İstanbul'da Hâlâ Bir Parça Orman Varken Tadını Çıkartmak Gerek

Evet çıkar birazdan dediğimiz güneş gün boyunca yarım saat kadar kendini gösterdi, evet hava soğuktu, evet üşüdük biraz. Olsun. Yine de çok eğlendik.


Uzun zamandır buluşamadığımız arkadaşlarımızla birlikte harika bir gündü.





Aynı zamanlarda evlendik, aynı zamanlarda çocuk sahibi olduk, başka kimsemiz olmadığı zamanlarda birbirimize sahip çıktık, evliliği, anneliği birlikte öğrendik. Sıkılınca soluğu diğerimizde aldık. Gurbette birbirimize aile olduk. İzmir onlarla güzeldi...


Bir gün de şu patikalarda kaybolmak istiyoruz yalnız. Bir dahakine de öyle yapalım.
  • Pazartesi, Nisan 30, 2018
  • 8 Yorum

Nostaljik Pazartesi

Bu haftaki nostaljimizde beş sene öncesine gidip Billund'un patikalarında kaybolalım istedim. Haydi gelin :)


1 Ağustos 2013 Perşembe

Skulpturpark

Legoland çıkışında otele dönerken yolumuzun üzerindeki bu heykelli parka giriyoruz.
 


Uçsuz bucaksız bir yeşilliğin ortasında kendi hallerinde duran heykeller tezat oluşturuyorlar, tuhaf bir biçimde de güzel kaynaşıyorlar aynı zamanda :)






 







Çocukların tepesine çıktıklarını gördüğümde durun ne yapıyorsunuz desem de, heykellerin ismine baktığımda fark ediyorum ki oğlanlar anlamışlar olayın özünü :)


Üç oyun heykeli :)


Hımmm bu divan ismi size de pek tanıdık gelmedi mi ?


Gayet de tanıdık gözüküyor :)




Ertesi sabah kasabanın merkezine gidelim diyorum , pek uzakta değil zaten. Yine giriyoruz heykelli parka, ama çok sıcak olduğundan ana yoldan değil aradaki bir patikaya dalıyoruz.


İnsanın ruhu dinleniyor bu manzarada :)


Yeşilliklerin arasında, acaba doğru yoldan mı gidiyoruz soru işaretleri eşliğinde parkın diğer ucuna varıyoruz.


Uzaktan bakarken bu heykellere , çok tanıdık geliyorlar bana.

Ve hemen bağırıyorum:  "Aaaa, Küçük Prens değil mi bunlar?"


Evet ta kendisi ...


Tilkisi


Lambacısı


Bütün zarafetiyle kendisi.


Benim küçük prenslerimle birlikte poz veriyorlar :) Benimkiler prens mi maymun mu orasından tam emin değilim gerçi :)


En son heykel "Benim dünyama hoşgeldiniz " diyor.


Ben de iyi ki gelmişiz diye geçiriyorum içimden :)

Minicik kasabanın merkezinde bir iki saat geçiriyoruz. Hediyelik eşya dükkanındaki kız da ertesi gün Alanya'ya gidiyormuş, biz sıcaklardan kaçtık siz ona koşuyorsunuz diyorum, gülüyor.

Uçağımızın kalkmasına az kaldı. Otobüse binip otelden eşyalarımızı aldığımız gibi havaalanının yolunu tutuyoruz.

Sadece dört gün bile ne çok şey alabiliyor içine değil mi?

Her sabah yepyeni bir keşif yapacakmışçasına uyanmamız lâzım belki de tatili beklemeden.

Kim bilir belki burnumuzun dibindeki birçok şeyi fark edemiyoruzdur bıkkınlık perdesinin ardından..


Yolda giderken Metehan'a işte topluiğne ucu kadar bir yer kaplıyor bütün hayatımız, ne büyük görüyoruz diyorum.

 
İki gün önce üzerinden geçtiğimiz köprüyü seyrediyorum biraz.
 

Bulutların üzerinde olmanın keyfini çıkartıyorum.


Giderken yolda aldığım kitabımı bitirmiştim, onu koltuğumun önündeki gözde bırakıyorum, belki kitap arayan birisinin eline geçer diyerek. Yanımdaki diğer kitabı alıyorum elime. Yıllar önce okuduğum Yüreğinin Götürdüğü Yere Git, aynı kitabı bambaşka ben olarak yeniden okuyorum...


İşte İstanbul'a geldik bile.


Çocuklarıma "En büyük zenginliklerden birisi de nedir biliyor musunuz ?" diyorum.

"Harika bir tatilden dönerken evimize kavuşacağımız için mutlu olmaktır..."

Silkinme Çalışmaları

Sabah sürüklenircesine yürüyüş yaptım. Hahaah, bu kadar isteksiz yürüdüğüm zamanlar da azdır, genelde gittikten sonra moda girerim bu sefer hiç girmedim :D


Can'ın pazar günü boştu. Onun boş da çocukların hep bir işleri olduğundan,  ben de her yere birlikte gidelim modundan kurtulamadığımdan her gün kös kös oturuyoruz. (Zaten bu hafta hep gece gitti sabah geldi, yani gündüzleri de kös kös oturduk :D) Uzun zamandır buluşamadığımız arkadaşlarına mesaj attım, sanırım buluşabileceğiz. Çocuklar da kendi başlarının çaresine baksınlar artık.


Salı günü ortaokul arkadaşlarımla buluşma ayarladım.

Metehan bu akşam erken geliyormuş, sinema kaçamağı yapalım dedik. Avangers de beni hiç çekmiyor ama ailece gitmek güzel.


Önceden plân yapmazsam hiçbir şey yapamıyorum. Bazen plân yapmaktan bıkıyorum,  bırak dağınık kalsın diyorum ama bu sefer de ben dağılıyorum.

Zaten Ramazan'a da az kaldı, ne kadar gezsek kâr :)

Bu Sabah

Kendi kendime acilen plânlar yapman lâzım plân yapmadığında kös kös sıkılıyorsun dedim.

Acilen rejime başlaman lâzım, en azından bol bol su iç ve yemek yerken uzun uzun çiğne dedim.

Yürüyüşe gittim. Yavaş yürüdüm ama bir saat yürüdüm en azından dedim.

Dönüşte aheste aheste sitenin içinde giderken sabah güneşi vurmuş pisipisi otlarını gördüm.

Sıradan bir sabahın her zaman geçtiğin sıradan bir yolunda sıradan pisipisi otlarıyla küçük bir mucize yakaladığımı fark ettim eve döndüğümde .

Rüzgârla savrulan tohumlarını ...

Hayat böylesi sürprizlerle dolu işte .



Bunlarda uçuşan tohum yok ama yine de çok güzeller.



İçlerinden birisini seçip şarkınızı alabilirsiniz.

Hepinize günaydın.

Çalışkan Çarşamba

Bugünkü konumuzu daha önceden de yayımlamıştım ama yeniden paylaşmak istedim.

Çocukların dergilerinde görmüştüm. Sonrasında internette araştırma yaptım.
O zaman çok fotoğraf bulamamıştım ama şimdi bayağı bilgi var hakkında.

Ay neden bahsettiğimi anlatmadım.

Hang Son Doong mağarası. Dağ nehri mağarası anlamına geliyormuş ismi.

Vietnam'da 1991 yılında bir köylü tarafından bulunmuş. 2009'da dünyaya duyurulmuş. Kırk katlı bir gökdelenin sığabileceği kadar büyük bir mağara. 200 m yüksekliğinde 150 m genişliğinde. Henüz tamamı keşfedilememiş.




Bir an Dünyanın Merkezine Seyahat filmi geldi aklıma bu fotoğrafları görünce. İçinden dinozor falan çıksa şaşırmayacağım :)

Haksız mıyım :D

Eveet bu haftalık da bu kadar.

Sizi kısa bir videosu ile başbaşa bırakırken haftaya yeni bir konuda buluşmak üzere diyorum :)