22 Ocak 2020 Çarşamba

Sömestir Tatili Sizde Nasıl Geçiyor Gençler?

Şubat tatilleri bizim çocuklarla uzun bir plânlama yapıp keyifle uyguladığımız zamanlardı.

Hatta blogda ne çok aktivite bulup da yazardım. Müzelerde, alış veriş merkezlerinde bir çok aktivite olurdu.

Tabi bizimkiler çocuk değiller artık. On beş gün boyunca bilgisayarın başında oturmuş vaziyette durup hiç bana bulaşmadan vakit geçirebilirler.

Ama rahat bana batar. Birlikte yapacak bir şeyler arayıp duruyorum o yüzden.

Daha Bilgiç tatile girmedi aslında. Pazar günü bitiyor kursları ama öğleden sonraları boş.


Cumartesi günü kurs çıkışı sinemada buluştuk onunla. Erkeklerle yapılacak plânların en önemli ve cezbedici maddesi yemek maddesidir. Yemeksiz zor toparlarsınız onları. Önce yemek yedik.

Bir animasyon film buldum ( söylemiştim zaten size. Harika şarkısını dinleyip duruyorum hâlâ)  ona gittik. Festival filmi bol düşündürücü bu filmi ikisi de sevdiler.


Pazar günü Metos arkadaşlarıyla buluşmaya gitti. Bilgiç de kurstaki arkadaşlarıyla dolaştı biraz.

Pazartesi Bilgiç arkadaşlarıyla bize geldi. Parkta nerf silahlarıyla oynayacaklardı. Beş delikanlı onlara keyifli menü hazırladım, yediler içtiler, keyifle dışarı çıktılar ama ne yazık ki sonrası pek keyifli olmadı.

Bizim sitenin içinde dört beş sokak köpeği,  sitemizin yanındaki parkta yirmi otuz sokak köpeği var. (İçerilere doğru daha da çok) Çocuklar daha siteden çıkamadan içeridekilerden bir sümsük dışardakilerle havlaşırken bizimkilerden birisinin baldırına geçirmiş arkadan gelip hiçbiri görmeden.

Sonrası,hastane, kuduz aşısı, keyifsizlik. Hayır Bilgiç'i ısırsa o kadar umursamayacağım, emanet çocuk.

Neyse,  hastane dönüşü yaralımız evine döndü, diğerlerine gelip evde birşeyler yapın, kafanız dağılsın dedim. Akşam sekize kadar salona taşıdıkları bilgisayarlarla oynadılar.

Bilgehan da Metehan da o kadar arkadaşsız geçirdiler ki ortaokul yıllarını, evdeki delikanlılar beni çok mutlu ediyor. Lisede çok güzel arkadaşlıklar edinebildiler çok şükür.  Pırıl pırıl gençlere baktıkça içim açılıyor.


Bugün şehir tiyatrolarından bir oyuna gidelim demiştim. Kapıdan bilet alırız diye plânladık. Hep öyle yaparım zaten, biletler satışa çıkar çıkmaz bittiklerinden :) Hep de bulmuşumdur.

Bakmayın yukarıdaki mutlu tabloya, ne savaşlar verdim ben onun için. Sağdaki küçük bey her zamanki gibi araz çıkarttı. Karşılıklı söylenmeler sonucu gırtlak gırtlağa geldik.

Niye her defasında bu kadar uğraşıyorum bilmem. Bıraksam evde uyuklayıp depresif takılacaktı. Gelsin, açılsın, mutlu olur diye düşündüm.  Zor dengeler bunlar. Neyse en sonunda abuk konuştuğu şeyleri kendi de fark etti de uzlaştık. (Geçen gün onu sinemaya götürmüştüm ya, o sevmiyormuş bile film izlemeyi. E sen bayıldın filme dedim. Evet dedi ama konu o değilmiş. E yani şimdi bana gidip çok sevdiğin filme neden götürdüm seni diye mi kızıyorsun yani dedim. Gülüyor. Hayır zorla da götürmedim bu arada ha.)

Neyse,  şansımıza çok güzel yer bulduk. Tiyatrodaki yegâne ayaklarını koyacak yer olan sıra şansımıza boşalmış,kapı önünde beklemeden direk biletlerimize kavuştuk.

Oyuna kadar karne hediyelerini aldım onlara. Yani Burger King'de en büyük boy menü :) Gerçi Mc Donald's a gittik ama neyse :D



Sahne dekoru çok hoş olan oyunu hepimiz sevdik .  İnsanlara dağıtılan bedava yemeklerle herşeyi unutmaları sağlanarak tarihi yeniden yazan yeni dünyada eski kayıtlar itinayla yok ediliyor. Bir avuç insan işaretli sayfaları toplayarak tarihin yok olmasını engellemeye çalışıyorlar.



Ne yazık ki pek de distopik gelemedi bu konu bize. Pek de uzak hissetmiyorum o dünyadan kendimizi. Kâh güldük kâh hüzünlendik.

Yarın da Metos'la kütüphanedeki bir söyleşiye katılmayı düşünüyoruz. Tam onun konusuyla ilgili bir şey. Hoşuna gidebilir diye düşündüm.

Bakalım haftaya neler bulup yapacağız. Mutfakta yeni bir şey deneriz her sene,  bu sene ne olacağına karar veremedik henüz.

Bekleyelim görelim o zaman.

21 Ocak 2020 Salı

Kitap Salı

Bu hafta bir kitap bitirebilmişim sadece. İkinciye başladım ama çamaşırdı, ütüydü, çanta boşaltmaydı derken daha devamı gelemedi :)


Zor okuduğum bir kitap oldu Tatar Çölü. Doğrusu içime sıkıntı bastı okurken. Aslında yaşamla ilgili pek çok şey çok güzel anlatılmış içinde,  zamanın geçişi, hayatın manası, sıradanlıkların içinde bir şey olacak bekleyişi, yaşın ilerleyip ruhun aynı kalışı. Ama yine de ilk yarısını güçlükle ilerledim, yarıdan sonra daha rahat okudum. Belki de konunun ağırlığı sıktı beni, ondan daraldım, bilemiyorum. Ya da bu felsefede daha güzel kitaplar da okuduğumdandır :)


" Bunun nedeni Filimore'un bugüne değin çok uzun süre beklemiş olması ve belirli yaştan sonra umutlanmanın aşırı derecede çaba gerektirmesi yani insanın yirmi yaşında sahip olduğu inanca asla tekrar kavuşamamasıydı."

"Bu, eski tahtaların içinde inatçı bir yaşam özleminin uyandığı dönemdi. Çok uzun zaman önce,  onlar da sıcaklık ve gücün getirdiği çocuksu bir duyguya sahiptiler, o zamanlar dallardan tomurcuklar fışkırıyordu. Sonradan ağaç kesilivermişti. Şimdiyse, bahar geldiğinde o ağacın parçalarında hâlâ çok çok hafif bir yaşam ürpertisi uyanmaktaydı. Eskiden yaprakları ve çiçekleri varken şimdi yalnızca 'çatır' diyecek kadar belli belirsiz bir anıya sahipti, sonra her şey bir sonraki yıla kadar susacaktı."

" Ya, aslında yanılıyorsa? Ya, gayet sıradan bir yazgıya sahip sıradan biri olarak yaratılmışsa? "

" Yine de zaman, gitgide daha hızlı bir şekilde akıp gidiyordu ; sessiz ritmi yaşamı parçalara ayırıyor, insan geriye bir göz atmak için bile duramıyordu. "Dur! Dur! diye bağırmak istiyor ama sonra bunun hiçbir yararı olmadığının farkına varıyordu. Her şey, insanlar, mevsimler, bulutlar, her şey kaçıp gidiyordu ; insanın taşlara, bir kayanın tepesine asılması da yararsızdı, yorulan parmaklar gevşiyor, kollar cansız bir biçimde düşüyor ve insan kendini bu çok yavaşlamış gibi görünen ama hiç durmayan ırmağa kapılmış buluyordu."

"İnsanın tek başına olduğu ve hiç kimseyle konuşamadığı zaman bir şeye inanması çok zordur. İşte tam o dönemde,  Drogo,  insanların her zaman birbirlerinden uzakta olduklarını fark etti, birisi acı çektiğinde, acısı sadece kendine ait oluyor, hiç kimse o acıyı birazcık olsun dindiremiyordu ; bir insan acı çektiğinde,  duydukları sevgi ne denli büyük olursa olsun, diğerlerinin bu yüzden acı çekmediklerini ve yaşamdaki yalnızlığı işte bu durumun oluşturduğunu fark etti."


İkinci kitabım Semerkant. Bir dizide görülen kitap maddesine uyunca hemen elime aldığım bir kitap. Diziyi de izlemişliğim yok ama :D

Çok sevdiğim Ömer Hayyam'ın Titanik'le batan rubailerinin hikâyesi. Henüz başlarındayım ama çok akıcı.  Sanki o
döneme ışınlanmışım gibi hissettim.


"Ben mahşer günü dehşetinden başka iman, secdeden başka namaz tanımayanlardan değilim. Ben nasıl mı namaz kılarım?  Bir gülü seyrederim, yıldızları sayarım, yaratılışın güzelliği, onun düzenindeki kusursuzluk karşısında büyülenirim, Rabbim'in en güzel eseri olan insanın, onın bilgiye aç beyninin, aşka aç gönlünün, uyanmış veya tatmin edilmiş tüm duygularının karşısında hayranlığa kapılırım."

"Zamanın iki yüzü var, dedi kendi kendine Hayyam, iki boyutu ; uzunluğunu güneşin seyri belirliyor,  kalınlığını ise tutkular."

20 Ocak 2020 Pazartesi

Bu Pazartesi Nostalji Bitmiyor :)

Başka bir şeyler ararken karşıma çıkan yazım bu haftaki ikinci nostaljimiz olsun.

Bu sefer yorumları da koydum, hatıralar yorumda kalmasın diye :)

Hatırlıyorum

Seni hatırlıyorum çılgın simitçi. Seni hatırlıyorum at arabasıyla dolaşan zerzevatçı amca. Seni hatırlıyorum omzundaki sopadan asılan tepsilerle dolaşan yoğurtçu. Seni hatırlıyorum içiçe geçmiş ölçü kapları ve güğümünle sütçü amca.

Seni hatırlatıyorum ilk defa kendi başıma bakkalına gittiğimde beni kucaklayan Mustafa Amca. Seni hatırlıyorum sevın ap yok ama yedi up var ister misin diyen Hüseyin Amca. Seni hatırlıyorum şimdi park olan toprak arazinin ortasında minicik bakkal dükkanıyla Ali Amca. Seni hatırlıyorum sabahları gazete ekmek aldığım, bisküvi kutuların, bakliyat çuvallarınla Yusuf Amca.

Seni hatırlıyorum elime para geçtikçe kitaplarında kendimi kaybettiğim mahallemizin yegâne kırtasiyesi. Seni hatırlıyorum annemin saçlarını kısacık kestireceğim diye götürdüğü Adil Kuaför. Ben ucundan azıcık kesilecek sanmıştım da meğer erkek traşıymış o :) Seni hatırlıyorum gençliğimde saçlarımı emanet ettiğim, aramızdan çok erken ayrılan Levent Ağabey.

Seni hatırlıyorum omzundaki çantasıyla mektuplarımızı taşıyan postacı amca. Gece sesinden küçükken korktuğum büyüdükçe sevdiğim bozacı amca. Düdük sesiyle güven duyduğum bekçi amca.

Seni hatırlıyorum beyaz saçların ve ciddi duruşunla Sevgi Öğretmenim. Seni hatırlıyorum defterime yaptığın çiçeklerle Naime Öğretmenim.




Hepinize günaydın.

Sabahın ilk saatlerinde arkanıza yaslanıp bu güzel şarkıyı dinlerken siz de hatırlayın...

38 yorum:

  1. Canım benin
    Hepsine selam olsun
    Sen böyle diyince her sabah vapura sana gelirken misss gibi kokularının önce caddenin başından burnuma geldiği inci pastanesinin pastacı amcasının ismini hatırlamadığımı ama her sabah o tatlı günaydınını hiç unutmadığımı fark ettim,
    Hatta yıllar sonra tekrar sırf onun için bahariye caddesine çıkıp dükkandan içeri girdiğimde her ikimizin birbirimize dakikalarca bakıp gözlerimizden süzülen yaşları ......ve sessizce yaşadığımız özlemi

    Yine sabah sabah duygusala bağladın beni ve iyiki varsın ki insan olduğumu hatırlattın
    Seni seviyorum
    (Not : pluton da dahil hepsine hala gıcığım )
    Any :))
    YanıtlaSil
    Yanıtlar


    1. Ben de seni seviyorum Any :)
      Sil
  2. günaydın Handan. Bizim bugünkü biz olmamaızı sağlayan herkese selam
    Çenebaz
    YanıtlaSil
  3. Yanıtlar


    1. Günaydın Yağmur Tozu :)
      Sil
  4. Lucy filminden bir sahneyi anımsattın bana
    Eylül'den midir nedir, okuduğum her satırda hüzün bulaşıyor eteklerime...

    sevgiler
    YanıtlaSil
    Yanıtlar


    1. Sen deyince ben de hatırladım o sahneyi Kadriye. Hüzünlü devirlerdeyiz sanırım, özlediklerimiz her geçen gün artıyor...
      Sil
  5. Günaydın. Yazın beni düşüncelere daldırdı. Ben de hatırladıklarımı bir düşüneyim bakalım:))))
    YanıtlaSil
    Yanıtlar


    1. Günaydın Kadriye, sen de hatırla bakalım :)
      Sil
  6. Ben zaten epeydir hatıralarımla yaşıyorum. Aynı söylediğin, tarif ettiğin gibi beni görünce "Hey çıktı Müjde!" diyen şimdi emekli olup kendini kedilere adayan Mehmet bakkalımızı. :) Çiçekçi'yi, delisiyle, çırpıcısıyla, Peter Makarnas'ıyla (kendine o ismi vermişti)ah be Handan. Uzay Yolu'nu, Kaptan Kirk, Mistır Spock, Uhura'lı o güzel günleri özlüyorum. :(
    Kalemine sağlık...
    YanıtlaSil
    Yanıtlar


    1. Ben de çok özlüyorum Müjde.
      Sil
  7. Hatırlamak ve hatırlanmak :) Ne güzel şeyler :)
    YanıtlaSil
  8. Günaydın Handanım...
    Geçmişe, bizi biz yapanlara ne güzel selam vermişsin öyle...

    Bir selam da benden gelsin o zaman...

    Alarkocu Osman amca o zaman sen bana telefon kablosu verdin ya, işte o zaman iyiliğe güzelliğe daha çok inanır oldum ve inan hiç vazgeçmedim♥
    YanıtlaSil
    Yanıtlar


    1. Yaşamımıza dokunan insanlar,hepsi iyi ki varlar Şebnem :)
      Sil
  9. Handaaann,sarılayım mı sana sıkıca,diner mi içindeki huzursuz devinim,belki sarılsam benimki diner birazcık...Sen bunları yazdın ama ben altında yazanları okudum.Bir daha gofret kutusuna uzanabilir mi bu eller,emzikli şekerin tadını alır mı ülkem yeniden?Handaan,sarılsam geçer mi????
    YanıtlaSil
  10. Oldu mu şimdi? Neredeyse aylardır uzak kaldığım, arada iki defa şöylece uğrayıverdiğim evime daha bu sabah geldim. Hem de 11 saatlik bir otobüs yolculuğu sonunda.

    Hadi hatırla bakalım şimdi!

    Dur, önce Vidadiye Teyze. Ki, kendisi mahallenin Fahriye Ablası idi. Yani benim uzun saçlı, kısa akıllı zamanlarımda.
    Ay sonra, Yıldırım Kırtasiye. Hem pul alırdık kendisinden, hem Jules Verneler hem de mevsimi geldiğinde uçurtma:) Defter, kalem, silgiyi saymıyorum bile.
    Külahda leblebi tozu, açıkta satılan pembe gofretler, şemsiye çikolataları ve tarifsiz kokusu ile Tisko Bakkal.
    Aman Handan, az daha yazarsam kopyalayıp blog sunumu yapıcam. E, tabii tevellüt eski olunca...
    YanıtlaSil
    Yanıtlar


    1. Ne güzeldi hepsi de Tülin. Azdı özdü, tadını çıkartıyorduk sonuna kadar, tüketip atmıyorduk.
      Sil
  11. Çok şanslı bir gençlik geçirmişsin Handan Abla, keşke o dönemleri ben de yaşayabilseydim.
    YanıtlaSil
    Yanıtlar


    1. Keşke o dönemleri bugünlere de taşıyabilseydik Belle.
      Sil
  12. Bugün herkes çocukluğunda,yolculukta.Ben de...
    Bir de kokular alır götürür beni oralara...
    YanıtlaSil
    Yanıtlar


    1. Kokular ve müzik zamanda yolculuk yaptırıyor Merih.
      Sil
  13. İyi akşamlar Handan abla... :)
    Güne bir nostalji ile başlayıp gençliği anımsamak çok güzel. :)
    YanıtlaSil
    Yanıtlar


    1. Hatırladıkça içimi sımsıcak yapan bir gençliğe sahip olmak çok güzel Valar:)
      Sil
  14. Hatırlamak güzeldir. Hele unutmanın, unutulmanın acısını yaşayanlar için. Hayatımızdaki insanların varlığını gözardı etmemek, değerlerini bilmek, insani değerleri unutmamak...
    Hatırlayabilenler yaşantımızdan hiç eksilmesin.
    YanıtlaSil
  15. Unutmayalım o güzel anları, anıları, insanları... Kalemine sağlık... Sevgiler...
    YanıtlaSil
  16. ne tatlı hatırlamışsın yaaaa :)
    YanıtlaSil
  17. Ben beni hatirlayamaz oldum bu ulkenin gundemindeki saskolozluklardan.
    Ama o cocukluktaki hicbirsey de silinmiyor hafizalardan oda apayri bir konu:))
    YanıtlaSil
    Yanıtlar


    1. Gündemden kaçıp geçmişe sığınmak arada iyi geliyor Mevlüde.
      Sil
  18. Hep hatırlayalım güzellikleri, tüm kötülere inat... Bir de müzik hep olsun :)
    YanıtlaSil
  19. Ahhh hatırladıklarınız öyle güzel anlara imzasını atmış vefakar insanlar ki
    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hep hatırlayalım onları Tigris.