Seninle geçen yirmi dokuz senenin hepsi için minnettarım. Sarılmaların, öpücüklerin, sevgini sonuna kadar hissettirmelerin için minnettarım. Minnettarım "Ölmez Yılan " oyunumuz için. Şarkıların için minnettarım. Elimi tutup okula götürmelerin için minnettarım. Udu elime aldığım ender zamanlarda kemanını kapıp hemen geldiğin için minnettarım. Canım kızım , akıllı kızım, güzel kızım demelerin için minnettarım. Bana bakarken gözlerinde beliren ışık için minnettarım. Sensiz geçen bunca sene boyunca hep kulaklarımda çınlayan sesin için minnettarım. Babam derken yüreğimden yükselen sıcaklık için minnettarım. Yaptığın oyuncaklar için minnettarım. Akşamları "Milyonerciler haydi gelin " diye çağırdığın ve hep birlikte oyun oynadığımız için minnettarım. Kucağına oturtup saatlerce benimle konuşup bir de onları teybe kaydettiğin için minnettarım. Seçip beğenip okuduğum yüzlerce kitabın için minnettarım. Bana yazdığın yazılar ve notların için minnettarım. En güzel şairlerle beni tanıştırdığın için minnettarım. Hep yanımızda olduğun için minnettarım.
Canım babacığım. İyi ki doğmuşsun. İyi ki benim babam olmuşsun. Senin kızın olduğum için minnettarım.
Salı günü lise arkadaşlarımla buluşacağım. Bizim arka bahçede :)
Şöyle bir ortamda oturup hasret gidereceğiz.
Onun dışında günler sıradan geçiyor.
Ve inanın, benim yaşıma geldiğinizde, bu güzel bişey : D
Geçen akşam Sincap 'a yıkadığım eşyalarını götürdüm. Can'la oturduk. Müzik dinledik. Bu arada spotifyda çok güzel bir slow rock listesi yapmışım ( Bakınız)
Şimdi bu fotoğraflara şarkı saklayayım. Bir de videoları toparlayıp birleştirerek en son gezininkini hazır etsem ne güzel olacak.
Eveet, şarkıları ekledim, bir tanesi dışında hepsi babamın şarkısı.
Babamın şarkısı deyince daha önce anlattım mı emin değilim ama Kürşad'ın anısı geliyor aklıma.
Kürşad küçükken yan komşumuzda arkadaşıyla oynarken radyoda bir şarkı çalmaya başlamış, arkadaşı da annesine "Bak anne, babamın şarkısı çalıyor" demiş. Kürşad şarkıyı arkadaşının babası besteledi zannetmiş :D Ne yapsın çocuk, bizim evde babamın şarkısı demek babamızın bestelediği şarkı demektir :D
Hepinize iyi geceleeeer.
Haydi "Walton Ailesi"ne bağlayalım. (Bilmeyen bücürler için işte şurada :D
Bir pazar akşamı buraya uğrayan birileri varsa herkese iyi geceler desin.
Benim onsuz geçen tek bir günüm olmadı. Sevgi dolu bakışlarını görmediğim, yumuşacık sesini duymadığım, sımsıcak sarılışını hissetmediğim tek bir günüm olmadı.
Bugün günlerden babam.
Her gün günlerden babam.
Metehan'la konuşurken "deden olsaydı şimdi çeviri derslerinde sana nasıl yardım ederdi" derken babam.
Bilgehan'a " deden sana müziği öğretirdi " derken babam.
Can elektronik aletlerle uğraşırken "babam olsaydı beni anlardı, takdir ederdi " derken babam.
Annemin yanıbaşında babam.
Kürşad'ın sesinde babam.
Açtığım kitabın üzerindeki ismiyle babam.
Dal dal uzanan hanımelleriyle babam.
Başım dik, yüzümde gülümseme, kendimden emin her uyandığım gün babam...
Neredeyse evin her odasına kuracaktı sobayı. Ev sıcak olmalıydı :)
Annemin kombisi geçen ay bir iki tekleyip bozuldu. Normaldi, sanırım üretilen ilk doğalgaz kombilerdendi. Bütün ılık havaların geride kaldığı, kışı hissettiğimiz bu günlerde gitti kombi. Yenisini mi alalım eskisi mi kalsın diye düşünürken hepten öldü.
Yenisini almayı istiyordum ama eskisi bacalı olduğundan bir sürü kırma dökme olması gerekecekti. Eskisi kalsın desek başka karmaşa.
Bir aydır bütün sıkıntımız buydu.
Neyse klimaydı, elektrikli radyatördü sobalı ev gibi bir odayı ısıtıyorduk ama sulara ne demeli. Buz.
Yıl sonunda babamın telif hakları gelir. Yurt dışında olsaydı o bestelerle sanırım ada falan satın alabilirdi ama bizde komik rakam ödenir genelde.
Neyse, bu sene rekor kırıp kombi parasını karşılayacak bir rakam yatmış hesaba.
Annem "Baban kombinin parasını verdi" dedi. Sıcağı çok severdi. İçi rahat etmedi annemin soğukta kalmasına.
Biz her halükârda alacaktık o kombiyi ama, böylesi başka sıcaklık verdi içimize.
Hem de yeri falan değişip bir sürü iş çıkartmadı, sadece baca borusu çektiler ekstradan.
Huzur içinde yat babacığım. Annemin kombisi takıldı, çalışıyor bu gece.
Daha bir büyüdüğüm zamanlarda ise düşündükçe içimi ısıtan hatıralar bıraktı yüreğime.
Soğuk kış günlerinde sobamızın başında oyuncaklar yaptı bize. Çay kutuları, kaset kapakları kumandayla çalışan kapıları açılan içinde her türlü ayrıntısı olan arabalara, tahtalar oyuncak eve döndü. "Sabır bitti baba" sözünü duyduğunda bırakırdı o yarım haliyle oynamamız için. Kibrit kutularının içine yaptığı minik hikâyeler nasıl da büyülüydü.
Babam bize koskocaman sevgi verdi. Gizli kapaklı değil, açık açık, göstere göstere sevdi hep. Canım kızım canım oğlum dedi, gözlerinin içinde gördük hep o sevgiyi, sarıldı, okşadı. Yumurdu bizi. Her sabah uyandığımızda, her akşam yatmadan önce ve her işten dönüşünde öptük birbirimizi.
Babam engin bir bilgi deniziydi. Her şeyi sorabilirdik ona. Sadece edebiyat ve müzik de değil, matematikte trigonometri nedir bilirdi, elektrik devrelerini bilirdi, tarih keza. Her sorduğumuzu uzun uzun cevaplardı.
Elektrik kesildiğinde pillerden lamba yapardı bize. Agrandizörle fotoğraf tab ederken karanlık odasına girerdik kâğıdın üzerinde sihirli resimlerin oluşmasını izlemek için.
Ah akşamları "Milyonerciler" diye bizi kutu oyunu oynamaya çağırdığında ergendik, hiç canımız istemezdi ama hayır denmezdi babaya. Şimdi anlıyorum ki her defasında kahkahalarla geçen o oyunlar sayesinde birlikte vakit geçirmemizi sağlardı.
Şiirler ve şarkılar hiç eksik olmadı hayatımızdan. İçerideki odadan hep bir ud sesi ya da rebab sesi gelirdi. Hangi müzik aletini eline alsa çalardı babam. Sesi de çok güzeldi.
Futbol maçları izlerdik ailece. Dünya Kupası izlerken farklı ülkeleri tutardık birbirimizi kızdırmak için :)
Bizim evde hiçbir şey bozulamazdı. Babam tamir ederdi onu. Televizyondan cam gibi görüntü gelmeliydi. Radyoda parazit olmamalıydı. Küçükken şişe kırdığımda anneme "Baban tamir eder" demişim, eminim istese onu da tamir ederdi :)
Yirmi yıl geçmiş öldüğünden beri. Hayatının en verimli zamanında gencecik ayrıldı aramızdan. Neler neler yapardı daha kim bilir.
Yüzlerce bestesini, şiirini, ses kayıtlarını, minik sımsıcak notlarını, kitaplarını bıraktı bize. Ve sımsıcak hatıraları.
Bugün başım dik, kendimden emin, kimseye muhtaç olmayan bir kadınsam "Benim güzel kızım, akıllı kızım" sözleri ile büyüdüğüm içindir.
Teşekkür ederim canım babacığım bana verdiğin bütün güzellikler için, birlikte geçirdiğimiz harika 29 yıl için, kıjını çok sevdiğin için.
Baba Muhallebinin kazandibini paylaşandır sevgiyle Hırkasını giydiğindir, Öpen koklayandır her bahaneyle
Baba Tatillerde oyuncak yapandır Sabır bittiğinde oynamana izin veren Kırılan şişeleri bile tamir eden
Baba Minicikken sesini teybe alandır Karnına oturtup sabırla bir şeyler öğreten Elini tutup okula ilk götüren
Baba Şiirler yazandır Şarkılar besteleyen Her zaman içerden udunun sesi gelen
Baba Işıl ışıl bir bakıştır Yanında olmasa bile Sımsıcak bir sarılıştır
İyi ki doğdun babacığım İyi ki benim babamsın “Baba” demeyi o kadar özledim ki İnanamazsın…
.........
Başkaları sen yoksun sanıyor. Biz hâlâ sarkıları seninle dinliyoruz, kitapları seninle okuyoruz, çayımızı seninle yudumluyoruz.
Gözlerini görebiliyorum, bana sıcacık bakıyor. "Seni çok seviyorum" diyen sesini duyuyorum.
Hanımelleri açınca, bana verdiğin hanımellerini hatırlıyorum. Kokluyorum doyasıya. Şarkımı fısıldıyorum.
Oğlumu şımartıyorum senin için. Öyle güzel "dede" diyor ki duymadığına inanamam.
Başkaları sen yoksun sanıyor. Biz hâlâ hep seninle konuşuyoruz. Saçlarımı kısacık kestirdiğimde "Oğlum, oğlum" diye seviyorsun beni. Kürşad'a "Diikatli ol" diyorsun.
İşte böyle babacığım...
Annemle muhallebi pişireceğiz yarın. Kazan dibinin yarısını sana bırakacağım...
07.10.2000
7 Ekim 2009 Çarşamba
Canım Babam
Fethi Karamahmudoğlu
07.10.1942-07.10.1999
Seni en çok büyük oğluşum "dede" dediğinde özledim. Sonra senin Kürşad'a aldığın arabalarla " dede arabaları" diye oynarken özledim.
Seni en çok küçük oğluşum doğduğunda özledim. Çalan her güzel şarkıyı dinlemek için koşturmasında özledim.
Seni en çok milli takım dünya üçüncüsü olduğunda özledim. Sonra avrupa kupasında ilk dörde kaldığımız gece. FB nin şampiyonluklarında. Olimpiyat madalyalarında.
Seni en çok dijital fotoğraf makinaları çıktığında özledim. Bilgisayarlarda fotoğraflarla milyonlarca şey yapıldığında.
Seni en çok oğluşların ilk okula gittikleri günde özledim. Ellerim onların elinde senin ellerinin sıcaklığıyla gittiğim okulları hatırladığımda.
Seni kuru fasulye- pilava bayılan Metehan'a her baktığımda özledim. "Oooo kuru fasulye" diyen sesin yankılandı mutfakta.
Seni en çok hanımelleri açtığında özledim. Odama dolan akşam rüzgârlarında.Radyoda bir şarkını duyduğumda.
Seni en çok çocuklar saçlarını kestirip "fırça baş" olduklarında özledim. Kendi saçlarımı kısacık kestirdiğimde de "oğlum oğlum" diyen sesin çınladı kulaklarımda.
Seni en çok "soğuk moğuk çay" içerken özledim. " Çıntı pıntı birşeyler" yerken özledim.
On yıl...
Dile kolay...
Doğumgününü kutlamalıydık bugün. 67 mum olmalıydı pastanda. Senin beğeneceğin bir hediye düşünmeliydim uzun uzun. Sonra içindekini anlayamaman için paketlerken özel uğraşmalıydım.
Çocuklarımla oynamalıydın. Onlara da oyuncaklar yapmalıydın bize yaptığın gibi. Şarkılar bestelemeliydin. Arayıp "Metehan'la Bilgehan'ın annesi nasıl?" diye sormalıydın.
On yıl...
Hiçbir şey değişmedi.
Ben yine seni çok özleyen küçük kızınım.
Sen de benim kırılan şişeyi bile tamir edebilen "TETİ BA"m sın....
Bundan tam 69 yıl önce Şevket ve Ayşe Nazmiye çiftinin 3. çocukları dünyaya gelmiş. Mavi gözlü bir oğlan. Gördüğüm en derin mavi bakışlara sahip, akıllı, düşünceli, duygusal, sevecen. Daha küçücükmüş "Kar Baba"'ya yazdığında ilk şarkısını, yıllar yıllar sonra herkesin dilinde dolaşacak "Hiçbir şeyde gözüm yok" demeden önce. Becerikli elleri en güzel oyuncakları yaparmış. Eline hangi enstrümanı alsa çalarmış ustalıkla. 1969'da sevdiğine kavuşmuş. 1970'te hayalindeki gelmiş kucağına. (Her ne kadar mavi gözlü olmasa da :D)1977'de de "sevgili küçük yaramaz" katılmış aralarına.Onları kucağına oturtmuş sabırla öğretmiş herşeyi. Saatlerce teybe almış seslerini. Binlerce fotoğraf çekmiş. Kendisi tab etmiş. Evde hiçbirşeyin bozulmasına izin vermezmiş. Şişe kırıldığında bile babam tamir eder anne dermişim. O derece yani. Her zaman müzik olurmuş bu evde. Her zaman ud sesi, keman sesi, rebab sesi.
Bundan tam 12 yıl önce dün sabah iş yerime gitmiştim. Henüz üç gün olmuştu orada çalışmaya başlayalı. Annem telefonda babamın iyi olmadığını söylemişti. Gel demişti. Ağlamaya başlamıştım . Şube müdiresi bana izin vermişti hemen. Can da işinden izin almış, bakıcımız 6 aylık bebeğimizi ve çantamızı hazırlamış, hemen yola çıkmıştık. İzmir'den İstanbul'a en uzun yolculuğumdur benim. Oğluşum "de de de de" demekteydi sanki bilircesine gittiğimiz yeri. Günün sonlarına yakın ulaşmıştık hastaneye. Babacığım torununu görünce mutlu olmuştu. Vakit gece yarısına yaklaşıyordu, ben babamı son defa gördüğümü bilmeden ertesi sabah ona doğum günü pastası getireceğimi söyleyerek yanından ayrılıp eve döndüm. Minik bebeğimi uyuttum. Onun başında otururken bir anda odanın penceresi açıldı. Rüzgârsız sakin bir geceydi. "Acaba babacığım mı geldi" diye düşündüm ve hemen korktum bunu düşünmekten. Bir saat sonra gerçekten de öyle olduğunu öğrendim. Benim canım babam tam o zamanlarda yummuştu gözlerini hayata. Bana hoşçakal demeden gitmemişti sanki.
Bundan tam on iki yıl önce benim sevgi dolu bakışlı, düşünceli, çalışkan, yaratıcı, müzik dolu, şiir dolu, güzel, becerikli , akıllı, canım babam öldü. Doğduğu gün.
Babacığım
Beni sarıp sarmalayan kollarının arasındayım hep
Sevgi dolu bakışlarının sıcaklığındayım hep
Sesin kulaklarımda
Şarkın dudaklarımda
Senin kızın olmanın mutluluğunu yaşamaktayım hep
Şubede işe başlayalı iki gün olmuştu. Sabah annemle telefonla konuşurken babamı sordum, iyi değil dedi. İki gözüm iki çeşme kalakaldım. Henüz çevremde kimseyi de tanımıyorum doğru dürüst. Şube müdiresi benim halimi görünce ne olduğunu sordu, anlattım. Git hemen dedi. Can'ı aradım, bakıcıyı aradık Metehan'ı hazırladı. Doğrusu ayrıntıları hatırlamıyorum, hatırladığım "de de de de" diyen Metehan'ın ilk kelimelerini arabada duyduğumuz.
Gece hastaneye vardık. Babamı gördük. Biraz durduk. Yarın pasta alıp geleceğim doğumgününü kutlayacağız babacığım diyerek ayrıldım yanından.
Eve geldik, Metehan'ı salonda yatırdım. Durup dururken salonun penceresi açıldı sonuna kadar. Babam mı acaba diye düşündüm o an.
Yarım saat sonra annemler döndüler hastaneden.
Benim canım babacığım tam pencerenin açıldığı sıralarda vefat etmiş, kızına hoşçakal demeden gitmemiş,
Elli yedi yaşında. En verimli zamanlarında. Şimdi gördün mü bir de Metehan'ı özleyeceğiz dediği torununa doyamadan. Oğluşunun üniversite mezuniyetini göremeden.
Şimdi yetmiş beş yaşında olacaktı yaşasaydı. Ona aldığım hediyeyi paketten anlamasın diye binbir muziplikle paketliyor olacaktım ben şu sıralar.
En çok da torunlarına oyuncak yapamamasına üzülüyorum. Onları karnına oturtup saatlerce konuşamamasına, binlerce fotoğraflarını çekip tab edememesine. Onlara besteler yapıp çalamamasına.
Yine de şükrediyorum , annem "baban iyi değil" dediği için, işten hemen git iznini verdikleri için, bebekle çabucak hazırlanıp yola çıkabildiğimiz için ve o akşam babacığımı görebildiğim için.
Kimsenin sevgisine muhtaç hissetmediysem kendimi, bakışlarındaki sevgi sayesinde, hep güzel ve akıllı gördüysem aynadaki aksimi, kulağımdaki "güzel kızım", "akıllı kızım" sesin sayesinde, herşeyi yapabileceğimi düşündüysem hep, arkamdaki elin sayesinde babacığım.
Sen benim "Teti Ba"m, elimden tutup yüyütenim, okula götürenim, kırılan şişeleri tamir edenimsin, bir dal hanımelindeki gözyaşım, bir avuç çekirdekteki gülümseyişim, soğuk moğuk çayımdaki sıcaklığımsım.
Bu arabaların ismi dede arabaları. Aslında çoğunu anneanneleri almıştır ama ismi dede arabaları kaldı ilk alınan paketten dolayı.
İşte bu arabanın da içinde olduğu paket.
Dedeleri çocuklarıma oyuncak alamadı hiç. Kendisi harika oyuncak yapardı. Bana ahşap barbi evi, Kürşad'a uzaktan kumandalı otobüs. Hep çocuklarıma da yapmasını istemiştim,kısmet değilmiş.
Neyse, bir gün markete gittiğinde -ki pek ender bir durumdu bu- orada gördüğü araba setini Kürşad'a, seni seviyorum yazan kalp taşıyan peluş ayıyı da bana almış babam. Biz o zaman büyümüştük ama çok sevmiştik hediyelerimizi. Şimdi düşünüyorum da sanırım onları görünce benim şu anki duygularımı hissetmişti belki de :)
O arabalar paketinde duruyordu. Derken Metehan oyun yaşına geldi artık yanımızda olmayan dedesinden kalan bu hatıra arabalar onun oldu.
İşte oğlumun ilk arabaları dede arabasıydı. o yüzden isimleri öyle kaldı.
Artık şu kutuyu yerine kaldırayım. Ve kaldırırken teşekkür de edeyim sessizce bana hatırlattığı güzellikler için.
Hepinize günaydın.
İleride içinizi sıcacık yapan hatıralar yaratacağınız bir güne açılsın sabahınız.
Şu dünyada size sarılıp öpen, gözlerinde sevgi parlayan, elleriyle ölmez yılan oynatan, muhallebi kazanının dibini paylaşan, kırılan şişeleri tamir edip yaş gününüzde bir dal hanımeli getiren babanız varsa eğer, o aranızdan ayrılalı on yedi sene olsa bile sıcaklığı yüreğinizden sesi kulağınızdan bakışları gözlerinizden ayrılmaz...
Şu dünyada babalar kızlarını çok severse o kızları kimse yere yıkamaz, hiç bir şeye muhtaç olmaz, başı dik yürür.
Şu dünyada böylesi kendime güvenli, böylesi huzurlu böylesi kadın olduğum için mutlu bir insansam canım babacığımın bunda katkısı çook büyüktür.
Babacığım..
Teti ba.
Teşekkür ederim bana yaptığın harika babalık için, bütün o sarılışlar, gülümseyişler, şiirler, besteler için, büyüdüğüm huzurlu ve güvenli yuva için, benim babam beni çok seviyor duygusunu bir an bile kaybetmediğim için..
Kutuların içindeki ne işe yaradığı belli olmayan kablolar, şarj aletlerinin falan arasında gördüm...
Mavi gözler,sevgi dolu bakışlar, kocaman sarılışlar, yeri dolmayan özlemler gördüm onda..
Televizyonun kim bilir nerede. Ama kumandası bende kalmış. Sen olsaydın televizyonu da çalışırdı eminim hâlâ...
Elini tutar gibi tuttum. Düğmelerine dokundum. Her biri ile nasıl uğraştığın geldi gözüme. Hiçbir şey eskimezdi bizim evde..
Ortasındaki iki vida da senin eserin :) Evimizde ikinci televizyon olsun diye vermiştin bunu. Zaten diğer televizyonumuzu da sen almıştın. Yine modelini seçmemi bekleyemeden :) İlk cep telefonumu da sen almıştın ya. Onda da bekleyememiştin :) O telefon da yok artık. Ama numaram 18 senedir aynı. Senden hatıra. Değişemem ki. Sürekli bir yerlere giden kızını merak eden babanın hediyesi.
Ah babacığım...
Şimdi şu kumandanın tuşlarına bassam, sen çıkıversen karşıma. Sarılsam kocaman, hiç bırakmasam...
Sen yine teyp tamir etsen köşende, ben de seni izlesem merakla yine:-)
Mavi gözlerindeki sevgiye daldığım. Güzel kızım akıllı kızım sözleriyle büyüdüğüm... Şişe kırılsa tamir eder bildiğim. Sazının sesini ninni yaptığım...
On beş yıldır eksik olan yanım... Seni çok özledim, yine yine hep çok özledim babacığım..
Sen gönül bağımın son çiçeğisin Ömrümün biricik gözbebeğisin Canımın içi çarpan yüreğimsin Gel bitir çileleri koş gel ban Hasretim dolu dolu hasret sana Yollarında gözüm hep seni arar Yokluğun ne yaman aklıma zarar Sürmesin bu zulüm mahşere kadar Gel bitir çileleri koş gel bana Hasretim dolu dolu hasret sana Gel atılmak için kollarına gel Gel uzanmak için dallarına gel Can feda güzelim yollarına gel Gel bitir çileleri koş gel ban Hasretim deli dolu hasret sana...
Ela gözlü kız demiş ki mavi gözlü oğlana..
Senin gözlerin maviydi
Benimkiler elâ
Aynı şeyleri gördük
Ne güzel
Hep aynı gözle baktık
Dünyaya...
ve yine demiş ki..
elimle koymuş gibi
bulurum seni her zaman
bazen eski bir şarkı sözünde
bazen çayımı yudumlarken
anılar var ya...o..
birlikte paylaştığımız anlar
şuraya, buraya gizlenmiş
ayrıntılar..
seninle bir kere yaşanmış
sensiz, bin kez anlatılanlar..
elimle koymuş gibi
bulurum seni her zaman
dokunamam....
Kırk beş yıl önceymiş, yine böyle bir pazartesi günü kavuşmuşlar birbirlerine... On beş yıl önce birlikte kutlamışlar son defa evlilik yıldönümlerini. Hem de bir tosuncuk torun da varmış yanlarında..
Mavi gözlü oğlan bir zamanlar yazdığı özlem dolu mektuplarından birinde önündeki arabanın plakasına bakıp HF harfleri bizi simgeliyor 30 da birlikte geçireceğimiz yılları sanki demiş... Gerçekten de tam otuz yıl geçirmişler birlikte. Şiir dolu, şarkı dolu, sımsıcak otuz yıl...
Ve elâ gözlü kız demiş ki yine..
Bıraktığın gibi duruyor
Her şeyin
Çorapların, mendillerin
Askıda gömleklerin
Palton , ayakkabın, gözlüklerin
Dolapta elbiselerin.
Kâğıtların, kalemlerin, izlerin
Bıraktığın gibi duruyor
Her şeyin...
Bir de içimizdeki sevgin.
Bana söyleyecek bir söz bırakmamışlar..
Onların çocuğu olmaktan duyduğum mutluluğu bir defa daha tekrarlamaktan başka..
Ah, bu da senin için anneciğim...
Not : Sen Gönül Bağımın Son Çiçeğisin şarkısını Vedat Çetinkaya'nın sesinden dinlemek için şuraya alayım..
Eski kasetlerde dolaşırken babamın küçük bir fasıl geçtiğine rastladım. Bir yandan babamın sesini duymak hüzünlendirdi beni bir yandan da şarkılar. Hepsi bir birinden güzeldi, bir tanesini sizin için seçtim.
solsan da sararsan yine gül penbe dehensin rabbin bana bir nimeti varsa o da sensin sinem ebediyyen o güzel tenle bezensin rabbin bana bir nimeti varsa o da sensin
Beste : Mısır'lı İbrahim Efendi Güfte : Ahmet Refik Altınay Makamı : Hicaz makamı Usûlü : Türk aksağı usûlü
Dün annemle konuşurken ışık geçirmeyen perdeleri görseydin ne kadar hoşuna giderdi diye düşündük. Kendine karanlık oda yapmak için nasıl uğraştığını hatırlayarak. Kaç kişinin babası kendisine çay kutusundan agrandizör yapıp fotoğraf basmıştır ki ? Beyaz kâğıdı ilaçlı suya sokup üzerinde fotoğrafın belirmesini izlettiğin için bana, sana teşekkür ederim ...
Şimdi dijital makinalar var. Eminim sen onları da çok severdin. Biliyor musun, fotoğrafların arkasına fon müziği de koyup harika slayt gösterileri yapabiliyorum. Oysa sen seneler önce bunu zaten başarıyordun değil mi? Renkli bir fona fotoğrafları birer birer yerleştirip, arka planda müzik çalarak onları kameraya çekiyordun. Böyle güzel şeyleri daha kimse hayal edemezken yaşattığın için teşekkür ederim...
Bu sene Bilgiç'in doğum günü davetiyesini senin bize yaptığın Tipitip filmlerinden esinlendim. Tipitip sakızlarından çıkan karikatürleri art arda ekleyip kibrit kutusuna sararak hazırlardın ya ...
Hem Metos'un bilim partisindeki el lambaları da senden hatıra. Teyplerin kalan pillerini arka arkaya dizip el feneri yapmasını bize öğrettiğin zamanlar elektrik kesintileri bir eğlenceye dönüşmüştü..
Benim barbi evim, Kürşad'ın motorlu otobüsü... Şubat tatillerinde babamızın başında onu yapmasını beklediğimiz sabırsız anlar. "Sabır bitti baba" sözünü müteakip yarım yapılmış oyuncakları elimize verip oynatarak hevesimizi almamızı sağlaman...
Sen daha o zamanlardan biliyormuşsun çocukların neye ihtiyacı olduğunu değil mi? Böylesi şanslı bir çocukluk geçirttiğin için teşekkür ederim.
HD televizyonlar, HD filmler var artık. Benim için çok da bir özellikleri yok. Hayatımda hiç net olmayan bir yayın izlemedim ki. Biz balkonlarda sen çatıda , en ufak bir bozukluk kalmamacasına yaptığın ayarlar gülümsetiyor düşündükçe beni. Asla çirkinle yetinmeyip her zaman güzelin peşinde olmayı bize öğrettiği için teşekkür ederim...
Dün toplandık yine seni anmak için. Bir sofra hazırladık ki görsen bayılırdın... Evin bütün odaları doluydu, herkes gülümsüyordu... Sesler, hatıralar, kahkahalar... 14 yıl sonra, hâlâ bu kadar insanın anmak için gelecek kadar seni sevdiği bir insan olduğun için teşekkür ederim...
Sen benim canım babamsın... En üzgün anlarımda senin sevgi dolu bakışlarını getiriyorum gözümün önüne. Bazen kaçacak delik aradığımda, keşke babam olsaydı diyorum.
Çok erken ayrıldın aramızdan... Çok....
Yine de seninle geçirdiğim sevgi dolu, sımsıcak, bol sarılmalı, bol sohbetli, müzikli, sanatlı, sesli, renkli harika 29 sene için teşekkür ederim...
İyi ki doğdun....
Fethi Karamahmudoğlu Öğretmen, Bestekâr, Filolog, Şair, Yazar, Udi, Teyp Tamircisi, Kırılan Şişe Onarıcısı, Ölmez Yılan, Harika Bir Baba 7 Ekim 1942- 7 Ekim 1999