Moda


Ne kadar zaman olmuş gitmeyeli hatırlamıyorum. Bugün çocuklara Dondurmacı Ali Usta'nın yerini gösterdik. Kendim de zamanda yolculuk yapmış gibi oldum.

Her zamanki gibi ağaçların arasından gözüken denizin pırıltılarını büyük bir keyifle seyrederken bütün bu güzellikleri de yok etmemiz için dua ettim içimden.

  • Çarşamba, Ağustos 31, 2011
  • 0 Yorum

Bayramda Karacaahmet

Mezarlıklar korkunç,
Mezarlıklar ıssız,
Mezarlıklar sessiz gelirdi bana
Önceleri...

Mezarlıklar dolu
Gözler nemli,
Mezarlıklar dolu
Eller çiçekli,
Mezarlıklar tıklım tıklım
Sevgi dolu
Hüzün dolu
Özlem dolu

Meğer yaşayanlarmış
Sahipsiz...

Halide Karamahmutoğlu


Sabah mezarlığa gittiğimizde annemin bu şiiri geldi aklıma hemen. Koskoca İstanbul'da en hareketli, cıvıl cıvıl yer orasıydı sanırım. Keşke yaşayanlarımıza da bu özeni göstersek diye geçirdim aklımdan.

Sevdiklerimize zaman ayırdığımız, güzel bir bayram diliyorum herkese. Yanlarına gidemesek de mesaj çekmeyip, telefonla arayalım lütfen.

Ha ha ha

Normalde hiç susmadığından yakındığım kafamın içindeki sesler, bilgisayarın başına oturup da birşey yazmaya kalktığımda tamamen ortadan nasıl kayboluyorlar hayret.

Meditasyon yapmak için şuraya oturup yazmaya çalışmam yeterli, bir anda her şey uçuyor :"Puf"

Herkese günaydın.

Her neredeyseniz artık :D
  • Pazartesi, Ağustos 29, 2011
  • 0 Yorum



Tam tatil şarkısı. (Ne diyor, onu da anlamıyorum ama müziği öyle işte:)

Ağaçların altında bir hamağa uzanmışım, elimde soğuk bir içecek, karşımda turkuaz rengi pırıl pırıl bir deniz. İhtimal erkeklerim denizde aşırı ses yapıyor olurlar ama benim kulağımdaki walkmande bu şarkı çalıyor :D

Durum

Kesinlikle aklıma pişirilecek bir yemek gelmiyor. Onu bırak yemek istediğim bir yemek bile gelmiyor. Hımmm. Belki de bu o kadar kötü birşey değildir :)

Ütülenecek çamaşırlar yatak odasını tamamen işgal etmeden konuyla ilgilenmek gerekiyor.

Yapbozum bitti, yenisine geçmeli. Her defasında aynı şaşkınlığı gösteriyorum hiç alakası yokmuş gibi gözüken o parçaları bir araya getirmeyi başardığımda.

Anlaşıldığı üzere en son okuduğum kitap Sonsuza Kadar.

Dünya Atletizm ve Amerika Açık Tenis şampiyonalarını  bekliyorum , az kaldı.

İşte bendeki durumlar böyle.

Senden ne haber blogcum?

Günaydın.

Huuu, herkesler tatile mi gitti ?

  • Cumartesi, Ağustos 27, 2011
  • 4 Yorum

..........


"..... çevremizde var olan her şeyde yanan o minik alevi far etmeyi öğrendim. Taşlarda , yapraklarda, çiçeklerde, kargalarda, kedilerde, arılarda, ağaçlarda, kelebeklerde, açılan her tohumda, her mineral yapıda, dünyaya gelen her yaratılmışta o kaynaktaki ışığın bir kıvılcımı sürüp gidiyor.
Sonuçta yaşamak bundan başka bir şey değil- görmek ve bu ışığın sönmemesi için mümkün olan her şeyi yapmak.
Buralara biri gelip de bana mutluluğa ulaşmak için bir yol, bir yöntem olup olmadığını sorduğunda, genellikle yüzümde bir gülümseme beliriyor.
'Yol hayatın kendisidir.' "
Sonsuza Kadar
Susanna TAMARO

Su Sirki

Salon: İçerenköy Carrefour Alışveriş Merkezi
Tarihler: 22.08.2011~04.09.2011-21:00:00
Pazartesi - Salı - Çarşamba - Perşembe - Cuma Günleri: 21:30, Cumartesi - Pazar Günleri: 16.00 ve 21.30 saatlerinde
Telefon: Toplu Rezarvasyon için Tel: 0531 617 48 40


Bilet Fiyatları:Loca: 40 TL
Birinci ve Orta Sıralar: 30 TL
Arka Sıralar: 20 TL
3 yaşına kadar olan çocuklar için ÜCRETSİZ.
3-10 yaş arası olan çocuklar için ;
30 TL yerine 25 TL
20 TL yerine 15 TL

Etiket

Uğraşıp kitaplardan yaptığım alıntıları etiketledim. Artık okuduğum kitaplar elimin altında olacak. Tabi tüm okuduklarımı yazsaymışım daha iyi olacakmış ama onları da tamamlarım belki zamanla.

Şimdi bakayım Birikim e geçirilecek yazım olmuş mu hiç. O bloğumu da çok seviyorum. Yazmak keyfini en çok yaşadığım yazılarım orada. Hani bittiğinde tamamlandığımı hissettirenler.

Hadi gidip oraya bakın biraz, yazık o yazılar orada kendi kendilerine pek sessiz kalmışlar :)

  • Perşembe, Ağustos 25, 2011
  • 0 Yorum

...

"Hâlâ hayattaydım ve hayatı sevmem gerekiyordu; günbegün içtenlikle, kararlılıkla ve cesaretle yeniden oluşturulması gerekiyordu. Bir geminin güvertesinde kahraman olunabilirdi ama balkonda, yüksek sesle gemilerin adını söyleyen oğlunla otururken de kahraman olmak mümkündü.

Günlerimize nitelik kazandıran yaptığımız şeyler değil, bunları nasıl yaptığımızdır. Ve bunları daima en insalcıl ve en yüksek biçimde yapmak zorundayız. Her bir davranış onur ve yücelik taşımalı; insan asla kendini küçültmemeli, alçaltmamalı, hayatın deniz misali kimi zaman dingin, kimi zaman fırtınalı olduğu bilinciyle yaşamalı: Geminin sağ salim limana varması ancak kumandasını üstlenen kişinin dik duruşuyla, teslim olmamasıyla; ona emanet edilmiş yükü, tayfayı ve yolcuyu kurtarmak adına korkuya kapılmamasıyla olur."

Sonsuza Kadar
Susanna TAMARO
  • Perşembe, Ağustos 25, 2011
  • 3 Yorum

Sadece Bugün ...



Just for today
I could try to live through this day only
Not deal with all life's problems
Just for today


If just for one night
I could feel not sad and lonely
Not be my own life's problem
Just for one night

Not: George Harrison'un en sevdiğim şarkılarından biridir. Huzur ve umut verir her dinlediğimde. Müziği açıp gözlerinizi kapatın, kendinize beş dakika mola verin hayattan...


  • Çarşamba, Ağustos 24, 2011
  • 3 Yorum

Ç.Ö.Ş.

Kesinlikle bu dünya üzerinde çok önemli görevi olanlardan biriyim :

Yazamam ama okuyabilirim kitapları bol bol;
Söyleyemem ama dinleyebilirim şarkıları ruhumda hissederek ;
Çeviremem ama izleyebilirim filmleri büyük bir keyifle ;
Oynayamam ama takip edebilirim maçları heyecanla.

Eee, bu kadar adam benim gibiler olup yaptıklarına değer vermese ne keyif alacaklar ki o işten :D

Değil mi blogcum?

Ç.Ö.Ş : Çok Önemli Şahsiyet :D
  • Pazartesi, Ağustos 22, 2011
  • 2 Yorum

17 Yeniden

Bütün yoğunluğuna, koşuşturmalarına inat buluşursun büyük bir özveriyle. Akşam hava kararmaya yakın başlayan sohbetin hiç aralıksız devam eder sabah gün ışımaya kadar. Bambaşka bir enerji, bambaşka bir mutluluk. Dile kolay 24 yıllık bir geçmiş. Yeşil defterin en son sayfasında 4 yıl öncesinin tarihine rastlayınca inanamazsın. Hiç ayrılmamışsındır ki aslında.

4 genç kız olursun yeniden. Kahkahaların geceye karışır.

Üşürsün. Ayağına bir çorap geçirirsin. Kafanı kaldırıp karşındakinin çorabını fark edersin. Anlarsın nasıl yıllara meydan okuduğunu arkadaşlığının.


İyi ki varsınız kızlar. Birlikte daha nice gülümseyen buluşmalara :)

Hımmm....

Cumartesi: Mevlüt
Pazar: Ankara'daki arkadaşlarımız geldiler.
Pazartesi: Hülya Abla'ya gittik.
Salı: Eniştem geldi .
Çarşamba: Annem patatesli börek yapmış.
Perşembe: İzmir'den bir arkadaşım İstanbul'a gelmiş, bize de uğradı.
Cuma: Mahalledeki arkadaşımla yemek, film, sohbet keyfi.
Cumartesi: Üniversite arkadaşlarımla yemek ve sohbet keyfi planlıyorum.

Sosyalliğimin de sınırlarını aşıyorum gitgide canım :D

Bir yandan masanın üzerindeki yapboz bir yatak odasına bir geriye taşınıp duruyor. Başına geçtiğimde tüm dünyayı unutup kafamın dinlenmesini seviyorum.

Okuduğum üç kitap var elimin altında.

Her gece odaya kocaman çirkin karasineklerden biri giriyor. Her gece bir taneyi öldürüyorum. Örümceklere gösterdiğim sevgiyi onlara gösteremiyorum ne yazık ki.

Uzun zamandan beri ilk defa pantolon almayı başardım kendime.

Napalım kilo alıyorsam. Ben 20 kilo zayıfken de halimden memnun değildim zaten.

Aynadaki kadına bakıyorum. Görüp görebileceğim en genç halim bu. Gülümsüyorum ona. Daha da gençleşiyor.

Hayat. Bir çok şey değişiyor ama hem de aynı kalıyor.

İzafiyet teorisi her zaman işe yaramıyor.

Zaman çok çabuk geçiyor.

Çılgın bir tempoyla akıveriyor gözümüzün önünden.

Bu kadar.

Günaydın :)

  • Cumartesi, Ağustos 20, 2011
  • 4 Yorum

Requiem For A Dream

Diğer hayallerini ardında bırakman demek
Peşinden gittiğin her rüya
Ondandır hissettiğin hüzün
Mutlu olsan da ...




Not: Müziği muhakkak dinleyin derim ben .

\\\\\\//////

En son ne zaman yazı yazmıştım acaba?

Bir insan nasıl olur da bu kadar yazmak isteyip de yazacak birşey bulamaz. Hayret.

Yaşamadığından mı?

Düşünmediğinden mi?

Hayal gücü yoksunluğundan mı?

Hissizliğinden mi?

Nedir yani?

Acaba?

Temizlenmiş bir buzdolabının ardından oluşan bu mutluluk ve gülümseme hissi ne zamandan beri var bende? İyi birşey midir bu his? Yoksa ben elden gittim mi artık?

Biri çabuk birşey söylesin!
  • Perşembe, Ağustos 18, 2011
  • 3 Yorum

Günün Falı

Akşama canlarım.

Kahve içeceğim, birisine fal bakacağım .

Kime baksam, kime baksam .....

:D

Herkese günaydın.

Ses soluk çıkmıyor hiç.

GÜNAYDIN dedim... Huuuu...

Pazar

Ne kadar haksızlık , harika bir günün sadece ertesi günden dolayı pek sevilmemesi.

Gelin bu pazar, güne hakkını verelim. Cumartesi muamelesi yapalım ona :D

Herkese günaydın.



Sıkış Sıkıştır...

Oturduğumuz evi çok seviyorum. Gelgelelim sığmak için yaptığım uğraşların haddi hesabı yok. Geçen gün Can'ın iş kıyafetlerine yer açabilmek için halimi görmeliydiniz.

Kıyafetler odanın ortasında yerde, ben de bir köşede düşünmekteyim. Hımm.. Şu az giydiği pantolonları versem birilerine, kışlık paltoları bir yere sıkıştırsam- ama nereye sıkıştırsam?- Yatağın bazasına, eee yatak bazası da dolu, çocukların ranzalarının altındaki çekmeceye bir bakayım.

Çekmecede - açık hava faaliyetleri balkona çıkıp çay içmekten ibaret olan bir çift için- gerçekten çok gerekli şeyler var bu arada. İki tane tenis raketi, topu, raketin tutma yerine sarılacak bantları bile hazır, gelgelelim ben çok iyi bir tenis seyircisi olmakla birlikte hiç oynamışlığım yoktur, belki bir gün :) Harika bir sırt çantası. Sanırım 13 yıl önce bir tatilde kullanmıştık. Tam yürüyüş, kamp için ideal. Fotoğraf makinası tripotu. Makinayı taşımaya bile üşenirken onu hiç taşıdığımı hatırlamıyorum. Uyku tulumu. Arada yıkanıp yerine yerleştiriliyor.

Hah, deniz eşyaları çantası. İçinde bilimum maskeler , şnorkeller, kum oyuncakları, palet, zıpkın vs. Bunları alınabilecek bir yere koymalı, kullanıyoruz çünkü.

Tüm dolaplar döküldü. Paltolar yatağın altına, bazadaki boks eldivenleri, (Kum torbam aşağıdaki depoda)çantalar çocukların çekmecesine, kıyafetler gardroba...

Bir de salonun ortasındaki deniz çantasını ne yapacağımı bulursam şimdi. İşlem tamam olacak :)

Herkese günaydın.

Tüm fazlalıklardan kurtulduğumuz harika bir güne açılsın sabahımız :)
  • Çarşamba, Ağustos 10, 2011
  • 6 Yorum

Komik Sorular

Lisede din öğretmenimle aramızda geçen şu konuşma dağıtmıştı beni .

-Senin baban Fethi Karamahmudoğlu'ymuş, öyle mi?
-Evet.
-Öz baban mı?
-??? Hı????

Akşam yemeğinde karnıyarık gören Can'ın olaya ilk tepkisi.

-Patlıcanımız var mıydı?
-Ne cevap vereyim ben sana şimdi. Yoktu, bir anda oluşuvermiş.


Bilgehan 40 günlük, haliyle ben de dağlar gibiyim.

-Handan sen kilo mu aldın?
-???? (Nasıl yani? Yumurtlayarak doğuramıyoruz henüz bu bebekleri.)

Yüksek lisans yaparken sınıftaki bir kız arkadaşımız kantinde televizyon karşısına dizilmiş maç seyreden bizleri gördüğünde.

-Neden spor yapmak varken burada böyle şeyleri izliyorsunuz ki?
-Ne sporu yapalım peki?
-Kayak olabilir mesela.
-???? (Oldu canım, sen kayak takımını al Akaretlerden aşağı salıverelim kendimizi.....)

Üniversitede hem çok cin hem de çok saf olmayı başaran bir arkadaşımızla dördüncü sınıfta yaptığımız bir konuşma.

-Hani birinci sınıfta matematik hocası iyi not alanları kapıdan öperek yolcu etti demiştik ya, ne kanmıştın ama.
-Öpmemiş miydi?

Şeker bayramının ardından Bilgiç'le

-Bayram bitti artık oğluşum.
-Ne?Bütün şekerleri bitirdiniz mi?
  • Perşembe, Ağustos 04, 2011
  • 3 Yorum

Pek Sportifim Bu Aralar :)

Siz de benim gibi televizyonda seyredecek birşey bulamamaktan muzdarip misiniz?

Yüzme şampiyonası, rastladığım bilimum tenis kupaları, araba yarışları dışında hiçbirşey yok..

Yakında golf ve beyzbolu da öğreneceğim sanırım.

Bayanlar da futbol konusunda bayağı ilerletmişler kendilerini ben görmeyeli.

Kaçırdığım bir spor kaldı mı bilmem.

He canım tatile de gidemeyince böyle oluyor artık.
  • Çarşamba, Ağustos 03, 2011
  • 2 Yorum