Manasız

Sen hiç kendini boş bir şişe gibi hissetin mi? Ya da kapının kenarındaki çatlak. Tavandaki leke. Paspastaki toz. Öylesi hissiz. Hiç kendini balkon kenarındaki korkuluk, denizin üzerinde yüzen çöp, kaldırımdaki taş gibi hissettin mi? Geometri defterine çizdiğin doğru parçası, masanın üzerindeki silgi kırıntısı, lavabodan dökülen su. Öylesi anlamsız, öylesi duygusuz. Öylesi saçma sapan. Hiç kendini gereksiz hissettin mi? Ve istedin mi kırılmak bir bardak misali. Darmadağın. Karman çorman. Geri dönmemecesine yok olan.
17 Mayıs 1994
  • Cumartesi, Temmuz 30, 2005
  • 1 Yorum

11 Dakika

İlkbahar için şöyle söyleyemezsin: " Erken gelsin ve uzun sürsün." Sadece şunu diyebilirsin "Gelsin bahar taşıdığı umutla yıkasın beni ve elinden geldiği kadar kalsın"

Paulo Coelho

Therese Raquin

Emile ZOLA yazmış. Ben de tatile giderken klasiklerden okuyayım diye yanıma almışım. Zaten tasfirleriyle Emile ZOLA'yı biliyorum ama tatil ya sakin sakin, konu nereye gidiyor diye koşturmadan okurum demişim. Konusuna da baksam iyi olurdu tabi. Böylece tatilimin üç gecesini aşığıyla bir olup kocasını öldüren kadının- ki bu kitabın dörttebirinde gerçekleşiyor zaten- , onların korkularının, bunalımlarının, soğuk evlerinin, iç karartan atmosferinin içinde geçirmiş oldum. Şimdi bu bana bu kitabı okudum demekten başka ne kazandırdı?

Yaşama Sevinci

İnsanın yaşama sevinci hergün buraya yazdığı bir iki cümle olabilir mi? Her sabah bugün yazabilecek miyim sorusu, bazen kısacık bir cümle için saatlerce yazıp çizmek. Son nokta konulmuş her yazıda "Tamam işte buydu istediğim" dediğimdeki mutluluk.

Kıskanç

Sanırım ben kıskanç bir kadınım biraz. Ya sabahın ilk saatleri ya da gecenin bir yarısı iniyorum sahile, denizle başbaşa kalabileyim diye.


Carpe Diem

Kum


Elimi daldırdım kumlara, avuçlarımda kalan taneler aktı gitti parmaklarımın arasından, bana hatırası kaldı.

Büyü


Bazen gün batınca öyle bir büyü sarar ki etrafı petrol rafinerisinin bacaları Los Angeles görüntüsü verir. İyi bir şey mi kötü birşey mi bilemiyorum.

Deniz


Dalgalardan güneş parçacıkları topladım, ışıl ışıl oldu içim, parladım...

Adı Tatil

O kadar komik ki halimiz. Tatile gidiyoruz ama isteksizlik diz boyu. Gören bizi göreve gidiyor zanneder. Aslında neredeyse öyle sayılır, çocukları denize götürme görevindeyiz.
Gidip bir yerde on gün kalmak uymuyor ki tatil anlayışımıza bizim. Arabamıza atlayıp durmadan gitmeliyiz. Sarı tabelaları izlemeliyiz. Yeni yerler keşfetmeliyiz..
Neyse bu sene son artık. Seneye Likya Yolu'nu katetmeye başlamayı düşünüyorum. Bir sene daha deniz kıyısında tatil yapamayacağım.

Defterim, kalemim, fotoğraf makinam ve ben, umarım yakalayabiliriz yine de birşeyler.
  • Perşembe, Temmuz 21, 2005
  • 5 Yorum

Pas



Her yaşanılan üzerinde bir iz bırakmış olsa da.
İnadına meydan okuyor hayata.
  • Perşembe, Temmuz 21, 2005
  • 2 Yorum

Güne Başlarken

Ne güzel bir güne zamanda yolculuk yaparak başlamak. Ve kahkahalarla açmak bir sabahı.
Teşekkür ederim canımın içi , sen bir ablanın sahip olabileceği en güzel kardeşsin.
Seni çoook seviyorum.
  • Perşembe, Temmuz 21, 2005
  • 1 Yorum

Koşu



Bir çocuk gibi tasasız, korkusuz, keyifle koşmak hayata.

Her sabah yeni bir umut, yeni bir heyecanla yelken açmak sonsuza.
  • Çarşamba, Temmuz 20, 2005
  • 3 Yorum

Saygı

Klimamız bozulunca yetkili servisini çağırdık haliyle. Bir hafta sonrasına randevu verdiler. İzmir, sıcak, klima ve bir hafta sonrası. Can çok üsteleyince iki gün sonrasına anlaşıldı. İki gün sonra ne gelen var ne giden ne bir telefon. Yeniden aramamız gerekti. En sonunda geldiler, parçasını alıp gittiler. 3 gün yine ses yok. Yeniden aradık. Sinir harbi.
Onlara çok güvenmeyince başka bir servisi çağırdık sonra. Yetkili falan değil bu servis. Dedikleri saatte geldiler. Galoşlarını giyip içeri girdiler. Tamir çantalarını yere koymadan önce yer kirlenmesin diye altına serecek birşey istediler. İnanamadım.
Ne güzel kendisine, işine , çevresindekilere saygılı insanları tanımak. Hala umut var demek ki.

Gece

Geceyarısını geçmiş saat, gözlerim kapanıyor artık. Ama biraz daha dayanmak için uğraşıyorum. Bilmiyorum neden bu gece bu inat. Yatmayacağım işte, kendimle küçük bir savaşım var. Sınavlar için oturdum, hasta çocuklar için de. Bu gece de kendim için oturuyorum , sadece kendim için. Böylece sıradan bir geceye anlam yüklüyorum. İşte o gece olacak bundan sonra.İşte o gece, uykum kaçtığı için değil , uykum delice olmasına rağmen,sadece keyfim için inadına oturdum.

Kalan

Bir şey kaldı gecelerden birinde
Senden.
Öncesinde bilinmemiş birşey,
Silinmez bir ses gibi giden..
Kelimelerden büyük, kelimelerin içinde,
Bir şey kaldı senden
Yaşamalar'ın arasında kaçamaklı.
Veriliş rengi başka, alınış rengi başka..
Söylemeye vakit kalmadan
Dudakların altına bırakılmış bir şey.
Karanlıkların tam ortasında bir kırmızı nokta..
Gözlerce pırıl pırıl, ellerce saklı.
Bir şey kaldı, bir denizin kıyısında senden,
Bakışlarla yüklü, söylemelerle sessiz..
Seninle dolu, seninle sensiz bir şey..
Arandıkça bulunmamış yıllar yılı,
Bulundukça aramaklı.

ÖZDEMİR ASAF
  • Pazartesi, Temmuz 18, 2005
  • 0 Yorum

Reklamlarda

-Neden gerekli deterjan ortaya çıkmazdan önce ev pislikten batar?
- Neden minicik bebeği taşların üzerinde görünce kimse üşüdüğünü düşünmez de hijyeni düşünür?
-Neden kremleri sürüp genç ve pürüzsüz cilt elde edenler hep yirmili yaşlardaki kızlar oluyorlar?
- Neden çocuk klozet kapağıyla oynarken annesi hiç karışmaz?
- Neden formda kalamayan kadınlar aynı zamanda aptal, gıcık, sevimsiz tipler oluyorlar diyet bisküvileri yememenin böyle bir yan etkisi mi var?
- Neden önce renklilere ayrı beyazlara ayrı deterjanlar ortaya çıktıktan sonra şimdi yine eskiye dönüp bak ne kadar pratik diye tek deterjan sunuyorlar?
-Neden saçlarını bilimum şampuanla yıkayan kızlar zıplaya zıplaya yürüyorlar?
-Neden ben bulaşık deterjanını tencereye dökünce pıt diye pırıl pırıl olmuyor?
  • Pazartesi, Temmuz 18, 2005
  • 5 Yorum

Sabah

Sabahları herkes uyurken, kuş sesleri eşliğinde bahçede oturmayı seviyorum. Fırtına öncesi sessizlik gibi birşey. Birazdan " Anneeee, ben kalktııım" diye günü açacak Bilgehan. Sonra.. Sonrası bir şenlik, bir şenlik...
  • Pazartesi, Temmuz 18, 2005
  • 0 Yorum

Ağlatır Beni



Bahta isyan edip talihe küsüp
Konuşmayan diller ağlatır beni
Ürkek ellerle gözlere uzanıp
Islanan mendiller ağlatır beni

Ne titreyen biri tipide karda
Ne de feryad eden bülbül baharda
Güneşle kavrulan saksılarda
Susuz kalan güller ağlatır beni

Fethi Karamahmudoğlu

Hüzün

En çok da bu ayrılık zamanlarında hüzün veriyor farklı şehirlerde yaşamak. Gelmeni beklemek ne güzel bir heyecandı oysa anneciğim.

Ama yaşadığımız herşeyi paylaşabildiğimiz sürece beraber sayılırız, değil mi? Aydedeye bırakırız öpücüklerimizi yine ve bir telefonda buluşuruz her canımız istediğinde.

Oyun

Canım nedensizce sıkıldığında sevdiğim şeyler listesi çıkartma oyunu oynuyorum. . Sonra kendimi gülümserken buluyorum.

- Serin havada üzerimdeki örtüye sarılıp uyumak.
- Yağmurda ıslanmak.
- Çimenlere çıplak ayak basmak.
- Sevdiklerime sarılmak.
- Soğuk havada sıcacık çay içmek.
-
Çaya bisküvi bandırmak.
- Kulağımda walkman yürüyüş yapmak.
- Sessiz bir gecede kitabıma gömülmek.
- Puzzle başında dünyadan kopmak.
- Kızarmış ekmeğe tereyağ sürüp yemek.
- Sıcak havada soğuk duşa girmek.
- Ay ışığında denizde yüzmek.
- Otobüs yolculuğu yapmak.
-
Yeni yerler görmek.
- Ağaç altına uzanıp yapraklarını seyretmek.
-
Fotoğraf çekmek.
- Güzel bir sabah kahvaltısı.
- Arkadaşlarımla sohbet.
- Dünya kupası, olimpiyat, buz pateni, grand slam tenis turnuvaları seyretmek.
-
Simit, peynir, domates, çay.
- Yorgun bir günün ardından yatağa uzanmak.
-
Günün ilk saatleri.
- Sevdiğim şarkıları dinlemek. (Şu anda radyoda Mary Magdalene, Jesus, Judas - Everything's Alright çalıyor, eski bir dostla karşılaşmış gibi oldum.)
- Kar yağarken dolaşmak.
- Rüzgarlı bir yaz gecesinde bahçede oturmak.
-
Kuru yapraklara basmak.
- Papatyalar.
- Sevdiklerime hediye almak.
- Yılbaşı ağacı süslemek.

- Telefonda annemin sesini duymak.
- Sinemaya gitmek.
- Çocuklarımın gülümseyen yüzleri.
- Yazı yazmak.
- Güzel şiirler.
- İstanbul.
- Yağmurdan sonra toprak kokusu.
- Ağustos böceklerinin şarkısı.
- Dalgalı deniz.
- Can'la elele dolaşmak.
- Kardeşimle bilgisayar oyunu oynamak.
- Hanımeli, leylak, portakal çiçeği kokusu.
- Konsere gitmek.
  • Cumartesi, Temmuz 16, 2005
  • 4 Yorum

Her Günkü Şarkım

Şehirde bir kasvet,
Rüzgârda bu dâvet,
Enginde hürriyet,
Serde gençlik varken,
Beyaz açılırken
Bu mavi sularda
Her gün binbir yelken,
Âni bir kararda,
Edip şehre veda,
Niçin acep niçin
Sen de bir geminin
Yolcusu değilsin?
Şehirde bu kasvet,
Rüzgârda bu dâvet,
Enginde hürriyet,
Serde gençlik varken.

Cahit Sıtkı Tarancı

Arı Kovanı

Günde on onbeş arı sersemlemiş bir şekilde yatak odama düşüyordu. Klimadan içeri girdiklerini keşfettim sonra. Ama iş işten geçti, klimam bozuldu. Tamirciler kapağını bir açtılar ki heryer arı ölüsü doldu. Klima gitti kavga bitmedi, arıların sonu gelmiyor. Bir arı kolonisi bayağı kalabalık oluyormuş doğrusu. Ev ev değil arı kovanı mübarek. Bal arısı olsalardı bir işe yararlardı hiç olmazsa.

Karpuz


Şu sıcak günlerin en güzel meyvası .
  • Perşembe, Temmuz 14, 2005
  • 6 Yorum

Hayat

Herşeye rağmen değil herşeyiyle güzel..
  • Çarşamba, Temmuz 13, 2005
  • 1 Yorum

Aysel Git Başımdan

Aysel git başımdan ben sana göre değilim
Ölümüm birden olacak seziyorum.
Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
Aysel git başımdan istemiyorum.
Benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
Dağıtır gecelerim sarışınlığını
Uykularımı uyusan nasıl korkarsın,
Hiçbir dakikamı yaşayamazsın.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
Benim için kirletme aydınlığını,
Hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
Islığımı denesen hemen düşürürsün,
Gözlerim hızlandırır tenhalığını
Yanlış şehirlere götürür trenlerim.
Ya ölmek ustalığını kazanırsın,
Ya korku biriktirmek yetisini.
Acılarım iyice bol gelir sana,
Sevincim bir türlü tutmaz sevincini.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim.
Ümitsizliğimi olsun anlasana
Hem kötüyüm,karanlığım biraz, çirkinim.
Sevindiğim anda sen üzülürsün.
Sonbahar uğultusu duymamışsın ki
İçinden bir gemi kalkıp gitmemiş, uzak yalnızlık limanlarına.
Aykırı bir yolcuyum dünya geniş,
Büyük bir kulak çınlıyor içimdeki.
Çetrefil yolculuğum kesinleşmiş.
Sakın başka bir şey getirme aklına.
Aysel git başımdan ben sana göre değilim,
Ölümüm birden olacak seziyorum,
Hem kötüyüm, karanlığım biraz, çirkinim.
Aysel git başımdan seni seviyorum...

ATTİLA İLHAN

Yorgan

Annemle dolaplarımı düzeltiyoruz. 5 tane çift kişilik 3-4 tane tek kişilik yorgan, bunun yanısıra yorganımsılar, pikeler, battaniyeler, çıkanın haddi hesabı yok içlerinden. "Sarıkamıştan geldiniz herhalde" dedi annem. İzmir'de yaşayan 4 kişilik bir ailenin dolabında bunca şey ne arar açıklayamadım ben de, bölünerek çoğalıyorlar mı ne..

Görülmemiş Bir Çiçek Açma

Haykırmak istiyordu - daha fazla dayanamayacaktı.
Sesini duyabilecek kimse yoktu orada; kimse duymak istemiyordu.
Kendisi de korkuyordu sesinden, içinde boğuyordu sesini.
Patlamak üzereydi susuşu. Birden,
havaya uçtu gövdesinin parçaları.

Özenle, sessizce toplayacaktı bu parçaları,
hepsini bir bir yerlerine yerleştirecekti delikleri kapamak
için.
Ve rasgele bir gelincik, bir sarı zambak bulursa, onları da
toplayacak,
kendisinin bir parçasıymış gibi gövdesine yapıştıracaktı -
böyleydi, delik deşik,

görülmemiş bir şekilde çiçek açıyordu
işte.
Çeviren: Cevat Çapan


Yannis RİTSOS

Çayımın Şekeri

Ben yaşamaya gelmedim dedim
Öyle bir bakıyorum hayata
Seni tanımadan öncelerde
Rest çekmiştim sevdaya
Nasıl olcek bu işler dedim
Kurt kuzuyla yanyana
Bir de aşk olmaz dedim
Ama sen çıkıverdin karşıma

Dünyaya seni bulmaya geldim
Bu dünyaya senin olmaya geldim
Bu dünyaya aşkı bulmaya geldim
Bu dünyaya senin olmaya geldim

Çayımın şekeri gitarımın teli
Yazımın sıcağı kışımın ocağı
Denizimin sesi melodimin esi
Herşeyimsin sen

Ana baba bacı acımın ilacı
Evimin huzuru aşkımın muzuru
Bilgimin kusuru sular gibi duru
Herşeyimsin sen

Bu dünyaya seni bulmaya geldim
Bu dünyaya senin olmaya geldim
Bu dünyaya aşkı bulmaya geldim
Bu dünyaya senin olmaya geldim

Ayna'nın bu şarkısı içimi sıcacık yapıyor.

Tatli Cadı

Tatlı Cadı başlamış, ben çok severdim ya hemen çocuklarıma seyrettirdim. Havada uçan renkli balonlar, bilimum animasyonlar olmayınca hiç ilgilerini çekmedi, gülümsedim.
  • Pazartesi, Temmuz 11, 2005
  • 1 Yorum

Hep Yaşadığıma Dair

Bu gölge yer pazar günü
Bu şehir, bu tren sesi
Gök bildiğim bu mavilik
Yeşil dallardan süzülen
Oturduğum rahat koltuk
Beyaz örtüsü masanın
Sigaram, kahvem, gazetem
Elimin çizdiği kavis
Kovmak için sinekleri
Kolumda işleyen saat
Ve esnemem arada bir
Hep yaşadığıma dair


CAHİT SITKI TARANCI
  • Pazartesi, Temmuz 11, 2005
  • 0 Yorum

Off

Birşeyleri kaçırıyorum sanki. Zaman çok çabuk geçiyor. Yapacak iş çok, halim yok hepsine yetişmeye. Keşke az uykuyla yetinenlerden olsaydım, ya da ne bileyim tek bir ilgi alanım olsaydı tüm zamanımı ona ayırsaydım. Bazıları neler neler sığdırıyorlar aynı 24 saate, ben başaramıyorum . Birşeyleri kaçırıyorum.
  • Cumartesi, Temmuz 09, 2005
  • 0 Yorum

Tartışma

Hiç seyredemem tartışma programlarını.Herkes kendine konuşuyor aslında, dinleyen yok. O halde neden kimse bunu bir zaman kaybı olduğunu anlamıyor?
  • Cumartesi, Temmuz 09, 2005
  • 0 Yorum

Masa da Masaymış Ha

Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kaseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu.

Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.

Edip CANSEVER
  • Cumartesi, Temmuz 09, 2005
  • 1 Yorum

Türkçe Dublaj

Neden Türkçe dublajlarda yeniden film yazıyorlar, neden? Neden uyduruyorlar bu kadar sözleri? Haydi arada ufak tefek suya sabuna dokunmayan şeyler yapsalar yine neyse, bazen filmi hiç anlaşılmayacak hale getiriyorlar. Sanki birileri hınzırca keyif alıyor senaryoyu başkalaştırmaktan. Seslendirme sanatçıları ne kadar usta olursa olsun, siyahı beyaz yapan dublajlar olduğu sürece alt yazılı filmleri tercih edeceğim ben.

Canım Annem Geldi

Hayır cumhurbaşkanı gelse bu kadar stresli olmayacağım. O kadar sağımı solumu toparlamaya çalıştıysam da sabah yine de dağınık damgasını yedim. (Diğer sıfatları belirtmiyorum) Şu anda da bilgisayar başındayım ama her an yeni bir eleştri alabileceğim için huzursuzum, aklıma yazacak birşey gelmiyor dolayısıyla..

İsimsiz

Okurken de böyle olurdu. Ne zaman sınav varsa, yapmam gereken çoklarca ders sıralanmışsa, inadına yazı yazasım gelirdi. Şimdi de kalkıp iş yapmam gerekiyor ama bir yazma isteği, bir ilham ki sorma gitsin. Geniş zamanlarda gelse ya. Olmaz.
  • Perşembe, Temmuz 07, 2005
  • 3 Yorum

Kahvaltı

Şu simitle çay yok mu ne güzel yakışıyorlar birbirlerine. Hele bir parça peynir de varsa yanlarında. Değmeyin kahvaltı keyfime artık. Fotoğrafta yoksun ama seni de unutmadım domates, küsme..
  • Perşembe, Temmuz 07, 2005
  • 2 Yorum

İki Arada

Kişilik parçalanması yaşarsam hiç şaşırmayacağım artık. İkisini de ben mi doğurdum bu çocukların diye hayretle bakıyorum bazen. Denizde konuşmalar aynen şöyle gelişiyor:
-Metehan oğlum gel buraya , bak fazla derin değil, dizine kadar gelen yerde yüzme öğrenemezsin ki. Haydi.Oğlum bırakmıyorum elini, tehlikeli bir şey yapar mıyım ben?
-Bilgehan gelme… Oğlum dur gidemezsin sen babanın yanına. Bırakamam elini, batarsın sonra. Al bak bıraktım. Hey tanrım hiç umursamıyor. Mayondan tutayım bari.
Bir gün ipe sapa gelmez tutarsız şeyler yazarsam, sebebi sırf sevimli afacanlarımdır, bu böyle biline.
  • Perşembe, Temmuz 07, 2005
  • 0 Yorum

Açsam Rüzgara

Ne hoş, ey güzel Tanrım, ne hoş
Mavilerde sefer etmek!
Bir sahilden çözülüp gitmek
Düşünceler gibi başıboş.
Açsam rüzgara yelkenimi;
Dolaşsam ben de deniz deniz
Ve bir sabah vakti, kimsesiz
Bir limanda bulsam kendimi.
Bir limanda, büyük ve beyaz...
Mercan adalarda bir liman..
Beyaz bulutların ardından
Gelse altın ışıklı bir yaz.
Doldursa içimi orada
Baygın kokusu iğdelerin.
Bilmese tadını kederin
Bu her alemden uzak ada.
Konsa rüya dolu köşkümün
Çiçekli dalına serçeler.
Renklerle çözülse geceler,
Nar bahçelerinde geçse gün.
Her gün aheste mavnaların
Görsem açıktan geçişini
Ve her akşam dizilişini
Ufukta mermer adaların.
Ne hoş. ey Tanrım, ne hoş,
İller, göller, kıtalar aşmak.
Ne hoş deniz deniz dolaşmak
Düşünceler gibi başıboş.
Versem kendimi bütün bütün
Bir yelkenli olup engine;
Kansam bir an güzelliğine
Kuşlar gibi serseri ömrün.
Orhan Veli KANIK
  • Çarşamba, Temmuz 06, 2005
  • 0 Yorum

Düşler Tarlası

Düşler Tarlası’nı seyrettim yine. Televizyonda rastladım ve karşısına geçtim. Kaçıncı defa seyrettim bilmiyorum ama her defasında içimde bir sızı hissederim, boğazıma bir şeyler düğümlenir. Moonlight Graham’a ağlarım en çok. Sadece tek bir maça çıkabilmiş, o da son dakikalarında , topa dokunamadan maç da sezon da bitmiş. Diyor ki bir yerinde filmin “Başka günler de olur demiştim, onun tek şansım olduğunu anlayamadım

“İnsan hayatının müsveddesi yok” Umarım bütün şanslarımızı en güzel şekilde değerlendirebiliriz, üşenmeden, ertelemeden, korkmadan.

İşte filmden bir alıntı daha:
-Cennet var mı?
-Evet var. Cennet düşlerin gerçekleştiği yerdir.
  • Çarşamba, Temmuz 06, 2005
  • 0 Yorum

Hasta

İnsanın organlarını hissetmemesi ne güzel bir duygudur aslında. Hepsi kendi hallerinde, keyifleri yerinde demektir bu. Bir bütün halinde yaşar, sihirli bir şekilde olur tüm istediklerimiz. Ama şu anda benim kulaklarımla boğazım biz buradayız diyorlar. Burnuma da kötü örnek oluyorlar bu arada. Hain organlar. Oysa onlara ne güzel müzikler dinletiyor, çiçekler kokluyor, lezzetli şeyler yiyordum. İlgileniyordum yani. Daha ne yapsaydım?
  • Çarşamba, Temmuz 06, 2005
  • 0 Yorum

Foça


Seneye nerede olacağımız belli değil, bu sene İzmir’in tadını daha bir çıkartmak lazım. Açılışı geçen haftasonu Foça ile yaptık. Eski Foça’nın sahili gün batımından sonra da başka güzel gözüküyor.
  • Çarşamba, Temmuz 06, 2005
  • 0 Yorum

Sus

Bugün bu günlük sahibinin diyecek manalı bir sözü yoktu.
Sustu.
  • Cumartesi, Temmuz 02, 2005
  • 2 Yorum

Bernard SHAW

" Hiç düş kırıklığına uğramayanlar, hiç umut beslememiş olanlardır."

" Bir insanın at olmasını gerektirmez, ahırda doğmak."

"İnsanların ölmesiyle yaşamın gülünçlüğü nasıl değişmezse, insanların gülmesiyle de yaşamın ciddiliği değişmez."

" Size yapılmasını istediğiniz şeyleri başkalarına yapmayın sakın.Onların istedikleri sizinkilerden farklı olabilir."

"Bir adamın söyleyecek birşeyi varsa şu dünyada, güç olan onu söyletebilmek değil, durmadan söyleyebilmesini engelleyebilmektir."

Hayran olmamak elde değil bu sözlere. Şakir ECZACIBAŞI hazırlamış,kitabın adı Gülen Düşünceler.Başucu kitabım.

Öğrenmek

Konuşarak, okuyarak, dinleyerek değil yaşayarak öğreniyoruz aslında. Coğrafya bilgim kitaplardan çok gezdiğim şehirlerden geliyor örneğin. Tahtalarla kule yaparken öğrendim fiziği, muzları paylaştırırken de matematiği. Elim yandı sıcak dedim, kartopunu tuttum soğuğu hissettim.Annemle babamın gözlerinde sevgiyi buldum. Kalbim kırıldı üzüntüyü keşfettim.
Şimdi biliyorum ki çocuklarıma ne desem boş. Yapabileceğim yanlarında durup izlemek sadece. Sorduklarında söylemek, istediklerinde vermek. Ve sarılmak sımsıkı ağladıkları zaman.