Eski Kitap :-)


Sadece kapak resimleri bile yeter:-)

Geçen gün annemden aldım bu kitapları koklaya koklaya okumayı plânlıyorum :-)

Ama Ben Bu Belediyeyi Seviyorum

Evimiz Kadıköy'le Üsküdar'ın tam arasında. He canım, haritadaki ayrım çizgisinin üzerinde:-) Üsküdar diye geçiyor ama benim gönlüm Kadıköy'lü.

Bir baksanıza, başka hangi belediyenin böyle güzel instagram hesabı var:-)

Şuradan:-)
  • Perşembe, Nisan 30, 2015
  • 8 Yorum

Boşluk-11

O gece uykusundan sıkıntıyla uyandığında komşusuna söylendi Lerzan.

-Bir tek rüyalarımı kafama takmadığım kalmıştı, hah, tam oldu! Haydi bakalım Sarp Bey, Veysel Bey ile karşılıklı satranç oynarken, sizi görüp yanınıza geldiğim , sonra da psikolojim ve fizyolojimle ilgili aralıksız sorularınızı cevaplamaya çalışırken kan ter içinde kaldığım bu rüyadan ne çıkartacaksınız acaba ? Off !

Diyerek mutfağa su içmeye indi. Gece gece uyku sersemi, şuralarda yeniden düşüp sağımı solumu kırmasam bari diye geçirdi aklından. Yukarıya bir su şişesi alsam iyi olur derken tuhaf bir şeyi fark ederek durdu. Mutfak masasına oturup düşündü biraz.

-Merdivenlerden aşağı düşerken hafızamı kaybedecek kadar hızlı başımı çarpıyorum ama hiçbir yerimde şişlik, kırık, morluk falan yok. Başımda bile!

Bu düşüncelere dalmış suyunu yudumlarken perdesini çekmeyi unuttuğu camda kendisine bakmakta olan bir çift gözü gördüğünde çığlık attı birden. Neden sonra onun Zıpır olduğunu anladığında hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Titreyen elleri normale dönerken hava da aydınlanmıştı yavaştan.

Biraz temiz havaya ihtiyacım var diyerek dışarı çıkmaya karar verdi.

Metin Bey onu gördüğünde bir gün öncesine göre daha yorgun ve mutsuz bir halde denize bakıyordu. Uykusuzluk ve soru işaretleri yaşam enerjisini çekmişti sanki. Kendisini buraya getimişti ama geri dönüş yolu o kadar büyümüştü ki gözünde.

-Günaydın Lerzan Hanım, iyisiniz değil mi?
- Ah, günaydın? Sanırım tansiyonum düştü biraz, uyuyamadım dün gece de...
- Gelin size yardım edeyim. Tutun elimi.
-Teşekkür ederim..

Derken gözlerine yine yaşlar doldu. Boğulur gibi hissederken iyi gelmişti bu yaşlar, bu sefer engellemeye çalışmadı.

- Bakın ne diyeceğim. Bu sabah yürüyüşü boş verelim. İlerde minik bir çay bahçesi var, çok severim orada kahvaltı etmeyi. Sanırım şu anda çok iyi gelecek size. Oradan da evinize gidip dinlenirsiniz biraz. Ya da eve götürebilirim hemen tabi.

Eve yalnız gitme fikri bir an ürpermesine sebep oldu Lerzan'ın. Gözyaşlarının arasında güçlükle konuşarak

- Kahvaltıya gitmek iyi fikir gibi geldi Metin Bey. Size nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum doğrusu. Bu sabah....

Devamını getiremedi.

- Haydi koluma girin , çok uzakta değil. Sabahları taze kaymakla bal geliyor. Tadına doyum olmaz. Bütün sıkıntıları gidermeye birebir.

Sessiz bir kahvaltının ardından taze demli çaylarını içerlerken

- Gerçekten kahvaltı çok iyi geldi. Sizinle yanyana olmak da çok huzurlu Metin Bey. Gece garip bir şeyi fark ettim. Sonra da uyku tutmadı. Sanırım uykusuzluk güçsüz bırakınca kendimi daha da kötü hissettim.
- Sormamın mahzuru yoksa ne fark ettiniz?
-Bilmiyorum. Belki de saçma gelecek ama .. Merdivenden düşüp hafızasını kaybeden biri için çok sağlıklı olduğumu ... Yani ne bir morarma, ne zedelenme ne acı. Nasıl bir düşmedir bu?
- Düşmediyseniz ne olabilir peki?
- Hiçbir fikrim yok. Hırsızlık falan desem, neyim var neyim yok bilmediğimden anlamam mümkün değil. Sonra hırsız benim hafızama ne yapacak. Şok mu geçirdim? Bir manası yok bunların..
-Bakın ne diyeceğim. Şimdi sizi evinize bırakayım, iyi bir uyku çekin. Öğleden sonra da gelip hastaneye götüreyim, doktorunuzla bir konuşup bu konuyu açıklığa kavşturmaya çalışalım.
-Ama sizin işiniz..
-Yok, yok, bugün boş günüm. Merak etmeyin. Herhangi bir plânım yoktu zaten. Haydi gelin, şu aradan sizin eve kısa bir yol var.

Hikâye

İçime Hamarat Kaçmış :-)

Sertaç'ın bloğunda bu tarifi gördüğümde ( Şu tarifi:-) harika bir fikir olduğunu düşünmüştüm, haftasonu hemen istridye mantarı alıp denedim, Can yerken işkembeyi nereden aldığımı sormaktaydı:-) Teşekkürler Sertaç:-)



Makarna reyonunda gezerken tel şehriyeyi görünce de aklıma geçenlerde dizi film beklerken rastladığım Refika'dan Hızlı Tarifler programında yaptığı pilav geldi. Acemi şansı mıydı bilmem, tam hayalimdeki gibi fıstık, tereyağ, şehriye, harika üçlü olmuşlardı.


Pek öyle yeni tarifler peşinde koşmam ama dün akşam üstüste geldi. Güzel de oldu:-)

Hepinize günaydın, korkusuzca yeni şeyleri deneyeceğiniz sizi daha da zenginleştiren bir güne açılsın sabahınız:-)

Not:  Bu pek sabah yazısı gibi olmadı akşam yemekleriyle ama idare ediverin artık anacım, dün akşama yetişmedi yazısı:-)

Hem bak fena mı, akşam yemeği fikri versin şimdiden de alış verişi yapın erkenden diye şeyettiydim zaten, ama siz de hiç anlamıyorsunuz canım:-)

Boşluk-10

- Ne iyi oldu geldiğiniz Lerzan Hanım. Bu bahçeyi ilk gördüğümden beri mangal hayalindeydim. Sizin gibi hoş bir hanımın gelmesiyle de hayallerimin ötesine geçmiş oldum doğrusu.

Sözlerinden hoşlanıp hoşlanmadığından emin olamadan gülümsedi Lerzan.

-Teşekkür ederim.
-Nasılsınız? Sizin tarafta sürekli bir hareket var sanki.
-Her şeyi yeniden öğrenmek gerekince öyle oldu sanırım.
-Herhangi bir gelişme var mı?
-Hafızamda yok. Elimdeki ip uçlarıyla hayatımı keşfetmeye çalışıyorum. Fakat bulduklarım pek yabancı geliyor.
-Peki ya uyurken, rüyalarınızda falan?
-Efendim? Rüyalar mı?
- Evet, hani bilinç altına açılan kapı deniliyor ya.
-Doğrusu pek dikkat etmedim.
-Hiç görmemiş olamazsınız.
-Düşününce şimdi fark ettim rüyalarım da sadece yeni öğrendiklerimden ibaret sanırım. Tanıştığım kişiler, gördüğüm yerler.
-Sıkıntılı mı huzurlu mu?
-Nereden geldi kalınıza bu konu?
-Ah, yıllarca psikologluk yapmış birisinin bitmek tükenmek bilmeyen sorularıyla sıkmadım sizi umarım.
-Psikolog ha?
-Emrinize amade.
-Teşekkür ederim ama hipnoz falan yapıp kayıp kısımlar ortaya çıkartmadığınız sürece şimdilik psikologla bir işim olduğunu sanmıyorum. Ona anlatacak hikâyem bile yok.
-Ah, anlatacak hikâye her zaman vardır.
-Sizinkisi ne peki?
-Hımm ustaca bir manevra oldu bu. Şarap istemediğinize emin misiniz?
-Tadına baktım ama pek hoşuma gitmedi, teşekkür ederim. Su alırım sadece.
-Tabağınızı uzatın, yeni pişenlerden vereyim.
-Bak onu alırım. Hep böyle yer miydim diye merak etmiyor değilim. İştahım pek açık.

Derken gülmeye başladı

-Ha ha ha, meğer vejeteryan falan mışım, çok komik olurdu değil mi?
-Bakın o gerçekten komik olurdu.
-Neyse yine kendimi araştırmaya başlamadan sizin hikâyenize gelelim.
-Çok uzun bir hikâye değil aslına bakarsanız. Son beş yıla kadar kendisini işine adamış müzmin bir bekârken hayatımın kadınıyla karşılaştım. Zeki, çekici ve harika bir kadındı. Başından zorlu bir evlilik geçmiş. Eşi tanınmış ve başarılı bir iş adamı. Ona aşık, evinden işine işinden evine giden birisi. İdeal eş ama kıskançlıklarıyla senelerce onu yemiş bitirmiş. Hayatında kendisinden başka hiçbir şey olsun istemiyormuş. İşi, arkadaşları, hatta akrabaları, hobileri.. Çok mu detaylı anlatıyorum, sıkılmıyorsunuz umarım?
-Hayır hayır. Akşam sofralarına uzun hikâyeler yakışır. Devam edin lütfen.
- Neyse, işte yirmi beş seneden sonra bu hanım nihayet bu sevginin sevgi olmadığını anlamış. Benimle tanıştığında kendi ayakları üzerinde durmaya çalışıyordu.
- Yoksa onun psikoloğu muydunuz?
- Hayır hayır. Ama sanırım ilerleyen zamanlarda öyle olmaya çalıştım. İsteyerek değil ama bir şekilde insan sıyrılamıyor kimliğinden. O da yıllarca sorulara cevap vermekten bıktığından olsa gerek gitgide uzaklaştı benden.
-Yazık olmuş.
-Yazık oldu. Sonunda emekli olup daha önce hiç görmediğim bu küçük yere gelerek her şeyi geride bırakmaya karar verdim.
-Düzeltmeye çalışmadınız mı aranızı?
-Çalıştım ama ne vardı biliyor musunuz?
-Ne?
-O , hayatı boyunca kıskançlıktan çekmişti. Ve ben de eski eşi onunla bu kadar vakit geçirdiği için kıskanıyordum. Ondan bir oğlu olduğu için kıskanıyordum. Bu nedenle hâlâ hayatımızda olmasını da. Belli belirsiz, kendimin bile fark etmediği bir şekilde ama...
-Ama o bunu hemen anladı herhalde.
-Evet.
-Biliyor musunuz, şu halimle bile tek başıma olmayı kıskanç birisiyle olmaya tercih ederim.
-Sizi sevse ,sizinle ilgilense bile mi?
-Öyle olsa bile. Kaldı ki sevmek karşındakini bu kadar kısıtlayıp ancak belli şartlar altında gerçekleşiyorsa pek de sağlıklı bir sevgi değil o..

Gece yatağında uzanırken acaba benim eşim de kıskanç mıydı diye düşündü. Sarp Bey hikâyesini anlatırken hissettiği mutsuzluk ve isyanın sebebi bu muydu ki?





Hikâye

Aklımda Bin bir Tilki

Can'ın mayıs ayı programı belli oldu. Bizde hayat böyle. Ay sonunda pogram açıklanıyor. Biz de plânları ona göre yapıyoruz. Yapıyoruz ama 7-8 gün dışında hepsi değişebildiğinden bir de B plânı, C plânı yedekte duruyor:-)

Neyse işte bu ayki belli oldu.

Hemen daldım içine. Cumartesiler dolu mu? O yoksa gidip Bilgiç'i alıyorum Ataşehir'den , en önemlisi o:-) ( Neyse ki sabahları Aynur götürüyor da iki tur atmaktan kurtuldum:-)

Temizlikçiyi ne zaman çağırabilirim, ev kalabalıkken olmuyor. Sarı polenler ve yağmur sonrası camlarım berbat. Ne yazık ki üçüncü kattaki evimde camlara pek yaklaşamamaktayım. Onu bırak temizlikçi silerken görürsem bayılacak gibi oluyorum:-)

Bilgiç'in doğumgünü partisi ne zaman olabilir. Iıh, Can varken yapamıyoruz. Neyse artık.

Anneler gününde evdeymiş neyse ki. Aa, sen merak etme Cancım ben ayarlarım anneler gününde benim için neler yapacağınızı:-)

O da ne ay sonunda beş gün boşluk mu görüyorum? Hımmm, bir kaçamak yapabilir miyiz ki .. Çok güzel bir tarih, iki gecelik de olsa çocukları anneme bırakıp. Araştırmaya başla kızım sen..

Şimdi bu konular üzerine yoğunlaşıp plânlar yapmam gerekiyor.

Hepinize günaydın hayallerinize bir adım daha yaklaştığınız bir güne açılsın sabahınız:-)

Boşluk-9

Bir kaç saat sonra cüzdanında bulduğu yegâne banka kartının peşinden o bankaya gitmişti. Atm den para çekmek için giriş yaptığında gördüğü bakiye umduğunun o kadar ötesindeydi ki şubeye giderek bilgi almak istedi. Neyse ki Mine onunla gelmek yerine yan taraftaki ayakkabı mağazasına girmişti. Tek başına olmak daha iyiydi.

-Merhaba
-Buyrun, nasıl yardımcı olabilirim?
-Hesabımla ilgili bilgi almak istiyordum. Beni tanıyan birisi olursa daha da yardımcı olabilir sanıyorum.
-Bakalım sizinle ilgili işlemleri kim yapıyormuş Lerzan Hanım.
...
Hale Hanım, üst katta , sağdaki ilk oda.
-Teşekkür ederim.

Odaya gittiğinde Hale Hanım'ın kendisini şahsen de tanıdığını görerek mutlu oldu.

-Lerzan Hanım, merhaba. Bir sorun yoktur umarım.
-Hayır hayır. Daha doğrusu hem evet hem hayır.

Başına gelenleri ona anlattıktan sonra hesabıyla ilgili dökümleri istedi.

-Burada ilk hesap açtırdığınızda yatırdığınız para kafanızı karıştırdı sanırım.
-Yüklüce bir meblağ.
-Evet.
-Nereden geldiğini biliyor musunuz?
-Üzgünüm. Nakit olarak yatırdınız, konusu geçmedi nereden geldiğiyle ilgili.
-Hay Allah. Peki, teşekkür ederim. Neyse, en azından geçim derdine düşmeme gerek yok henüz.
-Umarım kısa sürede iyileşirsiniz.
-Teşekkür ederim. İyi günler.

Akşam elış verişten dönerken Sarp Bey'in bahçesinden yükselen duman ve kokuları fark etti. O da kendisini görmüştü.

-İyi akşamlar Lerzan Hanım.
-İyi akşamlar.
-Bu akşam biraz mangal keyfi yapmak istedim. Buyurmaz mıydınız?
-Teşekkür ederim, rahatsızlık vermeyeyim.
-Ne rahatsizlığı canım. Havayı güzel bulunca bahçenin tadını çıkartayım dedim. Lütfen buyurun, tek başına olmuyor zaten.
- Doğrusu karnım da acıkmış. Elimdekileri bırakıp geleyim.

Eve gidip aldıklarını yerleştirdi. Daha doğrusu bütün torbaları boş buzdolabının içine çabucak koydu. Üzerini değiştirmeyi düşündü ama vazgeçti. Elini yüzünü yıkayıp çıktı.






Hikâye


  • Pazartesi, Nisan 27, 2015
  • 4 Yorum

Hayatım Bir Film Gibi Geçti Gözlerimin Önünden :-)

Bu yazıyı festival sonrası yazmaya başlamıştım ama sonun getirmeye fırsatım olmamış, şimdi bitirdim:-)


Hayatı Yakala'da isteklerimizin peşinde gitme cesaretini gösterdiğimizde önümüzde açılan yolların her daim olacağını hatırladım yeniden.

İyi Bir Yalan'da dünyanın fazla haberdar olmadığım, duyduysam bile unuttuğum bir hikâyesine şahit oldum. Hayatta kalabilmek için savaşın, açlığın ve susuzluğun ortasında 1600 km yürüyerek mülteci kampına ulaşan çocukları izlerken ne kadar şanslı bir coğrafyada yaşayıp, ne kadar şanslı olduğumuzu düşündüm.


Kendi ülkesini ele geçiren yabancılarca ikinci sınıf vatandaş olarak yaşamak zorunda kalan Charlie'ye baktıkça Atatürk'e bir kez daha teşekkür ettim .


Onur'da istenirse neler neler yapıbileceğini gördüm. Sadece çalışmak ve insanlıkla..


Kızıl Ordu'da hiç tanımadığım bir insana hayran oldum. Slava Fetizof'un tek başına ülkesine ve haksızlıklara nasıl kafa tuttuğunu , her türlü baskıya nasıl dayandığını öğrendiğimde başımızı hiçbir şey karşısında eğmeyecek böylesi bir cesareti diledim.


Ah aileler.. Kulakları işitmeyen bir aile için şarkı söyleyen kızlarının nasıl bir şey olduğunu görünce, benim duyamadığım sesleri çocuklarımın duyabileceğini asla unutmamaya karar verdim.


Çöplük'te orada, uzak bir yerde, çöplerin içinden yaşam çıkartmaya çalışan, ama tertemiz kalmayı başaran insanlar da olduğunu gördüm. Her zaman doğru olanı yapmak gerek..


Ve Bugün.. Bir parça iyilik, sessiz ve içten, bir parça iyilik .. İnsanlık için gerekli olan şey ..
  • Pazartesi, Nisan 27, 2015
  • 4 Yorum

Bir Soluklanayım Önce :-)

Artık yaşımın ilerlediğini hissediyorum iyice. Bir gün gezdim diyelim ertesi gün tuş vaziyetteyim. Ya da dün pazara gidip yeşilliklerle falan uğraştım bak , bu sabah kalk kalkabilirsen. Bir şekilde dengeleyip gitmek gerekiyor herhalde.

Geçen haftaki listemi tamamlamışım:-) Sadece bir ara Kelebek Mobilya'ya gidip kumaş seçeceğim, ondan sonra kaplanacak koltuklarım. Gerçi bir kere daha soracağım, gıcırdaması geçmeyecekse vermeyeyim onca para kaplatmak için.

Bu hafta cumaya kadar Can evde. Çarşambadan itibaren de Bilgiç okula gitmeyecek. Doğrusu ne plân yapacağımı bilmiyorum.

Listeme gelirsek.

♦ Kasetleri bilgisayara aktarmaya devam et. Daha çook var.
Fotoğrafçı bulmadın hâlâ, bastır şu fotoğrafları.
♣Yine verdiklerin döndü geriye, rejime başla!
♥ Bilgiç'e türkçe testi almayı unutma.
♪Haftasonu kermes varmış, hediye almak için ideal.
•Doğumgünü partisi zamanı yaklaşıyor, plânlamalara başla.

Eveeet, plânları da yaptığıma göre, bol salatalı sabah kahvaltıma başlayabilirim artık:-)

Hepinize günaydın:-) Cıvıl cıvıl bir haftaya açılsın sabahınız:-)





Boşluk-8

Başını kaldırdığında eşofmanlarıyla sabah yürüyüşünü yapan bir adamla karşılaştı.

-Günaydın. Kusura bakmayın...
-Yok yok.. Ben okuldan, matematik öğretmeni Metin. Geçmiş olsun, başınıza geleni duyduk, çok üzüldük.
-Teşekkür ederim. Hayatta ne olacağı hiç belli olmuyor işte.
-Haklısınız. Yürüyüşe mi çıktınız? Beraber yürüyelim isterseniz.
-Ah, sizi yavaşlatmayayım, henüz yeni geldim.
-Yok,yok ben de son bir yavaş tur atacağım zaten. Sonrasında okula gitmem gerek malum.
-Tamam o zaman. Yürüyüş yapar mıydım onu da bilmiyorum ya, sabah iyi fikir gibi geldi.
-Doğrusu size burada hiç rastlamadım .
-Deniz ve sahil o kadar güzel ki gelmemiş olmam ilginç.
-Belki farklı saatlerde gelmiş, karşılaşmamışızdır.
-Belki.
-Zaten havalar da yeni yeni ısınıyor. Okula gelecek misiniz?
-Bir uğramayı düşünüyorum. Bugün ya da yarın. Hem eşyalarımı alayım hem de raporumu teslim edeyim.
-Doktorlar ne diyorlar?
-Fiziksel olarak sağlıklı olduğumu ama çok can sıkıcı bir durum.Kaybolmuş gibiyim.
- Çok eski bir filmden bir replik geldi aklıma şimdi. "Bazen kendini bulman için kaybetmen gerekir " diyordu. Kim bilir, belki de bir şanstır bu.
-Güzel bir sözmüş. Şans mı değil mi bilemiyorum şu anda, zaman gösterecek bakalım..

Filmlerden söz ederek geçen kısa bir yürüyüşün ardından evine onu bırakan adam okula geldiğinizde size izlenmesi gereken filmler listesi vereyim, kısa sürede bu eksiğinizi kapatmalıyız diyerek ayrıldı.

Onun ardından bakarken izlenmesi gereken filmler, okunması gereken kitaplar, dinlenmesi gereken müzikler, oldukça uzun bir listeye ihtiyacım var benim diye düşündü.. Yine de içeri girerken yürüyüşün verdiği bir ferahlık vardı içinde..

Eve girdikten on- on beş dakika sonra elinde fırından çıkmış çıtır simitlerle Mine geldi.

-Günaydın.. Simit, domates, peynir getirdim. Çay demleyip, kahvaltı yaparız diye düşündüm..
-İyi düşünmüşsünüz. Simit kokusu karnımı acıktırdı şimdiden.
-Bu sabah yürüyüşe çıkarken gördüm seni. Ne iyi yapmışsın. Metin Bey miydi yanındaki?

İçinden, gözünden de hiçbir şey kaçmıyor diye geçirirken cevapladı.

-Evet, sahilde karşılaştık. İyi bir beye benziyor.
-İyidir.. Öğrencileri de çok severler onu.
-Beni de sever miydi acaba öğrencilerim?
-Seviyordur tabi. Yeni geldiğinden pek tanımıyor olabilirler de.
-Nedense sevilmiyor olabilirim gibi bir hisse kapıldım.
-Yok canım, nereden çıkarttın onu. Çay demlendi , sofra da hazır. Haydi gel.
-Sanırım alış verişe çıkmam gerekiyor. Sizin getirdiklerinizle yaşıyorum geldiğimden beri.
- Bugün pazarı var buranın gitmek ister misin diyecektim ben de. Yılın bu zamanında tam bir ot şenliği olur.
-Otları bildiğimden emin değilim
-Gösteririm ben sana.

Sürekli konuşan, dedikoduya meyilli bu kadından başka zaman olsa kaçacak delik arardım her halde ama şu anda çok iyi geliyor diye geçirdi aklından. Tabi kim bilir etrafa da benimle ilgili neler anlatıyordur. Zavallıcık, çok zor durumda, hiç kimsesi de yok dediğini duyar gibi oldu bir an. Omuzunu silkti. Öyleyim de gerçekten, ne yapalım...

-Fakat önce bankaya gitmem gerekiyor. Neyim var neyim yok öğrenmeliyim.
-Tabi tabi, maaşın da yatmıştır zaten.
-Öyledir evet.



Hikâye

Boşluk-7

Eve girdikten sonra cep telefonunda bulduğu eşinin numarasını çevirdi bir kez daha. Sabah da aramıştı ama cevaplamamıştı kimse. Uzun çalmalar sonunda bir bayan açtı.

-Siren AŞ buyurun.
-Alo, iyi akşamlar. Taner Bey ile görüşmek isterdim.

İçinden umarım hangi Taner Bey olduğunu sormaz diye dua ederek bekledi.

-Taner Bey şu anda burada değil. Bir yazı dizisi hazırlamak için Afrika'ya gitti. Dört beş aydan önce de dönmeyecek.
-Kendisine ulaşabileceğim bir numara yok mu acaba? Ben Lerzan, eski eşiyim, onunla konuşmam gerekiyor.
-Lerzan Hanım, biz ona ulaşmıyoruz, o bizimle iletişim kuruyor. O da çok gerekli olursa. Ancak kendisi ararsa notunuzu iletebilirim ama zaman konusunda söyleyebileceğim bir şey yok.
-Bu devirde iletişim kuramamak mümkün mü hâlâ?
-Kendi tercihi, hazırlayacağı yazı için tamamıyla gittiği yerle bütünleşir biliyorsunuz.

Keşke bilseydim diye düşündü çaresizce.

-Peki.. Eğer haber alırsanız, beni aramasını söyler misiniz lütfen, çok önemli.
-Tabi, notumu aldım.
-Teşekkürler.
-İyi akşamlar efendim.

Bir duvar daha diye söylendi. Nereye dönse bir duvar beliriyordu sanki önünde.

-Sanki geçmişimi tamamıyla kaybetmem için düzen kurulmuş bana. Afrika ha! Bir tane normal bir şey yok muymuş benim hayatımda!

Sabah uyandığında kendisini koltukta buldu. Gece televizyonun karşısında, başkalarınınkini izleyerek hayatını unutmaya çalışmış, sonunda orada uyuyakalmıştı.

Saat henüz yediye geliyor, günün ilk ışıkları yükseliyordu. Evden çıkıp sahilde yürümek istedi birden. Zayıf ve sağlıklı halinden yürüyüş yapan bir insan olduğu sonucuna varmıştı zaten. Gerçi dolapta eşofman ararken geçirdiği uzun süre sonunda bu konuda şüpheleri oluştuysa da sonunda bir şeyler bulup dışarı çıktı.

Günün ilk saatlerinin huzuru ve ümidi sinmişti etrafa. Kuşların cıvıltıları insanın yüreğine yaşama sevinci vermek içindi sanki. Havada toprak ve sabah kokusu..Ve ona karışan bahar..

Dallardaki ışık oyunlarını seyrederek yavaş adımlarla deniz tarafına doğru yöneldi. On beş dakika sonra sahildeki kayalara oturmuş dalgaları izliyordu. Büyülenmişçesine kaldı orada bir süre..

-Lerzan Hanım, siz misiniz? Günaydın.




Hikâye

Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi

Bence- hele Anadolu yakasında oturup da- buraya gitmeyene ceza versinler :D 

Sakuralara yetişir miyiz diyerek gittiğimiz geziden yetişemediğimizi öğrenerek döndük ama hiç de üzgün değildik :D

Tam dört sene önce gitmişiz. Çocuklar gezdikçe hatırlayıp mutlu oldular. Niye onca zaman gelmemişiz ki yeniden diyerek döndük.

Ataşehir Bulvarı'nın hemen üzerinde otobanın arasında saklı bir cennet gibi.. Giriş ücretsiz. (Bahçeye bağış olarak gönlünüzden ne koparsa veriyorsunuz isterseniz) Piknik yapılabiliyor. Her yere çeşmeler konulmuş, su sıkıntısı yok. İçerde yiyecek içecek satılmıyor. Piknik çantanızla ve fotoğraf makinanızla gitmelisiniz :D

Geçen sefer gittiğimizde çektiğim fotoğraflar şurada. Bu sefer farklı çiçekler vardı. Yine hepsi çok güzeldi.

Bahçenin internet sitesi de şurada. Hakkında geniş bilgi alabilirsiniz oradan. 

Kurak ve çorak bahçe gibi susuzluğa dayanıklı bitkilerin yetiştirildiği kısım çok ilgimizi çekti. Sonra kaya çatlağı bahçesi de çok ilginçti. Zengin bir soğanlı bitkiler koleksyonu da mevcut. Sonra arı çiftliği .. 

Arboretum Adası'nda bizimkilerin geçen sefer de bu sefer de oynamaktan çok keyif aldıkları Teşhis Yolu Oyunu vardı. Adanın girişinde bir stantta kutuların içinde yapraklar var. Bir de oyun pusulası. O yaprakları alıp bahçe içinde nerede olduklarını yaprağın türüne göre belirtilen bölgelere giderek hangi ağaçtan olduklarını bulmaya çalışıyorsunuz. Harika bir macera :D

Neyse uzun sözün kısası, ben sizi fotoğraflarla baş başa bırakayım. Kolaj yapmak istemedim, hepsini tek tek yayımlıyorum, o yüzden aşırı fotoğraf zehirlenmesine karşı dikkatli olunuz :D




Laleler her yerde :)


Bu çiçeğin ismini göremedim orada ne yazık ki..


Biz çayımızı içerken komşuluk eden şekerlik :)


Bu leylak çok değişik değil mi?


Ama bunun kokusu benim deli olduğum :)



Laleler her yerde demiştim. Hem de her renkte :)


Ah, yaprakları çıkmadan olmasa da nihayet yakaladım manolyanın çiçeğini :)


Tamam sakura bulamamış olabilirim ama bunların meyvesi de var :D


Kaya çatlağı bahçesinden..


Işık da nasıl güzel vurmuş..

Bu zeytin ağacı 6 asırlık . Aslında iki ağaçmış. Biri ölmek üzere ama diğeri hem zeytin verirken hem de ona sarılıp hayatta tutuyormuş..


Gözlerimi alamıyorum ağaçlardan :)






İstanbul'un bahar müjdecileri erguvanlar :)




Baharın insanları mutlu etmek gibi bir amacı olmalı :D

Peki hangi köşeyi istersiniz kendinize, seçin bakalım :D


Burası çok huzurlu durmuyor mu?


Peki dere kenarı ?


Arkadaki gökdelenlere inat kırmızı bank çağırmadı mı sizi de :)


Bu morsalkımların kokusu baş döndürücü..


Mutluluğa açılan kapı gibi..


Yorulanlar biraz anfitiyatroda  dinlensin..


Yoksa konak bahçesi mi isterdiniz ?


Şu köşe de kitap kurtları için ..


Söylemedim değil mi? Çimlere basmak serbest... Yatmak da :)


Arılardan korkmana gerek yok..


Yönünü kaybetmene de imkân yok :D



Her yerde başka bir güzellik :)


Benden söylemesi, kaçırmayın bu harika yeri :D

Ah sakura mı?

Kimsenin çekmediği fotoğrafını ben çektim :D


Not:  Bahçedeki sakuraların öyküsü şurada.

Bıttıı:-)

Daha çabuk da biterdi de

Deli kızın çeyizi gibi üçümüzün de üzerinde aynı renk şey olmayaydı..

Üç tip de gözlüklü. Üç tip de aynı tende. Üzerine koltuk da pembe:-) 

Ha ha ha:-) 

Çok eğlendim ama:-) 

Tekrar teşekkürler Ayşeciğim:-) 


Biz Böyle Kutladık:-)

Dün sabah oğluşlarla Bilgiç'in okuluna, bayram törenine gittik. Malum artık stadlardaki o kocaman kutlamalar bulunmadığından biz de okula gidiyoruz. Çocuğu görevli olmayıp da giden ender ailelerden biriyiz sanırım. Görevli olanlar da çocuklarının gösterisi bitince sonuna kadar kalmıyorlar, en son çıkan çocuklar kendi anne babalarına sunuyorlar bir tek. Dertli olduğum konular bunlar. 

Bizimkiler bazen sabah erkenden kalkmasak olmaz mı moduna giriyorlardı ama sana bu yurdu verenler sabah erken, tatile ihtiyacım var, yazlığa gitsek, hava yağmurlu bugün savaşmasak falan deselerdi ne olurdu diye cevap aldıklarından artık sesleri çıkmıyor.

Bayram bir kutlama ama tatil değil anacım. Bizim için herşeylerini verenleri anıp teşekkür etme, unutmama günü.. Tabi çocuklar yoruluyor diye kutlama bile yaptırmazsak yarın öbür gün yoruldukları için daha neler yapmayacaklar bilmem!

Neyse, tören sonrası eve uzun bir yürüyüşle döndük. Sonra onlar bilgisayarlarına daldılar tabi:-) Akşam çocuk şenliğini izledik birlikte. Kıyafetlerden ülke tahmin etmeye çalıştık. Aradaki gösteri kısımlarını sevmedik. Arılar, tırtıllar falan çocuk olsam rüyama girerdi kâbus olarak. 

Akşam dışarı çıktık yemek için. Yemek boyunca sevdiğimiz kitaplardan sohbet ettik. Gölgelerin Efendisi serisindeki insanları hatırladık. Harika imparatoru, dürüst yöneticiyi, komik anları, savaş plânlarının güzelliğini. Aynı kitabı okumanın keyifleri bunlar. Macera romanının içinde o kadar çok eğitici şey var ki.. 

Çocuklarla başbaşa keyifli bir gün geçirdik biz. 

Bugün de eğer başarabilirsek Nezahat Gökyiğit Botanik Bahçesi'ne gideceğiz. Geçen gün Zeugma'da sakura fotoğrafı gördüğümde aklıma gelmişti oradaki Japonya'dan hediye gelmiş sakuralar. Umarım zamanını kaçırmamışızdır:-) 

Şimdi sandviç yapıp çanta hazırlamaya gidiyorum. Gitmişken bir de mini piknik yapılır değil mi:-) 

Boşluk -6

Sabah pencereden giren gün ışığıyla uyandı. Kuşlar onun ruh haline aldırış etmeden cıvıldıyorlardı.

-Tamam Lerzan, mızıldanıp durmanın bir alemi yok. Derin bir nefes al ve kalk yataktan. Hem bugün yeni bir yer keşfedeceksin. Hem zaten şu sıralar senin için her yer yeni bir yer gibi olacak. Heyecanlan falan işte. Senin yaşındaki bir kadın için bulunmaz bir fırsat.

Aynanın karşısına geçip uzun uzun yüzünü inceledi. Elli yaşında olduğu pek de belli olmuyor gibiydi. Belki de şaşkın ve meraklı bakan gözlerim yüzündendir diye düşündü.

Dolabını açtı, kıyafetleri arasından ne giyeceğini seçmeye çalıştı. Etekler, gömlekler, fularlar.. Pek şık bir hanımmışım anlaşılan diye mırıldandı. Kendisine rahat bir pantolon ve blüz seçti. Saçlarını atkuyruğu yapıp kahvaltıya inerken biraz daha iyi hissediyordu.

Mine ve sonu gelmez konuşmaları eşliğinde geçen bir günün sonunda içinde yaşadığı kasaba ve insanlar hakkında geniş bir bilgi sahibi olmuştu. Bakkal, kasap, kırtasiye, market. Kendisine hiçbir şey ifade etmemişlerdi ama ilk defa geldiğin bir yer olduğunu düşün diyerek moralini düzgün tutmaya çalışmıştı. Kendisine selâm veren ve konuşan herkesle de tanışmıştı yeniden.

Akşam ev döndüğünde kapısının önünde duran kediyi sevdi uzun uzun.. Kafasını kaldırdığında kendisine şaşkınlıkla bakan Sarp'la karşılaştı.

-Merhaba.
-Merhaba Lerzan Hanım, iyi gördüm sizi bugün.
-Yorgunum biraz ama toparlanmaya çalışıyorum. Bu sizin kediniz miydi?
-Evet, Zıpır. Bahçenizde kedi otu falan mı var anlamadım ki ,sürekli bu tarafa atıyor kendisini, kusura bakmayın lütfen.
-Önemli değil , anlaştık biz onunla.
-Evet şaşkınlıkla görüyorum.
-Şaşkınlıkla?
-Eeee, bu ziyaretlerden daha önce pek memnun olduğunuzu söyleyemeyeceğim.
-Gerçekten mi?

Elinin altındaki sevimli tekir kediye baktı inanamayarak.
-Ama bu çok şeker bir şey.
-Bunu duyduğuma çok sevindim doğrusu, rahatladım biraz.
-Kedi sevmiyormuşum demek. Allah Allah. Kedilerle ilgili kötü bir anım falan mı vardı acaba. Ben onu unutunca..
-Çok mantıklı geldi söylediğiniz. Öyle olmalı.
-Neyse, ben artık gidip biraz dinlenmeliyim. Çok yorucu bir gün oldu.
-Tabi, tabi.. Zıpır, gel buraya bakayım. İyi akşamlar.
-İyi akşamlar.



Hikâye
  • Çarşamba, Nisan 22, 2015
  • 6 Yorum

Dünya Günü


Hastalıklı hücreler gibi her yerine yayılıp tahrip eden biz insanlar olmasaydık kim bilir ne güzel olurdun sevgili dünya...
  • Çarşamba, Nisan 22, 2015
  • 8 Yorum