Leyleği Havada mı Gördüm Yoksa Evliya Çelebi ile mi Akrabayım Bilmiyorum

Bildiğim salı gecesi Ankara'da uyudum, çarşamba Ürgüp'te, perşembe Niğde'de ve dün gece evimde. Bitmedi, bu gece otobüste uyumayı düşünüyorum, yarın gece de Görele' de ....

Anlatacak çok şey, paylaşacak çoooooook fotoğraf var ama benim zamanım yok, akşama kadar çamaşır yıkayıp, kurutup, dört çanta hazırlamam gerekiyor:-)

Kısaca özetlemek gerekirse, Ankara'da akraba ve arkadaş ziyareti, Nevşehirde kaya evleri, yeraltı şehirleri, Niğde'de bir düğün ve daha çooooook akraba ziyareti ( Can'ın 6 teyzesi, 3 dayısı ve sayısını bilmediğim kadar çok " Beni tanıdın mı" diyen kuzeni var da:-) , yollar, dağlar tepeler, ayçiçeği tarlaları, kavun tarlaları, köy, inekler, samanlar, taze yumurta, yanıma verilen domates kavanozları, bademler, dalından kurutulmuş dutlar, kayısılar, erişteler, ev yapımı salçalar, taze sütten yağlar, tandırda pişirilmiş çörekler ile dolan taşan çantalar ....

Hepsini dönünce uzun uzun anlatırım artık:-)

Herkese günaydın, harika bir haftasonuna açılsın sabahımız....

Ah, unutmadan, oğluşum martı oldu :-) Belki ona Jonathan derim bundan sonra:-)
  • Cumartesi, Ağustos 24, 2013
  • 7 Yorum

Necefli Maşrapa Yerine

Bu güzel Riva'da gün batımı fotoğrafını koyuyorum.

Hafta sonuna kadar yokum canlarım:-)



Karışık Düşünceler...

Ütü bitti, çantalar hazırlanacak. Bir tane bu hafta için, Niğde tarafına gitmeyi düşünüyoruz. Hem ziyaret hem ticaret yapacağız :-)  İlk evlendiğimde gitmiştik oralara, çocuklar babalarının büyüdüğü yerleri hiç görmediler. Hem de yeraltı şehirlerine bayılacaklarına inanıyorum:-)

Ama tabi benim hiçbir tatil planım öyle rahat ve kolay olmaz. Metehan'ın tercihi dolayısıyla Danimarka gezimiz planladığımız gibi olmamıştı, şimdi de yedek listesi beklentisi a planı, b planı gibi bilimum seçeneklerin kafamda dolaşmasına neden oluyor. 88. yedekteydi, cuma akşamı açıklanan listeye göre 65 i gitmiş, pazartesi akşamını beklemek durumundayız dolayısıyla.

Bu arada tatil düşünceleri okul düşüncelerine karışmış durumda. Acaba Hüseyin Avni Sözen hazır eve yakın ve diğeri kadar başarılıyken onda kalsak mı? Ama Kadıköy Anadolu'nun da sosyal imkânları daha güzel. Bu arada özel okullar puanlarını düşürmüşler, Alaman Lisesi, Üsküdar Amerikan falan bizim puanımıza inmiş, bir burs imkânı olur mu, olsa da gerekli mi ?

Tabi kafamın karışıklığı Metehan'la bitmiyor. Bir de Bilgehan dolanıyor aklımda. Bu sene okulumuz ortaokul oluyor, yine öğlenciliğe dönüyoruz. Seçmeli dersler falan derken akşamları kaçta çıkacaklar bilmiyorum. Kimi dersleri blok yapıp , teneffüsleri iyice kısma çözümleri ile güya biraz daha erken çıkacaklar ama o çocuklar hiç nefes almadan 6-7 saat ne yapacaklar? Hiç özel okul düşünmemiştim ama artık emin değilim o kadar. Bir okuldan %50 gibi bir burs kazandı, karşıda olduğu için kararsızım. En yakın okul en iyidir sloganıma uymuyor:-)  Geçen sene sınıfından da memnun değildim. Patlayacağım...

Neyse çantalara dönelim biz.Niğde dönüşü çocukların bir haftalık kampı var, Trabzon'da. Büyümüşler de kampa gidiyorlar:-)  Gerçi daha tam kesinleşmedi ama eğer iptal olmazsa bol bilimli, yürüyüşlü, eğlenceli harika bir kamp olacağa benziyor. Beni de alsalardı keşke:-)  Ama tabi onları yolda yalnız bırakmıyorum,  nasıl Niğde'ye gittiğimizde yeni evliysek, Giresun'a en son gittiğimizde de Metos bir yaşındaydı henüz.  Fırsat bu fırsat ben de memleketime gidip sevdiklerimi göreyim dedim:-)

Bu arada bütün bu tatillerde sürekli yiyeceğimi düşünerek midemi küçültmeye çalışıyorum biraz. Dönüşte durumun vahameti azalsın diyerek:-)

Ramazan'da ara verdiğim sabah yürüyüşlerine son tempo döndüm. İnsanın parmağı hem su toplayıp hem su toplamış yer nasır bağlayabilirmiş bunu öğrendim. Bin kunduz aşkına , sanki daha önce hiç yürümemiş gibi bir naz bir naz ayaklarda:-)

Şimdi artık kalkıp şu işlere koyulayım.

Her şey güzele varsın...


İstanbul'da Turist Olmak İstedim Bugün :)

[***Çoook miktarda fotoğraf içermektedir.** (Sağ olasın fiber internet :)]

Almam gereken küçük hediyelik eşyalar vardı. Onu bahane ederek Mısır Çarşısı ve Tahtakale gezisi ayarladık kendimize. Mekânın bilirkişisi Aynur 'la birlikte yola koyulduk :)


Vapurda yan açıkta oturmayı özlemişim. Ne güzle geldi.



Deniz her haliyle baştan çıkartıcı. Işık oyunları insanın içini aydınlatıyor.


Şehir hatları vapurlarının zarafeti , Kız Kulesi'nin nazlı silüeti, suda güneş parçacıkları... İçinden deniz geçen güzeller güzeli şehrim bir küçük vapur yolculuğuyla bile baştan çıkartıyor ...





Meydana geldik. Çocuklar işte İstanbul Kıyamet Vakti' ndeki yer diyerek tanıdılar hemen. Eee, öğünmek gibi olmasın benim kardeşim modelledi orayı oyun için :)



Ve güvercinler...


İşte Mısır Çarşısı da gözüktü.




Mısır'ın ülkenin isminden geldiğini bugün Kürşad diyene kadar bilmiyordum doğrusu, bir şey daha öğrendim :)


İçerde neler neler var :)


Kuru meyvelerden çıkışta aldım en sonunda, bu kadar mı güzel gözükür :)


Seyretmesi bile güzel :)



İnsanın bütün sabunları alası geliyor.


Hımm, cısss :)


Tahtakale'ye geçiş yapıyoruz...


Kahvecinin önü kuyruk.. Dönüşte alıyoruz , nasıl baştan çıkartıcı bir kokudur bu... Bak iyi aklıma geldi , gidip taze taze pişireyim kendime birazdan bir fincan. Fal isteyen var mı :)


Keçe aldık biraz, biz de süs yapacağız oğluşlarla.


Bu çantaları içine hediye koymadan da verebilirsiniz bana :)



Sabunlar ye beni diyor :)






Bu kuş evleri aklımızı çeldi, Metehan'la boyamak için minik bir tane de biz aldık. Artık neye benzer bitince bilmem :)


Offf ama böyle de yapılmaz ki !


Kuru Kahveci Mehmet Efendi'nin içindeki dev terazi..





Çok yorulduk, karnımız da acıktı...


Karaköy'e geçelim biraz da...




İskelenin hemen yakınında Namport'a giriyoruz. (Bknz) Çocuklar memnun biz memnun :)



Dönüş Kadıköy üzerinden. Yine fotoğraflamadan duramıyorum şehir hatları vapurunu...


Haydarpaşa'da inmeye karar veriyoruz. Kimsesiz, sessiz, kendi başına kalmış hali hüzünlendiriyor bizi...


Anneanneme gidişlerimiz geliyor aklıma. Ve trene binmeden aldığımız Meysu. (Görsel şuradan alınmıştır)




Vapur iskeleden ayrılırken son bir poz.. Hey gidi İlker Karter vapuru, aklına gelir miydi bir gün kocaman kocaman çocuklarımla sana bineyim yeniden. Sen benim ilk gençliğimi bilirsin.



Her zaman bir koşuşturmanın olduğu istasyonun içi boş ...


Cânım duvarlarına, tavanına bakıyorum. Güzel her şeyin elimizin altından kayıp gitmesi acı veriyor içime.. Ben isterdim ki benim torunlarım da buradan binsinler trene, koskocaman harika binayı hayranlıkla seyretsinler...


Son bir bakış atıp peronlara oradan ayrılıyoruz..

Neyse ki çıkışta harika bir rüzgâr ruhumuzu yatıştırıyor biraz evimize dönüyoruz...

Kim bilir belki bir gün yine yolcular uğurlanır, gelenler karşılanır buralardan... Küçük bir umudum var benim hâlâ....
  • Çarşamba, Ağustos 14, 2013
  • 3 Yorum