Mad World



All around me are familiar faces
Worn out places
Worn out faces
Bright and early for the daily races
Going no where
Going no where
Their tears are filling up their glasses
No expression
No expression
Hide my head I wanna drown my sorrow
No tomorrow
No tomorrow

Bu sabah dinledim, çok hoşuma gitti. Dingin, hüzünlü...
  • Cumartesi, Haziran 30, 2012
  • 0 Yorum

Gevezelik

Aslında çamaşır makinasındaki çamaşırları assam ya da mutfağı toparlasam veya ütü yapsam daha mantıklı olacak ama gevezelik yapasım var anacım.

Bugünlerde kendimi spora verdim. Sabahtan öğlene atletizm, sonrasında tenis, akşama futbol. Bir yoruluyorum sorma gitsin. Olimpiyatlara hazırlanıyorum, az kaldı :D

Bir hafta tatil yaptım, tatili üç gündü hatta, tartının ibresi bir fırladı inanamazsınız. Hayır bir de abartmadığımı sanıyorum. Pes dedim kendime. 9 kilo vermesi kolaydı da bunları nasıl uzak tutabileceğim hiçbir fikrim yok.


Nihayet kendime istediğim gibi bir beyaz sandalet aldım. Sandalet almak demeyin, benim gibi birisi için ne zor uğraş biliyor musunuz? Görüldüğü üzere 38 numaraya ancak sığıyorum 39 daha iyi oluyor ama onda da bol geldiğinden dışarı fırlıyor. Sonra topuklu olmaması gerekiyor zira ben her yere yürüyerek gitmeyi severim. Ama dümdüz altlı olanlarla da yürünmüyor. Bunun yanına bir de zarif olsun, sağlam olsun, pratik olsun gibi şartlar da girince bir ayakkabıya uzun uzun bir paragraf ayırabiliyorum haliyle  :)

Çocuklar sürekli bir didişme ve değdim değdi halindeler. Apartmana bol arya yayını yapmaktayım. Sonra da boğazım bu yaz gününde neden ağrıyor diye düşünüp duruyorum. Ne zaman açılacaktı bu okullar?

Yaz sıcak. Neyse ki evimde hava serin. Balkon kapısı açıkken üzerime polar battaniye örtüyorum o derece. İnsan her daim havanın soğuk olmasına, karşıda gördüğü ağaçlara, sabah duyduğu kuş seslerine şükreder mi? Ediyor azizim. Ağaoğlu alacakmış bu siteyi diye dedikodular dolaşıyor, benim içim acıyor. Kim bilir ne olur bu güzellik... Neden insanların gözü dönmüş böylesine hiç anlamıyorum. Kaçıp gidesim geliyor.

Başımı kuma gömer gibiyim, etrafıma baktıkça gördüklerim beni o kadar üzüyor ki.

Okunacak kitaplarım, yapılacak yapbozlarım birikti iyice. Tatil geldi neyi bekliyorum daha bilinmez.

Duran Duran konserine bilet almayı kaçırmam umarım. İlk gençliğime saygısızlık olur onları izlemeye gitmezsem. Sadece ilk gençliğime mi? İkincisi ve üçüncüsü de yıkılır valla.

Metehan'ı bir dersaneye yazdırmalıyım artık. Tenis kursu istiyorlar ayrıca. Tembellik hat safhada. Pazartesi bu işlere el atmalıyım.

Tamam bu kadar söyleyeceklerim. Aklıma başka birşey gelmedi.

Dağılabilirsiniz canlarım :)

Ağaç Yaşken Eğilir :(

Önce masum bir ağaç bulursun. Kendince büyümeye çalışan. Gövdesinin her yerinden uzayan yeni minicik dallarıyla dengesini sağlayan.

Sonra hayata hazırlıyorum diye orasından burasından bilinçsizce budarsın onu.  Sap gibi kalır zavallım.

Sonra da bekle ondan hayata karşı dimdik bir duruş.



Pöh.

Sen Hiç


Maske şnorkelle yüzerken elini hızla suyun içine daldırıp çıkan hava kabarcıklarını büyülenmiş gibi izledin mi? Ve onların yüzüne çarpmasını hissetmenin keyfini çıkarttın mı?

Muhakkak yapmalısın, çok eğlenceli :)

Not: Fotoğraf alıntıdır.

Küçük - Sıradan (?) - Mucizeler

 Bu minicik şey büyüyüp de ağaç olur mu bilemiyorum ama merakla izliyoruz kendisini.
 Bir karanfil sapını toprağa sokuşturursan sana bir karanfil olarak dönebiliyor bazen :)
Saksıda büyüyen yaprakları merakla izliyordum ne olacak acaba diye sanırım o bir akşam sefası. Yıllarca tohumlarını bahçeme serpip de bir türlü tutturamamıştım ama herhalde cebimde kalan bir tohumu (Bayılırım akşam sefası tohumu toplamaya, küçüklüğümden kalan bir alışkanlık) saksıya atmışım, onun da tutacağı tutmuş :)
  • Pazartesi, Haziran 25, 2012
  • 0 Yorum

Antoni Gaudí (25 Haziran 1852–10 Haziran 1926)



En ünlü eseri ise hayatını adadığı, yapımı halen süren La Sagrada Familia bazilikasıdır. Gaudí, 1882’de Francesc de Paula Villar y Lozano tarafından yapımına başlanan bu kiliseyi tamamlama işini 1883’de üzerine aldı. Gittikçe daha fazla zamanını bu esere ayıran Gaudí, 1908’de başka proje almayı bıraktı ve 1926’daki ölümüne kadar sadece La Sagrada Familia ile uğraştı. Gaudi, tüm mimari bilgisini karmaşık semboller sistemi ve inancın gizemlerine ilişkin görsel açıklamalarla birleştirerek bir 20. yüzyıl katedrali yaratmayı arzuluyordu. Sadece tüm enerjisini esere ayırmakla kalmadı, stüdyosunu da inşaata taşıdı. 74 yaşında bir trafik kazası sonucu projesini tamamlayamadan öldü ve La Sagrada Familia'ya gömüldü. (Vikipedi)


  • Pazartesi, Haziran 25, 2012
  • 0 Yorum

Criminal

Tuhaf bir biçimde bu hatunun şarkılarının çoğunu sevdiğimi fark ettim :) Bu hafta onun haftası olsun.

  • Pazartesi, Haziran 25, 2012
  • 0 Yorum

Kısa Tatilimizden Kalanlar

Kocaman bir ağaç gövdesinin üzerine camekân kapatarak büyük bir kuş kafesi yapmışlardı kahve içtiğimiz yerde. Biz de keyifle bu güzellikleri izledik. Hatta minicik bir kamera çekimim de var yükleyebilirsem yayımlarım sonra.


 İşte yıllardır dönüp dolaşıp aynı yere tatile gitmek istememin yegâne sebebi. Ağaç altı kumsaldan güzeli olabilir mi? Serin ve nefis manzaralı.

 Aynadan yansıma...

 Bu da denize ve kaleye karşı keyif.

 İşte o güzelim ağaçlı sahil.



 Bu da kuş kafesine karşı armut koltuklara gömülmüş yapılan akşam sefası.


 Kahvaltı sofralarının davetsiz misafirlerini de unutmamak gerek...

Hayat

Uzun süredir tatile gidemedim der üzülürsün.

Sonra tatil çıkar sevinirsin.

Arkadaşlarımı özledim der üzülürsün.

Onlar da seninle tatil planı yaparlar sevinirsin.

Hastalıklar çıkar üzülürsün.

İyileşir herkes sevinirsin.

Karman çorman olur üzülürsün.

Sonunda yola çıkıp denize ve sevdiklerine ulaşır sevinirsin.

Üç gün sonra eşinin annesi vefat eder, üzülürsün.

Çocuklarını bırakacak arkadaşın vardır orada sevinirsin.

Son yolculuğa uğurlarken üzülürsün.

Uzun zamandır görmediklerini görür sevinirsin.

Bilirsin

Gülerken ağlayabilirsin bir anda

Ve ağlarken gülebilirsin...

´´´´´´´´´´´´´´´


Çantasını bırakmış giderken.

Elbisesi, yemenisi... Bir küçücük çantanın içindeydi herşeyi.

Onu da bırakmış gitmiş.



Güle güle Zeliha Anne.

Hepimiz özleyeceğiz seni.
  • Perşembe, Haziran 21, 2012
  • 2 Yorum

Babacığım....

Hanımelleri yine açıyor babacığım. Hani bir doğumgünümde, sen çok hastalanmıştın da hastaneden eve gelirken kopartıp bana getirmiştin bahçeden. Gözlerim dolu dolu olur her düşündüğümde. İşte o hanımelleri yine yerinde babacığım. Sen yoksun....

Bahçeden geçerken gözlerim yerdeki taşlara takıldı. Hani ben küçüktüm daha, bir yaz tatilinde sen dizerken onları oynuyordum yanında.  O taşlar hâlâ duruyor. Mola verdiğinde dalından bize düdük yaptığın incir ağacı yaşlandı çok ama o da duruyor babacığım. Sen yoksun...

Avrupa kupası başladı babacığım. Farklı takımları tutup birbirimiz kızdırdığımız. Hep birlikte televizyonun başında heyecanla seyrettiğimiz maçlar yapılıyor yine. Çayımız, kabak çekirdeğimiz. Sen yoksun.

Aldığın teyp bozuldu, video bozuldu. Evde bozuk şey tutmayan ben onları ayıramıyorum yerinden. Şimdi havyaları, kabloları, tornavidaları ile sen ne güzel tamir ederdin onları kim bilir. Ama yoksun...

Udun duruyor, rebabın asılı duvardaki yerinde. Notalar . Bestelerin. Ne çok. Bazen bir köşeden çıkıp hiç ummadığımız bir anda sarıveriyor senden bir ezgi bizi. Dalıp gidiyoruz. Tüm sesler yerli yerinde de. Sen yoksun...

Fakat tuhaf bir biçimde.

Aynı zamanda hep varsın.

Hanımeli çiçeklerinde, incir ağacının dallarında, bastığım toprakta, duyduğum seslerde, yaşadığım her anda.

Mavi bakışlarındaki sevgi hep üzerimde.

Sarılışının sıcaklığı hep kollarımda.

Canım kızım diyen sesin hep kulaklarımda.

Ki bu seni daha çok özlememe yol açıyor.

Olsun.

Seni özlemek demek yanımda olman demektir....

Çok Önemli İşlerimiz Var :)












Bu bir hafta, görmüş olduğunuz çok önemli işlerimizle uğraşmak zorundayız canlarım, haftaya görüşürüz.

Herkese günaydın.

Harika bir güne açılsın sabahımız....
  • Çarşamba, Haziran 13, 2012
  • 8 Yorum

The Beatles

Dünkü film müziklerinden sonra bugün de The Beatles'tan alıyoruz şarkımızı. İstediğin fotoğrafa tıkla bakalım, sana hangi şarkı çıkacak :D

Herkese günaydın.










Maşallah mı Desek Ne :)

2005'ten beri sadece bir kere yenilmiş Roland Garros'ta. Tam 7. şampiyonluğunu kazandı dün. Ki bunu daha önce bir tek Pete Sampras Wimbledon'da başarmış. Ki henüz 26 yaşında. Önünde yıllar var oynayabileceği.

Ne Kadar İyiyiz?

Sanki içimde bir yerlerde bir şeytan saklı ... Sürekli onunla savaşırken buluyorum kendimi...

Saf ve masum olmak isterdim oysa. İsterdim ki düşüncelerim hiç bulanmasın. Kafamın içinde hain bir ses konuşmasın.

O sesi duyan sadece kendim olsam da, bu hiç hoşuma gitmese de, hemen düşüncelerimi toparlasam da yine de öyle bir tarafım var içimde bir yerde.

Bazen hayır o ses ben olamam kesin düşüncelerimi bulandıran bir varlık var diyerek kendimi rahatlatmaya çalışıyorum.

Bazen umutsuz vaka gibi görüyorum.

Nedir ki iyi olmak?

O sesleri hiç duymamak mı?

Duyup kulak asmamak mı?

Pazartesi Sendromu mu? Boşveeerrr.

En sevdiğim film müziklerinden derledim sizin için. Bakın bakalım şansınıza hangisi çıkacak :D İstediğiniz bir çiçeğe tıklayın anacım.

Gerçi ben hazırlayana kadar pazartesi de bitti ama olsun daha bunun salısı vaaar, çarşambası vaaar :D Çok kötüyüm :D











  • Pazartesi, Haziran 11, 2012
  • 2 Yorum