15 Şubat 2026 Pazar

Sevgili Gün

 











Fotoğraflar yine tersten yüklenmiş...

Yağmurlu bir sabahtan güneşli bahardan kalma güne dönüştü dün.

Annemle yürüyüş sonrası Nautilus 'a üniversite arkadaşımla buluşmaya gittim. Uzun zamandır görüşememiştik keyifle muhabbet ettik.

Ondan ayrıldığımda belki Can'a bir hediye bulurum diye, ama pek de umudum olmadan dolaşırken hafif,ince , zarif, çorba kâsesi çukur tabak yayvanlığında ya da bir lazımlık görüntüsünde olmayan, abuk subuk asimetrik kesimi ile makinaya koyarken sorun çıkartmayan, hafif desenli, baktığımda mutlu olduğum bir gündelik yemek takımı almayı başardım. İki senedir benimkilerin her yeri çıtlak çutlak diye yeni takım arıyordum. 

Akşam arkadaşlarımız orduevinin gazinosunda yer ayırmayı başarmışlar bizi de çağırmışlardı. Onlarla birlikte akşam yemeği yedik. Can yıllar önce aldığı takım elbisesine sığmanın mutluluğu içindeydi. Ne zaman almışız ki bir bunu derken cebinden fişi çıktı. Hahaha. 2014 te almışız. 

Gece eve döndüğümde bugün sinemada takipçilerime dağıtacağım çekiliş hediyelerini ayarladım. Hediyeler hazırdı da kime gideceğini listeledim. Beynim döndü. Zaten üç hediye varken dört kişiye çekiliş yapmışım, bazen salaklığıma inanamıyorum. Neyse ki kazananları yayımlarken birinin ismini yanlış yazmışım. Hahaha. Allah koruyor beni. Rezil olmadan hallettim işi.

Şimdi iki gündür uğramadığım mutfağımı toparlayıp karnımı doyuracağım. Sonra sinemaya.. Sanırım yüz kişi falan olacağız. Gençlerin enerjilerini kapıp geleceğim.

Döndüğümde de çanta hazırlamam gerek. Zira dün akşamki arkadaşlarımızla iki gecelik Eskişehir kaçamağı yapmaya gideceğiz. Allahın Ulan Batır'unu gördüm ama Eskişehir 'e ilk defa gideceğim. Hahaha. 

Hepinize keyifli sabahlar.

Sizi seviyorum .

10 Şubat 2026 Salı

Ne Tuhaf

Olimpiyatları izliyorum. Buz pateni var. Erkekler. 

Dört sene önce Metehan'la izleyip sonra Dünya Şampiyonasına bilet almıştık.Hangisini izleyeceğimizi seçemeyince galaya karar vermiştik. 

Dünya Şampiyonası'nda Rusya'nın kabul edilmeyeceğini dolayısıyla çoğu hayran olduğumuz patenciyi göremeyeceğimizi bilmiyorduk o sırada.

Japon Yuzur Hanyu'nun gelmeyeceğini de bilmiyorduk.

Tam şampiyona sırasında yeni taşınmış olacağımızı, kolileri bırakıp gideceğimizi bilmiyorduk.

Biz Fransa'dayken alt komşunun Bilgehan'ın kapısına dayanıp bağrınacağını bilmiyorduk.

On beş gün sonra tekrar ev arayacağımızı bilmiyorduk.

Bir kaç ay sonra korona olacağımızı bilmiyorduk .

Bilgehan'ın o dönem bütün derslerinden kalacağını bilmiyorduk.

Bir ay sonra ev satın alacağımızı o eve taşınabilmek için altı ay bekleyeceğimizi bilmiyorduk.

Annemin unutkanlığının artacağını, Metehan'ın Japonya'ya gitmeyi başaracağını, Can'ın hastalanacağını...

Ne tuhaf.

O dört yılda ne çok şey olmuş.


Ortaya Karışık
















 

Teyze kızımın evine gidip mangal yaptık. Sobanın başında çıtır çıtır gün geçirdik.

Kürşad'ın oyununun tanıtımı için fuardaydık. Oynayanı çok olsun.

Havanın güzel olduğu bir gün kendimi Moda'ya attım. Fotoğraf çektim bol bol, onlarla şarkı falı yaparım bir ara.

Annemle albümlere gömüldük.

Stray Kids'in filmi geldi , kızlarımla gittik. Pazar günü yine gideceğiz. 

Kürşad'la scrabble oynadık. Yendim onları .

Bu arada Sabrilerle kahvaltıya da gitmiştik ama o gün fotoğraf çekmemişiz.

Oğlanlar Erciyes'e gidip geldiler. İki gece kalmışlardı, bir gün fırtınadan burunlarını dışarı çıkaramamışlar , şans :D

Eski macera kitaplarımı yeniden okuyorum. Meğer kitap okuyamıyor değilmişim, beni başka dünyalara ışınlayacak kitaplara ihtiyacım varmış. Bu seriyi de üçüncü defadır okuyorum ama sanırsın ilk. 

Ayn Rand'ı Metehan Ankara'ya gittiğinde sahaftan bana alıp getirmişti. Çok güzel bir kitap ama benim dünya üzerine kitap okuyacak ruh halim yokmuş, bıraktım.

Şu an kitap, olimpiyatlar, dans arasında keyif yapıyorum.

Annemin kimliği kayıptı, birazdan onu yeniden çıkarmak için Kadıköy'e ineceğiz. Ama sanırım elimdeki fotoğrafı biyometrik değil. Zira pek güzel görünüyor. 

Hava da şansımıza bir soğudu ki bugün. Neyse ana kız azıcık Kadıköy'de dolanırız.

Günler jet hızla akıp gidiyor. Buraya yazayım dediklerim öyle birikti ki bari kısaca bahsedeyim dedim. Biliyorsunuz burası bizim aile hatıratımız, dönüp her şeyi burada buluyoruz.

Ne blog dolaşabiliyorım ne okuyup yorum yazabiliyorum. Eğer buraya yolu düşen olursa şaşıracağım. Öptüm sizi.

25 Ocak 2026 Pazar

Defter




 Düşüncelerimi ve ruhumu kurcaladığım yazılar yazdığım bir defterim oldu hayatımda ilk defa . İlkokuldan beri günlük tutarım. İlk günlüğümü birinci sınıfta öğretmeninim yaz tatili için verdiği ödev için tutmuştum. Bugün sokağa çıktım mutluyum, bugün sokağa çıkamadım mutsuzum şeklinde özetlenebilecek bir günlük :) Ondan sonrasında ergenliğimden itibaren kırk yıldır günlüğüm var. O senelerde annemin de okuduğunu bildiğim için herşey gizli kapaklı.  Meselâ birine "İşte insanın hayatında böyle dönüp baktığında hep hatırlayacağı, içini sıcacık yapan kırmızı noktalar olmalı" demişim. Dönüp baktığımda o noktayı asla hatırlamıyorum, pembeleşip , beyazlamış sanırım 😂 Derken işlere güçlere dalmışım, defterler müfettiş defterine dönmüş. Hangi şubedeyim, üstad nasıl, turne otelleri falan. O arada Can'la bunalım mektuplaşmalarımız var. Derken çocuklar doğmuş. İlk sözleri, yaptıkları falan dolmuş defterler. Zamanla hava güzel çamaşır yıkayayım, akşam ne yemek yapsama evrilmiş. Defterler yerlerini bloğa bırakmışlar. Blogda ilk yazarken iki küçük çocuklu anne olarak kendimi kaybetmemek için birşeyler karalamaya çalışmışım. İyice bunalıma girmişim öyle olunca. Sonunda orayı da salmışım, günce gibi olan biteni yazdığım, beni rahatlatan, gülümseten bir hal almış. İyi ki almış , burası bütün ailenin veri deposu. Bu arada evdeki defterleri de bırakamamışım, çünkü ben yazma hastasıyım. Önümde derli toplu yazılı görmem gerekiyor her şeyi. Yaşamak yaşadığımı anlamama yetmiyor kelimelere dökülmedikçe. O defterler de çoğunlukla iş güç dökümü, çok arada sinir ve isyan anları ile dolmuş. Bütün bu senelerde ben kendimin üzerini kapatmışım. Tam da öyle değil aslında. Çevreme iyi gelecek şeyleri parlatıp kalanını içime atmışım. Hem de ne atmak. Bazen ruhsuz bir psikopat olduğumu düşünecek kadar gömmüşüm diplere duygularımı. Çünkü güçlü ve ayakta kalabilmem için kendimi zırhlamam gerekmiş. 

Senenin başından beri bu deftere olanı biteni değil aklımdan geçenleri yazmaya çalışıyorum. Nasıl zorlanıyorum nasıl. Fakat bazen boş kâğıda bakıp kalsam da ufak ufak kurcalamaların ardına ufak ufak ulaşmaya başlamak çok iyi geldi. 


11 Ocak 2026 Pazar

Heybeme Doldurduklarım




















 

Kürşad'ın doğumgünü yaklaşırken, ona hediye olarak küçük bir kaçamak ayarlayalım dedik. Neyse bu sefer erkenden plânlama yapmayı başardık. Herkesin müsait olduğu o aralığı bulmak da az iş değil haaa :D

Cuma öğleyin oluldan çıkan Aynur'u alıp Sapanca'ya doğru yola koyulduk. 

Fakat perşembe de annemin doğumgünü için bizde toplanmışız, yemek falan yapmışım, bende bir yorgunluk, bir yatma isteği. Kılımı kıpırdatasım yok. Hadi Handan hadi, gidince çok mutlu olacaksın diyerek kendimi silkeledim. 

Sapanca otelleri ile ilgili çok söylentiler var. Dolandırıcılık yapan internet siteleri oluyormuş . Aynur orada yaşayan akrabalarına sordu. Bize bir yer ayarladı. Genel itibariyle Arapların gittiği bungalovlar çoğunlukta. Bunlar çevreleri tüksek çitlerle çevrili, içlerinde ısıtmalı havuzlar olan yerler. 

Bizim ayarladığımız otelin havuzu büyüktü. Normalde içine oturulan jakuzivari yerler oluyor. 

Biz gitmeden önceki gün lodos fırtınası çıkmış. Bahçedeki kocaman saksı havuza düşmüş. Gittiğimizde işleten çocuk havuzu ancak temizleyip ısıtıcısını açtık, daha tam ısınamadı dedi. Hava da nasıl soğuk. Buz gibi. Gökyüzü pırıl pırıl. Şansımıza bir gün önceki fırtınadan eser yok.

Ben tabii ki gireceğim dedim. Beni gören Aynur'da peşimden geldi. Erkekler tembel çıktı. 


Otele giden yol karışıktı. Navigasyon dereleri görmeyip yanlış yollara sokuyor. Oraya varmamız macera oldu. Zaten stabilize yolların yarısı su birikintileri ile doluydu. Neyse bir şekilde geçmeyi başardık.

Otelimiz iki kişilik aile için güzeldi. Üst katta açık bir alan, çift kişilik yatak. Altta da bir odası vardı çift kişilik. Mutfak, salon. Yerden ısıtmalı. Hele güneş de vurunca çok güzeldi. Ama gece biz altta yatanlar üşüdük. Üst kat tabii ki çok sıcak. Alt katta şöyle diyeyim, gece bir derecede ateş başında giydiğim kıyafetlerin hiçbirisini üzerimden çıkartmadan yattım:D Ki biz evde de soğuk odada yatmayı severiz. Bence yatağın üzerine pike yerine yorgan sermeliydiler. Battaniyeler vardı . Hiç sevmem battaniyelerini otellerin. Tabii kullandık. Neyse kendi evdeki koltuk üzerinde kullandığım battaniyeleri de götürmüştüm, havuz çıkış üşürsem diye. Onları da aldık üzerimize. Gevenin ilerleyen saatlerinde ısındı içerisi biraz daha .

Yalnız salondaki avize çok komikti. Bir kaç saniyede bir flaş patlarmış gibi ışık parlıyor. En son üzerine havlu örttük. Meğer o şajlı ampulmüş, elektirik kesintisinde devreye girsin diye. Gece elektrik kesilip jeneratör devreye girmiş. O ara ampülün de devreleri yanmış sanırım :D

Sabah ya iyi hoş da insan mutfağa bi kahve, çay falan ikram bırakmalıydı diye konuşurken baktık raftaki süs gibi gördüğümüz kavanozlarda şeker, çay, türk kahvesi doluymuş. Günahlarını almışız.

Bana göre otelin en kötü yanı gece sessizliğinde otobandaymışçasına araba seslerinin gelmesiydi. Meselâ Kürşad ondan hiç etkilenmemiş. Bir de duş başlığı ölmüştü, değiştirmeleri gerekiyordu. Ev iki aile için çok yeterliydi. Sonradan başka bir teri daha gezdik. Meselâ o göl kıyısında olduğu için tatlıydı ama karavandan halliceydi, iki aile kalınmazdı. 

Akşam Bağdat Caddesi 'nden geçip masalsrda mangalı olan bir restorana gittik. Caddedeki kafeler, bahçelerinde yaktıkları ateşler ve yılbaşı süsleriyle çok tatlı gözüküyorlardı 


Restoran fena değildi. Mangaldaki köz az gelince kendileri fark edip doldurdular, güzel eğitimli garsonları vardı. Yalnız mangal yaparken etleri istediğimiz kadar değil de porsiyon usulü almak saçma geldi. Şiş isteyeceksin beşli porsiyon, yok tavuk isteyeceksin, ikili falan. Ya ben kendi sayıma göre sana diyeyim. Ya da kilo uzulü yap. Ne uğraştırıyorsun ?

Otele dönünce ateşimizi yaktık. Bize odun hediye ettiler otelden. 


Yağışsız ve sakin havanın tadını çıkarttık. Sabah rüzgâr önüne kattığını götürüyordu yine:)

Gerçi o da işime yaradı. Hamakta çok gözüm kalmıştı ama sırılsıklamdı. Rüzgârla kuruduğu için ayrılmadan hamak keyfi de yapmayı başardım .

Öğlene doğru göl kıyısında çok keyifli kahvaltımızı yapıp evimize geri dönmek üzere yola çıktık.

Her türlü aksilik ve macerasıyla çok güzeldi.