İşte Böyle :)

Ben eskiden, bir tane sakin ve akıllı oğlum var iken, pek idealist ve cool bir anneydim. Öyleydim.



Metehan'la bahçeye çıkardım. Ben kitabımı okurdum. O yere serdiğim kilimde oynardı. Soru sorardı bol bol, sabırla cevap verirdim. Haydi bunu yapalım oğluşum derdim, yapardık. Koşmak için bile izin isterdi.

Sonra bir haydut doğurdum. O, bahçede huzurla kitap okuyup sakin sakin çocuğuyla ilgilenen anne gitti yerine saçlar diken diken "Bilgehaaaaaaaannnnnn!!!" diye bağrınan bir cadı geldi. Konu komşuya rezil oldum, prestij falan kalmadı bende.



Sonra o haydut diğerini de kendisine benzetti.

Şu anda hayatım didişen iki oğlanı birbirinden ayırmaya çalışarak geçiyor.

İdealist mi?

Pöh....

Kafaları gözleri yarılmadan sağsalim bir büyütürsem yeter bana :)

Oy Verelim



Bir tek benim oyumla ne olacak ki demeyelim.

Yatma Vakti :)


Pijamalarını giymiş çocuklar kadar yumurmalık bir görüntü olabilir mi dünyada ?

Ortadaki cimcime benim yeğenim Sude. O bir küçük hanfendi :)

Çocuklar okula gittiler.

Bir yanım, şu dolap dökme işlemine başla diyor.

Diğer yanım boşver dolabı dökmeyi akşama kadar tembellik yap diyor.

Dolaplar kapaklarından dışarı fırlıyor. Onları temizleyip şöööyle bir ferahlamak istiyorum.

Ama ayaklarımı uzatıp, geçen gün hastalandığımda çıkarttığım beyazdizilerimi okuyup, çayımı içip, arada uyuklayıp, akşama kadar keyif yapmak da pek cazip.

Şimdi annem aradı, eurosportta buz pateni varmış. Hımmm, gidip onu seyredeyim ben en iyisi. Kendimi bildim bileli bayılırım buz pateni yarışmalarını seyretmeye :)

Herkese günaydın. Tünaydın mı deseydim.

Gülümseyin.

Bugün yaşasın Cumaaaa...


Isobel - Dido

Bizim Evin Can Halleri

Demin Özii'nin yazısını okuyunca kendi Can'ım geldi aklıma.

Can'ım bana Handan der. Hadi bana Handan desin Handoş falan dese vururdum onu zaten de geçen senelerden birinde sinemada on dakikayı ararken bayağı güzel bir şey keşfettim. Cep telefonumu anneme bıraktığımız için (Tabi sırf telefonu bırakmadık, yanında çocuk da var:) Can'ın telefonundan kendimi aradım. Herkesin telefonunda "aşkım" , "canım", "sevgilim" falan diye kayıtlı olur eşinin ismi, benimkinde adım, onu da geçtim bir de soyadım yazıyor. "Bu ne hayatım" dedim? "Ben herkesi böyle yazıyorum ya seninki de öyle olmuş" dedi. İnatla bütün adres defterini aradım. Benden başka adı soyadı yazan tek bir Allahın kulu vardı orada. O da kendisi. Kendi cep telefonunun numarasını da aynı simkarta adı ve soyadı olarak kaydetmiş. İşte filmin ikinci yarısında ne olduğunu bu yüzden hâlâ bilmem. Gülmekten seyredemedim. Birisi Can'ın telefonunu bulursa, tabi bulduğunda Can'ın ismi de ona vahiy olarak gelip "Haaa, bu telefonun sahibi bu adammış derse, orada kayıtlı numarayı çevirip sonra da bekler durur artık: "Hep meşgul, hep meşgul" :D

Şimdi bir dip not eklemek istiyorum: Bu olayı Can'ın arkadaşları başka birisine anlatarak dalga geçmeye çalışırlarken o kişi de "Eee, ne var bunda benimki de kayıtlı" demek suretiyle duruma son noktayı koymuştur. Patronları olan bu şahısa laf söyleyemeyen arkadaşları sessizce uzaklaşırken son gülen Can olmuştur :)

Derin bir nefes al.
Kendine gülümse.
Yaşamak güzel.
Bazen deli dolu.
Bazen sakin huzurlu.
Zaman zaman tepetaklak.
Hayat.

Derin bir nefes al.
Kendine gülümse.
Ne olusa olsun.
Herşey senin içinde.
Senin elinde.
Senin yüreğinde.


I did it my way - Frank Sinatra

İyi ki Doğdun Metehan

Deney malzemelerimiz hazırlandı.

Masamız hazırlandı.

Gamze Ablamızın yaptığı pastamız konsepte uygun olarak süslendi.

Sabahın yedisinde kalkılıp saat ikiye kadar heyecanla arkadaşlarımızın gelmesi beklendi.


Sonunda yemekler yendi. (Hepsini kendi elceğizimle yaptım, Fatoş Yengem ben yaptım derse sakın inanmayın. ) Mumlar üflendi.


Nihayet heyecanla herkesin beklediği an geldi. Bütün çocuklara önlükleri giydirildi, gözlükleri takıldı, not defterleri verildi.

Suda iğne yüzdürmece, kuru üzümlere dans ettirmece, mor lahana suyunu kırmızı ve maviye çevirmece,söndürülen mumu dumanından yakmaca, sirke ile karbonatı karıştırıp balon şişirmece gibi deneylerimizi yaptık. Portakal kabuğunun yanıp yanmadığını kontrol ettik .

Sonunda da pil, kablo ve küçük lambalarla el feneri yaptık. Çok eğlendik.

(Çok da yorulduk tabi. Onlar ne yorulacak canım benim pilim bitti:)

Doğumgünü çocuğu iyi ki doğdun. Yüzündeki gülümseme hiç eksilmesin. Her zaman mutlu, huzurlu ol. Çevrene de hep mutluluk ve huzur ver.

Seni çooook seviyoruz .

Deney Tüpü


Dün çocukları okula bıraktığımda kızlardan birisinin elinde leblebi tozu gördüm. Anaaa, işte tam aradığım deney tüpleri. (Hayır tüplerle pek birşey yapacağım da yok ama bilim partisi de tüpsüz olmaz şimdi)
İnsan birşeye odaklanınca, aradıkları önüne çıkıveriyor gerçekten de :)
Herkese günaydın.
Aradıklarımızı bulduğumuz, bulduklarımızın değerini anladığımız nefis bir güne açılsın sabahımız...


Rock & Roll - Eric Hutchinson

Parti Hazırlıkları

Doğumgünlerimizin çocuklar için en keyifli tarafı hep beraber hazırlıkları yaptığımız günler oluyor. Partimizi belirledikten sonra ona uygun neler yapabiliriz diye düşünüp sonra uygulamaya başlıyoruz. Minik eller kesiyor, yapıştırıyor, eğleniyor. Hani neredeyse doğumgünlerinden keyifli oluyor hazırlık aşaması.

Dün saatlerce dışarıda dolaşıp eksikleri tamamlamaya çalıştıktan sonra akşam yine oturduk masanın başına.



Büyük bir ciddiyetle çalıştık :)

Bunlar molekül kürdan başlıklarımız. Soframızda kullanmak üzere. Çoğunlukla su molekülü olmakla birlikte arada birkaç tane gözlü kulaklı adamlar da yok değil :)


Evet, bu sene bilim partisi veriyoruz :) Küçük deneyler yapacağız. Renk çarkı hazırlayacağız. Piller ve minik ampullerle fener oluşturacağız. Başka birşey var mıydı? Hımm, ilaç kutusundan roket yapmayı düşünüyoruz. (Eczaneye gidip bana metal bir ilaç kutusu verebilir misiniz, ama pahalı bir ilaç olmasın dediğimde eczacının yüz ifadesini anlatamam :)



Şimdilik süslerin bir kısmı tamamlandı. Çocuklara beyaz grafon kâğıdından önlük, telden gözlük yapmak gibi ayrıntılara henüz başlamadım :)


Daha çoook işimiz var çoook :)
Herkese günaydın :) Çok güzel bir güne açılsın sabahımız...




  • Çarşamba, Mart 18, 2009
  • 7 Yorum

Arada oluyor böyle. Söyleyecek en ufak bir söz bulamıyorum. Möööööle bakıyorum ekrana doğru boş boş.

E yapacak işim var gücüm var, daha fazla yazma keyfimi bekleyemeyeceğim şimdi.

Oğluşumun doğum günü partisi hazırlıklarını yapınca gelirim ben neler yaptığımızı göstermek için. Yine harika bir parti olacak :) Geçen seneki dedektif partisi gibi, ondan önceki seneki orman partisi gibi , daha önceki kızıldereli partisi gibi ...

İşte böyle.

Güneşli güzel bir sabah. Öğlene kadar evdeki işlerimi halledip sonra kendimi dışarı atmayı planlıyorum . Bir haftadan sonra ilk defa biraz enerjim var gibi.

Dün akşam önden Fringe ardından Lost seyrederek zaten sıkılan içimi iyi bir sıktıktan sonra bugün temiz havaya ihtiyacım var. Bu Lost'u da bişeye bağlayacaklarsa bağlasınlar artık, sinirimi bozmaya başladı iyice. Ne güzeldi ilk sezonları oysa.
Herkese günaydın....

Nefis, ışıl ışıl, kıpır kıpır , cıvıl cıvıl bir güne açılsın sabahımız.




"Senin oradaki insanlar" dedi Küçük Prens, "beş bin gülü tek bir bahçede yetiştiriyorlar... yine de aradıklarını bulamıyorlar..."

"Bulamıyorlar" diye yanıtladım.

"Öte yandan aradıkları tek bir gülde ya da bir damla suda bulunabilir..."

"Öyle..." diye karşılık verdim.

Sonra şunları ekledi Küçük Prens:

"Ama kördür gözler. Yürek yordamıyla aramalı."


Küçük Prens
Antoine de Saint-Exupery
  • Çarşamba, Mart 11, 2009
  • 2 Yorum

"İlkgençlik yıllarında, gelecek hâlâ önlerinde açılmakta olan gizemli bir şeydi. Bu şey bir tülle örtülüydü elbette, ama bu belirsizlik onları ne korkutuyor ne de kaygılandırıyordu. Yarınların aydınlık olacağından emindiler.


O dönemde yüreklerinde don, damarlarında buz yoktu. Kış pencerenin dışındaydıve yere düştüğünde sıradan su mamlalarına dönüşen o şahane geometrik kar tanelerini seyretmek onlar için çok güzeldi. "



Luisito
Bir Sevgi Öyküsü
Susanna Tamaro

~


Geçen gün çocuklar sinema akşamı yapmak isteyince izlemediğimiz filmlerin arasında bunu bulduk. Aslında bana kalsa her halde pek tercih etmezdim ama seyrederken çocuklardan çok güldük :) Çok eğlenceli bir filmdi. Bizim gibi çocuklarla birlikte film seyretmek isteyen varsa tavsiye ediyorum doğrusu.
Galiba türkçeye " Fare Şehri" diye çevirmişler. (Aman ne yaratıcı bir isim.)
İyi seyirler...
Not: Şarkılar da eğlenceli. Ben Türkçe dublajlı seyretmek zorunda kaldım haliyle, orjinalini seslendirenler de çok iyi bir de öyle seyretmek lâzım :)