Pazar


Ön bahçemize çiçeklerimizi diktik. Tabi , eller çamurlu falan demeden, işimizin ortasında fotoğraf çekmeyi ihmal etmedik :)


Fotoğraf çekme safhasıysa en eğlenceli kısımdı.

- Çapayı sallama öyle net çıkmıyor. Tut bir yerde sabit olarak.

- Ellerini çok bastırma kırışık oluyor (?!?)

Ha ha ha, yok canım asla mizansen değildi... Çapalayıp diken Can'dı,evet ama, ben de çiçeklerin paketini açıp simetri hastalığımla renk ayarlamaya çalışıyordum, ne yapsaydım yani.



Hem şu anda da onu bahçeyi sularken bırakıp, bilgisayarın başına geçmedim, nereden çıkartıyorsunuz böyle şeyleri bilemiyorum , tı tı tı :)



Uff, çok yorulmuşum.

Akşam Haberleri (İzmir'den CANlı yayın)

Bugün siyah saçlı olmaya karar vermiştim, üzerinde kırmızı gölgeler falan. Kuaförden çıktığımda kızıl saçlıydım yine. Gölgelerse turuncu :( (Bakınız şekil A)Şekil A

Gün boyunca bahçe çapaladık. (Can duymasın, doğrusu o çapaladı ama olsun ben de son bir saat yardım ettim. ) Yarın çiçek dikmeyi düşünüyoruz. Bu arada geçen hafta diktiğimiz domates ve biberler uzun süre ölü taklidi yaptıktan sonra düzelmeye başladılar. Pek bir ekolojiğiz bu aralar.

Akşam, alışveriş merkezine gittik. Kapısından girerken kırlangıçlar karşıladı bizi. Bir de baktık ki evlerini kurmuşlar oraya.

Alışveriş merkezlerinin bu çiçekli rengârenk halleri de çok hoşumuza gidiyor. Fal bakmak isteyenler buyursun. Ben hesapladım, çift sayı, seviyorla başlamamak gerek :)


Daha ne diyeyim, İzmir'den bu akşam bu kadar efendim. Herkese iyi geceler.

E iyi geceler dedim, cevap veren yok mu ?

Olvido

Hoyrattır bu akşamüstüler daima.
Gün saltanatıyle gitti mi bir defa
Yalnızlığımızla doldurup her yeri
Bir renk çığlığı içinde bahçemizden,
Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan
Lavanta çiçeği kokan kederleri;
Hoyrattır bu akşamüstüler daima.
Dalga dalga hücum edip pişmanlıklar
Unutuşun o tunç kapısını zorlar
Ve ruh, atılan oklarla delik deşik;
İşte, doğduğun eski evdesin birden,
Yolunu gözlüyor lamba ve merdiven,
Susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşik
Ve cümle yitikler,mağluplar,mahzunlar...
Söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir.
Kağıtlarda yarım bırakılmış şiir;
İnsan yağmur kokan bir sabaha karşı
Hatırlar bir gün bir camı açtığını
Duran bir bulutu,bir kuş uçtuğunu,
Çöküp peynir ekmek yediği bir taşı...
Bütün bunlar aşkın güzelliğiyledir.

Aşklar uçup gitmiş olmalı bir yazla
Halay çeken kızlar misali kolkola
Ya sizler! ey geçmiş zaman etekleri,
İhtiyar ağaçlı,kuytu bahçelerden
Ayışığı gibi sürüklenip giden;
Geceye bırakıp yorgun erkekleri
Salınan etekler fısıltıyla, nazla.

Ebedi aşığın dönüşünü bekler
Yalan yeminlerin tanığı çiçekler
Artık olmayacak baharlar içinde.
Ey ömrün en güzel türküsü aldanış!
Aldan, gelmiş olsa bile ümitsiz kış;
Her garipsi ayak izi kar içinde
Dönmeyen aşığın serptiği çiçekler.
Ya sen! ey sen! esen dallar arasından
Bir parıltı gibi görünüp kaybolan
Ne istersin benden akşam saatinde?
Bir gülüşü olsun görülmemiş kadın,
Nasıl ölümsüzsün aynasında aşkın;
Hatıraların bu yanma vaktinde
Sensin hep,sen, esen dallar arasından
Ey unutuş! kapat artık pencereni,
Çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;
Çıkmaz artık sular altından o dünya.
Bir duman yükselir gibidir kederden
Macerası çoktan bitmiş o şeylerden.
Amansız gecenle yayıl dört yanıma
Ey unutuş! kurtar bu gamlardan beni.


Ahmet Muhip Dranas
  • Perşembe, Nisan 27, 2006
  • 7 Yorum

Gitmek

Birisi ölür, için buz gibi olur, kocaman bir boşluğa bakar "yok artık" dersin.

Sabah kalkarsın yine, güneş gözünü alır hapşırırsın, bir arkadaşınla konuşurken komik birşey olur gülersin. Sonra gülümsemen donar dudaklarında, boşluk sarar yeniden seni.

Saçını toplarsın, aynaya bakarsın, karnın acıkır sana inat. "Hayat devam ediyor" derler. Devam eder. Bulaşık yıkarsın. Hava rüzgârlıdır. Islak çamaşırları asarsın ipe bir bir. Derken eline geliverir bir çorap teki, birlikte geçen güzel bir günden hatıralar taşıyan rengârenk bir kıyafet. Göz yaşlarına boğuluveririsin.
  • Perşembe, Nisan 27, 2006
  • 7 Yorum

Eye In The Sky

Don’t think sorry’s easily said
Don’t try turning tables instead
You’ve taken lots of chances before
But I’m not gonna give anymore
Don’t ask me
That’s how it goes
Cause part of me knows what you’re thinkin’

Don’t say words you’re gonna regret
Don’t let the fire rush to your head
I’ve heard the accusation before
And I ain’t gonna take any more
Believe me
The sun in your eyes
Made some of the lies worth believing

Chorus:
I am the eye in the sky
Looking at you
I can read your mind
I am the maker of rules
Dealing with fools
I can cheat you blind
And I don’t need to see any more
To know that
I can read your mind, I can read your mind

Don’t leave false illusions behind
Don’t cry cause I ain’t chnaging my mind
So find another fool like before
Cause I ain’t gonna live anymore believing
Some of the lies while all of the signs are deceiving


Alan Parsons Project

Şarkı müzik kutusunda...
  • Perşembe, Nisan 27, 2006
  • 2 Yorum

Keyif






Beriş ile bahçe keyfi yaptık bugün. Eh bahçenin yanında kekle kısır da iyi gidiyor hani :)
  • Çarşamba, Nisan 26, 2006
  • 7 Yorum

Garip

Şu demleyip de içemediğim çayları dökerken duyduğum üzüntüye bir anlama veremiyorum ama içim gidiyor.
  • Çarşamba, Nisan 26, 2006
  • 1 Yorum

Hadi Oyun Oynayalım

Çok zaman oldu oyun oynamadık. Ne yapsak ne yapsak?

Hah.

Haydi sevdiğimiz sözleri yazalım buraya.

Tamam mı?


" Bir insanın at olmasını gerektirmez, ahırda doğmak."

Bernard Shaw

Benmişim

İçimde kaleler inşaa ettim kırılmamak adına
Harcına gözyaşı döktüm daha da sağlam olsun diye
Şimdi yarattığım zindanlarda ışıksızım
Kaçtım kendime saklandım her küstüğümde
Vazgeçtim aynalardan vakitsiz uykularda
İnsan kendine rağmen yaşamayı bilmeli bazen

Benmişim kendimden bir korkak yaratmışım
Kendimi korurken en çok ben ürkütmüşüm
Benmişim kendini savunurken en çok hançerleyen
Bir meçhul olmuşum failim ben
Ama beni bana küstüren beni bana kırdıran
Kalpsizin hiç suçu yok mu?

Kim demiş aşıklar hep mutlu olurlar diye
Hesapsız seveceksin, canın ağzına gelse de
Vururken yalnızlık yüzüne
Sen pay edersin gönlünü onlarca hüzüne

Benmişim kendimden bir korkak yaratmışım
Kendimi korurken en çok ben ürkütmüşüm
Benmişim kendini savunurken en çok hançerleyen
Bir meçhul olmuşum failim ben
Ama beni bana küstüren beni bana kırdıran
Kalpsizin hiç suçu yok mu?

Nev

(Şarkı buradaydı en son gördüğümde.)
  • Çarşamba, Nisan 26, 2006
  • 6 Yorum

İÇERDE

Pencere, en iyisi pencere;

Gecen kuşları görürsün hiç olmazsa;

Dört duvarı göreceğine.
Orhan Veli



Günaydın

Ya valla dün birşey vardı bu bloggerda, yoksa ben yazacaktım , aslında yazmayacaktım da fotoğraf koyacaktım. Bir saat uğraşıp başaramayınca , vazgeçtim ben de. Saat fotoğrafım dün gece hâlâ gözükmüyordu örneğin, bu sabah çıkmış ortaya.

Dün sabah şehrin güneyinde kahvaltı yaptıktan sonra, akşam kuzeye Foça'ya balık yemeye gittik. İşte o arada eve uğradığımız bir iki saat vardı sadece.

Güzel gün batımı fotoğraflarım var ama gün batımını bekliyorum basmak için :)

İşte böyle..

Bu arada Galatasaraylı arkadaşlara geçmiş olsun :D Aslında geçmiş oldu , daha ne dörtler gelirdi ya, haydi şansları vardı.

Herkese keyifli bir gün diliyorum.

Saat Kaç ?


(Sevgilim bana gökkuşağı hediye etti :)
  • Pazartesi, Nisan 24, 2006
  • 7 Yorum

Bugün 23 Nisan



Hep neşeyle doluyor insan dediniz değil mi? :)

Bayramımız kutlu olsun.

Unutma


Pamuk ipliğine bağlı herşey.

Mutluluklar, mutsuzluklar.

Gelişler, gidişler.

Üstüste dizdiğin renk renk tahtalardan kurduğun yüksek kuleler.

Bütün elindekiler.

Alaca


Rengimi kaybettim, bulamıyorum... Hepsi üzerimden kayıp düşüyor. Bir mavi olsam, huzura dalsam. Başka hiçbirşey istemiyorum...
  • Perşembe, Nisan 20, 2006
  • 6 Yorum

Rezonans

Şiirler karıştırdın, eski yazılar, defterler. Yazıların hiçbiri sana uymadı. O kadar karışıktı ki herşey, durulmadı.

Yaşamak, bazen dalgalara kapılıverir elinde olmadan, bir inip bir çıkar, durduramazsın...
  • Perşembe, Nisan 20, 2006
  • 4 Yorum

8.10 VAPURU

Sesinde ne var biliyor musun
Bir bahçenin ortası var
Mavi ipek kış çiçeği
Sigara içmek için
Üst kata çıkıyorsun

Sesinde ne var biliyor musun
Uykusuz Türkçe var
İşinden memnun değilsin
Bu kenti sevmiyorsun
Bir adam gazetesini katlar

Sesinde ne var biliyor musun
Eski öpüşler var
Banyonun buzlu camı
Birkaç gün görünmedin
Okul şarkıları var

Sesinde ne var biliyor musun
Ev dağınıklığı var
İkide bir elini başına götürüp
Rüzgarda dağılan yalnızlığını
Düzeltiyorsun.

Sesinde ne var biliyor musun
Söyleyemediğin sözcükler var
Küçücük şeyler belki
Ama günün bu saatinde
Anıt gibi dururlar

Sesinde ne var biliyor musun
Söylenmemiş sözcükler var

CEMAL SÜREYA
  • Perşembe, Nisan 20, 2006
  • 9 Yorum

Sarı, Sıcak


Hayal bu ya eski püskü, her tarafı dökülen bir evimiz varmış, kapısı her zaman açık, her odasında cıvıl cıvıl bir hayat, içerden çocuk çığlıkları annelerinin bağrışlarına karışıyormuş -yok bu böyle olmayacaktı, değiştiriyorum- içerden kahkahalar geliyormuş... Keyifli sohbetler yapılıyormuş.

Sonra bakıyorum karşıdan... Hımmm. Teşekkürler hayat sana ...
  • Çarşamba, Nisan 19, 2006
  • 5 Yorum

Hangisi Acaba?

Tahminlerinizi okurken çok eğlendim :)

Belli bir mantığa göre tahmin yapanlar yanıldı .


Gözlüklü olan ben değildim. (Her nasılsa o gün gözlüğümü çıkartmışım. Halbuki evlenirken bile gözümdeydi, hatta beni gören birisi "Aaa, geline bak gözlüğü var" şeklinde bağırarak gülümsetmişti bizi. ) Gerçi Cim, beni, o gözlüklü olduğuma inandırmaya bayağı çalıştı ama , yok valla kediCim:)

Uzun boylu olduğum doğru ama o sırada değildim :) Dolayısıyla b0yumla karar verenler de yanıldı.


İvriz, hata payını % 50 ye kadar indirmiş :) Ama bilemiyorum tabi hangi üç dört tanesi.

Tahmin yapmayanlara küstüm :( Ha ha ha , değil tabi ki ben de yapmazdım herhalde , ama Katre bayağı lâf almaya çalıştı ağzımdan..

Ama bulan var gerçekten de. (İkinci tahminleri saymıyorum tabi ki)

Ortak, bi sen tanıdın beni :)
  • Çarşamba, Nisan 19, 2006
  • 3 Yorum

Zamanda Yolculuk

Sabahın ilk saatleri. Her zamanki gibi çay suyunun kaynamasını beklerken bilgisayarı açtım. Yazacak birşey aklıma gelmedi. (Ne kadar enteresan halbuki hep gelir :) Fotoğrafları karıştırayım belki güzel bir şey bulurum derken maillerimin arasında beni çok duygulandıran birisine rastladım.

Sevgili Neşe, bir anda zamanda yolculuk yaptım sayende. Mezuniyet gününe gittim. Sizin evin bahçesinde dut yedim. Rahmetli İlkokul öğretmenimiz Sevgi Akın'ı andım. Mailinle beni ne kadar mutlu ettin anlatamam...


Fotoğrafı Neşe göndermiş. Hangisi benim bulun bakalım :)

Herkese GÜNAYDIN... Hayatımızdaki küçük güzel sürprizlerin hiç bitmemesi dileğiyle...

...

Bazı günler vardır daha yaşarken bilirsin özel olduklarını. Oysa hayat normal seyrinde akıyordur ve yaptıkların aynıdır diğer günlerle...

Umut

Sen hiç bir ağacın kurumuş dallarından yaşama uzanan minik, pırıl pırıl bir sürgüne bağladın mı bütün umutlarını?

Sürüngen

Gözlerimi açabilseydim birşeyler yazabilirdim belki... Çook uykum var... Bir fotoğraf koyayım dedim ama onu bile arayamayacağım şimdi.

Günaydın diyeyim de gün aydın olsun bari.

Sürünme, kalk işte kalk.. Uyansana....

LOST


Benim kadar dizi film seyretme özürlü insan varsa söylesin. Sevdiğim sadece bir tane dizi film var: Lost. Ve ben hangi günler olduğunu yeni öğrendim. Saati ise hâlâ muallakta.

Bu gece ilk defa hatırladım. Günlerden pazar olduğunu hatırladım önce. Ama saat 21:30 a geliyordu. Neyse ki bugün 22:00 de yayınlanıyormuş. Bir mutluyum ki filmimi seyredeceğim için. Ama bende şans ne gezeerrr.. Geçen gün yarısını izlediğimin tekrar bölümüymüş.

Neyse canım, ayda bir bölümü seyretmek de bir rekor bana göre.

Yeşillik

Can'a "Ne kadar şanslı olduğunu biliyor musun?" diye sordum. Pazardan aldığım bilimum yeşilliği neşeyle dolaba yerleştirmemi seyrederek "Biliyorum" dedi. "Bundan sonra sana çiçek yerine sebze getireceğim" diye ekledi.

Hımm, semizotu demeti de hiç fena bir hediye değil.

Çakıltaşları

Bugün konuk yazarım var bloğumda. Yazdıkları benim de geçen hafta hissettiklerime tercüman olmuş. Başka yazılarını da bekliyoruz Tiffany.
"Küçük, beyaz, saydam çakıltaşları vardır hayatımızda...Ne zaman sevdiğin birilerine birşey olsa, bir çakıltaşı koyarsın vazona ve hep yanında taşırsın şuursuzca...Birikir ha birikir...İçinin taa orta yerindeki bir yerde sinsice bekler seni...Geride bıraktığını sanırsın ölümleri,hastalıkları, acıları ...Hiçbirşey değişmemiştir...
Sonra bir gün en ufak bir tedirginlikte çıkagelir vazonun ağırlığı ...Kalp çarpıntısından anlarsın kapını çaldığını...Ne söylesen nafile, çaresizliği gördün mü bir kere en ufak üzüntü bile derin yaralar açar yüreğine...'Yılların birikimi' der büyükler, haklılar, olay küçük olsa da o kartopu misali bütün benliğini kaplar ve çığ olur ...Tedirginlik insanda en çok yüreğini götürür, en çok beynini, en çok kendini... Bilsen de herşey düzelecek anlatamazsın bu değil diye...
Bu da öyle birşey işte...
Yüreğim acıyor... Acımaması gerekli ama nafile acıyor işte...
Ağlamaklı bir burukluk içimde ...Bebeğim sana birşey olmasın...."
  • Cumartesi, Nisan 15, 2006
  • 6 Yorum

...

Yeni bir başlangıca adım atmayı, dünkü kalıpları kırmayı, yapabilirken "Yapamam", olabilirken "Olamam" ve bütünüyle özgürken "Kapana kıstırılmışım" dememeyi öğret bana...

Haham Nachman

...

"Bildiğimiz herşey öyle pek büyük olmayan bir boş kâğıt parçasına yazılabilir..."

Bayan Caldwell Oğluyla Konuşuyor
C.J.Cala

...

"Beşinci dağı görüyor musun?" diye sordu İlyas. Ona farklı yönlerden baktığında farklı bir dağ görmüş gibi oluyorsun, oysa dağ hep aynı dağ. Bu yaratılmış herşey için gerekli, hepsi aynı Tanrı'nın farklı yüzleri...

P.Coelho
Beşinci Dağ

BİR DUYMA DA GÖR


Bir duyma da gürültüsünü
Dallarda çıtırdayarak açılan fıstıkların,
Gör bak ne oluyorsun.
Bir duyma da gör şu yağan yağmuru;
Çalan çanı, konuşan insanı.
Bir duyma da kokusunu yosunların,
İstakozun, karidesin,
Denizden esen rüzgarın...

ORHAN VELİ KANIK

Herkese günaydın...

Yanıbaşımdan

Sevemedim ben bu günü
Sevemedim başından
Göremedim geçtiğini
Yanıbaşımdan her yanımdan

Gelemedim ben bu oyuna
Gelemedim yaşımdan
Kovaladım sevdiğimi
Yanıbaşımdan her yanımdan

Yaşamadım ben bu günü
Yaşamadım inadımdan
Göremedim geçtiğini
Yanıbaşımdan her yanımdan

Ellerin uzanmasın
Uzak dursun dedim
Sakın dokunmasın
Hayal ettiklerim
Bana yakışmasın
İnancım yok benim

Duman

Bugün pek keyfim yok... Yarına görüşürüz...

Şarkı burada... Arkanıza yaslanıp keyfini çıkartın...

Yanıbaşımızdaki güzellikleri görebilmek dileğiyle...
  • Perşembe, Nisan 13, 2006
  • 3 Yorum

...

Annelerinin küçük oğluşları, güzel güzel yemek yerken düşmesinler sandalyeden, yarılmasın dudakları, dikiş atılmasın...

Of, of...

...


Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma, Cumartesi, Pazar, Pazartesi, Salı, Çarşamba olmuş bile, Perşembe, yaşasın Cuma, dinamik Cumartesi, tembel Pazar veee Pazartesi, Salı, Çarşamba...

Dur bi dur...

Nefes al arada hep koşturma...
  • Çarşamba, Nisan 12, 2006
  • 4 Yorum

:D

Pearl Jam'in solisti Eddie Vedder'in sesini çok beğenirim. (Tipini karıştırmayalım şimdi) Sonradan o tarzda bir sürü gurup çıktı. Creed de onlardan biri. Bu adamın sesi ne kadar çok Eddie'ye benziyor diye düşünmüştüm ilk dinlediğimde.

Bir gün radyoda Pearl Jam çaldı. Peşinden de Creed geldi. Spiker kızın anonsu aynen şöyleydi:

"Şimdi Eddie Vedder'dan sonra Büdü Vedder'i dinleyeceğiz"
  • Çarşamba, Nisan 12, 2006
  • 7 Yorum

İyileşme

Bu sabah kalktım, saçıma toka takmayı başardım. Geçen hafta buna sevineceğim aklıma gelmezdi bile.

Sevgili başparmağım, yavaş yavaş yeniden bana döndüğüne sevindim.
  • Çarşamba, Nisan 12, 2006
  • 1 Yorum

Rüya


Rüyamda kafan karışıktı yine, kaybolmuş gibiydin. Seni gördüm, gözlerime inanamadım. Sımsıkı sarıldım. Beni tanıdın mı diye sordum sana. Hatırladın.

Pamuk anneannem benim. Seni o kadar çok özledim ki...
  • Çarşamba, Nisan 12, 2006
  • 5 Yorum

"Wash Away Those Years"

Well if you just close your eyes
And just imagine everything's alright
But do not hide your tears
'Cause they were sent to wash away those years
Maybe we can wash away those years
I hope that you can wash away those years


Creed

Gözlerimizi kapatıp herşeyin iyi olduğunu hayal edelim hadi. Ama gözyaşlarımızı saklamak yok, çünkü onlar yıllarla birikenleri alıp götürmek için bize gönderildiler...

Şarkı burada....

Hayata Yeniden


Dallarıma neden kurtlar girmiş demedi. Hani benim çiçeklerim bu mevsimde diye yakınmadı. Uzundum kısaldım diye dünyaya küsmedi. Umurunda bile olmadı aslında bütün bunlar. Hayattaydı... Kurumuş görünen gövdesinden yeniden filizleniverdi vakti geldiğinde. Ne erken ne de geç...

Unutma


Biraz ışık nasıl büyü katıyorsa dünyaya dudaklarındaki gülümseyiş de aynı sihri taşıyor...

  • Pazartesi, Nisan 10, 2006
  • 1 Yorum

?

Aklına hiç kötülük gelmeyen birisi, daha mı iyidir, aklına kötülük gelip de yapmayandan?
  • Pazartesi, Nisan 10, 2006
  • 7 Yorum

Bazen

Bizim evde hangimiz "Mars"tan hangimiz "Venüs"ten karıştırıyorum.
  • Pazartesi, Nisan 10, 2006
  • 2 Yorum

:)



Gülümseyen bir haftaya açılsın sabahımız...

GÜNAYDIN...

  • Pazartesi, Nisan 10, 2006
  • 8 Yorum

Güzellik







Hepsi elimizin altında... Bulunmaz değiller, büyük şeylerin arasında kaybolup gidiyorlar sadece...

Ebe

Derin İz ebelemiş beni.

*En beğendiğiniz huyunuz: Her ortamda keyifli yanlar bulmak.
*Hiç beğenmediğiniz huyunuz: Çok çabuk sinirlenmek.
*En beğendiğiniz yeriniz: Babam ellerin derdi:)
*Hiç beğenmediğiniz yeriniz: Söylemem.
*Çantanızda mutlaka bulunmalı: Kalem, defter, ıslak mendil.
*Çantanızda asla bulunmaz: Hımm, cımbız, gözkalemi, pudra :)
*Arabanızın markası: Toyota
*Hayalinizde ki araba: Wolkswagen Beatle
*En sevdiğiniz yemek: Salata, sebze yemekleri.
*Hiç sevmediğiniz yemek: Yok
*En sevdiğiniz hayvan: At, serçe, köpek
*En korktuğunuz hayvan: Fareden tiksinirim, evde olduğunu düşünmek bile titretiyor. Ama yılanlarla falan o kadar haşır neşir olduk ki alıştım artık. Kertenkeleler, çiyanlar. Bizim evin diğer sahipleri.
*Kullandığınız parfüm: Can ne aldıysa onu, ben bir türlü beğenip alamam :)
*Kullandığınız cilt bakım ürünleri: Bepanten krem.
*Her gün mutlaka yaparsınız: Dişlerimi fırçalarım.
*Her gün yapmayı ihmal edersiniz: Saçlarımı taramadan tepemde toplayarak geçer bazen günlerim :)
*Karanlıktan korkar mısınız? Hayır
*Korkutmayı sever misiniz? Hayır
*Giyim tarzınız: Sade, spor.
*Asla giymeyeceğiniz: Ucu sivri, yüksek topuklu ayakkabı.
*Cep telefonunuzun markası: Nokia bilmemkaç
*Bilgisayarınızın markası : Toplama
*Karşı cinste aradığınız özellikler : Birşey aramıyorum doğrusu.
*Karşı cinste hoşlandığınız tip : Johnny ay pardon Canny diyecektim ağzımdan yani elimden öyle kaçmış. (Ya hayatım elim sakat ya, harfleri kontrol edemedim bir an:)
*En beğendiğiniz oyuncu: Johnny Depp
*Benzetildiğiniz bir oyuncu : Bilmem, benzeten varsa birilerine söylesin.
*Film çevirmek istediğiniz bir ünlü : Hah hah hah, bu da sorulur mu ?
*Başka bir şey yapmak istediğiniz bir ünlü: Ha???
*Tuttuğunuz takım: FENERBAHÇE
*Hangi dalda bir sporcu olmak isterdiniz: Atletizm
*En büyük hayaliniz: Dünyayı gezmek, ama sırtımızda çantalar, trenle falan.
*Gerçekleştirdiğiniz bir hayaliniz: İçinde yaşıyorum işte, her gün sizlerle paylaşıyorum :)
*Asla yapmam dediğiniz bir çılgınlık : Yok öyle bir çılgınlık, insanlık hali her türlü çılgınlığa açığım. Yok ya, düşündüm de, çılgınlık olsun diye biryerleri soyamam, uyuşturucu falan alamam. Yok yok, yapamam herşeyi.
*Yapabilirim dediğiniz bir çılgınlık: Bungeejumping yapacağım bir gün.

Ben de Ebegümeci'ni, Mascot'u ve Gece'yi ebeliyorum.. Ebeee...
  • Cumartesi, Nisan 08, 2006
  • 7 Yorum

I'm Still Alive

(Şarkı için fotoğrafa tıklayınız)
Ne güzel gelmişlerdi de konserlerine gitmiştik. Üzerimde takım elbise, palto falan, kapalı alanda bayılmak üzere olup önden arkalara gitmek zorunda kalmıştım. Uzanıp yattığım yerden dinlemiştim. Kürşad da beni aramaktan konserle ilgilenememişti:) O ise her zamanki gibi tırmanıp tepelere, coşturmuştu bizi...
Hey, hâlâ hayatta mısınız? Bir ses verin arkadaşlar :)
  • Cumartesi, Nisan 08, 2006
  • 4 Yorum

Özlü Söz :)

Demek ki neymiş, bir saça üç kişi birden fön çekmeye çalışırsa bir şeye benzemez, yıkayıp yeniden uğraşmak zorunda kalırmış.
  • Cumartesi, Nisan 08, 2006
  • 1 Yorum

Filozof :)

Bilgiç : Ama ben önde gitmek istiyorum.
Handan: Önde gitmek istiyorsan hızlı olmalısın.

Darbe :)

Ha ha ha...Anneme bilgisayar kullanmayı öğretmese miydik acaba diye ciddi şüphelere girmeye başladım:)

-O ne öyle sabah sabah bloğuna giriyorum kanser manser. Hiç yakışmıyor sana.
-E ama anne yazmıştım güzel güzel işte. İnsanların yayılmalarından dünyaya aklıma gelmişti.
-Yok, bir de kara kara resimler. Sevmem öyle hastalıkları zaten.
- Ya, hastalıktan bahseden kim çevre bilinci içinde bir yazıydı.
-İç karartıcı olmuş.
...
-Eee, neler yapıyorsun bugün annecim.
(10-15 dakika çocuklardan, havadan sudan konuştuktan sonra)

-O kanseri sil oradan.
-Eh, anne unutmuyorsun konuyu da.
-Hayır unutmam, ismini değiştir onun, açar açmaz hiç hoş değil.
-Ama anne esprisi orada.
-Onun esprisi mi olurmuş. Bundan sonra böyle, eleştirmen var burada, rahat rahat yazı yazamazsın kafana göre.
-İyi de anne bu eleştri değil ki resmen darbe yapıyorsun. Eleştirsen neyse diyeceğim.
-Evet, öyle yapıyorum :)

Neyse, demokratik darbe ortamında, paşa paşa yazının ismini değiştiriyorum.

Herkese günaydın :)

İsimsiz :)

Nereden başladı yayılmaya bilinmiyor. Deniz kıyısı, ova, yayla... Dere tepe demeden ilerliyor. Yağmur ormanları, kutup buzulları. Heryere yayılıyor kanserli hücreler. Gittikleri yerleri ele geçiriyor, sömürüyor, kurutuyor. Öldürüyor.

Tedavisi hâlâ bulunamadı...