Nora 2 / Alan Kadıköy

Aynur hepimize tiyatro bileti almıştı, tiyatro da mahallemizde olunca pek keyifle gittik döndük.

Oyunun ismi Nora 2'ydi. Yıllar önce evini ve çocuklarını bırakıp gitmiş bir kadının bir işi için evine geri döndüğünde yaşananlar, gidenler , kalanlar, ilişkiler üzerine bir oyundu. Konu ilişkiler olunca karmaşıklaşıyor haliyle. Neresinden tutsan elinde kalan bir konu ne de olsa :)

Oyuncular çok iyiydiler. Burunlarının dibinden izlediğim göz önüne alınırsa ne kadar zor bir işi başardıkları daha iyi anlaşılır. Resmen biz de sahne tozu yuttuk.

Mekândan bahsetmeliyim biraz da. Alan Kadıköy'de izledik oyunu. Girişin iki tarafında tribün misali seyirci koltukları vardı. Aramızdaki boşlukta da oyun oynandı. Kafamızı kaldırdığımızda karşıki seyirci ile gözgöze olmak ilginç bir histi. Bizim biletler en ön sıradan olunca elimi uzatsam değecektim oyunculara. Ama Metehan'la Bilgehan sıranın en başındalardı oyun onlara sırtı dönük oynandı gibi oldu.

Bir de oyun sırasında pek hoşuma gitmeyen şey başrol oyuncusu ( Sanırım ona öyle diyebilirim ) fikirlerini karşısındakine açıklarken dönüp seyirciye  bakıp bizi de oyuna dahil ediyordu ama evde konuşan iki kişiden birinin dönüp haklı mıyım gibilerinden bize bakması bence oyunun bütünlüğünü bozan bir hareketti. Belki açık havada bir yerde olsalar falan çevreden destek alıyor olabilirdi , evde olunca bana saçma geldi.

Çıkışta kafeteryasında çayımızı içip, tam dışarıda selfi çekelim derken oyunculardan birinin orada olması da çok keyifliydi. İstemezseniz gelmem tabi diye bize lâf atması gönlümü fethetti. Zaten oyunda da gönlümü fethetmişti.

İşte böyle bir kaçamak oldu bize. 

Ah son bir açıklama. Alan Kadıköy'de gençler ayakta diye bir uygulama varmış. 18 - 30 yaş arası gençler balkon katında ayakta izlemek üzere 30 liraya bilet alabiliyorlarmış. Kapıda kimliğinizi göstermek gerekiyor haliyle. Eğer salonda yer varsa oturuyorsunuz da . Çok hoşuma gitti. Biletlerin tam 350 öğrenci 300 olduğu düşünülürse, genç olsam kesin alırdım . 

Bir de biletler internetten satılmakla birlikte, oyun başlamadan bir saat önce bilet kontrol görevlileri geldiğinde yer varsa onlardan da bilet alabiliyormuşuz, benim gibi bişet alma özürlüler için iyi bir seçenek .

23

Şarkıların arasında konuşma bölümleri geldiğinde heyecanlandığını fark etti Elisa. Sanki oradan kendisine selâm söyleyecekler, ya da çağıracaklar gibi bir beklentisi var gibiydi. Bir yandan da saçmalama diyordu mantığı ona. Seni unutmamışlarsa bile katı kurallarının dışına çıkmalarının imkânı yok. Zaten hatırladığın beş sene önceki yolun başındaki küçük çocuklardı. Aradan çok zaman geçti. Kim bilir ne kadar değişmişlerdir. Baksana, duruşları bile farklı artık. Bunları diyordu ama bu heyecanlanmasına ve beklemesine engel olamıyordu. O güzel ruhların da değiştiğini kabul etmek demekti beklememek. Onların düşündüğü insanlara dönüşmemiş olduklarını kabul etmek demekti. Buna inandıramıyordu kendisini. 

-Elisa'yı da çağıralım o sırada sahneye.
- Evet evet evet, gayet de güzel söylüyor.
- Ya, şarkıyı yeni yapmış olucaz, nasıl söyleyecek, biz onun karşısına geçip söyleriz.
- Ha, tamam biz söyleriz onu ama sonrasında birlikte de söyleyelim diğer şarkılardan.
- Bak ne kadar şarkımız varsa hepsini ezbere bilip hep hazırlıklı olmak zorundasın, ne zaman sahneye çıkartacağımız belli olmaz.
- Ona göre iyi çalış, hahahaha.
- Sahneye niye çıkıyorum , siz sahnede söyleyeceksiniz ben vip kısmından izleyeceğim. Tabi param yetip de oradan nasıl bilet alırım bilemiyorum .
- Şimdiden başla biriktirmeye.
- Aa biz seni oraya oturttururuz demiyor da para biriktir diyor. Siz o sırada beni tanımazsınız bile, anlaşıldı. Sözler romantik , işlere gelince..

Yeo kahkahalarla sarıldı ona.

-Aman git, seni de ikizim dedim bağrıma bastım, teeee. Annelerinize anlatacağım bunları bir bir. Görsünler oğullarının ne olduğunu.
- Tatlı tatlı hayal kurarken buraya nasıl geldik biz ya.
-Vip bileti vermediğiniz anda tadı kaçtı hayallerin. Ben paramın yettiği en uzak noktadan bi bilet alır, söylediğiniz şarkıları duymaya çalışırım artık.
- Ya salonun her yerinden nefis duyuluyor bir kere.
- Ama harika görünüşlerimizi kaçıracağından korkuyor olabilirsin.
-Hee heee. Git de üzerini değiştir , yemek menüsü kıyafetinde oluşmuş. Çok çekicisin.
-Yine mi ? Diye önüne baktı Eol. Nasıl yaaa.

Ne çok hayaller kurmuşlardı yapamayacaklarını bile bile. Kimse oyun bozanlık yapıp bunu dillendirmemişti. İşte yıllar sonra buradaydı ve heyecanlanıyordu manasızca.

.......

Hava durumunu dinlerken aklına üç kış önce  yaşadıkları geldi genç kadının, sular donmuş, elektrik kesilmiş, yollar kapandığından evde tek başına üç gün mahsur kalmıştı.  Yine öyle olacak gibi görünüyordu. Etrafındakilerin garip bakışları altında bir sürü damacana su, tüp, yiyecek sipariş etti. Tüple çalışan ısıtıcılardan aldı. Hatta komik bir kurnalı damacana bile geldi eve. Onu gören herkes kahkahalarla görünce görürsünüz siz , yalvaracaksınız bana onun için diye söylenirken, umarım kullanırız yoksa bu harcamalar benim cebimden çıkmak zorunda kalacak diye geçirmedi değil. Buraya gelip çalışmaya başladığından beri hayatında ilk defa parası oluyordu. İş bittiği zaman sığınma evine dönmeyip kendisine bir daire tutma hayalindeydi.

Ve kar başladı...

Akşama kadar evdeki programlarının yoğunluğundan kimse bir şey fark etmedi ama Elisa'nın gözü dışarıdaydı. Yollar karla iyice kapanmaya başlayınca ekibe bu akşam erken gitmeleri gerektiğini söylemeye karar verdi. Akşamları evde üç kişi kalıyordu grup dışında , diğerleri gidiyorlardı. O üç kişi de güvenlikten sorumluydular daha çok. 

- Gece ekibi gelmeden biz yola çıkmayalım .
- Onlar geldikten sonra çok geç olabilir, burası her yere uzakta, yolda kalsanız ne ileri ne geri gidemezsiniz.
- O zaman gelemeyebilirler de .
- Biz kapalı yerde güvendeyiz, ama çok kalabalık olursak hepimize yer bulamayız, yollar kapanırsa evdeki şeyler kalabalığa da yetmez. Siz bilirsiniz tabi. 
- Yok biz duralım 

Diğer bölümler için tıkla.

Hayatımın Akışı da Bi Tuhaf

Sabah erkenden hortladım. Can  uçuşa gitmeden yürüyüşümü yapayım diye erken çıktım yürüyüşe. Bir sürü bol kalorili şey alıp eve döndüm. 

Duolingo'dan korece çalıştım biraz. 


O arada Can kalktı, kahvaltı yaptık, yola çıktı. Makinaya çamaşır attım. Evi temizlemeyi düşünüyordum ama nasıl ağırlık bastı, gidip yattım yine :D

Çöp gibi uyandım tabi. Vitamin içtim ,çayımı aldım. Biraz kendime gelir gibi olunca temizliğe başladım. Öyle kıyı köşe girmeden üstten üstten . Bir tek salondaki sandalyelerin ahşaplarını sildim , ne zamandır ellememişim, neyse ki hiç kir göstermiyor. Bir de bi türlü atamadığım birkilerimin bitli yapış yapış yapraklarını sildim tek tek. Çok lâzımmış gibi aynı bitkiden iki tane var. Yaprakları da pinçik pinçik. Her yeri yapış yapış yapıyorlar. Bir de karıncalar üşüşüyor. 

Yemeği dışarıdan sipariş ettim. Karnım doyunca yine ağırlık çöktü tabi ama neyse işlere geri dönüp yerleri silip toz almayı da başardım. Yalnız salonun camı rezil vaziyette, silmek gerek. 

YouTube 'da Stray Kids açıp izledim biraz. Sonra Metehan yarım saat bir oyundaki bir yan görevi anlattı bütün ayrıntılarıyla. Oyun değil kitap mübarek, öyle detaylı. 

O arasa Aynur bir grafik sorusu yollamış WhatsApp 'tan ona baktık ana oğul. Böylece ev temizlikçisi kezbandan işletme mühendisi zamanlarıma bi kısa bakış atmış oldum. 

Biraz hikâyeme yeni bölüm yazdım. Biraz çamaşır asıp topladım. Bugün dans etmedim üç gündür dans videosu çekeceğim diye hışırım çıkmıştı, dinlendirdim kendimi. Temizlik yaparak ne kadar dinleniyorsa artık.

İşte böyle her telden bir gündü. Şimdi elimde okumakta olduğum dört kitaptan birisini bitirmeyi hedefledim. Kısacık bir şey , bitmemiş olması ayıp. 

Hepinize iyi geceler.







Anasına Bak Kızını Al :D

Yürüyüşten eve döndük, bahçe kapısında annemden ayrılırken, bahçeden bana sesleniyor, gel gel bunun fotoğrafını çek diye.

Girdim baktım, ne var diye .

Allahın otu ballıbabalar :D

Hahaha, bunun için mi çağırdın beni dedim. Kahkaha atmaya başladık. 

Ana kız çiçek, böcek, ot, kuş bakarken geçiriyoruz yürüyüşü :D





Ondan ayrılıp eve dönerken yine gözüm otlardaydı tabi :D







 

Lambaların Savaşı

Mutfakta bir lamba sorunsalımız var. 

Senelerce lavabosunun önünde pencere olan, güneye bakan mutfak kullandıktan sonra kuzeye bakan ve kuytuda kalan mutfağa geçince bana bi darallar gelmesin diye mutfağa bir sürü ampul taktırdım. Bunun için de sivastikaya benzeyen bi lamba aldık. Şimdilik bu olsun sonra düzgün bir şey buluruz dedik.

Sonra Bauhaus'da gezerken bir lamba gördük, siyah, şık bir şey. Onu aldık. Değiştirdik. Ama mutfağa hiç yakışmadı. Beyazların arasına siyah, biraz da aşağı sarkıyor, kapıdan görünüyor, karman çorman gibi oldu. Çıkarıp eskisini taktık.

Sonra ben aramayı bıraktım. Tamam gamalı haçı andıran bir lambamız var ama tavana yapışık, beyaz , kamufle olmuş vaziyette, belli değil şekli şemali.

Ama Can inatla sıkıldıkça oraya birşeyler bakmaya devam etti. Zira kocamdır diye demiyorum boş vakitlerinde hobisi alış veriş yapmaktır. İnternetten almaya da başladı hepten yandık.

Neyse arana tarana bir lamba görmüş. Bak bunu alalım mı dedi. Şekli çok tatlı, sevilmeyecek gibi değil. Ama benim derdim aydınlık. Al ama , aydınlık olmazsa istemem dedim.

Pahalı da bişey.

Aldı.

Eve gelmesiyle de hiç üşenmeden birleştirdi, tavanı deldi, taktı falan.

Görünüş harika .

Aydınlatma gücü de bizimkine denk diye söylemişti.

Değil.

Mutfakta bulaşık yıkayacağım, dolabın altıdaki lambayı da açtığım halde önüme gölge düşüyor . 

Sen kuruntu yapıyorsun diye tutturdu .

Ya ne kuruntusu yapacağım. Lambanın tipine bayıldım. Niye değiştirmek istemeyeyim .

Yemek yemek için sofraya oturdum. Şansımıza da o akşam balık yiyorduk. Tabağıma gölge düşüyor. Haydaaa.

Kafamı kaldırıp lambaya bakıyorum tepesi aydınlık, altını gölgeleyecek şeyler koymuşlar. Duvarlar gölge. Bir de tam altı aydınlık ki ben lavaboya da dönsem masaya da dönsem tam orada duruyor olduğumdan sürekli gölge vuruyor.

Yok dedim, bu olmadı.

Ama demem yetmiyor. İkna etmem gerekiyor. Ya gel benim yerime otur bir bak diyorum. İnat etti oturmadı. Hayır rahatsız olmasam niye karşı çıkayım diyorum, inatmışım. Allah Allah. Ortada sırf inatla duran biri varsa kendisi. Şuna da hastayım, ikimiz bir şeyi tartışıyorsak ve karşı tarafı kabullenmiyorsak hep ben inat olarak itham ediliyorum, yahu iki kişi inat eder, bir kişilik iş değil o.

Bir de demez mi artık evde hiçbir işini yapmayacağım , hiç beğenmiyorsun. Dedim ben de o zaman bu mutfakta yemek yapmayacağım, gel sen yap .

İşler kızıştı mı iyice. Neyse o yoğun uçuşlara başladı , ben kör lambayla kaldım. (O kadar da abartmayayım, kör değil ama evde daha iyisi varken niye ona kalıyorum?)

Dün yine uçuşa gidecek akşam, iki gün de yok. Gitmeden lambamı değiştir dedim. Al baştan yine inat etmeye başladı. Lambanın yerini değiştirse olmaz mıymış. Lambayı aşağı sarkıtsa işe yaramaz mıymış? Hayır diyorum. Kızıyor. O çözüm bulmaya çalışıyormuş ben dinlemiyor muşum. Yahu çözüm bulmaya çalışmanı anlıyorum, takdir de ediyorum da, niye çalışıyorsun, çözüm var zaten, elimizde düzgün aydınlatan bişey bulunuyor, onu geri takacaksın iş bitecek. 

Gitti yattı. Yapamam ben bugün dedi .

Mutfağa girdim. Deli olucam, artık tekerlekli minik tezgâhı camın önüne çektim, bari oradan gelen ışıkla yapayım diye. Sinir de bastı, kendi kendime söylenip işe koyuldum ki geldi beyefendi. On dakikada geri taktı lambamı. Oh. Al işte yine gölge vuruyor demeyi de ihmal etmedi tabi. 


Gitti şık lâmba, geri döndü bizim ampuller. Daha uzun süre yerini kimseye kaptırmayacak gibi.

Yalnız şu çiçeğin altındaki aydınlatmanın yarısını kaplayan kısmı sökmeyi başarsak belki daha işe yarar bir hale gelir mi diye düşünüyorum şu an .

Bakalım.

22

Doğum gününden sonra daha bir yakınlaşmışlardı birbirlerine. Derken yavaş yavaş arkalarını toplarken bulmuştu kendisini. Kayıp eşyalar, unutulan programlar, bir anda asistan moduna geçmişti. Bir de  hepsinin annesi telefonuna ulaşıp kendisiyle konuşmuşlardı. Anneler grubu oluşturmuşlardı sonunda. Kimseden alamadıkları haberleri Elisa'dan alıyorlardı.Grup üyelerini ilk gördüğünde çok üzülmüştü ailelerinden uzakta tek başlarına kalıyor olmalarına ama şimdi artık ailelerin nerede olurlarsa olsunlar çocuklarını bırakmadıklarını öğrenmişti. Bir gün Hae'nin annesi ile konuşurken gözlerine yaşların dolmasını engelleyemedi. Öyle incelikli bir şekilde takip ediyordu ki oğlunu, sınırlarına taşmadan ama her ihtiyacı olduğunda yanında olduğunu ve olacağını hissettirerek. Annesini özledi o anda. 
- Seni kıracak bir şey mi söyledim ? İyi misin Elisa ?
- Oh, iyiyim iyiyim. Çok güzel bir annesiniz, hepiniz öylesiniz. Ben bazen annemi özlüyorum size bakarken. 
- Ah, çok üzgünüm, seni nasıl etkilediğimizi hiç düşünmeden bencilce davrandık. Sen öyle olgun ve harika bir kadınsın ki bazen bizimkilerle yaşıt olduğunu unutuyoruz. 
-  Yok , öyle bir şey yaptığınızı düşünmeyin sakın, bugün annemin öldüğü gün , sanırım bilinç altımda kalmış, biraz hassasım.
- Biliyorsun, biz seni de kızımız gibi görüyoruz. Oğullarımızdan hangisi ile yakınlaşırsın diye aramızda birbirimize takıldığımız bile oluyor .
- Aaa, utandırmayın ama, ben hepsini öyle seviyorum ki, gittiklerinde gerçekten çok özleyeceğim.
- Biz de seni özleyeceğiz ama buradan bağlantıyı kopartmayız .

Gülümsedi Elisa. Herkes de biliyordu ki onlar ayrıldıktan sonra bir daha aralarında bir iletişim olmayacaktı. Bir kere sözleşme maddeleri vardı oturup uzun uzun imzaladığı, hepsini de okutmuşlardı ayrıntılı şekilde. Ama bir şey demedi. 

- Eli Eli Eli Eli.
- Eyyyy.
- Yarın sabah beşte kalkamazsam beni kaldırır mısın?
- Ben niye beşte kalkıyorum peki ?
- Beni kaldırmak için.
- Allah Allah senden başka kalkacak yok mu o saatte, onlar kaldırsınlar .
- Aja kalkacak ama ona dersem kulağımın dibinde çılgınca bağırıyor,  Sal'a söylesem üstüme atlar.
- E sen de uyanmıyorsun hiç.
- Lütfen lütfen lütfen lütfen. Dur şu çöpleri atayım ben senin için.
-Hayır sabah beşte kalkmaya niyetim yok.
- Sal dese kalkardın ama .
- Ha?
- Ona hiç hayır demiyorsun.
- Zavallı , yedi çocuk babası bir adama nasıl hayır diyeyim, canına okuyorsunuz çocuğun. Hadi git başkasını bul kendine.
- Amaaan.
- Hey. Hani çöpleri atıyordun?
- İşe yaramadı ki..
- Al da at işte, ben senin odandaki çöpleri bir saat topluyorum senin çok işin varken.
- Tamam tamam. 
- Yeo seni kaldırır bence .
- O sabah kalkacak mı ki ?
- Altıda kalkacak ama genelde erken kalkıp yürüyüşe gidiyor.
- Dur ona sorayım.
- Çöpleeeerrr.
- Ay, unuttum..
- İşine gelmeyince tabi .

.....

- Yeni testin sonuçları da geldi Elisa, ilk test doğruymuş. Gerçekten de inanılmaz bir hafızan varmış.
- Herkesin benimkisi gibi değilmiş , öyle mi ?
- Herkes mi ? Başka birisi var mı onu bile bilmiyoruz. 
- Aptal değilmişim yani.
-Ne münasebet, sadece okuyup yazamıyorsun. O da bir hastalık zaten. 
-Okumak istiyorum. Yani okula devam etmek istiyorum .
-Yapabilirsin elbet. Sadece özel durum belgenle sana özel sözlü sınav istemen gerekiyor. Zaten sesli kitaplar var, istediğin kitabı dinleyebilirsin.

Mutlulukla kızgınlık arasında gidip gelen duygularıyla durdu Elisa. 

-İzninizle biraz kendimle başbaşa kalmalıyım.
-Tabi tabi.

Sokağa çıkıp yürümeye başladı . Uğradığı bütün haksızlıkları düşündü. Annesinin hastalığı bile ona yapılmış bir haksızlıktı sanki. Okuldaki cahil öğretmenler. Diğer çocukların acımasızlığını yine çok suçlamıyordu ama anne babalarını suçluyordu. Ve hayatını bu hale getiren adam. 

Durdu.

Ne yapmak istiyorsun Elisa dedi kendisine. Bunca kötü şeyi üzerinde taşıyıp durmak mı istiyorsun yeni bir başlangıç yapmak mı ? Madem o kadar zekisin kendini mutlu edecek çözümü bulmalısın. Benim bildiğim ağlayıp mızmızlanıp durarak mutlu olmak gibi bir şey yok dünya üzerinde. Sana harika bir şans daha verilmişken, hayatına güzel insanlar girmişken , geçmişe takılıp kalmak ne derece akıllıca. Üstelik henüz yirmi yaşındasın. 
 

Diğer bölümler için tıkla.

21

- Ne kolay hiçbir şeyin sorumluluğunu almadan başkalarına suç atmak. Başkasıyla yaşayan bir erkekten çocuk sahibi olan o suçsuz, seninle birlikte olan adam suçsuz, olayla hiç alâkası olmayan sen mi suçluymuşsun? E aşk olsun Elisa , sen de buna inanıp üzülüyor musun ? Kendi derdin sana yeter, herkes hayatının sorumluluğunu alsın. 

Ona bakarken minnetle doldu genç kadın. Hayatıma İna girmeseydi şimdi ben nerede ne yapıyordum acaba diye düşündü. Gözlerinde yaşlar belirdi.

- E ağlama ama, değmez bu insanlar .
- Ben onun için ağlamıyorum.
- E niye ağlıyorsun o zaman.
- Minnettarlıktan, hayatıma girdiğin için çok minnettarım İna. Teşekkür ederim her şey için.
- Sus sus, şimdi ben de ağlayacağım. Hadi gidip bir şeyler yiyelim. 
- O kız da senin gibi birisiyle karşılaşsaydı keşke, çok zor durumda olmalı.

Derin bir nefes çekti içine İna.

- Güzel yürekli kızım benim. Evet öyle olmalı ama gittiği yol yanlış. Yine de bakarım neredeymiş neymiş .

......

Şarkıyı dururup tuvalete gideceğim diye Eol'u duyduğunda herkesin şaşkın bakışları karşısında kahkaha attı genç kadın. 

O çok soğuk kış gününde bir yandan sıcak odadan çıkmak istemeyip bir yandan da soğuktan tuvalete taşınıp durmaları gerektiği için söylene söylene kalktıklarında Eol bunu söylemişti. 

-Bir gün sahneyi bırakıp tuvalete gidersem şaşırmayın, bakıyorum herkes bir kere gidiyor ben o arada üç kere gitmiş oluyorum. 
-  O kadar su içme sen de.
- Sen de içiyorsun o kadar suyu.
-Yalnız ne komik olur haa. Bir de sifon sesi veririz kolonlara.
- Hahahaha..

Birazdan kolonlardan sifon sesi de geldiğinde yok artık, yaptığınıza inanamıyorum diye mırıldandı. Belini çekerek gelen Eol görüntüsü ise gözlerinden yaş gelene kadar gülmesine sebep oldu. Bayılıyordu bu çocuklara...

..

Diğer bölümler için tıkla.

Şarkı Hepimize Gelsin


Başkalarının karanlıklarının bizi sarmasına izin vermemek için kendi ışığımıza odaklanalım. Bırakalım bütün ıvır zıvırlar arkamızdaki gölgede kalsın.

Bu Sabah











 Bugüne hiç iş yapmayacağımla başlayıp , öff sıkıldım otururken şu çamaşırları toplayıp mutfaktaki dağınıklığı kaldırayım ile devam ettim. Neyse başka işe girişmedim. Sabah kahvaltısı olarak kendime taptaze yarım ekmek arasına sandviç yatım. Akşam yemeği felan yok.  Fotoğraflara aon zamanlarda en çok dinlediğim şarkıları saklayıp telefonun başından kalkacağım şimdi.


20

Bulutlarda gibi bir ruh haliyle izlemeye devam ediyordu. Ne tuhaf diye düşündü, şurada her ânı sonuna kadar yaşamak istedikçe kaçıyor benden. Çıktığımda hiçbir şey hatırlamayacağım sanki. Rüya gibi olacak. Hani uyandığından her şey tam dilinin ucunda gibidir ama hiç bir şeyi bilemezsin. Hayatın en önemli anlarının kaybolması ne yazık. Ama saçma sapan bir zaman dilimi saplanır kalır aklında çok önemliymiş gibi. Ya da bir utanç ânı hiç unutulmaz. En bulutların üzerinde uçtuğun an ise bitecek olmasının verdiği hüzünü de birlikte yaşatıp sonrasında da sır olup gidiyor. Keşke bütün düşünceler aklımdan yok olup gitseler, sadece izleyip dinlemenin tadını çıkartabilsem diye mırıldandı kendi kendisine. 

......


- Elisa haydi gelsene Yeo'nun doğum gününü kutlayacağız.

- Çekim yapılmıyor mu?

- Bütün çalışanları bulanıklaştırıyorlar zaten, anlaşılmaz, hadi gel.

- Üzerimi değiştirseydim bari.

- Senin bu tulum dışında kıyafetin mi var, bak çok ilginç  . Öldürücü bakışlarıyla karşılaşınca hemen sustu Aja. Ama tabi fazla suskun kalamadı.

- Hadi çabuk ol geç kalacağız.

-E sen git , beni niye bekliyorsun, yolu biliyorum, spor salonundasınız sonuçta .

Bir kadın için oldukça kısa sürede hazırlanıp çıkmıştı Elisa. Üzerinde daha önce hiç görmedikleri bir kot ve gömlekle hepsine çok farklı görünmüştü zira gerçekten de tulumu dışarı çıkarken bile hep üzerinde oluyordu. Bugün doktorla görüşmeye gittiğinde önce bir işini halletmiş sonra da  Min ile buluşup alış veriş yapmıştı. Genç kız ona öyle güzel şeyler bulmuştu ki. Kilolu olduğun için kendini salmışsın Elisa, bak hâlâ gayet güzelsin , spor da işe yarıyor bence diye kendisine şevk de vermişti.

Doğum günü şamatalı geçti. Kameralar kalkıp kendi kendilerine kaldıklarında hazırladığı hediyesini getirmek üzere mutfağa giderken durdurdular genç kadını.

- Heyy hemen nereye kaçıyorsun Elisa, parti şimdi başlıyor.

- Geleceğim hemen fırından bir şey almam gerekiyor.

Şaşkın bakışları altında çıkıp elinde kocaman bir güveçle geri dönerek Yeo'nun yanına gitti.

- Aslına ne kadar benzedi bilmiyorum ama tarifi annenden aldım. Yaparken de beni kontrol etti telefonla. Umarım hoşuna gider.

Diyerek masaya koydu güveci, kapağını açtığında mis gibi koku yayıldı etrafa.

Hepsi birden aaaa diyerek yaklaştılar masaya. Biri tabak getirmeye koştu. Hep birlikte yumuldular.

-Harika olmuş Elisa, bu aldığım en güzel doğum günü hediyesi oldu. Doğrusu bize hissettirmeden nasıl pişirdin anlamadım.

- Burada pişirmedim anlamayın diye .

- Vay vay , gerçekten sürpriz oldu . Biz de sürprizimizi çıkartsak mı çocuklar.

Ve Elisa'nın şaşkın bakışları altında bir pasta daha çıktı ortaya.

- Senin de doğum günün kutlu olsuuun.

Kız öyle bakakaldı. En son ne zaman doğum günü kutladığını hatırlamıyordu, bu sene ise önce İna ve Min, şimdi de çocuklar kutluyorlardı. 

- Eee, hadi mumu üflesene.. Kaç yaşına girdiğini bilmediğimizden bir mum koyduk. 

- Ah, Yeo ile aynı yaştayım diyerek gülümsedi.

Yine toplu bir aaaa döküldü ağızlardan.

-Siz ikizmişsinizzz.

Hediye paketi geldiğinde artık şaşkınlığının boyutu öyle artmıştı ki açmadan elinde öylece durdu.

- E açsana.

- Ah , pardon, hediye almak alışık olduğum bir şey değil . Göz yaşlarını engellemeye çalışarak derin bir nefes aldı. Herkes durmuş bir anlığına tam sessizlik olmuştu. O sırada Yeo yanındaki Teu'yu "Eeee üstüme çıktın iyiceeeee " diyerek itiştirdi. Teu Hae'ye çarpınca o da onu itiştirdi ve kaos başladı. Başını kaldırıp Yeo ile göz göze geldiğinde delikanlı ona göz kırptı,  sonra da gözleriyle paketi işaret ederek açsana dedi. Her zamanki gibi incelikli bir şekilde duruma el koymuştu aksi görünüşlü yumuşacık yürekli genç adam . 



Diğer bölümler için tıkla.

Neye Niyet Neye Kısmet

Çok ilginç bir gün geçirdik.

Can'ın ağabeyi Ankara'da. Kuzenleri de var. Kuzenlerinden biri evlenmişti gidememiştik. Şimdi bir de bebekleri olacakmış. Feçen hafta amcası da yanlarına gelmiş diye duyunca izninin son günlerinde iki gecelik bir tur atalım dedik. Ağabeyiyle falan konuştuk. 

Dün öğlene doğru yola çıktık. Yoldan ağabeyini aradık biz çıktık geliyoruz diye. Ağabeyi tamam dedi ama biraz da tereddütlü . Ne oldu diye üsteleyince boğazının gıcıklanmaya başladığını hasta gibi olduğunu söyledi. Evdeki herkesten ona geçmiş, sabah başlamış. Haydaaa. Benim için neyse de on beş gün iznin ardından Can hastalanmasa iyi olacak. Neyse telefonu kapattık. Ne yapsak. Çocuklar küçükken ne zaman hasta birilerine gitmesem peşinden yine de hasta olduğumuz için bende hastalık bulaşmasın kaçınması çok yok aslında. Neyse dedik. Amcayı görürüz. Kuzenleri tebrik ederiz. Amcasını aradık Adana'ya dönmüşler. Aaaa, ne ara ? Kuzeninin de bebeği erken doğmuş olduğundan hâlâ hastanedeler zaten. Birbirinize baktık. Aklımızdaki buluşmaların neredeyse hiçbiri olmayacak. Abisini de yoracağız. 

Geri mi dönsek ?
Niye ki ? Hazırlanıp çıkmışız, bari bir yere gidelim bir gece kalalım dedim.

Abant'a gidelim diye düşündük. Mudurnu da ne zamandır aklımdaydı haydi oraya uğrayalım önce dedik.

Gerçi gidene kadar akşam üzeri olduğundan çok dolaşamadık ama olduğu kadarı da yetti bize.


En güzeli de yürürken gören teyzelerin (Allah bilir benimle yaşıtlardır ama çaktırmayın) , hoş geldiniz misafirler diye soru yağmuruna tutmalarıydı :) İstanbul'da neredeyse komşular birbirimize merhabayı çok gördüğümüzden güler yüzlü meraklı bakışlar , sohbetler pek tatlı geldi.










Sokaklarda kısa bir tur atıp karnımızı da ortalama bir yerde doyurduktan sonra saat kulesine arabayla gidip kahvemizi manzaraya karşı içtik.



Oradan Abant'a geçtik. Geçerken erişte, keş peyniri ve saray helvası almayı da unutmadık. 


Abant Camping üç sene önce Sincap'la kaldığımız bir yerdi. Kendi karavanlarında da kalınıyor.


Göl manzaralı bir karavan istedik. Karavan dediysem bungalov gibi. Altta çek yat var. Banyo.  Cam önünde masası. Buzdolabı. Lavabo falan. Üstte de yer yatağı. Ama cidden çok rahat bir şilteydi.



Akşam kapının önünde ateş yaktık. Neyse belki sabah okuyabilirim diye yanıma kitap da almıştım. Onu okudum keyifle.



Sabah şurada uzun uzun oturdum.

Kahvaltı beklediğimin ötesinde çıktı. Nefis serpme kahvaltı hazırlamıştı Emine Abla. O arada uzun uzun sohbet de ettik, pırıl pırıl bir insan.



İşte böyle bir gün geçirip evimize döndük .

Bu sabah karavana gittim. Kıyafetlerimizi, bardakları, çatal bıçakları falan alıp eve getirdim, yıkayıp götüreceğim. Kameralardan bakmışlar , hırsız yirmi dakika kadar içeride kalmış, sanırım site güvenliği gezerken korkup içerideki alet çantasını kapıp çıkmış. Ama nasıl çıkmış. Sitenin ana kapısına gidip güvenliğe kapıyı açtırıp çıkmış (bizim sitede bahçe kapısı içeriden de anahtarsız açılmıyor ) . Böyle de sıkı güvenliğimiz var. Neyse her çekmeceyi boşaltamamış en azından. Kıyafetleri dağıtmış. Daha dağıtılacak çok yer vardı. Hayır bulacağı bir şey de yoktu. Dediğim gibi içinde kamp malzemeleri dışında bir şey yok. Can'ın alet çantasını almış. Hiç üzülmedim. Bin defa o çantayı karavanın içine koyma diyordum. Oh oldu.

Akşam annemle Aynur'u yemeğe çağırdım. Pek afili sevgililer günü yemeğimiz vardı. Tarhana çorbası, sote kavurma, keşli erişte, salata :D Valla soğuk kış gününe çok yakıştı bence .


Eveet. Bu yazıyı vakit geçmeden yazmayı başardığım için gururluyum. Meraklılar anlamıştır ama yine de söyleyeyim şarkı yok fotoğraflarda, üşendim o kadar şarkı bulmaya :)

Ama bir şarkı bırakayım şuraya. Sevgililer gününüz kutlu olsun. Sevdiklerinizle birlikte nice güzellikler yaşayın . Öptüm sizi.







 

Haftaya Gülümseyen Bir Başlangıç Yapalım

 


Dün sabah çantaları boşaltarak işe başladım. Kayak pantolon ve montlarını balkona astım havalansınlar diye çok yıkamıyorum onları.

Kıyafetleri makinaya attım . Üç posta çalıştı makina. Misafirin nevresim takımı, kıyafet falan derken akşama kadar çamaşır kurutarak geçti. 

Yürüyüşe gittim. Annem kahvaltıya geldi. Sonra akşama kadar bırakmadık onu :)

Evi süpürdüm. Her şeyleri yerine yerleştirdim. Akşam yemeği hazırladım. Mutfak topladım. Annemle film izledim 

Anlatırken pıt diye bitti ama akşama kadar dönüp durmaktan benim başım dönüyordu gece :D

Bu sabah kalkıp pilates yaptım. Duş aldım. Şimdi de Can'la çıkıyoruz. Çocukların okulları açıldığından onlar evde kalıyor biz iki günlük akraba ziyaretine gidiyoruz. 

Hepinize günaydın. Bol gülümseyişli ,huzurlu ve sağlıklı bir haftaya açılsın sabahımız :)

19

- Yeo sana çiçek gelmiş.

- Çiçek mi ? Burada kim bana çiçek gönderecek ki ?

-Ne bileyim, üzerinde kart yok mu ?

İki delikanlı çiçeğin içindeki kartı buldular. Ama okuyamadılar, zira kendi dillerinde değildi.

- Hae nerede , benim bunu okumaya çalışmam yüz yıl sürer.

Diye yakındı Yeo. Ve akabinde bağırmaya başladı.

-Haeeeeee

Yanındaki Eol yerinden sıçrarken, şunu yapmak zorunda mısın diye söyleniyordu. Neyse ki Hae hemen geldi.

- Şunu okusana, bana mı, kimden , nedir ?

- Hımmmm... Bu sana değil, Elisa'ya. Doğum günüymüş.

Diğer ikisinin ağzından aynı anda bir "Aaaa" döküldü.

- Onun da mı doğum günüymüş ?

- Çok ilginç.

- Nerede ki şimdi ?

- Bugün günlerden perşembe, sabahları bir yerlere gidiyor her perşembe.

- Ha, psikoloğuyla konuşmaya gidiyordu.

- Sen nereden biliyorsun ?

- Azıcık içinde olduğumuz ülkenin dilini öğrenseniz telefon konuşmalarına kulak misafiri olabilirsiniz siz de .

-Haaaa. 

- Akşama ona bir kutlama yapsak mı ?

- Bilmem.

- Ne konuşuyorsunuz diyerek içeri girdi Dal.

- Bugün Elisa'nın doğumgünüymüş. Kutlamak için bir şey yapsak mı diyorduk.

-Hişşş sizi duyacak, kulakları çok keskin.

- Burada yok, merak etme.

- Haaaa. Telefon alalım ona .

-Telefon mu ?

- Elinde öyle eski bir telefon var ki, bir aplikasyon kurmak istedim olmadı. Okuyamıyor ya ,sesli kitap dinler diye düşünmüştüm. Bir de harika ses komutu programı var.

- İyi fikir gibi, Sal'a soralım .

- Hey çiçeği mutfağa bırakın.

.....

Sabah yine erkenden mutfağa girip kahvaltı hazırladıktan sonra çöpleri arka bahçeye çıkartırken  gözlerini binaya dikmiş duran bir kendi yaşlarında kadınla karşılaştı Elisa. Kadın onu görür görmez bir anda yüzü değişip bağırmaya başlayınca ne olduğunu anlayamayıp bakakaldı.

-Senin yüzünden çocuğum ve ben kimsesiz kaldık ! Nasıl yaşayacağım nasıl büyüteceğim bu çocuğu ben , haaa? Nasıl ? Bir kaç ay öncesine kadar bir sürü hayalim vardı hepsini yıktın. Nasıl kötü bir kadınsın sen.

Sesleri duyanlar pencerelere çıkmaya başlamışlardı. Kadın son gücüyle bağırmaya devam ediyordu. Kurumdan bileri Elisa'nın yanına koşup onu içeri aldılar, birileri diğer kadının yanına gitti. 

- Gittiiiii, bütün hayatım senin yüzünden gittiiiii..

İçeride eline tutuşturulan suyu içmeyi bir türlü beceremedi şaşkın kadın. Dışarıdaki ses kendisine sonsuz gibi gelen bir süreden sonra nihayet azalıp bitti. Bütün kadınlar mutfağa doluşmuş ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Az sonra dışarıdaki kadının yanındakiler geri döndüler .

- İyi misin Elisa ?

- Evet, sanırım.

- Kim o kadın , tanıyabildin mi ? 

- Hayır ama tahmin edebiliyorum kim olduğunu.



Diğer bölümler için tıkla.

Ortaya Karışık Şubat Ortası Yazısı

Can izinde, o kadar izin günü ayarladıydık , geçen aya vermişlerdi, tam çocukların final zamanlarına. Neyse onu iptal ettirip bu aya istedik,  bu sefer de misafir geldi :D Şöyle bi tatil plânımız olamıyor bizim. Her seferinde bi karmaşa. Metehan "E ekimde gittik ya sorunsuz anne " dedi. E o izin de sen gelince gideriz diye eylüldeydi aslında, sen gelmeyince onu da erteletmiştik" dedim. Hep böyle. Birinde sınav bişisi çıkmıştı, birinde lise tercihini bir üsttekine geçireceğiz diye gitmek gerekmişti ( Aynur sayesinde dönmemiştik ama Kapadokya'da faks makinası arandıydık :), biri üniversite sınavına denk düşmüştü , yok birinde sınav çıkmıştı falan. 

Tabi bu arada gezmeye gidince tatilde beni yorup duruyorsunuz diyen Can evde durunca da tatilim boşa gidiyor diye söylenmeye başladı. Adamın mızıldanmama seçeneği yok. Otur dinlen işte .

Şimdi on günlük özet geçiyorum. Hazır mısınız ? Uzun olabilir.


Şubatı yalancı teyzemle açtık. Kızına gelmişken özlem giderelim istedik  :)


Bir gün ona söz verdiğimiz kafeye götürdük. Bir gün de annemde pizza keyfi yaptık. Üzeri de doğumgünü yaklaştığı için pasta üflettik.

O arada epeydir gitmeyi düşündüğümüz bir arkadaşımıza gittik. Bir başka arkadaşlarımızla dışarıda buluştuk.


Bilgehan bir hafta Antalya 'da halasındaydı, döndü.  Hepimize şapka yapmış ablam. 


Metehan da İzmir'de arkadaşında kaldı bir hafta. Son iki gecesinde Japonya'dan arkadaşı da gitti oraya. Arkadaşı Almanya'ya exchange gibi gelmişti bu sene, yarı yıl tatilinde Türkiye 'ye geçti. İzmir'den eve geldiler .


Japon Balığı oğluşumuz, Japon oğluşumuz ve Japonya'ya gitmeye bayılan oğluşumuz ile kocaman aile olduk.


Arkadaşım Gülden 'den daha önce bahsetmiştim. Emekli olduktan sonra sadekârlık eğitimi aldı, nefis gümüş takılar yapıyor. Metehan ile bileklik sipariş etmiştik , benimkini bitirmiş :) Çok güzel değil mi?



Bir akşam balık restoranına gittik. Yanımdaki ağaçla yaşadığım aşkı kıskandı kocam :D (Yalnız o nasıl bi açı ise yüz kilo çıkmışım :D)


Bir akşam Fiji bize yemek hazırlamak istedi. Yanında baharat ve malzeme getirmiş :D

Bu arada Japon kültüründen bilmediğimiz bir şey öğrendik. Bu yemeği şubatın üçünde hazırlıyorlarmış. O gün kuzey doğuya dönük şekilde oturarak ve yemek sırasında hiç konuşmayarak yerlerse iyi şans geleceğine inanıyorlarmış. Aynı zamanda baharın başlangıcı sayılıyormuş. Biz de hemen öyle yaptık. Hepimiz kuzeydoğuya döndük ve içine  pirinç, çiğ somon, marul ve salatalık koyarak sardığımız yosunlarımızı soya sosuna batırarak konuşmadan yedik. Lezzetliydi valla .


Perşembe sabahı erkenden kalkıp Fiji'yi havaalanına bırakıp oradan Uludağ'a geçtik. Ne kalacak yer ayarlamıştık ne de doğru düzgün hazırlandık. Yani çantaya scrabble koymayı bile unutmuşum.


Uludağ'da kampa girdik. Günübirlik yerinde kayak kiraladık , oğlanlar kaymaya gittiler, biz Can'la bulduğumuz bir masada zor belâ yarı uyuklayıp yarı uyanık akşamı etmeye çalıştık. Hele ben gece uyuyamamıştım sabah da beş buçukta kalktığımdan tamamen iptaldim :D


Neyse kamptan ayrılanlar olunca akşam bize oda verebildiler. Odadaki tek kişilik koltukları da yatak yapınca kocaman bir yatakta dördümüz yatıyor gibi olduk. Pek samimiydik :D


Cuma günü hep birlikte kaydık. Hava ısındığından karlar erimişti ama neyse hevesimizi aldık.



Dünü başarıyla kayarak atlatmıştım ama bu sabah kalan telesiyej haklarımızla biraz daha kayalım diye Metehan'la çıktığımızda pek güzel uçtup kaidemin üzerine düştüm. Neyse hafif ağrıyor ama dans bile çalışabildiğime göre sorun yok. Zaten kaymayı da erken bıraktık. Cumartesi herkes tepeye çıkmış herhalde. Etraf insan kaynıyordu, telesiyej sırası kayma süresinin on katı tutunca bırakalım dedik.

Gelelim bomba olaya.

Perşembe sabahı saat yedi buçuk gibi yola çıkarken , oğluşu uçağa yetiştireceğimizden telaşlıydık. Körün taşı gibi birisi arabanın çıkmasını engelleyecek şekilde park etmiş, Can onun kapısına gitmiş falan . Arabaya giderken baktım karavanın kapısı açık. Can bagaja eşyalar sığmayacak diyordu herhalde oradakileri karavana bırakıyor diye düşündüm. Arabaya bindim. Yola çıkarken de karavanın kapısını kapattın değil mi diye soracaktım ki amaaan Handan her işe de maydonoz olma, kapatmıştır tabii ki diyerek sustum.

Giderken bagaja sığma konusu açıldı. Sen karavana taşımamış mıydın eşyaları dedim. Yooo, taşımadım dedi. Karavanın kapısını açık görünce öyle zannettim dedim. Açmadım kapısını ben, sen bagaj kapısını görmüşsündür dedi. Hayır araba da karavanın hemen önünde park etmiş durumda. Yani Can onun önünde bagaja eşya yerleştiriyordu. Bagaj kapısını da niye karavan kapısı zannedeyim diyorum ama ses etmedim.

Dün kapıcı aradı. Sizin karavanın kapısı açık kalmış diye. Valla benim gözler sağlammış. Can kafasında bin bir tilki gezerken önündeki kapıyı görmemiş. Hayatımda ilk defa bişiye karışmiim dedim. Karışsaymışım karavanın içinin nasıl dağıtıldığını görecekmişiz. Ne bileyim. Belki de iyi olmuştur. Acilen yola da çıkmamız gerekiyordu o an , kafamız karışacak, keyfimiz kaçacaktı .

Kapıcı kapısını kapatmış karavanın. İçine baksaydım, kedi medi kalır, çıkamaz , yazık olur dedik. Bir daha kapıyı açamamış, kapı kilitlenmiş. O kapı anahtarsız kilitlenmiyor. Giren nasıl girdi, kilitli kapı nasıl açıldı, hadi açıldı, kapıcı itince nasıl kapandı. Karavanın bütün dolaplarını boşaltmış giren ama içinden bir şey gitmemiş. Zaten uyku tulumları ve bir kaç şarj kablosu dışında bir de elli lira vardı hemen duvarındaki file gözde. Deprem olursa diye su ve makarna koyduydum ekstradan. Para falan arandıysa valla kardeş benim aklıma para koymak hiç  aklıma gelmedi, acil durumda hayatta kalma malzemelerine odaklandım, para hiiç düşünmedim.

Neyse yarın falan gidip onu temizleyip yerleştirmem gerekecek. Bugün hiç halim yoktu bakacak .

Yılın ikinci ayının ilk yarısı özetle bol sosyallik, misafir ağırlama, kayak, kaza, hırsızlıkla felan geçti. O arada Dimash konserine satışa çıkar çıkmaz bilet almayı da başardım. Mayısta İnönü Stadı'nda konseri olacakmış. Bu sene almayı başardığım ilk bilet oldu. 

Ne diyeyim verilmiş sadakamız varmış. 

Şimdi şu fotoğraflara Dimash şarkıları saklayayım da altı oktavlık harika sesiyle sizin de kulaklarınızın pası silinsin.

Arayı çok açmadan görüşürüz. Hoş kimsenin de nerdesin dediği yok ya, neyse.. Bi kişi dışında diğerleri tın tın,  ona öpücük var sadece :)