Acaba Bu Ne Çiçeği


Daha önce balkonumdaki saksıda açan minicik çiçeği yazmıştım. İşte o minik gün geçtikçe büyüdü.


Minik çiçekler açmaya devam ediyor.

Balkonumdaki saksılarda her daim beni heyecanlandıracak birşeyler çıkıyor :)

Ne güzel :)

Hepinize günaydın.

Dünyadaki sihri hissedebildiğiniz bir güne açılsın sabahınız :)
  • Çarşamba, Ağustos 31, 2016
  • 30 Yorum

Zafer Bayramımız Kutlu Olsun




 Aslında negatif bir yazı yazmıştım. Sildim.


O günlere dönüp başardıklarımıza baktığımızda, ne mucizelerle bu milletin kurtulduğunu görüp kendimize çeki düzen vermeliyiz diye düşündüm.

Gurur duyulacak bir geçmişe sahibiz.

Ve ben bunu sonuna kadar kutlamak istiyorsam,  kim ne derse desin.

Başta Atam olmak üzere bu yurdu bize verenlere binlerce teşekkürler.



Hayat Çok Kısa Hadi Kalk

Son zamanlarda hepinizin dikkatini çektiği gibi çok gezmekteyim .  Sanırım sürekli yollarda olup fotoğraf çektiğim bir işim olmalıymış benim. Doğal güzellikler ve tarihi kalıntılar, kahverengi tabelaların peşinde dolaşırdım :) (Sonra da bir müddet evden burnumu çıkartmazdım :)


Geçen senelerde bacağım sakatlanıp bir ay evde yürüyemeden durduğumda dank etti kafama, gençleşmiyordum. Hayalimde gitmek görmek istediğim bir sürü yer vardı ama erteleyip durduğum bu hayallerimi gerçekleştirecek fiziksel halim ne kadar gidecekti ki.



Çok şükür sağlıklı bir insan sayılırım ama eklemlerim ve kaslarım yaşam kalitemi azaltıyor. Ara sıra moralim bozulsa da bana hayatın verdiği mesajlar olarak almaya çalışıyorum bunları.


Peki hayat ne mesaj veriyordu bana bacaklarının kıymetini bil mi diyordu. Hiç sanmam, bedenimin kıymetini hep bildim ben. Siz teşekkür eder misiniz ayaklarınıza tüm günü koşturarak geçirdikten sonra bilmiyorum, ben ederim. Aynadan kendime bakarken gözüme ağzıma teşekkür ederim. Ellerime. Tabi onları bana verene de :)


Hayat bana " hiçbirşeyi erteleme sakın " mesajı verdi o ay.



Evden çıkıp yeni yerler görmeyi çok sevmeme karşılık çoğunlukla gündelik hayatın koşuşturmasında önemli işlere enerjimi harcadığımdan hayallerimi bile unutmakta olduğumu fark ettim.


 İşte o zamandan beri daha planlı gezmelere başladım.



Can'ın düzensiz iş hayatı da işime yaradı aslında.  Ayın son günlerinde bir sonraki ayın programı çıkıyor (Mesela bugün heyecanla bekliyoruz çıksın diye) , ben de onu önüme alıp boş olduğu yedi günü planlıyorum. Sonra da hiç olmadığı günleri planlıyorum. Normalde ay başında oturup haftasonlarını düşünmezdim böyle :)



Kafamda plânlar oluşunca bir şekilde yapmaya da başlıyoruz. Normalde anında harekete geçip duruma uyum sağlayan birisi değilimdir. Zaten üç erkeğimin programlarından denk düşürmem de zor, ama erkenden plân yapınca herşey de ona göre ayarlanabiliyor :)Üstelik daha ucuza gezi imkânı da veriyor.

Pek uzun yazdım.



Sözün özü, her geçen gün yaşımız ilerliyor. Şimdi istediklerimizi on yıl sonra yapınca aynı keyfi vermeyebiliyor. Mesela beni şimdi bağlasan diskoda durmam, oysa gençliğimde gitseydim iki dakika oturmazdım :)



İmkansızlıkların ne kadarı gerçek ne kadarı bahane bir bakın. Siz hayalleri plânlara doğru kaydırınca önünüze çıkacak fırsatlara inanamayacaksınız.



Kendimden biliyorum ben :) ( Bakınız:)


Işıltı


Sabah yine gözüm ağaçlarda ve günışığının yapraklardaki izdüşümündeydi.

Dallara takılmış bir naylonu ayçiçeği ile kamufle ettim, o da ne öyle diye bakmayınız :)

Hepinize günaydın. Bugün biraz dinlenin bence, kendinize zaman ayırın, işlerin üzerinden atlayıp dışarı çıkın veya kitabınıza gömülün. Şımartın kendinizi anacım.

Şu Boğazı Bir Doldursak

Üzerini de gökdelen ve avmlerle kaplasak da rahat etsek.

Biliyorsunuz sinirlerim laçkalaşmasın diye tvde haber açtığım yok, gazetede de köşe yazarlarından arada okuyorum, başımı kuma gömdüm. Hayır üzülmek,sinirlenmek ve çeneme vurması dışında yaptığım bir şey olabilse hep takip edeyim de..

Neyse ben ne kadar kendi içime gömülsem de yollardaki panolar gözüme gözüme girip beni sinir ediyorlar.

Bugün köprü açılışı varmış. Kuzey ormanlarının yok edilmesi, hayvanların yaşayacak yerleri kalmaması, şehrin nefes aldığı son noktaların da talan edilmesi zaten acı veriyor. Bir de yazmışlar altına gurur duyacakmışız.

Ciddi ciddi düşündüm olayda gurur duymamı gerektiren ne var diye.

Hadi köprü trafiği azalacak belki (pöh) mutlu olun deseler anlayacağım da gurur neden duyuyorum. Bi fikri olan var mıdır?

Vitrin Düzenlemeye Çalışıyorum.

Yıllarca bol gömme dolaplı evlerde yaşadıktan sonra şimdiki evimize taşındığımızda ciddi bir yerleşme problemi çıktı. Aslında ev çok küçük değil ama biz pek fazla ıvır zıvıra sahibiz. Üstelik evin üçte biri salon, diğer odalar minicik.

Bir yandan toz alırken pratikliği seven ve elinin altında az şey isteyen bir kadınken bir yandan da biriktirme sevdam olunca kendimle çelişip sinir olmaktayım.

Neyse ki vakti zamanında kocaman mobilyacıda bize mantıklı boyutta gözüken ama eve geldiğimizde biraz abarttığımızı fark ettiğimiz bir vitrinimiz var. Şansımıza genelde salonlarımız büyüktü de sorun yaşamadık.

İşte bu vitrine ne bulsam tıkmaktayım.

Dvdler,kitaplar,ansiklopediler,yemek takımı, masa örtüleri,defter kitaplar, kasetler, oyunlar, neler neler. Camlı kısmına da sevdiğim ama dışarda karmaşa yaratmasından hoşlanmadığım minik objeleri, nikah bebek ıvır zıvırlarını ( ki çok ciddiyim sadece badem şekeri verilen günleri çok özlüyorum,yiyorduk bitiyordu en azından. Her köşeden sürekli üzerime gelen ve veren kişilere sevgimden atamadığım bilimum normalde evime sokmayacağım objeden illallah dedim) velhasıl elime ne gelirse koyduğumdan artık görüntüsü içime fenalık getirmeye başlamıştı.

Önce bir kutu alarak işe başladım. Can'ın senelerce aldığı bir milyon plaketi yok ettim oradan. Şu bilmem kaçıncı yıl anısı plaketlere de ayrıca gıcığım. Dünya üzerinde bunlardan daha manasız bir hediye varsa şu yılın en iyisi annesi babası oskar heykelcikleridir herhalde ki bizimkiler bana almak gafletinde bulunsalardı paralardım büyül ihtimal:)

Ay çenem düştü :)

Sözün özü henüz nereye kaldıracağımı bilemediğim dağınıklık masanın üzerinde duruyor olsa da ben sevdiklerimi yerleştirdim :)


Yıllarca aklıma şarap ikram etmek bile gelmediğinden bir köşede boş duran kadehlerimi geçen yıl süs objesi yapmıştım. Onları daha görünür şekilde sıraladım. Paralar,taşlar, misketler,meşe palamutları,kuru çiçekler ve kayalar :) Arkadaki kolonya şişesi de rahmetli anneanneciğime küçükken hediye ettiğim bir anneler günü hediyesiydi. Nereden nereye...


Hani neredeyse yediği çikolataların paketlerini bile biriktirecek olan Bilgiç'in minyatürleri. Gittiğimiz yerlerde alış veriş yapmaya bayıldığından hiç olmazsa az yer kaplasın diyerek bunlara izin veriyorum.  Şimdiki yerlerinde daha albenili oldular.


Minik kar kürelerim. Onlar da kendilerini göstermiyorlardı. Dışarı koysam tozlanıyor, güneşe koysam suyu bozuluyor. Burayı sevdim şimdi :)


Çenebaz en sağdaki küre tanıdık geldi mi :)

Alttaki taşan kitaplara da dikkatinizi çekerim yalnız :)


Bu bisikletlerden birisi Sessiz Prenses'in hediyesi. Onda görüp çok beğenmiştim. Bir baktım bana getirmiş:) Diğeri de sonra geldi. Kavanoz balık kavanozu,  balık bakma miyadımın dolduğuna karar verince onu sokuşturacak yer ararken böyle bir fikrim geldi. İçinde rulo halinde evlendiğimizde gelen telgraflar ve benim gelin başımın çiçekleri var. Londra'dan aldığımız tüy kalem de yakıştı onların arasına :)


Bu da hiç kullanmadığım kapaklı tabak. Belki vitrine gözümün önüne koyarsam aklıma gelir de kullanırım demiştim ama şimdi de içindekileri çıkartıcam da alıcam da, ooo. Ama güzel gözüküyor :)


Can'ın Çin'den getirdiği onun gerçek olduğunu iddia edip benim bir yudumluk çay takımı mı olur süstür o diye ısrar ettiğim şeker takım. Bunu koyarken anneannemin vitrininde olup da oynamaya bayıldığım şeyler geldi aklıma, kim bilir belki bir gün oynayacak birileri çıkar benimkilerle de :)

Bu kadar gevezelik yeter, gidip şu masanın üzerindekileri nereye kaldıracağım, o işi çözmeliyim şimdi.

Tırınım Tıs

Tırnağının teli, japoncasının kursu, kitabının bursu, öksürüğünün kurusu, bilgisayarının süresi, yaz okulunun yolu, denkliğinin belgesi, dıttırı pıttırı derken yine aşırı planlamadan ana belleğimin anasını bellemekteyim.

Gidip bi kahvaltı yapiim sonra yine yollara düşüp küçük beyi yaz okuluna götüreceğim. Ah bir de yakın olaydı biraz.

Ya, evimle bi ilgilenip toparlayamadım gitti,  ne zaman açılıyodu şu okullar anacım.


Yürüyüş yaparken çektiğim bu fotoğrafa bakarsak az kaldı herhalde :)

Hepinize günaydın.

Unutmayın bugün Yaşasın Cuma.

Tüm işlerinizi bitirip akşama keyif yapacağınız bir güne açılsın sabahınız :)

Balıkçıl Gözü - Ursula K. LeGuin


İnce diyerek İzmir'e giderken çantama attığım bu kitabı dönüş yolunda okuma fırsatı bulabildim. Elimden bırakamadan bitirdim.

Çok sevdiğim kitapların arasına girdi bile.




 



Gözümü Korkutan Kitaplar

Sevgili Dağınık Anne beni mimlemş. Kitaplı mim yuppiii :)


1) Okuyamadığın bir kitap?

Kırmızı ve Siyah'a üç kere başladım,olmadı. Masumiyet Müzesi'ni bitiremedim. Çok var okuyamadığım kitap. Beni sarmayınca bırakıyorum öylece.  En son Schrödinger 'in Kedisi 'ni bıraktım. Iıh, gitmedi.

2) Zaman olmadığı için okuyamadığın bir kitap? 

Okuyasım yok diye okumayabilirim ama zamanım yok diye okuyamadığım bir kitap hiç olmadı.

3) Bir serinin devamı olduğu için okuyamadığın bir kitap?


Taht Oyunları'nı almıştım. O kadar da bakıp aldım ama birinci bölüm yazan kitap beşinci cildin birinci bölümüymüş, hahaha, duruyor öyle bir köşede.

4) Yeni çıkan ve okumadığın bir kitap?


Bu soru ne demek istemiş anlayamadım. Yeni çıkan okuyamadığım binlerce kitap yok mudur?

5) Okuduğun bir kitabı beğenmediğin için o yazardan okuyamadığın bir kitap?

Bi düşüneyim. Aslında tek bir kitapla öyle bir sonuca varmıyorum sanırım. Bir iki kitaptan sonra böyle bir sonuca varabilirim ancak. Orhan Pamuk'tan kaçıyorum. (Yine de bana hediye gelen kitabını okudum ve beğendim)

6) Havanda olmadığın için okuyamadığın bir kitap?


Bak bu çok olur. Mesela yaz başından beri sadece macera kitaplarına yöneldim. Ustam ve Ben, Şıpsevdi, Deliliğe Övgü havamın gelmesini bekliyorlar :)

7) Çok büyük olduğu için okuyamadığın bir kitap?


Ağır kitapları okumayı sevmiyorum, yatarak okuduğumdan kolumu ağrıtıyorlar. Rüzgârın Adı'nı senelerce sırf bu yüzden almadım. Selen sağolsun e kitap halini verdi de okudum. Artık ağır kitapları bu şekilde okuyacağım sanırım :)

8) Kapağını beğenip aldığın ama kötü yorumlar okuduğun için okumadığın bir kitap?


Deneyimlerim kendim okumadan karar vermememi söylüyor. Hele ki kitabı aldıysam muhakak okurum ( bitirmesem de başlarım) o yüzden okumadığım kitap yok.

9) Okumaktan en çok çekindiğin kitap?


Ooo o kadar çok vardır ki. Hâlâ Sofi'nin Dünyası'nı okuyacağım meselâ. Bir de tarihi, bilgilendirici falan kitaplardan kaçıyorum, ders kitabı moduna giriyorum hemen.

10) Uzun zamandır okunmayı bekleyen kitap?

Ustam ve Ben bekliyor sanırım, iki seneyi geçti.