19 Eylül 2018 Çarşamba

Çalışkan Çarşamba


Bu hafta çalışkan çarşamba konumuz geçen hafta gördüğüm ipek üretimi üzerine aklıma takılan soruma bir cevap arayışı.


Koyunu kırktın, pamuğu topladın,  anladım insanoğlu da ipek kozasından ipi bulmayı nereden çıkarttın?


İlk Kim Buldu sitesinde şöyle bir açıklama yapılmış.

İpek kumaşın icadı yada bulunuşu ile ilgili bir Çin efsanesi olan İpekböceği Efsanesi’ne bakmak gerekir. Çinliler ipeğin kendilerinin buluşu olduğunu, onu keşfeden ilk kişinin ise, M.Ö. 3000 yılında Sarı İmparator’un eşi Hsi Leng Şih olduğunu söylemektedirler. Hsi Leng Şih bir gün kraliyet bahçesinde dut ağacının altında oturuyor ve çay keyfi yapıyormuş. Ağaçtan bir koza sıcak çayın içine düşmüş. Kozanın güçlü ipliğinin çözüldüğünü farkeden imparatoriçe, ipekböceği yetiştirmeye başlamış. İpek böceklerinin kozalarından elde ettiği iplikleri yapılan bir tezgâhta çözmeye başlamış. Ona bu keşif şerefine, “İpek Tanrıça” unvanını vermişler.

Hımmm.

Kozabirlik sitesinde ise aynı olay şans eseri değil araştırmayla çıkmış diyor.  Şurada uzun uzun anlatmış. 

Biz insanların merakından korkulur azizim.

Bir de böcekleri öldürmeden elde edilebilseydi ne güzel olurdu. 

18 Eylül 2018 Salı

Sabah Sabah Orman Kaçamağı ile Günaydın



Kitap Salı

Uzun zamandır kitap salı hazırlamadığımdan bu oldukça uzun bir liste olacak. Neyse ki yaz boyunca çok okumamışım :)


Büyük Umutlar 'ı okumaya başladıktan sonra geçenlerde filmini izlemeye başlayıp sıkılıp bıraktığımı hatırladım :) Neyse kitabı azmedip bitirdim.  Zorlanmamın sebebi kesinlikle kötü olması değildi, benim kahramanın kafa yapısına gıcık kapmamdı :) Ki o da yavaş yavaş olgunluğa ulaştı diyebiliriz.





Kuzgunun Gölgesi Serisi uzuun uzuun okuduğum kitaplar oldu.  Kalın olmalarının yanı sıra içindeki karakterlerin çokluğu okumamı zorlaştırdı. İlk kitap rahattı ama diğer ikisinde aynı anda beş koldan ilerleyen öykü oldukça zorladı. Kitapların arkasında içindeki kişilerin isim listesi olması güzeldi ama kitabı her elimden bıraktığımda konuları toparlamam zaman aldı.


Susanna Tamaro 'nun Yüreğinin Götürdüğü Yere Git kitabının devamı gibi düşünebileceğimiz kitap mektupların yazıldığı torunun kendini bulmaya çalışma sürecini anlatıyor. Doğrusu bende ilk kitabın etkisini yaratmadı. Nereden geliyoruz nereye gidiyoruz konusundan artık sıkıldığımdan çok sevmemiş olabilirim .Yine de tabii ki çok güzel bir kitaptı.




Bu seri çocuklarla okuduğumuz seri. Her bölümünde maceradan maceraya atılan çocuk ajanların çocuklarıma çok şey kattığına inanıyorum   . Birlikte okumak da sohbetlerimize çok şey kattı  :)



Bazı yazarlar beni okurken çok yoruyorlar. Tomris Uyar'ın bu hikâyelerden oluşan kitabı da öyle oldu.

Eşine mektup yazan müfettişin olduğu öyküde mektubu görünce direk ayrılık moduna girmeme çok güldüm. Oysa kitap 1970 lerde yazılmış ve tabii ki internet, mesaj, telefon falan yok .Dolayısıyla adamcağız eşiyle haberleşiyor bu şekilde :)



Harika bir romandı. Çeltik tarlalarının hikâyesini okurken kendimi olayların tam ortasında hissettim. Yakup Kadri'nin Yaban'ını okuduğumda sarsılmıştım, bunda da aynı şeyi hissettim.



Komedi kitabı olarak aklıma senelerdir okumadığım Woody Allen kitapları gelmişti. Gidip en sevmediğimi bulmasaymışım iyiymiş.  Kitap uçuk öykülerle doluydu ve tarihteki herkes vardı içinde. Sanırım benim genel kültürüm yeterli gelmedi anlamaya.



Sevgili Özlem'in (Sessiz Kaldım) hediyesi bu kitabı elime almamla bitirmem bir oldu.

Kendi küçük aklı büyük çocuğumuz yine olayları çözerken bize de hayran hayran izlemek kalıyor :)



Labirent Serisi'nin sonradan çıkan iki kitabını okumamıştım. Doğrusu aradan uzun zaman geçtiği için nasıl hatırlayacağım diye endişeleniyordum ki bu kitapların diğerlerinden öncesini anlattığını anladım. Doğrusu ilki çok hüzünlü ikinci de çileden çıkartıcıydı.  O kadını bir kaşık suda boğmak istedim :D




Kayıp Denklemler heyecanlı bir kitaptı . Doğrusu kafamı dağıtmak için macera kitaplarını seviyorum.  Ama zamanda yolculuk meselesini konu edinip de beni rahatsız etmeyen yegâne film Geleceğe Dönüş Serisi, o gerçekten de harika kurguya sahip.

Başroldeki öğretmenimiz üstün zekâlı bir tip. Gündüz işini pek sevmeden yapıyor akşamları kendi istediği konularda fikirler üretiyor. Bir gün yazdığı bir makaleyle ilgili toplantıya çağrılıyor. Oraya giderken yolda çarptıkları bir berduş ile maceranın içinde buluyor kendisini.

Macera sevenler için güzel bir kitap.



Evet, bu haftanın kitap salında bu kitaplar vardı. Bir aylık birikmiş :) Umarım haftaya düzenli olarak yazmaya devam edebilirim :)

17 Eylül 2018 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi

Yaz tatili bittiyse blog da biraz düzene girip haftalık yazılarını yayımlasın artık :)

Günün anlam ve önemine uygun olarak okul sabahları kahvaltı seçeneklerini yazdığım yazıya bakalım bu sabah :)

2 Eylül 2014 Salı

Çocuklar Kahvaltıda Ne Yiyor?

Benimkiler hayatlarının ilk beş altı senesinde sadece omlet yediler anacım. İçine bol peynir, biraz sucuk falan doğruyordum. Biraz mısır unu da çok güzel gider. Yanında süt ve bir dilim de şokellalı ekmek. Bir ara gözüm kapalı omlet yapabiliyordum.

Neyse kaşar peynirle tanıştılar da peynir ekmek yapma lüksüne ulaştım sonradan. Şimdi de dilimli kaşar ve sandviç ekmekleri okul zamanı imdadıma yetişiyor:-)

Bir de peynirli ekmek var. Eğer acele hazırliyorsam- ki çoğunlukla öyle- bayat ekmeğin üzerine peyniri dizip fırına sürüyorum. Vakit yeterliyse, rendelenmiş beyaz peynirle yumurtayı karıştırıp ekmeklere sürerek yapıyorum.

Kedi yemeğimiz var. Ufak doğranmış bayat ekmekler yumurtayla karıştırılıp tavada pişiriliyor.

Krep. Kimisi peynirli kimisi şokellalı.

Daha erken kalkmayı başardıysam geceden hazırladığım milföy böreğini pişiriyorum.

Tabii ki tost. Sucuklusunu tercih ederler ama okula giderken kokmanın alemi yok, kaşarlısı iyidir:-)

Bu sabah biraz yağlısından gittik, fransız usulü tost yaptım. Yumurtalı ekmek anlayacağınız.



Okul zamanı yaklaşırken var mı sizin aklınıza gelen pratik kahvaltılar?

Haa.. Tabi biz anneler ne yapıyoruz? Bunları yemiyoruz... Yaramaz onlar bize yaramaz:-)