Ağlatan Sahneler

Kısa Metrajlı Hayatlar da gördüm, ben de yazmak istedim. Gerçi benim ağlamadığım film pek azdır ama olsun. İçlerinden aklıma gelen ilk beşini yazıyorum.







Dünyada Bir Gece İstanbul Film Festivalinde gittiğim ve çok beğendiğim bir filmdi. Bulsam yine keyifle seyrederim. Dünyanın çeşitli yerlerinde aynı gece içinde geçen taksi hikâyeleri anlatılıyordu filmde. (Buradan ) İşte bu hikâyelerin birinde taksi şöförü bebeğini anlatıyordu, orada ağlamıştım.






Akira Kurosawa'nın Düşleri de çok etkileyen filmlerden biriydi. ( Bakınız :) Burada da Köprü ve Sudeğirmenleri Köyü düşlerinde ağlamıştım.








Bu filmde nedense Moonlight Graham (Burt Lancaster)hep beni hüzünlendirir. Hele düşen küçük kıza yardım için sahadan çıkıp yeniden yaşlı hale dönüştüğü sahnede hiç dayanamam.





Kızgın Damdaki Kedi de Koca Baba(Burl Ives)nın babasıyla ilgili anılarını anlattığı sahne ile filmin en sonunda Brick (Paul Newman)in Maggie (Elizabeth Taylor)i yanına çağırdığı sahne unutulmaz..




"Hey captain my captain"... Son sahne...




Denge

Ayakkabılarımı bağlayıp çıkıyorum ya evden, yolda giderken çözülüyor ya bir tanesi, eğilip onu bağlıyorum ya, işte öyle yürümeye devam edemediğimi farkettim. Kesin diğerini de çözüp bağlıyorum iki adım attıktan sonra. Aksi halde biri sıkı biri bol rahatsız ediyor beni.

Durum çok mu vahim doktor ?

...


Ne fark eder nerede olduğum?

Ben, ben olduktan sonra.







Yalnızca küçük bir damlayım

Zamanın ortasında.

  • Pazartesi, Şubat 27, 2006
  • 5 Yorum

Uyandırma Servisi

Bu şarkıyı galiba Ufuk'un verdiği bir linkten almıştım. Pek keyifli birşey. Pazartesi için birebir.

Daha ne diyeyim, bir zahmet şuraya tıklayıp, alın efendim.

Dans edebilenler etsin, edemeyenler parmaklarını oynatsın :)
  • Pazartesi, Şubat 27, 2006
  • 5 Yorum

Günaydın



Pazartesi sabahı rejime başlamayı düşünenlere hain fotoğraflarım var.

Dün küçük bir spagetti partisi hazırladım.Keyifli geçti gerçekten de. Gelemeyenlerin de bol bol kulaklarını çınlattık.


Ah, bunun spagetti partisiyle bir alâkası yok, evin düzgün halini çektik ki arada bakıp hatırlayalım nasıl bir şey olduğunu :)

Keyifli, huzurlu ve mutlu bir haftaya açılsın sabahımız...
  • Pazartesi, Şubat 27, 2006
  • 9 Yorum

Renk-siz

Bazen
Beyazda boşluğa düşer
Kırmızıda kanar
Mavide boğulur
Sarıda yanar
İnsan
Beyaz saf
Kırmızı aşk
Mavi huzur
Sarı ışık değildir her zaman

Öyle bir an olur ki
Siyahta toplanır gökkuşağı
Gülümsetir kocaman...
  • Cumartesi, Şubat 25, 2006
  • 7 Yorum

İkilem

Kendini odanın içine kapatmak dünyayı dışarda bırakman anlamına gelmez yalnızca.

Sen de dünyanın dışında kalırsın, anlasana...
  • Cumartesi, Şubat 25, 2006
  • 7 Yorum


Yarışmanın birincisi soru işaretinin arkasında :)

Beriş canım henüz yemedim ama pek güzel gözüküyor, ellerine sağlık...

Sonuç

Eveeet, yukarıdaki posttan aşağılara inerek burayı okuyan ilk kişiye :

Yarışmanın sonucunda eşitlik oldu. Ateş fotoğrafı ile en sonuncu Foça'dan deniz fotağrafı aynı oyu aldılar.

Şimdi sen hangisinin birinci olacağına karar ver, kahve falını da kap bakalım :)

Seçmece...




















Haydi size göre en güzeli hangisi söyleyin.(Fotoğrafların üzerine tıklayınca büyüyor)

Yalnız şöyle bir sorun var hangisini seçtiğinizi tarif etmeniz gerekiyor. Altlarına numara falan koyamadığımı fark ettim :)

Birinciyi seçenler arasından birisine kahve falı bakacağım, ona göre, gelen oy versin :)

Ah, bir de tehdit, en az 35 kişi oylamadan yeni yazı mazı yok, ho ho ho, biraz dinleneyim bu arada, fotoğrafları yükleyene kadar yoruldum...
Herkesin tek oy hakkı var :)
İsimsizler geçersiz:)
Ne yapalım artık açık kapı bırakmamam gerektiğini öğrendim:)

Günaydınnn...

Bir sene ingilizce hazırlık kursuna gitmiştim. Çok tatlı bir hocamız vardı: Mrs. G . Sabahın köründe, daha biz uykudan uyanamamışken müthiş bir enerjiyle içeri girer

" Goodmorning everyone" diye bağırırdı.

Günaydınına yeterli enerji ile cevap bulamazsa sınıfın ortasına ilerler, daha kuvvetli bir şekilde seslenirdi bu sefer:

"Goodmorning dedim be yahu, bi cevap versenize!!!"

Şimdi

... için yarın çok geç bugün başlamalı bence...
  • Cumartesi, Şubat 18, 2006
  • 4 Yorum

Yol

Hani kapı kapalıdır ama umursamazsın, ilerlersin sakince, bilirsin yaklaştığında açılıverecektir önünde.

Oturup kara kara düşünmek yerine ayağa kalkıp yürümeye başla istediğin yere, duvarlar yolverecek sen ilerleyince...
  • Cumartesi, Şubat 18, 2006
  • 6 Yorum

Huzur


Bırak rüzgâra tüm sıkıntını, essin götürsün...

Bırak gözyaşlarına korkularını, aksın götürsün...

Bırak dalgalara kıskançlıkları, çarpsın götürsün...

Bırak bir çocuk eline ellerini, çeksin götürsün...

Bırak hayata kendini, sarsın götürsün...

Üşengeç

Hadi eti ızgara yaptınız anladım. Hadi haşladınız anladım. Sebzelerle salata yaptınız anladım. Hadi sebzeleri haşladınız anladım. Anlayamadığım, mesela "karnıyarık"ı kim nasıl icad etmiş? Nereden aklına gelmiş onca işlem. Yemeklere bakınca inanamıyorum bazen.

İyi ki herkes benim gibi üşengeç değilmiş. Hâlâ haşlama et, sebze yiyor olurduk. Hayatta bulamazdım içli köfte, imam bayıldı falan. Ben lahanadan kapuska pişiririm olsa olsa en fazla, sarmaymış, yok canım, şimdi yaprakları haşla, içini hazırla, doldur, sar , pişir, ne gerek var ki ikisi de aynı hesaba geliyor, onbeş dakikada hazırlamak varken aynı malzemeyle üç saat niye uğraşayım, değil mi ama? Yapacak bir sürü güzel işim varken...

Gerçi herkes benim gibi olsaydı , okuyacak kitap da bulamazdık ama şimdi konumuzla tam alâkalı değil bu...
  • Perşembe, Şubat 16, 2006
  • 7 Yorum

Neden Blog Yazıyoruz?

Papazın biri golf oynamayı çok seviyormuş. Bir pazar günü havayı golf oynamak için çok müsait görünce hastayım diyerek kiliseden kaçıp golf oynamaya gitmiş. Bunu fark eden meleklerden biri Tanrı'ya gitmiş "Tanrım , üstelik de bir papaz böyle davranıyor, bir şey yapmayacak mısın?" diye sormuş. Tanrı evet anlamında başını sallamış. O gün papaz akşama kadar golf oynamış. Harika atışlar yapmış, rekor kırmış. Akşam yeniden Tanrının yanına giden melek "Tanrım hani birşeyler yapacaktın? Yalan söylemesinin karşılığında bu kadar mükemmel bir gün geçirdi, nerede bunun cezası anlayamadım ben" demiş. Tanrı sakince ona bakmış "Evet çok güzel bir gün geçirdi ama düşünsene, kimseye anlatamayacak..."


Fıkra anlatmayı hiç beceremem idare ediverin artık .

Bu arada bloğumun açılışının 9. ayını yurtta ve KKTC de büyük bir törenle kutlamayı düşünüyordum ama birinci senenin dolmasını bekleyeyim dedim , tabi tebrikleri alabilirim yine de :)
  • Çarşamba, Şubat 15, 2006
  • 9 Yorum

Bizim Evin Bilgiç Halleri


-Annee nar suyunu sevmem ben (Beş dakika önce denemiş ve beğenmemiş olduğundan konuyla ilgili yorum yapıyor)
-Tamam oğlum içme (Bu arada blog yazmakta olan anne "içme"nin "me" kısmını ağzında gevelediği için "iç" olarak anlaşılıyor)
-"İçme" de, "me"yi koymayı unutma, "içme içme", (koltuğun üzerinde zıplayarak içme içme diye ritim tutuluyor)
  • Çarşamba, Şubat 15, 2006
  • 2 Yorum

Kuşlar Vardır



Kuşlar vardır, cana benzer havalarda;
Soğuksa kar, baharsa yaprak;
Bir başına büyür toprakta ömrümüz,
Güneşle yeşil elleriyle çıplak;

- Uslu ayaklarla başlamış yolculuk -
Yürünmez öyle, bazen durulur,
Ve iner erenler katına yorgunluk;
Kapanır sukun üzre kitaplar.

Nefeslerle sürüp giden yaşamamız
Bir su kenarına gelir durur;
Ekmekten, şaraptan öte nimetler vardır;
Yürünmez öyle hep, bazen susulur.

CAN YÜCEL

  • Çarşamba, Şubat 15, 2006
  • 6 Yorum

Bir Umut


Yorgunsun, uzaklardan gelmişsin,
Yitirmişsin ne varsa birer birer.
Bir sağlık, bir sevinç, bir umut
Onlar da nerdeyse gitti, gider.

Dost bildiğin insanların yüzleri
Aynalar gibi kapkara.
Suyu mu çekilmiş bulutların
Dönmüşsün kuruyan ırmaklara.

Taşlara düşen saat gibi
Ne artı ne eksi.
Bir sağlık, bir sevinç,bir umut
Hikaye hepsi..
  • Çarşamba, Şubat 15, 2006
  • 3 Yorum

Evin Gece Hali

Sessizliğin huzuru... Çayımın sıcaklığı... Oğluşların uykusunun güzelliği... Ayışığının büyüsü...

İyi geceler...

Sevgilerle...

Haydi herkes kendisinden sonra gelene bir şarkı hediye etsin...


BU da benden hepinize...

Düşündün mü Hiç ?

El olup da tutmamak, göz olup da bakmamak nasıl birşey. Ağız olup konuşmamak, kol olup sarılmamak.

Kuş olup uçmamak, çiçek olup açmamak. Rüzgâr olup esmemek.

Nasıl birşey koltuk olup oturulmamak, su olup içilmemek.

Düşündün mü hiç?

Oyuncak olup oynanmamak...

Hayat olup yaşanmamak...
  • Pazartesi, Şubat 13, 2006
  • 4 Yorum

Günaydınnnn....

Güzel bir pazartesi sabahında "Günaydın" ları duyalım içimiz ısınsın ...

Bugün belki de o gündür :)
  • Pazartesi, Şubat 13, 2006
  • 4 Yorum

Proof


"-Deli insanlar oturup deli olup olmadıklarını merak etmezler.
-Etmezler mi?
-Tabi ki hayır. Yapacakları çok daha iyi şeyleri vardır. Deliysen bunun en iyi göstergelerinden biri "Ben deli miyim?" sorusunu sormamandır.
-Cevap evet olsa bile mi?
-Deliler soru sormazlar..."
  • Pazartesi, Şubat 13, 2006
  • 0 Yorum

Alıntı

Buradaki yazılar, fotoğraflar, şiirler altında başka kişilerin adı yoksa benim yazdıklarım, çektiklerimdir. Kimin olduğunu bilmediğim alıntıları bile muhakkak belirtirim. Benim yazdıklarımı alıp bloglarınızda yayımlamanız hoşuma gider ama lütfen altına ismimi yazın, ünlü bir yazar falan olmasam da bu kadar saygıyı hak ettiğimi düşünüyorum.

777
  • Cumartesi, Şubat 11, 2006
  • 0 Yorum

Hediye

Sabah gazetelerdeki reklâmlara takıldı gözüm.

Ah bir sevgililer günü gelse de sevgilim de bana tencere, tava ya da süpürge veya fırın, çamaşır makinası gibi özel şeyler alsa... Ahh, ah.. İnsanlar gerçekten sevgililer gününde bunları alıyor mu eşlerine ? Hediye dediğin özel birşey değil mi? Süpürge kadının hediyesi mi oluyor? Neden erkeklere çamaşır makinası alınmıyor o zaman?

Yapmayın Allah aşkına...

Bu konu bir tarafa, düşünüyorum da 10-15 sene önce sevgililer gününü hatırlamak özeldi zaten. "Sevgililer günün kutlu olsun" demek bile karşındakini şaşırtmaya yeterdi. Şimdi sadece bir pazarlama objesi olarak görülüyor. Tüm diğer özel günler gibi.


Sevgilim bana seni seviyorum yazan kalp şeklinde yastık getirir bazen. Bazen minik kırmızı bir top verir alışveriş merkezinde gezerken. Ya da bir gülle gelir eve. Yılın herhangi bir günüdür, onun için çok özel ve değerlidir. Ben en çok bunu severim.
  • Cumartesi, Şubat 11, 2006
  • 8 Yorum

Mutfakta

Sizi bilmem ama ben bütün günü sıkılarak geçirdim. Biraz önce ayaklarımı sürüyerek mutfağa geldim. Yemek yapasım da yoktu. Önce çay alıp yanında da olabildiğince kalorili birşeyler yiyeyim dedim. Zaten sıkkınsam, uykum varsa, hastaysam, tedavi yöntemim aşırı kalori yüklemesi şeklinde oluyor hep. Mutfağa girdim, çay suyu kaynarken çorbayı ocağa koyayım diye düşündüm. Sebzeleri doğradım, hızımı alamadım patlıcanları doğradım. Patlıcanları kızartayım bari dedim. Patlıcanlar kızarırken soğan, sarımsak doğrayıp onları sararttım. Domates, biber, pişirdim. Bu arada patlıcanlar kızardı sosa onları karıştırdım. Eh bunun yanına makarna gider. Makarna suyu koydum. Çorbayı blenderdan geçirdim. Şu anda makarnalar pişiyor. Çayım kaynadı ama sanırım onu yemekten sonra içeceğim. Şimdi gidip kocaman bir salata yapayım.

Eh bakmayın öyle, yok bu yazının anafikri falan.

Dağılın....

Yenilenmek

Herşey
Birer birer birikmiş
Yüreğimde.
Son damla
Taşırdı,
Yıkıp götürdü
Önüne ne geçtiyse

Şimdi, yeniden kurma vakti

Ama önce musluğu tamir etmek gerek...

---

"Gerçek icad araba değil arabanın yapıldığı montaj hattıydı..."

Seabiscuit filminden...
  • Perşembe, Şubat 09, 2006
  • 2 Yorum

Yazarken

Bu kalemi benimle birlikte kaç kişi daha tutuyor sayamadım...
  • Perşembe, Şubat 09, 2006
  • 6 Yorum

Haydi

Hep beraber ıssız bir adaya gidiyoruz. Herkes üç eşya alsın gelsin...

Benimkiler:

Walkman(Tabi bilimum cd, yiyecek değilim ya walkmani ),
Defter(Kalemsiz bişiye yaramaz),
Çakı (Hani açınca içinde yok yok olanlardan)

Şaşkın

Hani filmin son sahnesinde bir sürpriz vardır, bir anda tüm film geçer gözünün önünden, ben nasıl anlayamadım diye şaşırırsın.

Hayatta da oluyor bazen...
  • Çarşamba, Şubat 08, 2006
  • 2 Yorum

Ne Tuhaf

Mesela basit bir "Nerdesin sen?" sorusu ,zaman zaman kızdırıyor insanı hesap sormanın kabalığında, zaman zaman mutlu ediyor merak edilmenin sıcaklığında.
  • Çarşamba, Şubat 08, 2006
  • 5 Yorum

Hızlı

Aman canım istediğim zaman konuşurum istemezsem engellerim olur biter... Olmadı mı, silerim herşeyi yepyeni bir adreste tertemiz bir sayfa açarım. Ne olacak. Kolay...

Oyuncak oldu dostluk. Üç günde başlayan beş günde biten...
  • Çarşamba, Şubat 08, 2006
  • 7 Yorum

Global

Dünyaya açıldık biz artık. Gecenin bir yarısı Alaska'daki birisiyle konuşuyoruz. Apartmanın kapısında rastladığımız komşumuzu tanımasak da....
  • Çarşamba, Şubat 08, 2006
  • 2 Yorum

In These Arms

Bonjovi'nin bu şarkısını ilk dinlediğim zamanı hatırlıyorum. Sevgili Akaretler Yokuşu'nu (Namı-ı diğer Spor Caddesi) ağır ağır tırmanırken yeni aldığım kaseti koymuştum walkmanime. Ve sonra kasetin diğer şarkılarına pek sıra gelmemişti.

İçi üşüyenler, kıpır kıpır birşeyler arayanlar, işte sımsıcak bir şarkı.

Tam burada :)

Mola

Şimdi buradasın, bu yazıyı okuyorsun ya, mola ver bir dakika. Derin bir nefes al... Al hadi... (Bırakabilirsin nefesini kedi)
Şimdi gülümse. Mızıkçılık yok gülümse.
Bir derin nefes daha...

Ohhhh....

Günaydın.

Kar Keyfi

Başlığı görüp de geçen haftalarda basamadığım fotoğraflarımı koyacağımı zannediyorsunuz ama yanılıyorsunuz . Efendim, hemen sıcak sıcak (soğuk soğuk mu deseydim ya da) kar fotoğrafları. İzmir'de de kar keyfi yapabiliyoruz nitekim. Sucuklu ekmekli hem de :)



Berişle keyfimize diyecek yok (Arka plandaki ağlayan ve bağıran çocuk seslerini almıyor iyi ki bu makinalar :)

Dikkaaatttt!!!







  • Cumartesi, Şubat 04, 2006
  • 9 Yorum

?

Nerde başlarsın, nerde bitersin?

Just for today


Just for today
I could try to live through this day only
Not deal with all life's problems
Just for today

If just for one night
I could feel not sad and lonely
Not be my own life's problem
Just for one night

If just (for) today
I could try to live through this day only
Not deal with all life's problems
Just for today

If just for one night
I could feel not sad and lonely
Not be my own life's problem
Just for one night

Just for today
I could try to live through this day only
Not deal with all life's problems
Just for today

Just for today

George Harrison
(Dinlemek isteyenler kırmızıya tıklasın)

Köprü


Nice köprüler vardı sessizce önüne serilen, hiç adımını atmadığın.
Hep başkalarından bekledin , günler geçti, keşke sen elini uzatsaydın.

Geldim Geldim

Korktuğum başıma gelmedi, sakin sayılabilecek bir yolculuk yaptık oğluşlarla. Şimdi çok işim var çoookkk...

Ah, bu arada , sevgili Yalnızlar Kraliçesi, kendimi önemli kılmak için ucuz numaralara ihtiyacım yok benim. Zaten kendini önemli kılmak da ne demek? Buradayım, birşeyler paylaşmaya çalışıyorum , canım çok sıkkın olduğunda mızmızlanmak istemediğimden susuyorum biraz, ama susarken de bir oyun oynayayım dedim bu sefer. Aldığım en kırıcı yorum oldu bu herhalde, e herşeyin bir ilki vardır.
  • Perşembe, Şubat 02, 2006
  • 8 Yorum