Dönüş

Korkunun ecele faydası yok yarın sabah iki afacanımla o otobüse bineceğim. Onları fazla ciyaklatmadan, ben fazla bağrışmadan, çevremizdekileri rahatsız etmeden, otobüsten yolun ortasında indirilmeden, kendimden geçmeden, çıldırmadan, yolculardan yedi ceddime iyi dilekler sunulmadan İzmir'e varabilirsem, nirvanaya ulaşmış olacağım diye düşünüyorum.

Orada yeniden buluşmak ümidiyle :)

Walkmanimi takıp pencereden dışarıyı seyrederek benim çocuklarım değillermiş gibi yapsam mı acaba?

Tamam Tamam

Aslında yazıyı yazarken başıma gelecekleri tahmin etmiştim. Hatta bir kişinin yazacağı ikiden fazla yorumu kabul etmiyorum diye ekleyecektim sonuna. Sonra dedim ki Handan, kim abartır o kadar?

Ama yanılmışım, şurada bir hafta tatil yapayım dedim ama blog elden gidiyor. Hani sırf bu yüzden dönmem gerek. Çağlar, tamam, yuvana dön, geldim ben :)

Bir başka yüz daha var ki, o da telefonda nazikçe (!!!) fikirlerini sundu. Hayır aynı il sınırları içindeyim de hâlâ , can güvenliğim açısından mecburen yazmam gerek. Daisy, ya tamam sana sorumlulukların var dedikten kötü bir zamanlama oldu ama hani sen de arayıp fırça çekme keyfini yaşa diye kendimi feda ettim.

Hasan, blog kapatma konusunun pîri, valla naçizane küçük bir ara verme denemem oldu ama 21 tane olmadan dönüyorum işte. (İstersen say bak, ortak çarpan parantezine alındığında etmiyor o kadar)

Valla Passive haklı çıktın, inanamıyorum bir gün mola veremedim ya .

Le Jardin, güya ara verdim, ben bişi anlamadım bu işten onun için saymıyorum, ara verme hakkım bende saklı kalsın yine.

Ece teşekkür ederim.

Katre merak etmeme gerek kalmadan yüz geçildi zaten, ne diyeyim, hazır susmaya niyetlenmişken bu şansı kaybediyorsunuz, benden günah gitti :)

Joone , valla parti gibi olmuş, ben katılamadım, çatladım. Bi daha giderken evin kapısını kilitlemeyi düşünüyorum :)

unfortunately yok yok naz yapmıyorum ama en azında iki gün mola veririm zannetmiştim, yazacak birşey ayarlayamadım.

Tuğçe, gördüğün gibi ben ve küçük cümlelerim gene buradayız. Eve dönünce fotoroman yapacağım gerçi, tatil başından bu yana 400 fotoğraf oldu neredeyse.

Nazenim aslında bloğum açıktı sadece blogcudan link verilmiyordu, küçük bir hileyle yeniden linkime kavuştum (hişşt kimse duymasın) , zamanlaman kötü olmuş, evde yoktum, birşey ikram edemedim, ama hoşgeldin, bir dahaki sefere daha iyi ağırlarım artık.

Aslı, geldim geldim, tamam, iki gün susturmadınız adamı, tı tı tı :)

Firefly2, gördüğün gibi iki nefes alamadım :)

Beriş canım, yerim o Ata bebeği ben, az kaldı, iki gün sonra oradayım :)

Nilüfer, geçmiş olsun, ne işin var senin bilgisayar başında bakiim, hadi yatağa , marş marş...

Myılmaz, hoşgeldin, karışık bir anıma denk düştü, gene beklerim :)

Gün, normal şartlar altında buradaki yorum sayısı 100 sayılmaz ama tuttum sözümü yine de :)

Demek ki ne imiş, susacaksam sessiz sedasız susacakmışım, öyle ortalığı velveleye vermeyecekmişim, yoksa çağlar gelip bloğumu alırmış elimden.

Şimdi eğer izin verirseniz bugünü eşya toparlamaya ayıracağım, yarın da yoldayım, naçizane azıcık sesim çıkamayacak.

Hepinize teşekkür ederim.

Gününüz aydın olsun.

Es

İçimdeki sözcükler hoşuma gitmedi, bir müddet sus hakkımı kullanmak istiyorum .

Söz, yorum sayısı yüzü aştığında döneceğim :)

Anlık

Uzun uzun zamanlar bekliyoruz ama herşey bir anda değişiyor.

Dikkaaattt!!!

Evet evet ben kendimi kar keyfine verdim. İstanbul'a gömüldüm. Pek fazla sesim çıkmıyor ama herkes sibirya soğuklarında dondu mu?

Gelen sağdan saysın !

Bu bir tatbikat değildir, çok ciddiyim !


Yazının üzerine tıklarsanız Suat TEKİN'in diğer çalışmalarına ulaşabilirsiniz.

Hâlâ Yaşarken...

"Ama ya bir mezar taşı yazısı seçmem gerekirse? Şunların yazılmasını isterdim:

Hâlâ yaşarken öldü

Bu bir açıdan çelişkili gibi görünebilir, ama çalışmayı, yemek yemeyi ve her zamanki sosyal faaliyetlerine katılmayı sürdürseler bile yaşamayı bırakan birçok insan tanıyordum. Herşeyi otomatik yapan, her yeni günle gelen büyülü anları unutan, bir sonraki dakikanın bu gezegende yaşadıkları son dakika olabileceğini asla anlamayan insanlar."

Paulo Coelho
Zâhir

Titrek

Sanki iskâmbil kâğıtlarından yapılmış dünyan.

Üflesem uçacak gibisin...

Düşünce

Küçük bir serçe avuçlarına konan. Sevgisi kendi yüreği kadar. Nedir ki minicik bir serçenin yüreği dersen eğer, cevabını kendinde bulmalısın.

Küçük bir serçe avuçlarına konan. Sevmek için büyük yürekler ister. Hep seninle olsun diye biraz fazla sıkarsan, yaralarsın.

Sevmek nice dengeler gerektiriyor. Seviyorum demekle olmuyor herşey. Herkes kendi sevgisini görmek istiyor. Kendi istediklerini sunuyor karşısındakine. Oysa belki de onu üşüten şeyde sen yanarsın.

Küçük bir serçe avuçlarına konan.

Anlamalısın...

Şans

İzmir'e kar yağıyormuş... Can'ın aklı kalmıştı kar keyfimizde , insan bu kadar mı ballı olur :)

Avuçlarını aç, düşsün birer birer kar taneleri benden sana...

Günaydın

Günaydın...
Günaydın...Günaydın...
Günaydın...Günaydın...Günaydın...
Günaydın...Günaydın...
Günaydın...
Günaydın...Günaydın...
Günaydın...Günaydın...Günaydın...
Günaydın...Günaydın...
Günaydın...

Bir Beyaz Lerze

Kartaneleri, martılar, İstanbul...

Öyle çok büyük büyük değil , yaşamak küçük kaçamaklarda saklı aslında...

Keyif

Efendim Daisy fırtınada kayboldu... Ben birazdan çıkıp tek başıma karda İstanbul keyfi yapacağım... Kitabım, defterim, walkmanim, fotoğraf makinam ve gülümsemem yanımda olacak... İçimde bir kıpırtı...

Seviyorum bu şehri ben...

???

Birçok soru oluyor her zaman kafamın içinde dönen.

Soru işaretleri hiç azalmaz mı?

...

Yazarak yaşanmıyor. Yaşarken yazılmıyor...

...

"Aslında diyorlarmış ama ben duymasını bilmiyormuşum"

Yol

Önce bir yol çizmek için günümüzü gecemize katıyoruz, sonra o yoldan çıkmak için...

Kar...

Beyaz bu kadar renkli olabilir

Soğuk bu kadar sıcak...

Bil ki

Arada dışarı çıkıp üşümedikçe içerdeki ateşin kıymetini unutur insan...

Ne Yapsak?

Fırtına hâlâ sürüyor ama başka birşey kalmadı denize atacak...

Ha ha ha

J.Lo nun filmlerde hanım hanımcık, fakir, sade hatun rollerine çıkmasını;

Yüzünü, sağını , solunu gerdirenlerin genç kalmanın sırları diye kitaplar yazmasını;

Reklâmlardaki gencecik kızların ciltlerinin genç kalmasını bilimum kremlere borçlu olmalarını;

Kesinlikle dedikoduların yalan olduğunu, ilişkilerinin mükemmel gittiğini söyleyenlerin en fazla bir ay içinde ayrılmalarını;

Çok komik buluyorum...
  • Çarşamba, Ocak 18, 2006
  • 6 Yorum

Nedir ki?

Sonsuzlukta bir küçücük nokta.

Başı, sonu, altı, üstü bu

Yok başka...
  • Çarşamba, Ocak 18, 2006
  • 7 Yorum

Sonsuzluk

Her adım seni uzaklaştırırken bir yerden, bir başkasına yakınlaştırıyor.

Her bitiriş başlangıca açıyor kapısını.
  • Çarşamba, Ocak 18, 2006
  • 2 Yorum

Kıskanç

Kıskançlığım senden çok kendime olan güvensizliğimdendir belki de.

İstanbul Keyfi

Şimdi dışarı çıkacağım. Kulağımda walkman. Kadıköy'e kadar yürüyüp çarşının sokaklarında keyif yapacağım.

Düşünmesi bile güzel.

Sizin yerinize de sahilde bir çay içerim artık. İsteyen var mı?

Kalmak

Soğuk, uzun, yorgun bir kış gecesinde uzaklaşmak istedim kendimden. Yıllardır biriktirdiklerim ağır geldiler, kalkamadım yerimden.

Tatil Bitti

Sıkma canınııııı....

Hepinizi özledim...


GÜNAYDINNNNN....

E ama duyamıyorum günaydınları... Homurdanma değil gerçek günaydınları istiyorum ben.

Oyun mu oynayalım?

Hadi herkes en güzel günaydınını söylesin. (Ne bileyim en güzel günaydın nasıl oluyor, hayal gücünü çalıştır işte...)

Günün aydın, yüreğin aydın, zihnin aydın olsun....

EVİN HALLERİ

Evin yalın hali
İster cüce, ister dev
Camlarında perde yok
Bomboş, ev.

Evin -i hali, sabah,
Geciktiniz haydi!
Uykuların tatlandığı sularda
Bırakacaksınız evi.

Evin -e hali, gün boyu,
Ha gayret emektar deve!
Sırtınızda yılların yorgunluğu
Akşam erkenden eve.

Evin -de hali, saadet,
Isınmak ocaktaki alevde
Sönmüş yıldızlara karşı
Işıklar varsa evde.

Evin -den hali, uzaksınız,
Hattâ içinde yaşarken
Aşkların, ölümlerin omzunda
Ayrılmak varken evden.

BEHÇET NECATİGİL

Anı

Bir bulut aralandı, güneş ışığı vurdu yüzüme, gülümsedim...

Düşünce

Aklımdan geçenleri okusalar belki benzer çıkacak bir katille, sarhoşla, sofuyla, serseriyle, ateistle, çocukla, deliyle veya bir bilim adamıyla.

Ben de adam öldürmeyi düşünebilirim. Gözümü kırpmadan çekip vurabilirim bazılarını. Ya da nara atmayı gecenin bir yarısı. Küçük bir çocuk gibi yolda giderken şarkı söylemek geçebilir aklımdan. Küfretmek sinirlendiğimde en ağza alınmazından. Allah'la kavga ederim bazen. Ya da dua ederim . İnsanlardan kaçacak delik ararım. Deli deli fikirler geçer kafamdan.

Galiba, düşüncelerden çok onların arasından seçip yaptıklarımız bizi farklı kılan.

Ses Bir İki

Aman, in yok cin yok , sıkıldım ben artık. Gelen bi ses versin...

Bekleyiş

Dikenli tellerle çevirmişsin etrafını. Öte tarafa geçemiyorsun.

Göz yaşların bile gitmiş.

Kuruyorsun...

Biliyor musun

Kaybettiğin çocuk bıraktığın yerde bekliyor...

İyi ki Doğdun Ömer Kürşad

Biliyorsun seni tam altı sene bekledim. Doğduğun gün dün gibi aklımda. Şarkı söylemiştim odanın içinde.

İyi ki kız doğmamıştın, Kristal olacaktı adın az kalsın.

Minicik bebektin, kucağımda sallarken başım dönmüştü de yuvarlanmıştık ikimiz de divandan aşağıya. Korkumdan canımın acısını bile duymamıştım.

Peki ya pek kıymetli domateslerime ne demeli. Her hatırladığımda boğazıma düğümlenir birşeyler.

Gerçi evlendiğimde evden uzaklaşmamdan çok kasetlerimi almama üzülmüştün ama :)

Bana cetvel almıştın.

Biricik kardeşim benim.

İyi ki doğdun ...

Sis


Sen sadece gördüklerine mi inanırsın?
  • Çarşamba, Ocak 11, 2006
  • 3 Yorum

Yolculuk

İki çocuklu bir aile olarak hâlâ üşenmeden yollara çıktığımız için mutluyum.

Dört seneden sonra Ankara'yı gördüm. Yine kayboldum. İçinde deniz olmayınca yön kavramım gelişmiyor benim.

Tabi Ankara'ya gidip de neredeyse kapı komşusu çıkacağım Cim'i görmemek olmazdı. Küçük bir kaçamak yaptık. Fotoğraf da çekmiştik ama garson beni soluk çekmekte inat ettiği için ne yazık ki yayınlayamayacağım şimdi :)

İstanbul yolu üzerinde Düzce'ye uğradık. Hımm, soframız hazır bizi bekliyordu. Soba başında köy keyfi yaptık.

İstanbul, kaprisli İstanbul, kendisine en son geldik diye mi nedir, bizi süründürdü trafikte. Ama nihayet evdeyiz.

Zamanda yolculuk yapmak gibi birşey baba evine gelmek. Ne güzel.
  • Çarşamba, Ocak 11, 2006
  • 3 Yorum

İyi Bayramlar

Arkadaşlar, biliyorsunuz evde değilim. Onun için sizleri ziyaret edemiyorum.

Gelip bayramımı kutlayanlara teşekkür ediyorum.

Hepimizin bayramı kutlu olsun. Sevdiklerimizle birlikte geçireceğimiz nice güzel bayramlara.

Anneme

Canım anneciğim,

İyi ki doğdun, iyi ki varsın, iyi ki benim annemsin...

Nice mutlu, sağlıklı, huzurlu, renkli, güzel yıllara...

Seni çok seviyorum.

...

"İnsanlar büyüdükçe hayalleri küçülüyor mu?"

Babam ve Oğlum

Zıt

Sen cümleler kuruyorsun. Ben "ama" lar inşa ediyorum onların üzerine.

Eğer, dikkatle bakarsan, her cümle kendisini çürütüyor zaten.

Ama...

Aklina kirmizi bir cekic geldi, degil mi?

Eger verdigin cevap bu degilse, sen anormal sayilmasa da farkli
bir
akla
sahip olan %2 insandan birisin.


Insanlarin %98’i bu alistirmayi yapinca kirmizi bir cekic diye
yanitliyor.

Dilek

Tatil geliyor. Geldi bile sayılır. Haydi oyun oynayalım...

Herkes kendisinden sonra gelen için güzel bir dilekte bulunsun. Ama sağlık, mutluluk gibi genel şeyler istemiyorum. . Yaratıcılığımızı kullanalım biraz.

Ah, kimse numara yapmasın, gelen alsın dileğini, bunu beğenmedim sonra geleyim yok. Bir kere okuduysan, ne yaparsan yap o senin olur zaten.

Şimdiiii, ne dilesem acaba...

Hımmm..

"Hani kendine sorduğun o çok zor sorular var ya, onların cevaplarını bulmanı diliyorum..."

Aslında

Yaşadıklarından değil kendine yaşatmadıklarından suçluluk duymalısın...

Arayış


Belki de düşünmemek gerekiyor bu kadar çok. Kendimi bulmaya çalışırken, kaybediyorum.

Yine Ebelendim




Metehan'ın küçüklüğünde ideal anne profili çiziyordum.

-Oğlum hadi şuraya gidelim.
- Elimi tutar mısın? Bak düşebilirsin dikkat et.

Gibi cümlelerimi sakince söylüyor, söylediğimi anlayan akıllı bıdıkla yaşıyordum. Meselâ bahçeye çıkardık, Metehan asla uzaklaşmaz, uzaklaşan komşu çocuğunu haber verir, yanımda oynardı. Ben de güler yüzlü sakin anne olarak otururdum sandalyemde.

Ve Bilgehan geldi.


- Bilgehaaaannnnn buraya gel!!!..
- O böcek yenmez.. Çıkart dedim!!!....
- Oğlum nereye gidiyorsun, bak araba çıkacak şimdi oradan, gel bu tarafaaa!!!...
- Hayır o bisiklete binemiyorsun henüz, senin iki katın. Bak , ben ne diyorum!!!...
(Sözler işe yaramadığı için sonunda yaka paça kucağa alarak duruma müdahale ediliyor tabi)

Bir anda sakin, huzurlu, ideal anne görüntüm ciyak ciyak bir kadına dönüştü. Allah'ım ben çok güzel çocuk büyütmüyormuşum meğer çocuk kendi kendine öyle büyüyormuş.

Şimdi durum pek farklı değil. İşin kötüsü ağabeyi de ona uydu artık. Benim de boğazım her daim ağrıyor.

- BİLGEHAN ABİNİ RAHAT BIRAK VURULMAZ ÖYLE!!!

-METAHAN KOŞTURMAYIM MAĞAZANIN İÇİNDE ÇARPACAKSINIZ BİR YERLERE ŞİMDİ!!!

-METEHAN YEMEĞİNİ YEE...

-BİLGEHAN BURAYA GEL AL ŞUNU DA AĞZINA.... HADİ ÇİĞNE AMA...

- KARDEŞİNİN ÜZERİNE OTURMAAAA...

- ABİNİ ISIRMA SAKIN...

Sıralamakla bitmez.

Metehan'la ne dolap kapağı kilitledim ne tuvalet. Bilgehan klozette çok banyo yaptı. Bir keresinde Can elindeki ekmeği oraya bandırırken yakalamış. Bir seferinde de evde en az 20 kişi misafir var, çocuklar tuvalet kapısını açık unutmuşlar. Sifonu da çekememişler daha da beteri. Bir saniye Bilgehan'ı gözden kaybettim. ... Evet, aynen öyle... Herkesi kendi haline bırakıp çocuk yıkayarak geçirdim gecenin kalanını ..

Hım, salondaki orta sehpaya çiş yapmasını anlatmış mıydım?

-Oğlum sen ne yapıyorsun?
-Çişimi yapıyorummm.
-Oğlum oraya çiş yapılır mı?
-Ben buraya yapıcam...

Bilgehan'la ters köşeye yattım.

Ama durun bir tane de Metehan hikâyesi anlatayım.

Gece, hava kararmış, elimde torba taşıdığım için elini tutamıyorum Metehan'ın. O da iki yaşında ve karanlıktan ürküyor. Oyalayıp dikkatini dağıtmak için konuşuyorum.

-Oğlum, bak ne güzel yıldızlar öyle değil mi?
-Evet anne.. Bak bu büyük ayı, bu küçük ayı. Hımm, şu daa kutup yıldızı.
-?!???

İşte böyle. Aslıcım konu biraz saptı... Bu sefer de böyle olsun bakalım.

Kural

İstediğin kadar akıllı ol, oyunun kurallarını bilmedikten sonra kazanamazsın.

Anne Olmak

Aslı tarafından ebelenmişim yine... Çocuklardan önceki hayatımı hatırlamak o kadar uzak ki. Bir de çocuğuna göre de değişiyor. Metehan'da ev düzenimde hiçbir değişiklik olmamıştı ama Bilgehan'da bayağı dağıtıldık.

Efendim, yanda gördüğünüz fotoğraf benim son özgür saatlerime ait. Karnımdaki de yastık falan değil 9,5 ay boyunca doğmayan Metehan bebeğin ta kendisi.

O herşeyden habersiz son saatlerden sonra:

-Sakin ve sabırlı olmayı öğrendim.

-Suçluluk duymayı öğrendim.

- İki çocuğu giydirip hazırlayıp en pratik şekilde yarım saat içinde hazırlanmayı öğrendim.

- Yanımda bağıran çocuklar varken duymazdan gelmeyi öğrendim.

- Her yeni bir şey öğrenmeye çalıştıklarında işlerine karışmamak için kendimi tutmayı öğrendim.


- Uzun ve dolanbaçlı sonu bir yere varmayan lâfları bile dinlemeyi öğrendim.

- Aynı şeyi sinirlenmeden 20 kere anlatmayı öğrendim.


- Annemin bana olan sevgisini yanında benim ona karşı olan kocaman sevgimin bile nasıl yetersiz kaldığını öğrendim.


- Hayatta hiç önem vermediğimiz bir çok şeyi nasıl uğraşarak kazandığımızı öğrendim. ( elimizi ağzımıza götürmekten, adım atmaya kadar)

-Bir çocuğun sihirli öpücüğünün her derde deva olduğunu öğrendim.

- Ağzımdan çıkacak her sözü, yapacağım her hareketi bir kere daha düşünmeyi öğrendim.

- Ve o kadar gürültü, patırtı, koşuştumacalı günlerin arasında onların uyuduğu ya da sessizce oyalandığı 15 - 20 dakikalarda 15-20 dakikanın ne kadar uzun olabildiğini öğrendim.

- Kendim için değil ama onlar için hayatta kalmam gerektiğini öğrendim.

- Kaçamaklarda keyif yapmayı öğrendim.

- Karasevda neymiş onu öğrendim.


Daha kim bilir neler öğreneceğim. En güzel, masum, tatlı öğretmenlerim benim.

Cesaret

Korkusuz lâflar etmesi kolay, korkakça yaşamayı bırakmak cesaret istiyor.
  • Çarşamba, Ocak 04, 2006
  • 4 Yorum

Dua

Eskiden dualarım bile daha renkliydi sanki. Şimdilerde "Allahım bana dayanma gücü ver, sabır ver" demekten ötesine geçemez oldum.
  • Çarşamba, Ocak 04, 2006
  • 3 Yorum

Kısa

Geçen yılki yılbaşı programlarını dün gibi hatırladığımı fark ettim dehşet içinde. Yıllar, içinde yaşanmışlık olmayınca kısacık kalıyorlar ellerimde.


-----------


Bu yazıyı yazdığımdan beri içimi bir şeyler kemirdi sanki. Tabi geçen yılki yılbaşı programını dün gibi hatırlarım, televizyon seyrettiğim yok ki arada başka program hatırlayayım.

Hiç de kısacık kalmadı geçen yıl ellerimde. O kadar güzellikler yaşadım ki . Bunları uzun uzun anlatmıştım biraz önce ama ne yazık ki o yazıdan geriye bir tek yukarıdaki başlık kaldı. Onun için yazmıyorum yeniden. Ama kocaman gülümseme var dudağımda. Ve teşekkür ediyorum bütün yaşadıklarım için.

Haksızlık etmeyeyim şimdi güzel günlere...

Kapalı

Biliyorum, kırlara ulaşamam kapılarımı açmadan...

Hesap

Yılın muhasebesini yaptım kendi kendime. Bilanço tutmadı.

Düş

Sağa sola serpiştirilmiş bir kaç kırıntı elimde son kalan... İnsan nasıl bir yerlere ulaşabilir ki düşleri olmadan?

Albüm

Daisy ebelemiş beni. Hayatımın soundtrack albümü ne olabilirdi?

Arayışla başladı herşey. Ben kimdim, neydim, ne istiyordum? Sonra öğrendim, BİR dik hepimiz. Aynı dünyaya farklı objektiflerden bakan. (One - U2)

Sevdim, sevdiklerimi kaybettim bazen. İçimde kaldı sızıları. Ne yapsam geçiremedim. (What Now My Love- Elvis)

Yoruldum , kırıldım, şanslıydım ki dostlarım vardı yanımda ihtiyacım olduğunda bana yardım eden. (Come Undone- Duran Duran)

Baş kaldırdım herşeye. (whats up- 4 non blondies )

Aşık oldum. ( Love Of My Life- Queen)

Bütün güzelliğiyle yaşadım aşkımı. (Can I Hold You Tonight-Tracy Chapman)

Zaman içinde duruldum, anne oldum, çocuklarımla biraz daha kendimi buldum. Hayatın küçük ayrıntılarda gizlediklerini görmeye başladım. Keyif aldım.

İşte, bu benim hayatım... ( It's My Life- Bon Jovi)


Not: Şarkıları yüklemek için uzun uzun uğraştım. Bakıcam valla, eğer kimse indirmemişse bi daha şarkı markı yok. (Özellikle love of my life dinleyip dinleyebileceğiniz en güzel aşk şarkısı benden söylemesi)
Not2: O kadar da durulmamışım, hâlâ çalkalanıyorum, üstteki nottan bunu anladım.
Not3: Lâf aramızda bu hoşuma gitti, durun canım daha 35 yaşındayım durulmayayım hemen ...

Sevgiyle

Papatya topladıktan sonra elime sinen kokusunu seviyorum. Babalarıyla oynayan çocuklarımı seyretmeyi seviyorum. Açık pencereden içeri temiz hava dolarken Can'a sarılıp uyumayı seviyorum. Mutfak camımdaki buğuyu seviyorum. Gece odama dolan ay ışığını seviyorum. Huzur dolu sesizlikleri seviyorum. Sevgi dolu sımsıcak bir film seyretmeyi seviyorum. Hiç ummadığım bir anda çalan dost telefonu seviyorum. Derin derin nefes almayı seviyorum. Yüzüme düşen kar tanelerini seviyorum. Kızarmış ekmek kokusunu seviyorum. Sokak satıcısından aldığım kestanenin elimdeki sıcaklığını seviyorum. Kışın kar yağarken boğaz vapurunda arka açıkta oturup salep içmeyi seviyorum. Yorucu ve soğuk bir günün ardından sıcak ve mis gibi yemek kokan eve girmeyi seviyorum. Çıtır simiti seviyorum. Dans etmeyi seviyorum. Çocuklarımı öpmeyi (tekrar, tekrar, tekrar) seviyorum. Mektup almayı seviyorum. Annemle kitap sohbeti yapmayı seviyorum. Kimseyle paylaşamadığım müzik zevkimi anlayan kardeşim olmasını seviyorum. Buraya yazı yazmayı seviyorum. Gelen yorumları okumayı seviyorum. Yeni yerler görmeyi seviyorum. Hayal kurmayı seviyorum. Çığlık atmayı seviyorum. Mevsimlerin değişmesini seviyorum. Hayatı seviyorum.

Yılbaşı Hatırası


Evin bu duvarına İzmir Hatırası yazmayı düşünüyorum. Tam karşısında üzerine fotoğraf makinası koyabildiğimiz bir set olduğu için bütün aile fotoğrafları o köşede çekiliyor. Bir gün o koltuk fotoğrafları diye bir potpori yapacağım.

Dün çok keyifli bir gece geçirdik. Mangalda kestane pişirdik. Mısır patlattık. Geceyarısı nar patlattık kapı önünde. PowerTürk seyrettik, çok güzel şarkılar vardı. Can, bir saksıya doldurduğu mangal közünü salonun ortasına getirdi, çocukları yatırdıktan sonra onun başında oturup kahve pişirdik. Film seyrettik. (Ne yazık ki bu orjinal şöminemizin fotoğrafını çekmemişiz)

Yeni yılın ilk sabahında, yine erkenden buralardayım. Güneşli güzel bir sabah var İzmir 'de.


GÜNAYDIN...

(Nedense bu günaydına bu sabah pek cevap beklemiyorum :)