yorumlara cevap bile veremiyorum. Buraya bile zorla yazıyorum, her şeyi baktığımız yer burası olduğu için dursun, kaybolmasın diye karalıyorum bir şeyler. Biraz kendime geleyim hepinizi bir bir dolaşıp sohbet edeceğim. Seviyorum sizi.

19 Mayıs 2026 Salı

19 Mayıs


Bayram geçti ama burada dursun istedim bu video.

Evde otururken okuldan gelen seslere dayanamayıp gösterileri izlemeye gittim.

Çocuklar 23 Nisan'ı kutlayamadıkları için bu bayrama kaydırmışlar . 

Her zamanki gibi çok güzellerdi.

Umarım stadlarda dolu dolu kutladığımız o günler de geri döner.

15 Mayıs 2026 Cuma

21 Yıl

Ben blog yazmaya başladığımda doğanlar 21 yaşına gelmiş.

21 yıl ...

İnsan düşününce hafzalası almıyor.

Kendimi kaybettiğimi düşünüyordum o zamanlar. Anne olmak yedi yirmi dört vaktimi alıyordu, bir daha kendim olamayacakmışım gibi geliyordu. Kelimelere tutundum. 

Sonra insanlar geldiler. Yalnız olmadığımı hissettirdiler. Ben kapana kısılmışım gibi düşünmekten kurtuldum. 

Buraya yazmaya başladığımda hayatım tepe taklak oldu, bir daha yerine oturtana kadar akla karayı seçtim. Ama kendimi öğrendim, yanlışlarımı fark ettim. Düzeltmeye çalıştım yazacakken şimdi fark ettim. Hayır , çalışmadım, fark ettiğim an düzeldim. 

Bazen çocuklar takılıyorlar anne Truman Show gibi her şeyimiz blogda diye. Ama onlar da ben de burayı açıp zamanda yolculuk yapmayı seviyoruz. 

Türkiye'deki akti olarak açık olan en eski blog. Bir ara bir kaç ay yazmayı bıraktım. Ama o zaman da açıktı. Sonra döndüm.

Hiç çok ünlü bir blog olmadı. İyi ki olmadı. Zamanla beni izleyen akrabalar , arkadaşlar da diğer mecralara yöneldiler, burası bize kaldı. 

Hâlâ benimle olan canım arkadaşlarım, yürekten söylüyorum ki iyi varsınız, iyi ki benimlesiniz. Kiminizle yüz yüze tanışmış olmasak da sanki hepimiz bir arada bir mahallede büyümüşüz de , çocukluğumuzdan beri yan yanaymışız gibi hissediyorum.  

Sizi seviyorum.

Bloğumu seviyorum.

İyi ki yazmaya başlamışım.