99 (O kendini bilir)

Gece 9-10 Şiirleri

Çömeldim bakıyorum toprağa
otlara bakıyorum
böceklere bakıyorum
mavi mavi çiçek açmış dallara bakıyorum
Sen bahar toprağı gibisin sevgilim
sana bakıyorum

Sırtüstü uzandım görüyorum gökyüzünü
ağacın dallarını görüyorum
uçan leylekleri görüyorum
Sen bahar mevsiminde gökyüzü gibisin sevgilim
seni görüyorum

Gece kırda ateş yaktım, ateşe dokunuyorum
suya dokunuyorum
kumaşa dokunuyorum
gümüşe dokunuyorum
Sen yıldızların altında yakılan ateş gibisin sevgilim,
sana dokunuyorum

İnsanların içindeyim seviyorum insanları
Hareketi seviyorum
Düşünceyi seviyorum
kavgamı seviyorum
Sen kavgamın içinde bir insansın sevgilim
seni seviyorum..

Nazım Hikmet Ran

(Hahaha, sana da başka bişi çıksa şaşardım zaten.)

Sevgi Dediğim

Parlak yıldızların üzerinde gezindiği süt yolu ve o süt yolunun her iki yanı boyunca sıralanmış, sarı, sıcak buğday başaklarıydı sevgi dediğim.
Şafağa doğru adım atışıydı sessizliğin, engin denizler üstünde gecenin geç saatlerinde. Saniyelerin kalp atışıydı, hatıraların aylar boyunca koruduğu ve dalgalarla genç bir insana sunduğu yeniden.
Sevgi dediğim yere uzanmışlığı, bir avuç serinlik alışı ve cömertçe sergilediği vücudunu besleyişiydi güneşin. Yıl yıl usanmaz yaprak dökümü mevsiminin onurlu yenilişiydi genç olanına. Yosun kaplı duvarların içine kapanmışlığıydı, kahverengi köşkün renginden utanmışlığıyla ve hanımellerinin değmişliğiydi bahar dallarına ve yusufcuk tüylerinin ürkütüldükçe karanfil bahçesine dökülüşüydü.
Sevgi dediğim bakire duyguların kanına girişiydi şairin. Umutsuz şarkıların özlemişliğiydi özgürlüğü. Heyecan yokuşunda soluk yitirişi öykülerin ve gülümseyişiydi bir gizemin ressamın bakışlarında.
Sevgi dediğin kalplerde biten tek sonsuzluk, ölümlere yeten tek anlıktı. Yaş yaş bırakılan tatlı dillerle, yudum yudum içilendi yeniden gözlerle.
Şu vakitlere doğru anlayabiliyorum ki ancak, herşeyin sahibi bu birşey, bu dilimin yuvarladığı, bu nefes kaçımı, bu adı SEVGİ, yaşayıp da diyemeyişimdi yeterince..


Yazarı bilinmiyor

Günaydın

Cuma sabahları bambaşka bir bekleyiş taşır içinde, onu diğer sabahlardan ayıran budur.

222

Çiçek değil bu sevi
Nasıl sunayım

Gözümün bakışından
Suların akışından
Kumrunun sekişinden

Anlamalısın

Memed Kemal Kurşunoğlu

Önem

Birisinden hoşlandığımızda bütün sözleri bize umut vermek içindir. Sinirlendiğimizde birine, tavırları bizi kızdırmaya yöneliktir. Kuşkulandığımızda ondan, bir gülümseyiş aldattığına işarettir. Hayransak eğer tüm hareketleri olağanüstüdür. Küçümsüyorsak herşeyi kusurludur.

Ne kadar da önemsiyoruz kendimizi...
  • Perşembe, Eylül 29, 2005
  • 7 Yorum

Kendimle Konuşma

Sütü ısıtayım
Cezve nerde?
Tezgahın üzerinde
Kirli mi?
İçinde yağ eritmişim
Ama nasıl olur keki çocuklar yatmadan önce yapmıştık, dolayısıyla içi sütlü olmalı
Dün kutuyu yeni açmıştım
Haaa...
  • Perşembe, Eylül 29, 2005
  • 0 Yorum

Herkese

Sabahları insanı uyandıran en güzel şey gülümseyerek dilenen bir "günaydın"dır.


GÜNAYDIN

Günümüz aydın, yüreğimiz aydın, zihnimiz aydın, yollarımız aydın, umudumuz aydın olsun..
  • Perşembe, Eylül 29, 2005
  • 6 Yorum

Shell Sock

Güne zımba gibi başlamak isteyenlere zımba gibi bir şarkı. Sabah sabah bu kadar hız kaldıramam diyenler öğleden sonra uyku dağıtmak için kullanabilir. Güzel işte, dinleyin derim ben.

Bunu da konserde çalmamışlardı :(
  • Perşembe, Eylül 29, 2005
  • 3 Yorum

Sesli

Bazen kafamın içinden geçen hoşuma gitmeyen sesleri bastırmak için yüksek sesle bağırırken buluyorum kendimi.

Aaaaaaa....
  • Çarşamba, Eylül 28, 2005
  • 1 Yorum

Eksik

Birilerinden beklediğim birşeyler olduğu sürece eksik kalacağım...
  • Çarşamba, Eylül 28, 2005
  • 1 Yorum

Uçuşan Kelimeler

Uyku

Yatak

Huzur

Ağaç

Yaprak

Rüzgar

Uçmak

Bulut

Yağmur

Çıplak....


Uçuşuyor kelimeler birbiri ardınca yetişemiyorum. Haydi devam et sen de, bakalım akşama nereden çıkacağız.

Çıplak...

Tek

Bu çorapların tekleri nasıl da çeker giderler arkalarında bir iz bırakmadan. Elimde dizi dizi bir işe yaramayan, terkedilmiş çorap tekleri, boynu bükük, diğer yarılarını arayan.
  • Çarşamba, Eylül 28, 2005
  • 8 Yorum

Macera

Büyük tencerede pişiyor yemek. Ve her gece daha küçük bir tencereye aktarılıyor, yıkanıp kalkıyor büyük tencere. Oysa ertesi gün küçük tenceredeki de bitecek, yeniden büyük olanı devreye girecek.

İpten çamaşırlar toplanıyor. Ütüleniyor teker teker. Bir an içim sıkılıyor belki bir saat sonra yeniden ipe dizilecek bunlar diye geçince aklımdan.

Masadaki toz benden ısrarcı. Havalanıp havalanıp konuyor yeniden yakalamak imkansız. Ve küçük parmak izleri camdaki.

Başım dönüyor dört dönmekten. Ortada olan biten birşey yok.
  • Çarşamba, Eylül 28, 2005
  • 4 Yorum

117

"Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek
ve hala şarabımızı vermek için
üzüm gibi eziliyorsak,
kabahat senin
demeğe dilim varmıyor ama,
kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!"

Nazım Hikmet

314

"Ama şunu da aklına ko:
Başımıza gelen bütün bu şeyler
dünyada olmamaktan daha iyi.
Hem bizim için hasret falan da neymiş ki,
sen orada yıldızlara bakar dalarsın,
ben burada cigaramı yakıp dalarım,
işte olur biter."

A.Kadir

25

"Dünyanın ilerlemesi, gerçek sayılan şeylere boyun eğmemeye çalışarak, kendi içgüdülerinin üstüne gitmekte direnebilen kişilere dayalıdır."

Bernard Shaw

22

"Sağduyulu kişi, kendini dünyaya uydurur; sağduyusuz kişi, dünyayı kendisine uydurmaya çalışır. Tüm ilerlemeler o nedenle sağduyusuz kişilere dayanır."

Bernard Shaw

Sevgili Desen, senin şiirin de osmanlıca olduğu için anlayamadım, sen de başka bir rakam verebilirsin istersen.

27

"Gerçek olan her şeyden utanıyoruz; kendimizden, yakınlarımızdan, gelirimizden, dilimizden, inancımızdan, geçmişimizden. Tıpkı çıplak bedenimizden utandığımız gibi.. Ne kadar çok şeyden utanç duyuyorsak, o kadar çok saygın sayılıyoruz."

" Bir insanın at olmasını gerektirmez, ahırda doğmak.."

Bernard Shaw


Kızlar şiir kitabının o sayfası hayat hikayesine ayrılmıştı, ben de başka bir kitabın sayfasından alıntı yaptım. Başka sayı verebilirsiniz isterseniz..

28

"Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
"Tarih" i "tekerrür" diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi?"

Mehmet Akif

66

"Yeni mektup aldım gül yüzlü yardan
Gözletme yalları gel deyi yazmış
Sivralan köyünden bizim diyardan
Dağlar mor menevşe gül deyi yazmış
....

Veysel bu gurbetlik kar etti cana
Karıştır göçünü ulu kervana
Gün geçirip fırsat verme zamana
Sakın uzamasın yol deyi yazmış."

Aşık Veysel

237

Bulanık Bir Suda

Ben ki dört duvar arasında yaşarım
Küçük bir sokaktan geçerim her sabah
Gökyüzü maviyse mutlu
Bulutluysa tedirgin içe dönük

Ben ki üstü mor salkım ve asma
Bir çarşıdan alışveriş ederim
Balıklara bakarım tablalarda
Denizler yosunlar güneş kırıntıları
Alanlar satanlar bağıranlar
Ölmemiş miydi bütün bunlar
Bir cam açılır perde kalkar
Annem güzel, pencerede
Bir yaprak kımıldar içimde

Ben ki bir suyum çürümüş
Anı kalıntılarıyla bulanık
Ve herhangi biri, tüm insanlığın
Yükünü taşıyan sırtında
Derim ki sevgi günleri başlayabilir
Beklenen gemi gelebilir
Gözüm kayar açıklara rıhtımda...

Oktay Rıfat

44

"...
Çıktığın yolda, bugün, yelken açık, yapayalnız
Gözlerin arkaya çevrilmeyerek pervasız
Yürü! Hür maviliğin bittiği son hadde kadar!

İnsan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar "

Yahya Kemal Beyatlı

Fal


Bugün canım fal bakmak çekti, ama kime nasıl kahve falı bakayım burada.. Hımm, şöyle yapayım,ilk gelene bakacağım :)

Diğerleri de 22 ile 314 arası bir sayı söylesinler, onlara da çıkan sözleri yazacağım. Haydi bekliyorum bakalım :)

Gözden Kaçan

Bazen evi kıyı köşe süpürürken dönüp bir bakıyorum, bütün gizli köşeler temizlenmiş ama ortadaki koskocaman alan ellenmemiş duruyor.

Kim bilir daha neleri kaçırıyoruz farkına varmadan ...

Boş Sorular

Mağazada fatura kesen kasiyer:
-İsim nasıl?
-İyii, ellerinizden öper.

Ütü masasıyla kan ter içinde boğuşurken yanıma gelen şahıs:
-Ne yapıyorsun?
-Papatya topluyorum.


Yemekte karnıyarık olduğunu gören Can:
-Patlıcanımız var mıydı?
-Yoktu, bu hayal bir patlıcan.


Doğumdan bir ay sonra rastladığım aile büyüğü:
-Sen kilo mu aldın?
-Yok, ben bu çocuğu yumurtlayarak hayata getirdim.

Paramı beğenmeyen taksi şöförü:
-Bozuk yok mu?
-Var da ben gıccıklık olsun diye vermiyorum.

Sabah ekmek aldığım bakkal :
-Bozuk yok mu?
-Vaar, tamirci olduğunuzu bilmiyordum, bilsem getirirdim yanımda.

Yolda elimde ekmekle gören arkadaş:
-Ekmek mi aldın?
-Hayır, sıkılmış evde de gezdirmeye çıktım...

Hediye verdiğim birisi:
-Aaa, benim için mi aldın?
-Yok aslında kendime almıştım ama sana rastlayınca vereyim dedim.

Hediye verdiğim başka birisi:
-Ne gerek vardı?
- Hiiç,gerek yoktu tabi, benim doğum günüm gelince sen de bana alırsın diye şeyettiydim.

Kahvaltı



Daisy, buyur canım, bahçede brunch yapalım.

Sabah uyanamayıp kahvaltı hazırlayamayan bazı şahsiyetler de gelebilir, bu seferlik izin verdim :)

Canım davet beklemeyin, gelen otursun, aaaa...

Afiyet olsun :)

?

Kapılar kapandı... Anahtar saklandı... Kimse bozuntuya vermiyor...

Soru

"Ne zaman bir cevap bulsam yanında binlerce yeni soru beliriyor."

Yu Gi Oh da söylüyordu çocuk bugün. Çizgifilm deyip geçmemek gerek ne felsefe yapılıyor onlarda. Gün boyunca tekrar tekrar dinlerken filozof mu olacağım ne?

Master Of The Wind


Daha önce sözlerini yazmıştım, şimdi de şarkıyı veriyorum.

Tekrar tekrar dinlenebilecek, çok güzel bir şarkı. Gelgelelim konserde çalmadı hainler..

(Kasetten çevirdim, çok net olmayabilir, nostaljik havasında dinleyelim:)
  • Cumartesi, Eylül 24, 2005
  • 1 Yorum

Temizlik

Kafamın içindeki bütün olumsuz düşünceler, gereksiz alınganlıklar, üzen hatıralar, lüzumsuz bilgiler ve bir işe yaramaz kompleksleri toplayıp klozete doldurmak istiyorum...

-Anneee bittiiiii...
  • Cumartesi, Eylül 24, 2005
  • 4 Yorum

Çekişme

Sen "sen" olarak kalacaksın hep, ben de "ben". Arada bir kaçamaklarda "biz" olacağız. Sonrası...

Sonrası halat çekme yarışı.
  • Cumartesi, Eylül 24, 2005
  • 8 Yorum

Masal

Bir varmış bir yokmuş diye başlar ya masallar. Demek ki her masalda gerçeğin ta kendisi var.
  • Cumartesi, Eylül 24, 2005
  • 5 Yorum

NOTHING ELSE MATTERS


So close no matter how far
Couldn't be much more from the heart
Forever trusting who we are
And nothing else matters
Never opened myself this way
Life is ours, we live it our way
All these words I don't just say
And nothing else matters
Trust I seek and I find in you
Every day for us something new
Open mind for a different view
And nothing else matters
Never cared for what they do
Never cared for what they know
But I know
So close no matter how far
It couldn't be much more from the heart
Forever trusting who we are
And nothing else matters
Never cared for what they do
Never cared for what they know
But I know
I never opened myself this way
Life is ours, we live it our way
All these words I don't just say
And nothing else matters
Trust I seek and I find in you
Every day for us something new
Open mind for a different view
And nothing else matters
Never cared for what they say
Never cared for games they play
Never cared for what they do
Never cared for what they know
And I know
So close no matter how far
Couldn't be much more from the heart
Forever trusting who we are
No, nothing else matters

Bugün

Çamaşır, ütü, yemek, temizlik..
Evde yine bir şenlik bir şenlik....

Şelale


Dedim ki
Beni alsan içine,
Yıkasan ,
Gider mi dünyanın bütün pislikleri üzerimden.
Dedi ki ,
Herşey akar gider teninden
Ama bilemem
Silinir mi yüreğinden...
  • Perşembe, Eylül 22, 2005
  • 2 Yorum

Umut


Umut,
içimde yeşeren ağaç,
her adımda yaprakları kopartılan,
her nefeste yeniden canlandırdığım.

Hatırlama


Arizona Dream geldi aklıma bu fotoğrafa bakınca.
Fish doesn't think. Because fish knows everything.
Gerçi ben bu kadar imgesel filmlerden anlamam pek ama sadece Johnny Depp ve müzikleri için seyretmeye değerdi. Zaten Gün beni zorla sokmuştu filme bana soran olmamıştı başın ağrıyor mu diye.
  • Perşembe, Eylül 22, 2005
  • 2 Yorum

Fark

Ben zannettim ki herşey farklı olacak...
  • Perşembe, Eylül 22, 2005
  • 2 Yorum

Gitmek

Çekip gitmek istedim bulunduğum yerden. Bir anda hiç düşünmeden kapıyı açıp gitmek.

"Nereye" sorusunun cevabını bulabilseydim eğer.
  • Perşembe, Eylül 22, 2005
  • 8 Yorum

Oyun

Çocuklarla oyun oynayacağım zamanı çocuklarla oyun oynamanın önemini anlatan bir yazı yazarak geçirmemem gerek. Bunu genelleştirebiliriz de.
  • Perşembe, Eylül 22, 2005
  • 1 Yorum

Hayran

Agassi'ye hayranım. Hala bir grand slam de final oynayabiliyor. Ne güzel.
  • Perşembe, Eylül 22, 2005
  • 0 Yorum

Çikolata


Son zamanlarda seyrettiğim en keyifli filmlerden biri.


"Onun ilahiliğinden sözetmek istemiyorum
Onun merhametinden sözetmek istiyorum.
Yani onun aramızda nasıl yaşadığı
Şevkati, hoşgörüsü
Bakın ne düşünüyorum
Bence neler yapmadığımızı hesaplayarak yaşamaya devam edemeyiz.
Kendimizden esirgediğimiz şeyleri, karşı koyduğumuz ve dışarda tuttuğumuz şeyleri ölçerek.
Bana kalırsa iyiliği; kucakladığımız, yarattığımız ve yaşadığımız şeylerle ölçmeliyiz."
  • Çarşamba, Eylül 21, 2005
  • 3 Yorum

Bal
Aşkım sen benim canımsın
Kanıma karışmış kanın
Söyle kimlerden kaçarsın
Boşuna durmadan ağlarsın
Yavrum sen benim balımsın
Tadına alışmış canım
Aaah güzel kuşum gir kanıma
Ben zaten sarhoşum
Nerdesin...
Sevgilim...

Söyle nerdesin bal
Artık benlesin bal
Söyle nerdesin bal
Artık benlesin bal
Artık
Sen
Benim
Canımsın
Canlı
Kalan
Tek
Yanımsın

Bazı şarkılar insanı yüreğinden vuruyor...
  • Çarşamba, Eylül 21, 2005
  • 7 Yorum

NE MAnasız..

"Şimdi kredi çekmiş olsaydın bu kadar yolu gelmek zorunda kalmayacaktık" dedi Can. Haklıydı belki. Ama ben, para olmadığı için takside bağlanarak ödenen paramın tamamını, bir kısmını geri vermek suretiyle almayı had safhada manasız, hatta manasızdan da öte bulduğumdan, üç ayda bir o kadar yolu gidiyorum.
  • Çarşamba, Eylül 21, 2005
  • 3 Yorum

Mola















Bazen kendime izin veriyorum, gitsin, sıkılsın depresif olsun biraz diye. Öyle gündeyim. Kararmaya gittim... Gelicem..

Manasız Düşünceler

Her şey tam istediğim gibiydi. Hiçbir şey yapmadan günü geçiriyordum. Bir de uyuyabilseydim diye geçirdim aklımdan. O da olurdu zamanla şunun şurasında iki üç saat daha dayanmam gerekiyordu. Hava bunaltıcı sıcak değildi ama odam bunaltıcıydı. İki oda arasında kafasını döndürüp duran vantilatör sabırlı bir hizmetçi görünümü sergiliyor, erimemi önlüyordu. Öğle yemeğinin yerine götürdüğüm grisinilerle acaba daha mı çok kalori alıyorum sorusu takılmıştı kafama. Önemli bir soruydu bu. Klavyenin tuşları benimle dalga geçiyorlardı. Elimin altından kaçarak saçma sapan yerlere dağılmaları sebebiyle onları zor toparlıyordum. Başım ağrımaya başlamıştı. Uykusuzluk ve açlık birlikte bastırınca insanda kafa kalmaz. Kalan kısmı da varlığını ispatlayabilmek amacıyla ağrır durur. Benim kafam da böyle bir ispat içine girmişti. Canım bir çok insanı aramak, konuşmak konuşmak istiyordu. Ama önümdeki telefonun paralelinin olması onu telefonluk özelliğini yeterince yerine getirmekten alıkoymaktaydı. Müşterek bir görüşme yaparak iş arkadaşlarımla gereksiz bir samimiyet yaratmanın gereği yoktu nitekim. Dolayısıyla işlevsiz telefon önümde dekor görevi yapmaktaydı. Görevini de iyi yapıyordu şimdi. Çalmaması da olumlu özellikleri arasındaydı. Etrafımdaki makinelar beni iyiden iyiye duygusallaştırmıştı. Başını sallayıp duran vantilatöre fazla bakmasam da – beni hipnotize ederek uyutma ihtimali vardı zira- onun orada olduğunu bilmek içimi serinletiyordu. Bir bardak soğuk su içmek içimi serinletmek için daha mı iyi olur diye bir soru belirmişti kafamda. (Kafamın ağrımak dışında da işlev belirtileri olması beni mutlu etmişti bu arada) Gözlerim yavaş yavaş ağırlaşmaktaydı. Başımı masanın üzerine yaslamak ve deliksiz bir uyku çekmek isteğim had safhalara ulaşmıştı. Saat 16:03 ü gösteriyordu. Bu günün biteceği yoktu. Artık saçmalamayı reddeden başım uyutmuyorsun bari rahat bırak diye isyanlara girmişti. Bense isyankar başlardan hiç hoşlanmazdım. Gel gör ki bu benim başımdı. Yılların başını bir kalemde silip atamazdım nitekim. Bir anda ağrımaya başlayan dişlerim bana başımı unutturdu. Sizin bu yaptığınız da iş mi ben bir başla zor baş ederken 32-1-1=30 adet dişle nasıl uğraşabilirim diye sinirlenmiştim. Çok hareketli bir öğleden sonraydı.
Ağustos 1997

Bu Sabah

Rüzgarla dans eden yapraklar üzerinde
Oynaşıyordu gün ışığı
Bir küçük gonca açmış
Kucaklıyordu yaşamı
Minik kuş cıvıldıyordu
Her şey öyle güzeldi ki
Baş döndürüyordu
Benim başım
Seni düşünmekten
Zaten dönüyordu…

20 Ekim 1991

Arada

Ne kendimi feda edebiliyorum senin için. Ne senden geçebiliyorum. Kısıldım.

Dönüş

Geri dönmek işin kolay yolu gibi gelebilir. Belki de en imkansız olanı.

Düşünce

Keşke düşündüklerimi yapabilseydim. Ve yaptıklarımı düşünseydim.

Dua

Allahım
Çocuklarımı güzel yetiştirebilmem için bana
Güç, kuvvet
Sağlık, sıhhat,
Akıl, fikir,
Ve
Sonsuz sabır
ver.
Amin.

Boşluk

Üzerini örtmüşüz dallarla, çiçeklerle rengarenk. Altında koskocaman kapkara bir boşluk. Üzerinden atlıyor, kenarından geçiyoruz.
  • Pazartesi, Eylül 19, 2005
  • 1 Yorum

Söz

Bazen "Tuzu uzatır mısın?", "Film seyredelim mi?" gibi manalı cümlelerin dışında konuşmak o kadar saçma geliyor ki. Korkuyorum kendimden.

"Ben şöyle düşünüyorum."
"Bunu dinlerim."
"Çocuk yetiştirmede..."
"Harika şeyler vardı indirimde hepsini denedim.."

Ne yani? Nereye götürüyor bu bizi?Hiç.

Susup oturalım işte...

"Kapıyı kapa!"

Bitti...
  • Pazartesi, Eylül 19, 2005
  • 3 Yorum

Daha "Kıl Oldum Abi" zamanlarıydı. Ortaköy'de bir pazar günü kuzenimle kalabalıklara karışmışken gördük onu. Bir kafenin önündeki saksılara oturmuş masa boşalmasını bekliyordu. Pek ilgilenmedik tabi.(Ah bilseydim sonra böyle olacağını) Birazdan üç küçük çocuk yanımızda dolaşıp durmaya başladılar, o kadar rahatsız ettiler ki en sonunda "Neler oluyor çocuklar?" diye sorduk. Efendim onun fotoğrafını çekmek istedikleri için insanların arasında uğraşıyorlarmış. "Çocuklar eğer fotoğraf çekmek istiyorsanız , yanına gidip söyleyin, hatta birlikte çektirin. İzin verir muhakkak. Vermezse de onun ayıbı" diye uzun uzun söylev verdik çocuklara. Nihayet baktık ki büyük abi (10 yaşlarında falan) biraz cesaret toplayıp yanına gitmiş. Gerçekten de gülümseyerek ikisine sarıldı çektirdi fotoğraf. İşte o gün ona kıl olmaktan vazgeçmiştim. Sonra "Dönülmez Akşamın Ufkunda" yı söyledi, sesini fark ettim.
Kim ne derse desin karizma işte, sesi de güzel şarkıları da.
Takılmışım sözlerine
Ben mecburum gözlerine
Bunlara inanmak zor bir anda
Kimde varsa alacak
Rüzgar çıktı ne kalacak?
Bütün bunlar delilikse ben deliyim
Uçmasam da göklere
Bir kuş olsam pencerede
Perdeyi kapatsan da
Ben seninle
Bir ses buldum isminde
Bin renk buldum yüzünde
Bu bir zaman denizi
Biz nereye
Rıza Erekli
  • Pazartesi, Eylül 19, 2005
  • 4 Yorum

Düşünceler

Belki herşey bir yağmur damlasının saflığı, özgürlüğü, vurdum duymazlığında gizlidir. Doğayla buluşurken yaydığı melodidedir belki tüm sırlar.Belki toprak kokusundadır. Yüzüme çarpması, sonra yanaklarımı okşaması. Belki çıplak ayakla ıslak çimenlerde dolaşmak, onu hissetmek yaşamak demektir. Belki gözlerimden akan gözyaşı değil içimdeki yağmurlara eş özgürlük isteğidir. Belki isyan. Belki kabulleniş. Bir ninni, bir marş, bir haykırış, bir mırıltı. Belki sonsuzluğun simgesidir, belki umudun.
Bir gecenin koynunda, sırılsıklam çimenlere uzansam ve o sırrı, o gizemi, o güzelliği bulsam..

4 Ekim 1991
  • Pazartesi, Eylül 19, 2005
  • 1 Yorum

Köprü















Köprülerdi bizi bağlayan birbirimize. Kiminde karşılaştık. Kimini birlikte aştık.
  • Pazartesi, Eylül 19, 2005
  • 2 Yorum

Hayat

Bazen 90. dakikadan sonra, uzatmalarda olur biter herşey.

Hayatta umudu kaybetmemek gerek.

:)

!

Ve Can, tarihte ilk kez ,buz kalıbına su koydu...

Mektup

“Her şey “an“ meselesi. “Bir an” da oluyor bitiyor her şey. Aşklar, doğumlar, ölümler, bütün duygular, mutluluklar, üzüntüler, heyecanlar. Her şey, her şey an meselesi. Elimizi uzatsak
tutabilsek, yakalayabilsek o anı, geçtikten sonra ardından bakmak yerine yaşasak, “keşke” lerle doldurmasak şu yaşamı.
Birisi “Hoş bir anın bedelini ödemenin tek yolu tadını çıkartmaktır” demiş. Bu deli dolu ile tadını çıkartacak anlar yaratmaya ne dersin? Onları yakalamaya, tutmaya. Peşlerinden sürüklenmek yerine yan yana, elele koşmaya. Ne kadar süreceği, nerede biteceği önemli değil, zaman geçip de baktığında, tozlanmış eskilerin arasında parıldayan anlar, yani tatlı anılar yaşamaya ne dersin? Nefes almaya. Gerektiğinde göklere haykırmaya.
Ben “Martı” dan ne öğrendim biliyor musun? Bu dört duvar arasında durduğum anlarda, odamın gittikçe daralıp üzerime üzerime yürüdüğü zamanlarda, bir anda bulutların üzerine çıkabileceğimi. Bir anda deniz kıyısında dalgalarla ıslanabileceğimi. Bu gece kutuplarda buluşmaya ne dersin? Veya kutup yıldızında. Elimizde duman tüten sıcacık çaylarımız. Ateş saçan bakışlarımız. Ve kahkahalarımız. Ya da o koskocaman ormanına gelmeme ne dersin? Sık yapraklı, yukarı bakıldığında gökyüzünün görülmediği o ormanda saklambaç oynayalım mı? Elma dersem çık. Armut dersem… Çık. Erik dersem, muz dersem, çilek dersem, portakal dersem çık. İçimizdeki o sevinci çıkartmaya ne dersin?
Belki uzun belki kısa sürer bu beraberlik ama sesler hiç kaybolmazmış uzayda. Ve şarkımız sonsuza dek yankılanır dünyada. Bir avuç sonsuzluk yaşamaya ne dersin?
Diyorsun ya hep yollarımız ayrı diye. Kesiştiği o köşe başına neden kırmızı bir gül dikmeyelim? Kokusu yıllar ötesine ulaşsın. Rengi hep göz alsın.

5 Ekim 1991

...

Nedense sabahtan beri her suyu açmam gerektiğinde durup vahlanırken buldum kendimi. Oysa kesik olan elektrikti.

Topluma Gömülenler

O kadar uzun süredir haber alamıyorum ki kimi sevdiklerimden adlarını anarken rahmetli diyeceğim geliyor.
  • Cumartesi, Eylül 17, 2005
  • 4 Yorum

Çek Yat

handan:
başım dönüyor uykusuzluktan
Krizalit Kristalin:
e boşa dememişler
Krizalit Kristalin:
çek-yat
handan:
:)
Krizalit Kristalin:
çekiyosun
Krizalit Kristalin:
yatıyosun
Krizalit Kristalin:
çekiyosun
Krizalit Kristalin:
yatıyosun
Krizalit Kristalin:
çek
Krizalit Kristalin:
yat
Krizalit Kristalin:
çek
Krizalit Kristalin:
yat
Krizalit Kristalin:
artema gibi yaptım
handan:
şimdi bunu kopyalayıp bloğuma koymalıyım

Gece yarısından sonra bazı karizma blogcuların aldığı haldir. (Yok canım ben değilim karizma marizma:)

Uyku başa vurduğunda, çekip yatmak gerek nitekim...

Yıldız

Akiro Kurosawa'nın Düşleri...Aklıma geldi birden. Ne güzel bir filmdi.

"Elektrik yok mu?"
"Yok"
"Peki ya gece? Karanlık?"
"Karanlık olacak tabi yoksa yıldızları nasıl görebilirdik?"
  • Cumartesi, Eylül 17, 2005
  • 4 Yorum

Kan Aranıyor

Kan Aranıyor da rastladım, ben de yazayım dedim. Pek fazla bilgi yok, herhalde mailden ulaşılabilir.

16/9/2005 - ACİL ACİL ACİL...
B rh(+) KAN LAZIM ACİLLLLLLLLLLLL....

okay@yildiz.tr.tc

Biri Sizi Gözetliyor

Sabah erkenden, kalkar kalkmaz açıyorum bilgisayarımı.Sonra gidiyorum yüzümü yıkamaya. Çay suyu koyuyorum. Sonra hala açamadığım gözlerimle başına geçiyorum ekranın.
Ben hep burdayım. Sizleri seyrediyorum. Yeni yazılarımı giriyorum, yorum varsa okuyup cevaplıyorum.
Çay demlenecek birazdan. "Annee ben kalktım " diye çağıracak Bilgiç. Metos sessizce geçecek tv başına pijamalarıyla. Can'ı yataktan kaldırmak için vinç gerekecek.
İlk fırsatını bulduğumda döneceğim yeniden buraya. Dolaşacağım herkesi birbir. Gün içinde uzun olduğu için okuyamadıklarıma bakacağım ilk. Mesela
Milkboy'un sayfasına. Okumayıp bıraktıklarımın yanında bir o kadar da yeni görüp şaşıracağım. Uzun uzun gri hücrelerimi çalıştırmak zorunda kalacağım sabah sabah. Yenilgi'nin yazıları sonra. Neyse ki o , o kadar çok yazmıyor.Edebiyat da öyle. Züper'in hap gibi mideye oturanları. White'ın şiirlerini de kafam dağılıp yorulmadan önce okumalıyım. Düşler ve Erdemler yine nerelere götürecek beni diye bakıp, Ahha yı anlamaya çalışacağım. Ece nasılmış diye uğrayacağım ona. Sima uzun uzun yazmış olacak muhakkak.Üstelik bir blog da değil. Nymphia şiirler ve resimlerle girecek sabahıma. Aslı, Gün, Duygu, Deniz, Gece neler yapmışlar merak edip onları gezeceğim bir bir. Yeni tanıştığım Selen yine benim aklımdan geçenleri yazmış mı diye korka korka gideceğim sayfasına. (Hayallerimi yazmış bugün de :) Ufuk bir yazı yazıp 50 kişiyi birbirine düşürüp oturup okuyacak yine. Temha , Oky, 029ur, Bitkisel Hayat, Yazı Masası,MehmetPazar yeni birşey yazmışlar mı diye merakla aranacağım. Joone, Asmakilit, Cim,JoeZombi, Sandman gülümsetecekler beni.Enerjik bir şekilde çıkacağım bloglarından. Hussoloji ye gidip günlük mutad reklamlara tıklama görevimi yerine getireceğim. Çiğdem buralarda mı acaba? Ya Zeze , ilk blog arkadaşım yine görünmüyor mu?İvriz kayıp mı oldu Ankara'da? Tarçın okulda. Vişnenin harikalar diyarını gezeceğim. Lunkfu ile Bengisu içimi sıcacık yapacak. OkayYıldız bakalım bugün beni nereden vuracak? Giz alışabilmiş mi blog yazmaya.Erol ve Olağan Yalanları da keyifle okuduktan sonra geri döneceğim.Ah bir de YellowDaisy olsaydı, sabah sabah benim gibi erkenden kalkıp kepenkleri açacak.

İşte böyle arkadaşlar. Biri sizi gözetliyor.

Herkes tamam mı , sağdan say :)

İSTANBUL ..

Evin içinde bir oda, odada İstanbul
Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul
Adam sigarasını yaktı, bir İstanbul dumanı
Kadın çantasını açtı, çantada İstanbul
Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm
Çekmeğe başladı, oltada İstanbul
Bu ne biçim su, bu nasıl şehir
Şişede İstanbul, masada İstanbul
Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık
Bir yanda o, bir yanda ben, ortada İstanbul
İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım
Nereye gidersen git, orada İstanbul.


ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Örümcek

Bazan bir rastlantı ya da önemsiz bir sözcük
umulmadık bir anlam kazandırır şiire,
nasıl ki, nicedir kimsenin uğramadığı
terkedilmiş bir bodrumda, büyük, boş bir küpün
karanlık kasnağında bir örümcek amaçsızca dolaşırsa-
(size göre amaçsızca, ama ona göre...)

Yannis RİTSOS
Çvr:Cevat ÇAPAN

Yorumsuz

Şu yabancı reklam yorumlarından kurtulmak için şifre koyduğumdan beri bloğa, yorumlara bakarken ruh halim garipleşiyor. Mesela hiç yorum yazmamın gerekli olmadığı bir yazıya sırf şifre az ve öz harften oluşuyor diye yorum yazmak isterken buluyorum kendimi. Hayır ne zaman yazacak olsam kargacık burgacık onlarca harfle karşılaşıyorum, o sinir ediyor.

Anlamak

Pazar. Dağınık kahkahalar gibi parlıyor
ceketlerindeki düğmeler.Otobüs gitti.
Kimi sevinçli sesler- ne garip
dinleyip karşılık verebilmen.Çamların altında
ağız mızıkası çalmayı öğreniyor bir işçi.
Bir kadın günaydın dedi birine - öyle yalın
ve doğal bir günaydın ki,
sen de öğrenmek isteyebilirdin mızıka çalmayı
çamların altında.

Ne bölme, ne çıkarma. Kendi dışına bakabilmek-
sıcaklık ve dinginlik. "Yalnız sen" değil,
"sen de" olmak. Biraz toplama, ışıkta,
parmaklarını oynatarak, ya da kadın duysun diye,
ağız mızıkası çalarak bir çocuğun bile başarabileceği
kolayca kavranabilen basit bir aritmetik işlemi.


Yannis RİTSOS

Çvr: Cevat ÇAPAN
  • Perşembe, Eylül 15, 2005
  • 5 Yorum

Dört Ayın Muhasebesi

Elime kağıdı kalemi alıp oturunca kafamın içinde kıyı köşe karıştırıyorum sanki. Bazen hiç ummadığım şeylere rastlıyorum. Hoşuma gidiyor.
Unutmak diye birşey yok aslında. Kalabalıkta gözden kaçanlar var sadece. Buraya yazmaya başladığımdan beri yeniden kavuştum şiirlere, yazılara, sözlere. Yeniden müzik dinlemeye başladım. Sabahları yataktan kalkmak için bir amacım oldu.
Kaybettiğim Handan'ı teker teker topluyorum aklımın gizli köşelerinden.
Mutluyum.

Yazdıklarımı okuyan, yorum yazan ve güzel yazılarıyla beni başka diyarlara sürükleyen herkese teşekkürler.
  • Perşembe, Eylül 15, 2005
  • 7 Yorum

Paranoya

Paranoyak yapıyor bu ortamlar beni zaman zaman...
  • Çarşamba, Eylül 14, 2005
  • 4 Yorum

Kalabalık

Yüreğim bunca sevgiyle doluyken ne kadar yalnız kalabilirim ki ?
  • Çarşamba, Eylül 14, 2005
  • 0 Yorum

Sünnet Düğünü

Sünnet düğünü sünnet olan çocuğun dikkatini dağıtıp acısını hafifletmek için ortaya çıkmış bir şey değil midir? Yeni sünnet olmuş çocuk görmedim henüz birisinde bile ben. Kıyafet yarışına girmiş hatunlar, ortalıklarda dolaşan ilgisiz, sıkılmış çocuklar, dans eden büyükler. O paraya çocuklarımı istedikleri biryere götürürüm daha iyi.
  • Çarşamba, Eylül 14, 2005
  • 1 Yorum

İhtiyaç

“Bak, bir şeye ihtiyacın olursa hiç çekinme söyle” dedi telefondaki ses. 40 derece ateşliyim, çocuklarım da hasta üstelik, kocam evde bize yetişmeye çalışıyor. Ayakta duramıyorum. Daha ne söyleyeyim Allah aşkına? Onu da sen anla…

(Şu anda hasta değiliz, eskiyi hatırladım birden, yanlış anlaşılmasın :)
  • Çarşamba, Eylül 14, 2005
  • 3 Yorum

Bir Aşk Hikayesi

Eminönü Kadıköy vapurundaydım. Aslında Eminönü pek gittiğim bir yer değildi ama yıllık çıkartıyorduk, tashih yapacak benden başka adam kalmamıştı ortada, tek başıma söylene söylene geri dönüyordum matbaadan. Eylül yine İstanbul'a geldiğini yağmurla haber vermişti. Sabahın erken saatlerinde işime yarayan katkat kıyafetler öğleyin beni kanter içinde bırakmıştı, hiçbiryere sığmayan şemsiye de cabası. İşte öyle bir haldeydim vapura bindiğimde. Üst arka açıkta otururken onu gördüm. Vapurun en ucunda oturuyordu. Bakıştık biraz. Sonra bir martı ona şans işareti koydu :) O da gitti. Vapurdan inip Kadıköy'de yürüken karşıdan birisi geliyordu. O kadar tanıdık gözüktü ki gözüme, sonra anladım vapurdaki çocuk olduğunu. Hayatta kimseye gülümsemeyen ben bir anda gülümserken buldum kendimi. Geçiştik . "Acaba dönüp baksam mı" diye geçirdim aklımdan. Rastlarım ben ona yeniden diye düşündüm nedense? Ben böyle düşünüp giderken yanımda konuşan birisini fark ettim. İşte o konuşma bu konuşma.
Tanıştıktan 5 gün sonra, "Nihayet aradığımı buldum" diye yazmışım günlüğüme. İşte o tarih 6 yıl sonraki evlenme günümüzü gösterir. Aradaki 6 yılda ayrıldık, ayrılamadık, memleketin ters köşelerinden ulaştık birbirimize, telefon kartı koleksyonumuz oldu, mektuplar sığmadı çekmecelere. Bir günlük buluşmalar için ne yollar aştık. İstanbul- Konya; İstanbul- Afyon; İzmir - Diyarbakır; Marmaris- Merzifon; İstanbul-Merzifon; İstanbul - İzmir arası yollara sorun, anlatır size ne demek istediğimi.
Aslında 9.9.99 da 9. şehirde evlenmeyi istemiştim hep ama bir gün daha fazla bekleyemeyeceğimize karar verdik. 7.9.97 de evlendik.

İşte böyle.. Aşk Böcüğü beni ebelemişti de, ondan bu hikaye.
Ben de Aslıkcın, Nymphia ve Bengisuyum'u ebeleyeyim.

Years Of Decay

Teşvikiye'de yol kenarında kasetler, kitaplar satılırdı o zamanlar. Okuldan sıkıldıkça Maçka'dan Nişantaşı'na doğru yürürdük. Kitaplar ve kasetlerin içinde kaybolurduk. İşte öyle bir günde almıştım karman çorman bir kaset. Hangi şarkı için aldığımı hatırlamıyorum şimdi, ama en çok bu şarkıyı dinledim. Şanslıydım ki kasetin ilk şarkısıydı. Cd falan pek yoktu o zaman -varsa bile öğrenciydik pahalı geliyordu-, mp3 denilen şeyi hayal bile edemiyordum. Walkmanin pili bitmesin diye kaleme geçirip öyle sarardık kasetleri. Alkalinli pil nerdeee.

İşte bu şarkının hikayesi bu. Şarkı hikayeden daha güzel ama :) Keyifle dinleyin.

İstek

“Benden ne istiyorsun” dedin. Durakladım. Senden kapkara, ıssız, umutsuz bir gecenin ardında cıvıl cıvıl bir sabah da olabileceğini söylemeni istiyorum demeye çalıştım. Ölen küçük bebeklerin melek olduğunu, kesilen ağaçların yeniden filizlendiğini, yaşlıların umutlarının tükenmediğini, kimsenin kimsesiz olmadığını anlat istedim. Anlayamadın.

Üç Taş

Çocukken üç taş oynardık. Şimdi de yaptığımız çok farklı bir şey değil aslında. Hala bir çizgiye getirmeye çalışıyoruz: Olması gerekenler, sınırlı zaman ve istekler.

Özlem



Mavi yaz akşamlarında, özgür, gezeceğim,

Ayaklarımın altında nemli, serin kırlar;

Başakları devşirip otları ezeceğim,

Yıkayıp arıtacak çıplak başımı rüzgar,

Ne bir söz, ne düşünce, yalnız bitmeyen bir düş

Ve yüreğimde sevgi; büyük, sonsuz, umutlu,

Çekip gideceğim, çingene gibi, başıboş

Doğada, - bir kadınla birlikte gibi mutlu

Arthur Rimbaud

  • Pazartesi, Eylül 12, 2005
  • 2 Yorum

Oğlum Okula Başlıyor

Bir minicik top böceğiydin sen. Daha doğduğunda ciddi bakışların vardı. Herşeyi biliyor, anlıyor gibiydin. Yumuk yumuktun. Ben de yumururdum seni .
İlk gülümseyişin içimin aydınlanması oldu. İlk "agu" heyecanım. Yakaladığın ilk oyuncak gururum. İlk yürüyüşlerindeki kahkahalarla hatırladım yürümenin keyfini. Seninle anne oldum. Dünyam boyut değiştirdi.
Elele markete gidişlerimiz dün gibi. Derin nefes çekip içine "Ne kadar güzel bir gün değil mi anne?" deyişin. Karıncalara poğaçandan verişin.
Seni çok seviyorum okullu oğluşum benim. İçindeki heyecan, sevgi, cıvıltı hiç eksilmesin.
  • Pazartesi, Eylül 12, 2005
  • 6 Yorum

Hayal



















Uykuyla uyanıklık arasındaki o ince noktadayım. Bir an her şeyi görüyorum bir an rüyalardayım.
  • Pazartesi, Eylül 12, 2005
  • 2 Yorum

Yıkılmış



Ne sen
Ne bir başkası
Artık
Sadece
Yıkık dökük duvarlar
Yok olmuş bir ben
Var

Puzzle

Bazen çok parçalı bir yapbozun yanlış parçalarını yanlış yerlere uydurmaya çalışıyormuşum gibi geliyor. Ne yapsam keyif vermiyor.

?

















Belki de sihirli lamba diye bir şey yoktur. Kim bilir.
  • Cumartesi, Eylül 10, 2005
  • 0 Yorum

Sallama

Sallama çay stres yaratıyor bende. Poşeti sudan çıkartınca ne yapacağımı şaşırıyorum. Sıksam , kendimi yakmadan ve etrafı batırmadan bu işi yapmak zor, sıkmasam, güzelim çayım gidiyor. Atacak yer bulmaya çalışması da cabası.
  • Cumartesi, Eylül 10, 2005
  • 2 Yorum

Tatil Bitti Kitap Bitmedi Kitabı

"Başarısızlık deneme cesaretinden yoksun olmaktır, ne eksik ne fazla. Çoğu insan ile hayalleri arasında duran tek engel başarısızlık korkusudur. Ancak başarısızlık herhangi bir uğraşta başarı için şarttır. Başarısızlık bizi test eder ve gelişmemizi sağlar. Bize aydınlanma yolunda dersler verir ve rehberlik eder. Doğu'nun öğretmenleri yüz kere ıskalamadan nişan tahtasındaki hedefe isabet ettirilemeyeceğini söylerler. Bu, kayıp yoluyla kar sağlama yönündeki temel Doğa Yasası'dır. Başarısızlıktan asla korkma. Başarısızlık senn arkadaşındır."

Ferrarisi'ni Satan Bilge
Robin S Sharma
  • Cumartesi, Eylül 10, 2005
  • 0 Yorum

...

Yumurta olsaydı eğer omlet yapabilecektim bu sabah.
  • Cumartesi, Eylül 10, 2005
  • 4 Yorum

Terkediş



















Kaybolmak var şimdi oralarda. Bir ağacın yaprağında suya düşmek, akıntıya kapılıp bilinmez bir yerlere gitmek.
  • Cumartesi, Eylül 10, 2005
  • 2 Yorum

Keyif



















Başka hangi mevsimde bu keyif yaşanabilir ki?

Sımsıcak Bir Yer

Kuzeyde Bir Yer diye bir dizi vardı TRT de gece yarısına doğru yayınlanırdı eskiden. En çok o diziyi severdim ben.

(Şimdi baktım da bir site açmışlar onun için http://www.kuzeydebiryer.com/ çok da hoş olmuş doğrusu)

Tünel















Bazen tünel hiç bitmeyecek gibi gözükür gözüme. Arada bir iki titrek ışık olsa da karanlık, hep karanlık. Gömüldüm derim artık, çıkış yok buradan. Kalakalırım.
İçimden bir ses der ki "Sadece yürümeye devam et, kaybedecek birşeyin yok nasılsa. Bir şarkı söyle kendine eşlik edecek." Dudakların kıpırdar ama sesim çıkmaz önce. Sesizliğin sebebini anlarım, susmuşum kim bilir ne kadar zaman önce. "Haydi, söyle" Adımlarım güçlükle ilerlerken, dudaklarımdan bir fısıltı çıkar önce. Sesim yükseldikçe adımlarım da hızlanır, giderim bir müddet öyle.
Sonra "Gözünü aç" der o ses. Anlam veremem buna. "Aç gözünü" Ne zaman kapatmışım ki gözlerimi ben? Kırpıştırırım bir iki. Aralanır hafiften. Işık gözlerimi alır birden.

Kayıp

Sadece onun peşinden giderken görmedin yanından geçtiğin güzellikleri. Koklamadın, duymadın, tatmadın. Sonunda ona ulaştığında verecek hiçbir şeyin yoktu. Ne bir çiçek ne bir şarkı. O kadar kaybetmiştin ki kendini, bir daha bulamadın.
  • Perşembe, Eylül 08, 2005
  • 0 Yorum

Yol Ayrımı



Nereye gideceğimi seçmesi o kadar zor olmazdı aslında
bir yol ayrımına geldiğimi fark etseydim eğer.
  • Perşembe, Eylül 08, 2005
  • 3 Yorum

Sesleniş

Kelimelerinden bana ulaşan enerjiyi, duygusal hikayelerini, sabah günaydınlarını özledim bile.
Yellowcum Daisycim haksızlık yapıyorsun seni sevenlere.

Bak sana çok güzel bir şarkı buldum, ben bunu dinleyip duruyorum son günlerde.

Mutlu ol, burada kal, aaa kızdırma adamı.
  • Perşembe, Eylül 08, 2005
  • 3 Yorum

Gece

Ben mi yükseldim , yıldızlar mı indi aşağıya anlayamadım. Bir yer yatağına ağustos böcekleri eşliğinde uzandım . Rüzgar alıp gitti her şeyi, bir şarkı kaldı sadece. Hatırlayamadım sözlerini, umursamadım. Yıldızların arasından bir yıldız tuttum kendime, uyuyakaldım.
  • Perşembe, Eylül 08, 2005
  • 1 Yorum

KÜÇÜK ŞEYLER BİZİ MUTLANDIRAN

Aşk böcüğü beni ebelemiş, teşekkür ederim. En sevdiğim oyundur zaten güzel şeylerin listesini yapmak.

1- Sabahın ilk saatlerinde bahçede oturup kuş seslerini dinlemek.

2- Oğluşları uykularında seyretmek.

3- Can'ın komik yorumları (Anlatsam roman olur)

4- Annemin telefondaki gülümseyen sesi.

5- Kardeşimle konsere gitmek.

6- Yağmurda çıplak ayak su birikintilerine basmak.

7- Gecenin geç saatlerinde oturmak, kitap okumak,kendimle başbaşa kalmak.(Belli etmeden madde sayısını arttırıyorum:)

8- Sevdiklerime sımsıkı sarılmak

9- Güzel şarkılar

10- Durağa gider gitmez otobüsümün gelmesi.

Hımm, ben de Zeze, Yansımalar ve ... (Çiğdem) i ebeliyorum.


  • Çarşamba, Eylül 07, 2005
  • 4 Yorum

Davetiye
























"Evet" demiştim ya hani 8 sene önce, yine sorsalar yine derim.
  • Çarşamba, Eylül 07, 2005
  • 9 Yorum

Tatil Kitabı

“Değişmem gerektiğini biliyordum bu yüzden kalbimi dinlemeye ve bunu çok etkili bir biçimde yapmaya karar verdim. Geçmişimin yüklerini geride bıraktığımda yaşamım daha kolay ve anlamlı hale geldi. Yaşamın büyük zevklerini kovalamak için bu kadar çok zaman harcamayı bıraktığım anda ay ışığında gökte dans eden yıldızları izlemek veya güzel bir yaz sabahı güneş ışıklarıyla yıkanmak gibi küçük hazlardan mutluluk duymaya başladım.”

“Çocukken büyük düşler kurardım. Kendimi başarılı bir sporcu veya büyük işadamı olarak hayal ederdim sıkça. Ne istersem olabileceğime veya elde edebileceğime gerçekten inanıyordum. Güneşle yıkanan batı sahillerinde geçirdiğim gençliğimde neler hissettiğimi de hatırlıyorum. Mutluluk küçük zevkler halinde gelirdi. Eğlence mayosuz yüzmek veya ormanda bisiklete binmekti. Yaşama karşı büyük bir merak duyuyordum. Geleceğimin getirebileceklerinin sınırı yoktu. Doğrusu bu tür bir özgürlük ve mutluluğu onbeş yıldır hissetmedim. Bana ne olmuştu?"

“Düşlerinin pasını sil John. Yaşama tekrar saygı göstermeye başla ve onun tüm mucizelerini kutla. Zihninin isteklerini gerçekleştirme gücünü fark et. Bunu bir kez yaptığında evren yaşamına mucizeler katmak için senin yanında olacak.”

Ferrari’sini Satan Bilge
Robin S. Sharma
  • Pazartesi, Eylül 05, 2005
  • 4 Yorum

Hala Tatildeyim

Antalya’da Dedeman Aquapark. Ağaçların altında çimenlere uzanıp sereserpe durmak isteyenler için saklı köşeler de var dans edip kıpır kıpır zaman geçirecek yerler de. Çocuk havuzunda görevli çocuğu öpecektim ayrılırken. Bu kadar mı güzel ilgilenir insan. Bir de su kaydıraklarından kayma zevki var ki insan yaşamın keyfine varıyor savrularak inerken aşağı. Biliyorsun çünkü ne kadar tepetaklak olacak gibi gözüksen de, suya gömülsen de yine yüzeye çıkacaksın sonunda.
  • Cumartesi, Eylül 03, 2005
  • 5 Yorum

Tatil

Tatil dediğimiz şey A noktasından kalkıp hiç mola vermeksizin B noktasına varmak ve orada aynı eskisi gibi kalmak olmamalı sanırım.

Masal

Genç kız delikanlıya rastlayabilir bir Eminönü-Kadıköy vapurunun güvertesinde. Bakışabilirler uzaktan. Ve daha sonra karşılaşabilirler Kadıköy'ün ara sokaklarında yeniden. Sanki çok yakın birisi gibi gelebilir karşılaştığı, bir gülümseme oluşabilir kendiliğinden. Tanışabilirler.

İşte herşey böyle oldu. Tam 14 yıl önce.

Seni seviyorum.