Hatta blogda ne çok aktivite bulup da yazardım. Müzelerde, alış veriş merkezlerinde bir çok aktivite olurdu.
Tabi bizimkiler çocuk değiller artık. On beş gün boyunca bilgisayarın başında oturmuş vaziyette durup hiç bana bulaşmadan vakit geçirebilirler.
Ama rahat bana batar. Birlikte yapacak bir şeyler arayıp duruyorum o yüzden.
Daha Bilgiç tatile girmedi aslında. Pazar günü bitiyor kursları ama öğleden sonraları boş.
Cumartesi günü kurs çıkışı sinemada buluştuk onunla. Erkeklerle yapılacak plânların en önemli ve cezbedici maddesi yemek maddesidir. Yemeksiz zor toparlarsınız onları. Önce yemek yedik.
Bir animasyon film buldum ( söylemiştim zaten size. Harika şarkısını dinleyip duruyorum hâlâ) ona gittik. Festival filmi bol düşündürücü bu filmi ikisi de sevdiler.
Pazar günü Metos arkadaşlarıyla buluşmaya gitti. Bilgiç de kurstaki arkadaşlarıyla dolaştı biraz.
Pazartesi Bilgiç arkadaşlarıyla bize geldi. Parkta nerf silahlarıyla oynayacaklardı. Beş delikanlı onlara keyifli menü hazırladım, yediler içtiler, keyifle dışarı çıktılar ama ne yazık ki sonrası pek keyifli olmadı.
Bizim sitenin içinde dört beş sokak köpeği, sitemizin yanındaki parkta yirmi otuz sokak köpeği var. (İçerilere doğru daha da çok) Çocuklar daha siteden çıkamadan içeridekilerden bir sümsük dışardakilerle havlaşırken bizimkilerden birisinin baldırına geçirmiş arkadan gelip hiçbiri görmeden.
Sonrası,hastane, kuduz aşısı, keyifsizlik. Hayır Bilgiç'i ısırsa o kadar umursamayacağım, emanet çocuk.
Neyse, hastane dönüşü yaralımız evine döndü, diğerlerine gelip evde birşeyler yapın, kafanız dağılsın dedim. Akşam sekize kadar salona taşıdıkları bilgisayarlarla oynadılar.
Bilgehan da Metehan da o kadar arkadaşsız geçirdiler ki ortaokul yıllarını, evdeki delikanlılar beni çok mutlu ediyor. Lisede çok güzel arkadaşlıklar edinebildiler çok şükür. Pırıl pırıl gençlere baktıkça içim açılıyor.
Bugün şehir tiyatrolarından bir oyuna gidelim demiştim. Kapıdan bilet alırız diye plânladık. Hep öyle yaparım zaten, biletler satışa çıkar çıkmaz bittiklerinden :) Hep de bulmuşumdur.
Bakmayın yukarıdaki mutlu tabloya, ne savaşlar verdim ben onun için. Sağdaki küçük bey her zamanki gibi araz çıkarttı. Karşılıklı söylenmeler sonucu gırtlak gırtlağa geldik.
Niye her defasında bu kadar uğraşıyorum bilmem. Bıraksam evde uyuklayıp depresif takılacaktı. Gelsin, açılsın, mutlu olur diye düşündüm. Zor dengeler bunlar. Neyse en sonunda abuk konuştuğu şeyleri kendi de fark etti de uzlaştık. (Geçen gün onu sinemaya götürmüştüm ya, o sevmiyormuş bile film izlemeyi. E sen bayıldın filme dedim. Evet dedi ama konu o değilmiş. E yani şimdi bana gidip çok sevdiğin filme neden götürdüm seni diye mi kızıyorsun yani dedim. Gülüyor. Hayır zorla da götürmedim bu arada ha.)
Neyse, şansımıza çok güzel yer bulduk. Tiyatrodaki yegâne ayaklarını koyacak yer olan sıra şansımıza boşalmış,kapı önünde beklemeden direk biletlerimize kavuştuk.
Oyuna kadar karne hediyelerini aldım onlara. Yani Burger King'de en büyük boy menü :) Gerçi Mc Donald's a gittik ama neyse :D
Sahne dekoru çok hoş olan oyunu hepimiz sevdik . İnsanlara dağıtılan bedava yemeklerle herşeyi unutmaları sağlanarak tarihi yeniden yazan yeni dünyada eski kayıtlar itinayla yok ediliyor. Bir avuç insan işaretli sayfaları toplayarak tarihin yok olmasını engellemeye çalışıyorlar.
Ne yazık ki pek de distopik gelemedi bu konu bize. Pek de uzak hissetmiyorum o dünyadan kendimizi. Kâh güldük kâh hüzünlendik.
Yarın da Metos'la kütüphanedeki bir söyleşiye katılmayı düşünüyoruz. Tam onun konusuyla ilgili bir şey. Hoşuna gidebilir diye düşündüm.
Bakalım haftaya neler bulup yapacağız. Mutfakta yeni bir şey deneriz her sene, bu sene ne olacağına karar veremedik henüz.
Bekleyelim görelim o zaman.



















