15 Mayıs'ta Blog Açanlar Burada mııı ?

Sene 2005. İki küçük çocukla evden çıkamamaktayım. Kendimi unutmuşum koştururken. Yazılar yazan, sabahlara kadar müzik dinleyip defterler dolduran, kitap okuyan Handan çok gerilerde kalmış. 

Gazetenin Pazar ekinde bir blog yazarıyla sohbet var. İnternette günlük. Hımmmm. Kendimi bildim bileli günlük tutarım,  tam benlik bu iş. 

Blogger henüz böyle türkçeleşmemiş. Göbeğim çatlıyor kurana kadar. Özene bezene yazıyorum ilk yazımı.

Takip etme,  birbirinden haberdar olma halleri de yok. Blog kardeşliği diye bir site açılmış. Ona üye oluyorum. Html kodunu temama ekliyorum. Böylece üye olan diğerlerinin yazılarından random düşüyor bloğuma. Oralardan, yorumlardan falan insanları görüyorum.  Ama internetten ilk yorumu alana kadar vakit geçecek.

Blogcularla da tanışıyorum bu arada. Onların sitesi türkçe. Derken kendimi blog yarışmasında buluyorum. Neden?  Blogcular birbirlerini oyladıklarından yarışmaya katılmalarına izin verilmemiş, beni aday gösteriyorlar :D Hahaha. Ne de özenli yazıyorum o sıralar bir görseniz. Ve fakat safi bunalım. 

Yarışmada ikinci oluyorum. Ama bir sürü blogla tanışıyorum.  Yeniler geliyor dostum dediğim kimileri hiç ses vermeden yok oluyorlar zaman zaman üzülüyorum. Tamam blog yazmayı bırakabilirsin ama her sabah selâm verdiğin insana iki sözü olmaz mı diye düşünüyorum.

Benimle aynı gün açan bir sürü blog var. Şimdi sevgili Evren'in Günlüğü'ndeki en eski bloglar listesine baktım da benden öncekiler son bir senedir yazmamış gözüküyor, bilmiyorum belki site açmışlardır kendilerine. Yani aralıksız yazan en eski bloğum diyebilir miyiz bana artık :D

17 sene.

Ben 17 yaşımdayken üniversiteye başlamıştım :D

Bloğu açtığımda doğanlar genç olmuşlar, ergen olanlar çoluğa çocuğa karıştılar :D

Hiçbir zaman çok gelen gideni olan, tıklanma sayısı yüksek bir blog olmadım. Her telden çalan bloğum daha çok kendim ve çocuklarım için bakıp gülümsemelik bir hatıra olsun diye yazılıyor.

Kaybolup gidenlerin ardından gelen bir sürü dostlarım oldu. Sanki aynı mahallede birlikte büyümüşüm gibi hissettiklerim var, yılbaşı zamanı posta kutumu kartlarıyla şenlendirenler var, arada buluşmayı başarıp sohbete doyamadıklarım buluşup sohbet etmeyi hayal ettiklerim var.

İyi ki açmışım bloğumu :)

Ortaköy Yolcusu Kalmasın (Gerçi Fazla da Fotoğraf Yok Ama )


Neredeyse üç seneden sonra Ortaköy'e kumpir yemeye gidelim dedik. İki oğlumla dışarı çıkmayı da ayrı özlemişim. Bunca zamandır pandemi sayesinde benden paçayı kurtarmış evse mutlu mesud yatıp duruyorlardı :D


Şu pozu vermeyi bile özlemişim. 


Araya reklâm da gireyim. Metehan'ın yeni yüzüğü. Bu yüzükten hiçbir yerde bulamamıştık. Derken üniversite arkadaşım geldi aklıma. Sadekârlık kursuna katıldı, gümüş takılar yapıyordu. Dedim Güldenciğim bize yılan yapar mısın?  Hiç yapmadım ama deneyeyim dedi. İki tane harika yüzük yapmış. Tabi ikisine de bayılıp aldık :) 

Üsttekine Damien, alttakine Frisk ismini koydu Metehan. Arkadaşımın instagram hesabına gidip nefis gümüş takılarına bakmalısınız. Taşları da başka güzel. (Tıkla) 




Hayran hayran denize, kuşa, dalgaya,  vapura bakarak geçtik karşıya.


Beşiktaş'tan en sevdiğim yolu yürüyerek ulaştık Ortaköy'e.


Beltur'un yerini seviyorum orada. Denize sıfır. Hemen yanında yer bulamasak da olduğum masadan denizi ve insanları izlemek çok keyifliydi.


Yalnız kutu kola 25, kumpir 75 lira olmuş. Pandemi bitti diye çok da açılıp saçılamayacağız anlaşılan.


 Neyse. Bu seferlik böyle bir kaçamak yaptık. Devamı da gelecek :)






Bizim Can'ın Zamansız Halleri :D

Can : O bölgenin hepsi İş Bankası Blokları'ymış. 

Handan : Biz orada kar topu oynamıştık bir kere seninle.

Can : Evler var mıydı o zaman? 

Handan : Ya niye ev olsun, boş arsaydı tabii ki,  niye soruyorsun ki bu saçma soruyu? 

Can : O kadar yeni miymiş o evler? 

Handan : Hayır canım biz o kadar eskiyiz :D