Nisan Ayı Özeti

Bu ay öyle yoğun geçti ki daha yazamadığım kısımlar var :)

Öncelikle film festivali vardı ve harika filmlere gitmişiz.(Ne zamandır böyle keyif almamıştım.)

Moda'ya taşınan arkadaşımı ziyaret edebilmişim nihayet, pek şirindi evi.

Üniversite arkadaşlarımla Ortaköy kaçamağı, Izmir arkadaşlarımla Kadıköy kaçamağı yapmışız.

3-4 kere misafir ağırlamışım, 1-2 kere de biz gitmişiz.

Ankara bir anda karar verip yola çıktığımız yer olmuş, oradakilerle hasret giderip Atamızı ziyaret etmişiz. Yeni yerler görmüşüz.

Yalova'da mangal keyfi yapmışız. (Fotoğrafları henüz yüklemedim, pek yakında)

Bol bol Metehan kitabı okumuş maceradan maceraya koşmuşum.

Çok fotoğraf çekmişim.

Bir kış bir yaz yaşamışız.

Bir kilo verip iki kilo almışım. Mevsimler değişiyor yıllar geçiyor da bu değişmiyor hiç işte :)


Ankara Dönüşü Kadıköy :)

Daha henüz tembellik modunda evde aheste aheste dolanırken Hülya sabahın sekizinde sen nasılsa uyanmışsındır diyerek aradı :) Biz Kadıköy'e geçiyoruz, orada buluşup takılalım kızkıza dedi. Oooo ne güzel olur dedim ben de.

Hülya ve Selma İzmir'den arkadaşlarım. Hani hepimiz peşpeşe hamile kalmıştık :) (Bknz) Oraya gittiğimizde yeni evli ve bütün akrabalardan, tanıdıklardan uzakta olunca insan başka bir ilişki kuruyor. Ve yıllar sonra bebeklerimiz büyümüş biz hepimiz yeniden İstanbul'da toplanmışken ara ara kaçamaklar yapılıyor :) (Onlar karşıda oturuyor olmasa daha çok da buluşulur da ... Aslında hepsi karşıda olduğuna göre karşıda olan benim sanırım . Ha ha ha :)

Neyse biz konumuza dönelim ,o gün sabahtan akşama kadar yedik anacım.



Buluştuktan sonra Beşiktaş İskelesi'nin üzerindeki Deniz Yıldızı'na gittik. Buket Uzuner'in Su'yunu okuyanlar hatırlar bu kafeyi :)

Manzara harikaydı ama vapurların gürültüsünden sesimizi duyuramayınca birbirimize orada çayımızı kahvemizi içtikten sonra yemek yiyeceğimiz yere attık kendimizi :)


Çok acıkmıştık, bilmem belli oluyor mu. Çiya'da ne varsa doldurduk önümüze neredeyse, ve hepsini afiyetle bitirdik :) Ne yazık ki kirece yatırılmış kabak tatlısı yiyecek yerimiz hiç kalmamıştı. Bir sonraki sefere artık ...


O mideyi bastırmak için yürüyüş gerektiğinden Moda'ya uzandık oradan.. Atamızla fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmedik :)



Sahildeki park yenileniyordu. Orada fazla gezemedik, zaten Moda İskelesi'ne gitmeden olmazdı di mi ama :)


Hımmm, dönüşte midemiz biraz rahatladığından Moda'daki Ali'nin dondurması ile Kemal'in waffleları arasından waffle seçtik. Fotoğraf çekmeyi akıl ettiğimizde acaba bir taneyi mi bölüşsek öyle mi yapsak böyle mi yapsak dediğimiz wafflelardan üçünü mideye indirmiştik bile..

Deniz otobüsü iskelesine doğru giderken hiç de pişman değildik :)

İki günde Ankara'da nasıl o kadar yer gezdiğime inanamıyrdum ama gördüğünüz gibi 5 saatte Kadıköy'de de bayağı yer gezmekteyim :D

Kızlar, iyi ki geldiniz.. Arayı fazla açmadan yeniden yapalım bunu :)

Masal Adası (He Canım Hem de Ankara'da, Sen Orada Deniz Yok mu Sanıyordun?)

Müzeden çıktıktan sonra amcamızla buluştuk. O da bizi Harikalar Diyarı'na götürdü. (Bknz) Akşam olmak üzereydi ve çok vaktimiz yoktu o yüzden Avrupa'nın en büyük parkının sadece Masal Adası kısmını gezdik. Biz bile çok eğlendiğimize göre küçük çocuklar nasıl kendinden geçer kim bilir :)

İşte aklınıza gelebilecek hemen bütün kahramanların olduğu Masal Adası...





Ben kötü kalpli kraliçeye benziyormuşum da Metehan oğluşum onun için bizi birlikte aldı... Nankör evlât..



Çooook uzaktan görülüyor bu Zagor- pardon- Güliver Heykeli... Oğluşlara bakarsanız anlaşılıyor zaten :)




Hep Vilma ile Fred'e misafir olmak istemiştim :)


Bu da babamızın favorisi, orada olsaydı kesin yukarı tırmanıp poz verirdi Kurt'la :)








Blek, Rodi ve Oklitus'a hoşçakal diyerek ayrıldık oradan.

Hava kararıp serinlemeseydi kesin gölette bisiklet turu da yapardık ama o da bir dahaki sefere kaldı artık :)
  • Cumartesi, Nisan 27, 2013
  • 8 Yorum

Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Yola çıkmadan önce elime geçen müze kartıma şöyle bir baktım. 30 Nisan'da süresi doluyormuş. Acaba bir işime yarar mı diye düşündüm. Sonra da ne düşünüyorsun at çantana, sonra keşke yanıma alsaydım deme dedim kendime, iyi ki de öyle yapmışım :)

Arabamızı park ettiğimiz yerin önünde işte bu bina vardı. Bizim pek vaktimiz yoktu gerçi ama yine de hızlıca gezelim dedik. Neyse ki sadece iki galerisi açıktı da kalanları göremedik diye vahlanmak durumunda kalmadık :)

Bilet alırken baktım ki müze kart geçiyor, yuppiii :D 15 TL kâr etmiş oldum :)






Aaa bu da çok güzel, şu ne kadar harika diyerek o kadar çok fotoğraf çekmişim ki ...








Milattan önce yapıldıklarına inanası gelmiyor insanın.








Tıp gereçleri..





Cam işlerine bayıldım.


Bu adamın yüzü sizce de harika değil mi?




Bu lambaların cinleri nerede acaba?






Takılar, taçlar birbirinden güzeldi.



Ve sikkeler...


Şunun ayrıntılarına bakın.


Ve şimdi de boyutuna ...


Alt kata inerken duvardaki kabartmalar.

Kaleye gittiğinizde bu müzeye uğramayı sakın unutmayın. 18 yaşına kadar çocuklar ücretsiz, büyükler 15 TL

Bir de kalenin kapısının tam karşısında Rahmi Koç Müzesi vardı, ne yazık ki pazartesi olduğu için kapalıydı , giremedik. Sizin için bilgilerini vereyim. Eğer İstanbul'dakine benziyorsa orası da kaçırılmaması gereken bir yer olmalı.

Açılış Kapanış Saatleri

Hafta içi 10:00-17:00, Hafta sonu 10:00 - 18:00 saatleri arasında açık 
Pazartesi günleri kapalıdır.

Giriş Ücretleri
Tam: 6 tl.
Öğrenci: 3 tl.
10 kişinin üzerindeki gruplara
Tam: 5 tl.
.
Öğrenci: 2 tl.
Müzekart+ kartınızın geçerlilik süresi içerisinde Çengelhan Rahmi M. Koç Müzesi’ni gruplara uygulanan bilet fiyatından ziyaret edilebiliyor.

İşte böyle.. Hâlâ bitmedi ama .....
  • Cumartesi, Nisan 27, 2013
  • 6 Yorum