Zaman Tüneli

Arada durup bir etrafıma baktım. Okul kantinine çevirdiğimiz restoranda birbirleriyle konuşan, gülen bu insanlarla yola çıktım ben dedim.

 "Aaa çok değişmişsin" (erkeklere:), "Aaa hiç değişmemişsin" (tabii ki kadınlara:) sözlerini müteakip sanki aradan neredeyse otuz yıl geçmemiş gibi su yüzüne çıkan anılar, hikâyeler ile herkes 18 yaşındaki haline büründü..

Ne tuhaf.. Buluşmaya giderken önünden geçtiğimiz okulumuz bize ne kadar yakınsa o kadar uzak. Gidip kapısına dokunmak ne kadar kolay gidip kapısına dokunan kulağında kocaman radyo, ayağında dizine kadar rengârenk folklorik çoraplı kıvırcık saçlı Handan'a ulaşmak ne kadar zor.

Ara ara bir şarkının melodisinde, bir rüzgârın taşıdığı kokuda yanıbaşıma gelmesi de olmasa sanki bir rüya...

Dün akşam duygu patlaması şeklinde geçti. Mutluluk ve hüzün bir arada.

Arkadaşlarımın hepsi çok güzeldi.  Hatta güzelleşmişlerdi daha da.. Yıllar götürdüklerinden daha fazlasını getirmiş bize.







Çok şükür...

O oo ooo oo ooooooo ( Şarkıyla Birlikte Söylenecek :)

Herkese günaydın :)

Dışarıda hava sisli ama ben içimizdeki güneşi çıkartacak bir şarkı buldum merak etmeyin :) Bunu dinleyip de enerji dolmayacak kimse olduğunu sanmam :)



Bu akşam 25 yıldır görmediğim üniversite arkadaşlarımı göreceğim. Yarın akşam da on kız bizde pijama partisi vereceğiz :)

Yaniii, yemek yapıp, kaportamı toplatıp, evimi düzenleyip cici olmam lâzım. Çok işim var çook :)

Olsun, tatlı işler bunlar. Arkadaşlarımı görüp zamanda yolculuk yapmanın keyfini yaşamak gibisi var mı :)

Haydi o zaman hep beraber.

OOOOOOOO OOOOOOO :)

Haftanın Bloğu

Dağınık Anne'nin başlattığı bu etkinliği Şenay sayesinde öğrendim. Nesrin de beni haftanın bloğu seçerek mutlu etti. Eh benim de başlamam gerekiyordu artık.

İlk blog olarak oğluşumunkini seçmesem olmazdı tabi :)



O rüzgâra savrulan bir yaprak misali kendi macerasını yaşamaya gitti bu sene. Giderken de bir blog açarak bunu paylaşmaya karar verdi. O kadar sevindim ki bu kararına :)

Neredeyse altı ay dolacak gideli. Her gün mesajlaşsak da bloğa yazdığı zamanlarda yanına gitmiş gibi hissediyorum kendimi.

Ben bu bloğu yazmaya başladığımda şu kadarcık olan



top böceğim japon balığımın en son halleri işte tam şurada :)




Dedim ki Kendi Kendime

Bugün demedim aslında geçenlerde saatimin kayışını yıkansın diye makinaya attığımda dedim:Saate bakmadan bir gün geçirebilir misin?

Günde bir milyon defa saate bakan birisi için pek büyük bir meydan okuma bu :)

Sabah Bilgehan'ı okula yolcu ettikten sonra saate bakmayı kessem.

Meselâ yürüyüşü bitirmek için ne kadar geçtiğine değil de sadece yürümek isteyip istemediğime göre karar versem.( ki öyle yaptım biraz önce)

Ya da karnım acıktığında saate bakıp hımm öğlen olmamış demek yerine acıkmışım diye sofra hazırlasam.

Bir gün.

Dışarıyla ilişkim olmayan, kendi halinde bir gün bunu deneyimlesem.

Kendimi serbest bırakmış mı olurum.

Yoksa sürekli saate bakmaktan kaçınmaya çalışırken iyice mi gerilirim..

Hım...


Hepinize günaydın, birşeylere zincirlenmeden ruhumuzun özgürce süzüldüğü bir güne açılsın sabahımız...

İki Gün Üst Üste Aynı Hatayı Yapamazdım Ya

Sabah arkadaşımı aradım, hava çok güzel dışarı çıkalım dedim. Çok uzaklara gidecek zamanımız yoktu koruya attık kendimizi.

Canım Validebağ Korusu, içine girer girmez dışarının keşmekeşinden sıyrılıp bambaşka bir dünyaya uzanıyorsun.

Allah bir takım gözü dönmüş insanların eline düşürmesin..

Fotoğraf makinamı almadığımdan cep telefonu çekimlerine kaldık ama olsun size bir avuç bahar getirdim...















Not: Fotoğraflar net gözükmüyorsa üzerine tıklayın. Nedense benim telefonumda gözükmüyor da ondan diyorum.
Not2: Hımmm web sürümüne getirince netleşiyormuş, tek tek büyütüp bakmama gerek yokmuş :)

Birinci Cemre Havaya



Yavaş yavaş uyanıyor tabiat :)

Dördüncü cemre de ülkemize düşse, yürekler ısınsa, eller tutuşsa, baharı hissetsek...

Bülbülü Öldürmek

İlk ne zaman okuduğumu hatırlamıyorum.  Küçüktüm sanırım.  İki çocuğun hikâyesi gibiydi benim için. Sonra defalarca daha okumuşumdur. Filmi de o kadar güzeldir ki. Gregory Peck gelir Atticus deyince gözümün önüne. Kitaptan sonra seyrettiğim halde hiç yadırgamadım.

Devam kitabı denilen şeyi okumadım. Yorumları gördükten sonra içimden gelmedi. Benim hayalimdeki aile aynı şekilde kalsın Atticus 'a hayranlığım devam etsin istedim. Açıkçası Bunca yıldır bir köşede kalmış bir ikinci kitap bana pek de inandırıcı gelmedi. Neyse..

Harper Lee vefat etmiş.

Huzur içinde yat sevgili yazar..

Bu harika kitap ve bana hissettirdikleri için teşekkür ederim..

 Bülbüller bizi eğlendirmek için şarkı söylemek dışında bir şey yapmaz. İnsanların bahçelerindeki bitkileri yemezler, mısır ambarlarına yuvalanmazlar, tek yaptıkları iş bize içlerini dökmektir. İşte bu yüzden bülbülleri öldürmek günahtır.
 Bir insanı onun bakış açısından bakıp kendini onun yerine koymadığın sürece anlayamazsın.
 Bana kalırsa tek bir tür insan var. İnsanların hepsi insan.
"Ama sabah olunca her şey hep daha iyi olur." 
 İnsanlar genellikle görmek istediklerini görür, duymak istediklerini duyarlar.
 Dünyada bir çok çirkin şey var oğlum. İsterdim ki hepsini senden uzak tutayım. Ama bu asla mümkün değil.
 Atticus,  o adam gerçekten de iyiydi.
Çoğu kişi öyledir Scout, sen onları gerçekten görmeye başladığında..
Silahlardan nefret etmesine ve hiçbir savaşta bulunmamasına rağmen babamın dünyadaki en cesur adam olduğunu düşündüğüm zamanlar vardı.

Savaşlar mavaşlar oluyor dünyanın Ortadoğu'sunda. İnsanlar ölü ölüveriyor tık diye. Ve hiçbir şey duymuyorlar artık, hiçbir şey anlamıyorlar.

Tık diye ölüyor insanlar. Ve belki o sesi bile duymuyorlar ölürken.

Sevmesini bilmeyen kişiler bırakmıyorlar ve istemiyorlar kişilerin birbirlerini sevmelerini. Bir severlerse insanlar birbirlerini,  bunlar yağ bulamayacaklar ekmeklerine sürmek için. Ve mahvolacak anlamsız yaşantıları.

Kurşun daha çabuk harcanıyor çiçekten.

Ve biliyor sevmesini bilmeyen insanlar kurşunun çiçekten daha çok para getirdiğini. Ve tanklar daha pahalıdır taş bebeklerden....

Altan Erbulak
Taşarabası Köşesi'nden...

  • Perşembe, Şubat 18, 2016
  • 9 Yorum

Tüketmek

Bilgehan aldığı bir bilgisayar oyunuyla bir hafta oyalanabiliyor en fazla. Lego kutusunu açtığında bir sonra alacağı legoları düşünmeye başlıyor. İstediği her şeyi hemen alan bir anne olmadım ama ne yazık ki durum bu..

Geçen hafta bütün parasını kartlara yatırdı bu hafta yeni listesi oluşmuş bile.

Kendi çocukluğumu düşündüm.


Babam Kürşad'a bu futbol oyunlu saati almıştı. Kaç sene oynadık bilmiyorum. Beş seviyesi vardı, her seviyede rekor kırmaya çalışırdık. Hız ve zorluk dengesine göre sanırım 3. seviyede en çok gol atıyorduk. 

Bir de kendimizin bulduğu başka bir meydan okuma vardı. Saatin kronometresini en hızlı açıp kapatma rekoru. Bütün yaz hepimiz o rekoru kırmaya çalışmıştık. Hahaha Bilgehan'a versem kaç dakika bakar acaba? 


Biraz paramız olunca mahalledeki içine ancak iki kişinin sığdığı ismini hiç bilmediğim kırtasiyeye giderdik. Minimekanikler en sevdiğimiz oyuncaklardı. Saatlerce oynardık. Polisi,itfaiyesi,kovboyu,bandosu.  Oyuncak alındığında dünya bizim olurdu, aldığımızın hakkını verirdik.


Solo test çıktığında aylarca elimizin altındaydı. Annem bir tane bırakmayı başarmıştı. Ben genelde iki bırakırdım.  Üşenmeyip yeniden dizer yeniden oynardık. Bir kere yaptıktan sonra bir köşeye atılmazdı.

Günler uzundu. Biz de hep yapacak birşeyler bulurduk.


Sakızlardan çıkan kartlar biriktirilirdi özenle. Değiş tokuş yapılırdı. Kimi pek kıymetli olurdu. Gidip kendimize bir kutu kart alamazdık. Her biri tek tek kazanılmıştı. Şu anda her yerden kartlar fışkırıyor. Seviyorum onları aslında,  oyunları tam zekâ ve strateji üzerine. Ama
kartlara bak,al,bir kenara koy yenisine bak döngüsünde gidiyor.


Peki ya gazoz kapağı biriktirin desem bizimkilerin tepkisi ne olur ki? Gözümüz yerlerde giderdik bakkala. Hele bir de değişik marka bulduk mu değmeyin keyfimize. Torbadaki çıngırtılar arttıkça mutluluk artar. Canlar tren rayına koyup üzerinden tren geçmesini beklerlermiş. Dümdüz olurmuş o zaman :)

Paralar, kibrit kutuları, mandallar, düğmeler herşey oyuncaktı. Çılgın hayal gücüyle..


Kutu oyunlara ne demeli. Şu oyunu uzuuun bir süre oynadık biz. Babam hemen her akşam milyonerciler gelsin buraya diye çağırırdı. Oflaya puflaya toplanırdık kimi zaman. Ben hele hep kaybettiğimden hiç oynayasım gelmezdi ama babam çağırırdı bir kere, hayır demek yürek ister :) İyi ki çağırırmış, iyi ki oynarmışız. Ailece bir arada, kahkahayla geçen harika zamanlarımızı hatırlamak bile çok güzel. Oğluşların kutu oyunları boy boy sıralı odalarında ama gidin oynayın desek bulamazlar bir şey. Neyse bunun çaresi var en azından, birlikte oynamak deyince başlanıyor :) Ben de şimdi babam gibi herkesi masa başına topluyorum :)

Son olarak da müzik geldi aklıma..


Bir yerlerde gördüğüm bu fotoğraf gülümsetti beni :)

Eskiden albüm dinlerdik biz. Kasedi alınca baştan sona giderdi. Başa almak, tekrar dinlemek, şarkı atlatmak zordu. Çok gerekliyse de kalemle yapardık ki walkmanin pili bitmesin. Bazen ilk başta hoşumuza gitmeyen şarkılar dinleye dinleye güzelleşir, diğerinden daha çok severdik. Bazen albümdeki hiç bilinmeyen şarkı bizim için yazılmış olurdu sanki. Şimdi şarkıları atlatıp zıplatırken. Hatta albümle hiç işimiz olmayıp sadece oradan buradan şarkı toplarken neler kaçırıyoruz kim bilir...

Eskiden günler uzundu. Çünkü biz çok şey yapabilirdik. Zamanımızı ekranlara çaldırmamıştık henüz. Onu bile umarsızca tüketiyoruz şimdi...

Nihayet Bastırdım :)


Bir akşam oturup bunlarla ilgilenmek çok güzel olacak :)

Zamanda yolculuk gibi..

Güzel anları tekrar yaşamak gibi...

Hepinize günaydın.

Albümünüze harika fotoğraflar ekleyeceğiniz bir güne açılsın sabahınız :)

Bir Evde Kaç Yedek Pil Olabilir ki...


Bizimkinde ilk elime geçenler bunlar.


Sanırsın evdeki bütün aletler pille çalışıyor :)

Ah bir de pili biten ev hanımlarına çözüm bulunaydı.