Geçen Hafta

Bol misafir ağırlayarak geçti :)

Bilgehan'ın arkadaşları geldi . Aynı gün Can'ın da kardeşleri gelince gece bizim salon koğuş gibiydi :D



Gençleri evde bırakıp bir ara kendimizi dışarı attık .



Ertesi sabah kahvaltıda bir abi bir abla bir yeğen bir arkadaş iki oğluş ve anne baba vardı :D


Diğer kardeşin de yanına gidince, dördünü bir arada çekmemek olmazdı tabi.


O arada kütüphanelerinde bulduğum bir kitabı da bitirdim :)


Tam gitmeden önceki gün Günsu karavanı görebildi. Evden daha serindi içi.




Şu anda gidip çanta hazırlamam gerekiyor.

Onun kargosu geldi mi, bunun dersleri ne durumda, otele gidip malak gibi yatsak mı , yollara düşüp yeni yerler görsek mi sorularıyla boğuşarak geçti zaman diyeceğim ama ona bile vaktimiz yoktu. Sonunda Can' ın bir haftalık yaz iznine ulaştık. Kiracımız sorularımızı tek kelimelik " Yok" cevabıyla geçiştirip telefonlarımıza cevap vermediğinden hâlâ gitmeye niyeti olmadığını anlayıp, izinde taşınırız hayalini bir kenara bıraktık. Sanırım bizim maddi durumumuz onlardan iyi olduğu için kul hakkı yediklerini düşünmüyorlar. Neyse. Allah' a havale ettim onları. Vardır bir hayır elbet bunda da. 

Malak gibi yatmaktan vazgeçtik. Zira yatarken insan düşünüp düşünüp sinirlenebilir. Hem Sincap bizi özlemiştir. Bu sene çok az birlikte olabildik. 

Umarım tatilimiz güzel geçer. Ondan sonra Metehan'ın işlerinin peşinden koşacağız. 

İşte böyle.

Fotoğraflara üçüncü saniyesinde kapatmadan dayanabildiğim 2022 yaz hitlerini ekledim : D Yahu yaz hitleri neden hep böyle oluyor?


Kitap Salı / Kütüphane Turu

 









Niye bu fotoğraflar tersten yayımlandılar hiçbir fikrim yok, siz alttan üste doğru bakın :)


Günsu evine dönmeden önce son bir buluşma yapalım dedik, Moda İskelesi aklımızdaydı, orayı görelim istedik.

İskele' nin üst katı kütüphane oldu. İçeride çok insan olduğundan direk fotoğraf çekmek istemedim ama ikinci fotoğrafta ( Alttan tabi ki ) sağımızda raflar hafiften gözüküyor. 

Kütüphaneden en fazla üç kitap alınabiliyormuş ve bir ay süresi varmış. Gayet uzun bir süre geldi bana.

Alt katta kafe ve tuvalet var. İskelede deniz taksi olacakmış . 


Öğlen vakti gitmemize rağmen oldukça doluydu. Deniz kıyısında oturacak alan bulmadık. İçeride bir koltuk kapınca soluklandık azıcık.



Bardak çok şeker, değil mi ?

Neyse çayımızı içip biraz toparlanınca soğuk birşeyler içeceğimiz başka bir yer bulalım dedik. Kahvesi güzel olan Yer çok güneşti. Kahvesi sıradan olan Bomonti gölge, rüzgârlı ve harikaydı. Orada hayata geri döndük. 

Akşam olunca dönüş yoluna geçtik. Moda Sahil' e bir kere daha gitsek modunda aşağı sahile indik. Yürürken karşı kıyıdan sesler geldi, Kalamış Festival Alanı'nda akşamki konserin provası vardı. Konser dokuzda, çok geçti ama haydi o tarafa doğru bakalım dedik. Giderken ciğerci görünce acıktığımız aklımıza geldi. Sağ olsunlar bir yavaş servis yaptılar ,çıktığımızda saat sekiz buçuktu. Konsere kalmış yarım saat. Artık girmek farz oldu tabi.


Sahilde, kayaların üzerine oturup bir saat dinlemişiz müziği orada.

Nasıl güzel geldi.

Öğlen kitabımı elime alıp akşama kadar bunu bitirsem yazarım diyordum, akşama kendi kitabıma yeni bir sayfa eklenmiş buldum.

Bu haftaki kitap salı değişik oldu, haftaya buluşmak üzere :)

Yatak Üzerindeki Bin Tane Yastığı Anlamayan Tek Ben Değilmişim

 


Bu kız yine hislerime tercüman olmuş :D

Dekorasyon modası diye hayatı kendimize zehir etmeye ne gerek var. Koltuğun üzerinde yastıklardan sana yer kalmayıp da her oturduğunda onları yere atıyorsan niye tekrar tekrar koymaya çalışıyorsun ? Ya da yatağının önünde kocaman bir koltuğa ne gerek var ? Yatağı bırakıp orada mı oturacaksın? Ne bulduysan üzerine atma koltuğu olmaktan öte geçemeyecek bence. Hele yemek masası üzerindeki devasa süsler ? Sofraya oturduğumda birileri ile gözgöze gelmeye imkân yok, bariyerler ardındasın :D

Valla biz Metehan'la kahkahalarla izledik. Size de pazar neşesi olsun.

Ben de giyinip bir hafta sonra ilk defa evden çıkayım. Bu kadar hasta modu yeter, silkeleneyim azıcık .

Öptüm sizi.




Perşembe Bitmeden Düşünceleri Yazalım

Geçen hafta dileklerden bahsetmiştim. Çok dikkatli dilerim diye .

Yaz başından beri çok kilo aldım .

Omzumu sakatlayıp spor yapamayarak geçen ( Ne spor yapması yüzümü yıkayamıyordum ) haftaların üzerine korona olup homili gırtlak yediğim haftalar bindi. Boğazım acıdığında hiç acımam çok pis yerim zira. 

Eh ondan sonra zaten battı balık rejime kadar yiyebilirim modu geliyor. 

Canım sıkkınken çok yerim. Hâlâ yerinden ayrılmayan kiracı can sıkıcı tabi. Okullar açılana kadar taşınalım istiyorduk. Pek mümkün gözükmüyor şu an .

Bir de yaz mevsimi var. Hep kilo alırım. Zira hareketlerim zaruri yapmam gerekenlerle sınırlı kalır. Ve karpuz, kavun, incir, şeftali, kiraz yenmez mi yaa. Hiç yaramıyor meyveler bana hiç.

Sonunda kaslarım yine sınırı aştın demeye başladı. Kramplarla çok güzel dertlerini anlatır kaslarım. Eklemlerim de öyle. Ama dedim ya, yazın rejim yapamıyorum ben. Eylül gelsin de bakarım artık bir çaresine diyordum.

Olaya iç organlarım müdahale etti . 

Oldum olası kilo vermeyi dilerken dibine sağlıkla sıhhatle diye eklerim.

Pazartesi sabahı kahvaltı yaparken tiksindim. Çok da önemsemedim zira taş gibi lor peyniri koymuştum yumurtama, bazen bayıyor. Ama akşama ne yediysem çıkartınca hımmm dedim. Aksi gibi evde metpamid de yokmuş. Sabaha kadar her yattığımda midem bulandığından otobüste gider gibi oturur vaziyette uyumaya çalıştım. Bu arada tuvalete taşınmam da bitmiyor tabi.

Salı sabahı Bilgehan hemen ilaç aldı geldi. Mantıken bulantı ilacını içip , midemi toparlayıp su içince olay çözülecekti. Olmadı. Çok bir şey içemedim .Ateşim bir türlü inmedi aşağı. Mecburen hastaneye gittim. Serum taktılar. Biraz toparladım. Can uçuşa gitti. Metos arkadaşlarıyla buluşacaktı. Bilgiç 'le evde kaldık. Ama yine kötüleştim. Ateşime bakayım dedim. 40. Hımmm. Zaten her yerim ağrıyorsa daha aşağı olamaz. İkinci bir parolu içip duşa attım kendimi. Neyse 38,5 a düştü de gidip akşam 21.30 da yattım. Uyumuşum.

Dün sabah çöp gibi kalktım. Can uçuştan döndü. O yatmaya gitti ben ilaç içip midemi birşeyler yiyebilecek hâle getirmeye çalışıyorum. Derken bir öğürme sesi. Haydaaa. Metehan da hasta. Annenin üç kuruş hasta olma hakkı bitiyor tabi o ara. 

Bi hasta olup yatamıyorum diye diye onunla ilgilendim. Neyse mide ilacı vardı en azından. Ateşi de akşam 37,5 a düştü.

Dünün en mutlu ânı şeftali yediğim andı. Sıcak nasıl bastıysa beni ,her şeye tiksinirken tek hayalim şeftaliydi : D

Bugün çok şükür ana oğul ateşimiz çıkmadı. Fazla olmasa da yemek yiyebildik. Karnımız hemen davul gibi oluyor tabi.

Velhasıl bir kilo gitti sanırım. Hızlı detoks yapmadan başlanmaz bu rejime , çok feci yemeğe alıştım diyordum. Çok hızlı detoks oldu.

Neden hastalandık çözemedik. Pazar günü birlikte piknik yaptığım arkadaşlarım da benim kadar kötü olmasa da aynı şeyi yaşadılar. 

Bir de korona testi yaptı doktor. Ben bunca zamanı o testi yaptırmadan geçirmiştim ne güzel. Yahu daha korona olalı iki ay geçmemiş dedim ama dinleyen kim.

Neyse. Negatif çıktı . İyi olmuş gerçi yaptıkları, Metehan da hasta olunca paronaya başlayabilirdi.

Şu an şiş göbeğimle oturup pislikten batan evime bakarken, haftaya cuma Bilgehan'ın arkadaşları gelecek parti yapacaklar telaşına düşecekken Can' ın ablası ile abisi de nasıl aynı güne denk düşürdüler şehre gelme plânlarını diye vahlanıp, bir an evvel iyileşsem demekteyim.

Aslında bugün yazacağım düşünceler silsilesi bu değildi ama o da haftaya kalsın.

Dilek dilerken, plân yaparken sağlıkla, huzurla, hayırlısıyla diye ekleyerek haminnelere bağlamayı unutmayın. ( Haminne : Hanım ninenin halk ağzıyla söylenmesiymiş. Ben hiç hanım nine diyeni görmediydim . Duymadıydım yani )

Bunca şeyi okuduysan haydi pazar gününden keyifli fotoğraflara sakladığım şarkılardan al :) Tam on iki saat piknik ile rekor kırmış olabiliriz :D







Ay çenem düştü ama. Piknikte bir ara yan masamıza beş genç oturdu ve isim şehir oynadılar. Ay ben onları sevdim sevdim uzaktan, telefona gömülmeyip birlikte oyun oynayan genç görmek ne iyi geldi.

Pazar sabahı dokuz gibi Yıldız Parkı' na giderseniz, güzel bir piknik masası kapabilirsiniz benden söylemesi .

Perşembe bitmeden yazı bitse bari .

İyi geceler .

Hoş siz bunu görüp okuyana kadar günaydın zamanı gelmiş olur  :)

Çalışkan Çarşamba / Revzen + Billur Müzesi

Geçen hafta bir de Beykoz Cam ve Billur Müzesi'ne gittim arkadaşlarımla. Zamanlamayı pek iyi ayarlayamamışım. Dönüş vapur saati 17.45 , biz de oraya vardığımızda 15.00 olduğundan biraz hızlı tur geçti ama yine de güzeldi. Yine gideceğim belki . İskeleden taksi ile gittik biz, zira yürüyerek yokuş yukarı yarım saat sürecekti. Dönüşte de taksi durağından çağırdık. Zaten yakın mesafe olduğundan aynı parayı ödedik gidiş dönüş.

Yeni bir müze burası. Bir buçuk sene olmuş. Tarihi bir ahırdan müzeye çevrilmiş. Binaya bakınca at olsam diyor insan :) Müzenin kendisi küçük aslında ama bahçesi kocaman. İsterseniz sadece bahçesine de giriş yapabiliyorsunuz. Tavşanlar, tavuskuşu falan görebilirsiniz bahçede. Çok da güzel bir çocuk parkı vardı. Bir dahaki gidişimde piknik yaparım belki diye düşünüyorum. Pazartesi hariç her gün 9.00-18.00 arası açık müze 30 TL, indirimli 10 TL yabancılara 60 TL imiş. 12 yaşına kadar ücretsiz sanırım. Müze kart geçerli değil. 




Bu müzeden aklımda tutmaya çalıştığım kelime revzendi. Bir kelime daha vardı ama onu unuttum :D

Revzen alçı ile birleştirilmiş cam parçalarından oluşan pencere. Bir nevi vitray olarak biliyoruz biz onu. ( Şuradan bakabilirsiniz)

Müzenin arkadan ışık vurulup yere rengârenk izlerinin düştüğü revzen kısmı çok hoştu . 


Diğer kelimeyi de hatırladım. Daha doğrusu az önce internetin altını üstüne getirip buldum. Kubadabad.


Kubad Abad Selçuklu Sarayı. Bu da oradaki kalıntılarda br foseptik çukurundan çıkmış tabakmış. Konya'daki bir müzeden buraya taşınmış. Üzerinde 2. Gıyaseddin Keyhüsrev'in isim ve ünvanları yazıyormuş. Ben kubadabad bir cam türü falan diye düşünmüştüm. 

Bu arada müzede fotoğraf çekmek yasaktı, son iki görseli internetten buldum. 

İşte bu haftalık bilgilerimiz de bunlar .

Sınav yapıcam ay sonunda iyi çalışın bak :D

Tam Benim Gibi Düşünen Birisini Buldum, Çok da Komik


 Türkçe altyazısı yok ne yazık ki . 

Tam benim kafadan. İstediğin kadar güzel yerleştirmiş ol ,kullanırken pratik değilse hiç işe yaramaz diyor .

En güzel nerede olur diye değil evi kullanırken herkes elindekini nereye atıyorsa oraya koy ıvır zıvır kutusunu, tabağını diyor örneğin .

Raflar instragram hesaplarında pek şıkır şıkır duruyor ama yaşarken karman çorman olma kapasitesi çok yüksek, kapaklı dolaplar kullan diyor . Karman çormanlığın yanında tozlanıp durması da berbat bence.

Dolap içlerine koyacağın kutulara bir ton para dökmene gerek yok, ayakkabı kutuları da işe yarar diyor.

Zor ulaşılan yerlere sık kullandığınız birşeyleri yerleştirirseniz, bilin ki geri koymayıp onu masa üzerinde bırakacaksınız diyor. 

Videoyu ben çeksem bu kadar olurdu. Olmazdı tabi ben sıkılıyorum video çekmeye, bu çok güzel olmuş.

Kendime kadife askılıklar alıp çeşit çeşit askılarımdan kurtulacağım ben de bir ara. 

Vlogları da eğlenceli bu kadının, sevdim .

Düşünceli Perşembe /Dilek

Şimdi ben şu kiracılar evden çıksın da artık ben gideyim istiyorum değil mi ? Dün vapurla Beykoz' a giderken köprü altlarında dilek tuttum her zamanki gibi. Ve fakat ben öyle kolay kolay dilek dileyemem. 

Meselâ çocuklarıma hamileyken bir şey derim bir şeyi unuturum korkusundan her şeyleri güzel olsun diye dilemiştim . İkici çocukta meselâ, bir kere bile kız olsun dilemedim. Bırak dilemeyi, doktorum ikinci çocuk istediğinde gel kız olmasını sağlayalım dediğinde bile olaya sıcak bakmadım. Kız olmasından daha önemli şeyler vardı benim gözümde , kız diye uğraşırken asıl o önemli şeyler kaçar gibi geldi. ( Sonuçta anamı ağlatan bi Bilgehan doğurdum gerçi, hahaha :D Seni seviyorum oğluşum , sabrımın ve anneliğimin sınırlarının ne kadar büyük olduğunu öğretiyorsun bana :)

Meselâ Hıdırellez olur, ben kâğıda mutlu yüzler çizerim. Benim mutlu ve huzurlu olmayacağım hiçbir dileğin önemi yok ki .

Genç kızken de böyleydim ben. Herkesin bir hedefi vardı benimkisi mutluluk. Hoş mutluluk oturduğun yerden eline geçmiyor, ürettiğin, huzurla yaşadığın, sağlıkla işlerini yaptığın anların sonundaki anlık durum mutluluk. Ama işte ben o âna ulaşabilecek şeyleri istedim.

Korkum şu, ben bir şeyi dilerim, o olur ama o sırada benim için değerli başka bir şeyleri kaybederim. 

Ben de dilek yerine ikinci köprüde oturup gözümün önünde canlandırdım. O evin salonunda bütün sevdiklerimle yemekler, sohbetler, balkonda başbaşa çaylar, içeride delikanlılar, arkadaşları, mutfakta yemek buharları, mis kokular, kapıdan güler yüzle gelenler, bir köşede spor malzemeleri, bir köşede kitaba gömülmüş Handan, küçük keyifli bir ev, pırıl pırıl, tüm tartışmalarımız sonunda tam istediğimiz gibi yapılmış, her gün balkondan çay manzarası, perdeler uçuşuyor, kuş sesleri geliyor.. Huzurluyuz, mutluyuz, sağlıklıyız, hep birlikteyiz , çok şükür..

Çalışkan Çarşamba Kokona

Dün bir arkadaşımla Sakıp Sabancı Müzesi' ne gittim. Hemen öğrendiklerimi size söyleyeyim sıcağı sıcağına .

Dur önce müzenin salı günleri bedava olduğunu, Eminönü' den kalkıp Sarıyer ' giden boğaz hattının Emirgân durağında inince yürüyerek on dakikada gidildiğini ve harika bir manzarası olduğunu söyleyeyim.

Osman Hamdi Bey'in eserlerinin olduğu ilk bölümde gördüm kelimemi : Kokona. Bir portrenin ismiydi. Süslü kokona deyiminden dolayı kokona benim için süslü püslü birşey demek gibiydi. Meğer kokona, müslümanların müslüman olmayan kadınlara verdikleri isimmiş. Yunanca' da hanımefendi, yaşlı kadın anlamına gelen kokonadan gelmiş büyük ihtimal.


O zaman kelimemizi öğrendiğimize göre dünden fotoğraflarla devam edelim. İskele arkamızda. Rüzgâr püfür püfür. Yazın bu sıcaklarda yapılacak harika bir aktivite vapur + müze. ( Ki bugün de birazdan başka vapur başka müzeye gidiyorum :)


Müzenin bahçesi. İçerisi çok büyük değil ama botanik bahçesi gibi bitkilerin isimleri ve açıklamaları var.



Müzenin kapısının yanında kafesi var. Fiyatlar uygun, yiyecekler de içecekler de güzeldi. 


İçeride çok fotoğraf çekmedim. 


Köşk kısmı, hat sanatı kısmı, Osman Hamdi Bey kısmı ve Abdülmecid Efendi kısmı vardı.





Abdülmecid Efendi ' de kim ne padişahı kim kimin oğlu kafamız karıştı, hahaha.

Meğer kafamızı karıştıran Sultan Abdülmecid erkenden verem olup vefat edince kardeşi Abdülaziz padişah olmuş. O tahttan indirilince Sultan Abdülmecid'in oğulları sırayla tahta geçmişler ki kimse kimseyi boğazlamadığından olsa gerek dört oğlu padişah olmuş Abdülmecid' in. Abdülmecid Efendi ise Abdülaziz 'in oğluymuş. Vahdettin ' den sonra veliahtmış ve en son halife olarak seçilmiş.

Bu da çalışkan çarşambaya ek olsun.

Şimdi ben giyinmeye gidiyorum ki yine çok kilo aldığımdan uzun sürüyor içine sığdığım bişeyler bulmam. 

Çüüüz.

Kitap Salı

Geçen haftadan beri kitabım aynı yerinde durduğundan kitap salında biriken bir şey yok ama Şairin Romanı ' ndan sevdiğim alıntıları yazabilirim diye düşündüm. Belki daha önce okuduğumda da aynı alıntıları yazmışımdır bilemiyorum ama nasılsa güzel cümleleri tekrar tekrar okumanın bir zararı olmaz.


🔖Bütün babalar bunu ister " diyor Moottah. " Oğullarının bir hayatı olduğunu, onların kendi arzuları, kendi istekleri olduğunu unuturlar.
" Bunda ne kötülük var?" diye soruyor Tarkusyu. " Demirciler ocaklarını bırakacakları oğullar yetiştirmezler mi ? "
"Ama bazen oğullarına değil, çıraklarına bırakırlar ocaklarını. Ateşi kimin diri tutacağına bağlı değil midir bu ?"

🔖Bildiklerimiz, yaşadıklarımız, öğrendiklerimiz, duygularımız, sızılarımız bir başkasına ne kadar anlatılabilir ki ?

🔖Uzun yola çıkanların yaşadıkları çeşitli zorluklara karşın eninde sonunda karşılarına masal anları çıkacağını söylerdi...
İşte bu, o masal anlarından biri olmalıydı. Bu büyülü ânın tadını çıkarmalı , kendilerini bu masal içinde kaybolmaya bırakmalıydılar.

🔖Göz önünde olduklarına bakmayın, tabiat ve emek en büyük sırdır. Nazik bir kalp, cömert bir ruh yaşarken kullanılan bolca sihir demektir

🔖Karaya çıkan hikâyeler ölürdü. Balıklar gibi ölürlerdi. Suyun hikâyeleri suda yaşardı ; kendileri çıksa ruhları karaya çıkmazdı bu hikâyelerin. Orada kalırlardı. Denizin ortasında.

🔖Bir süre sonra insan hayal kırıklıklarını hayatın gerçeği sanmaya başlar. Oysa hayatın gerçeği diye bir şey yoktur. Anlar vardır yalnızca. Hiçbir sürekliliği olmayan anlar .

🔖Biz her ne kadar öyle sansak da yaşam günün birinde birilerinin çıkıp tek tek çözeceği sırların bir toplamı değildi. Bütün sırları çözüldüğünde anlaşılıp kapağı kapatılacak okunmuş bir kitap değildi yaşam ; yarım kalmış bilmeceleri, hiçbir zaman açıklığa kavuşmamış muammaları, çözülmeyen sırları ve olanca karmaşasıyla da yaşamdı.

🔖Görünüşüne bakılırsa geçen yıllar bedenini hayli yıpratmıştı, ama yaşlılıktan çok mutsuzluktan, ömrü boyunca yakasına yapışmış doyumsuzluk illetinden çökmüşe benziyordu.

Nostaljik Pazartesi

Bi tarihte oturup kendime fantastik bir alış veriş listesi hazırlayıp sonunda da soru sormuşum. O tarihte bile olmamış, bakiim şimdi bilen çıkacak mı :)

Alış Veriş Listesi :)

HAZIRAN 16, 2016

Doktor Who'nun tornavidasını, Hermione'ın çantasını istiyorum. (Her kadına lâzım bence :)




Zaman zaman Thor'un baltası da işe yarayabilir :)


Batmobil de benim olsun.


R2D2'nun ne dediğini anlayabilmek için 3PO da lâzım.


Bunların yanında süper güç olarak kendime ne alırdım, bilin bakalım :) ( Görünmezlik, uçmak falan gibi bir güç)

Çalışkan Çarşamba ( Tembellikten Ne Zamandır Yazmadığım :)

Aslında bu konu ne zamandır yazılacak bekliyor. Ya çarşambayı kaçırıyorum ya tembellik ediyorum:)

Metehan geçen dönem Osmanlıca dersi alırken kelimelerin kökenlerini anlamlarını ilginç bulup benimle de paylaştı. Ben de buraya yazayım dedim. Geçen dönem Yunanca, Japonca, Rusça felan da aldı oğlum ama en zoru Osmanlıcaymış , öyle dedi.

İşte size hoşumuza giden kelimelerden bir demet.

Duhter-i rez = asmanın kızı = şarap
Duhter-i ineb = üzümün kızı = şarap
Ser (baş) + mest (mest olmak) = ser mest = ser hoş = sarhoş
Veliaht = veli (sahip) + aht (söz) = söz sahibi
Serhat = ser (baş) + hadd (sınır) = sınır başı
Beter = bed (kötü) + ter (karşılaştırma eki) = daha kötü
Bihter = bih (iyi) + ter =daha iyi
Güzergâh = güzer (gitmek) + gah (yer adı eki) = gidilen yer
Tezgâh = dest (el) + gah = el yeri (elin durduğu yer)
Bostan = bu (koku) + istan (yer adı eki) = koku yeri (kokunun olduğu yer)
Şamdan = şem (mum) + dan (alet eki) = mumluk
Çaydanlık = çay + dan (Farsça alet eki) + lık (Türkçe alet eki) = çaylıklık
Bahçe = bağ + çe (küçültme eki = küçük bağ
Kemançe = keman + çe = küçük keman
Ayçe = ay + çe = küçük ay (parçası)
 Berg-ü bar (yaprakla meyve) = genç-ü mar (yılan ve hazine)= Etle tırnak (olmak), birbirinden ayrılmamak
Tarumar = Tar (karanlık) + u (atıf terkibi) + mar (yılan)=Karmakarışık, dağınık
Keşmekeş = keş (çekmek) + me (ikileme eki) + keş = (oraya buraya) çekilip durulan
Zerdali = zerd (sarı) + ali (erik) = sarı erik
Şemşir = şem (kuyruk) + şir (aslan) = aslanın kuyruğu = kılıç
Dilara = Dil (gönül) + ara (süslemek) = gönül süsleyen
Dilber = Dil + ber (götürmek) = gönül götüren (çalan)
Canavar = Can + aver (götürmek) = can götüren
Nadide = na (olumsuz eki) + did (görmek, geçmiş zaman) + e (edilgen eki) = görülmemiş (olan)
Kazazede = kaza + zed (vurmak, geçmiş zaman) + e = kaza tarafından vurulmuş (olan)
Beste = best (bağlamak, geçmiş zaman) + e = bağlanmış olan
Şehzade = şeh (padişah) + zad (doğmak, geçmiş zaman) + e = padişahtan doğmuş (olan)
Canbaz = can + baz (oynamak) = canıyla oynayan
Çilekeş = çile + keş (çekmek) = çile çeken
Hunhar = hun (kan) + har (yemek) = kan yiyen (içen)

Uzun Bir Aradan Sonra Kitap Salı

Bu hafta kendime kitap alınca ne zamandır düşen okuma hızım biraz yükseldi. Evde ne kadar okunacak kitap olsa da taze kan iyi geliyor sanırım :)


Gece Yarısı Kütüphanesi  konusunu falan bilmeden daha ilk gördüğüm an okumak istiyorum dediğim bir kitaptı. Elime almamla bitirmem bir oldu . 

Hep söylerim, geriye dönüp de o zaman yaptıklarımızı şimdiki aklımız ve hatırladıklarımızla eleştirmek çok saçma diye. Ne seçtiysek seçilmesi gerekiyordu. Bugün dönüp de ahkâm kesmenin âlemi yok.

Kitap da sonuna doğru biraz uzatmış olsa da ( yani bütün hayatlardan sayfalarca bahsettiği bölümde eeee bitse de gitsek moduna girdim azıcık , hani aksiyon filmlerinde de bazen kaçmaca kovalamaca bitmez bi türlü e hadi artık dersiniz ya.. ) bu konuda insanı düşündürüp iyi hissettiriyor.


🕛Nora yalnızlığın temelinde anlamsızlık yatan bir evrende insan olarak var olmanın ayrılmaz bir parçası olduğunu bilecek kadar varoluşçu felsefeye hakimdi .

🕛Bence senin sorunun hayattan korkman.

🕛Tek bir şeyi farklı yapmak çoğu zaman her şeyi farklı yapmak demektir .

🕛Bir yerde uzun süre kaldığınızda, dünyanın ne kadar büyük ve uçsuz bucaksız olduğunu unutuyordunuz. O enlem ve boylamların uzunluğunu algılayamıyordunuz . Kendi içimizdeki uçsuz bucaksızlığı da algılayamadığımız gibi , diye düşündü Nora. Ama o uçsuz bucaksızlığı hissettiğiniz , bir şey onu ortaya çıkarttığı anda umut beliriyor ve isteseniz de , istemeseniz de kayalara yapışan likenlerin inatçılığıyla size yapışıyordu.


Dış Güzellik Yasaklansın Ruh Güzelliğine Geçelim, instagramda takip etmeyi çok sevdiğim Yasemin Sakallıoğlu' nun kitabı. Ben komik kısa yazılardan oluştuğunu düşünmüştüm, bir gün içinde geçen kısa bir romanmış. 

Şimdi yorumlarına baktım, kahramanın dilinden anlatıldığı için kendi hayat hikâyesi zannedenler olmuş. 

Ben severek okudum. Kısacık, okurken düşündüren bir kadın romanıydı.



💅Canım benim, ben kendimi bekliyorum ama onun da geleceği yok.

💅Hani bir söz vardır ya, " Hiçbir şey yoktu, her şey çok gidiyordu, birden ayrıldık ".
İşte ben bu söze hiç inanmıyorum. Bana göre ayrılık sallanan diş gibi insanın ağzında. Cesaretini toplayıp o koltuğa otursan tek hamlede çekilecek . Ama insanın alıştığı hiçbir şeyin boşluğunu göze almaya niyeti yok. Aynı evde yaşayıp aynı yerde uyuyan , fakat çoktan ayrılmış insanlarla dolu çevrem.

💅Gerçekten bu kadar mutlu olsaydık bunu kendimize ispatlamaya çalışır mıydık ? Kıyas kabul eder miydik meselâ. Çok şükür biz birbirimize hiç böyle davranmıyoruz gibi cümlelerle o anları kurtarmaya çalışır mıydık ?

💅Benim arkadaşlarım dertlerimi sıramı savsam da kendi dertlerini anlatsa diye dinliyor .


Konusu ilgimi çekmişti ama ergen kitabı gibiymiş. Başladım da devamını ne zaman getiririm bilemedim. Gençlik kitaplarını severim aslında fakat sürekli bir kızla bir erkeğin birbirine yazdığı kısa notları okurken sıkıldım,kurgusu çekmedi beni. Bilmiyorum bitirir miyim. 




Bu da şu anda elimde olan kitap: Yaşamın Kıyısından Hatıralar. Çok akıcı başladı. Yarın bitiririm diye düşünüyorum. 



 🌐Tanrı bizi kesin yargılardan korusun, sabit fikirlerden korusun. Onlar ki en tehlikeli düşünceler, zihnimize ekili ısırgan otları... Ne başka çiçeklere yer bırakır ne de onların büyümesine müsade eder .


🌐Mutluluk kaçıp giden bülbül gibi. Ötüşünü yakaladın mı şanslısın. 

Evet, bu hafta salımızda toplanan kitaplar ve cümleler bunlar. Umarım okumaya devam ederim :)