27 Mayıs 2020 Çarşamba

İki Filmin Düşündürdükleri

Pazartesi ve salı akşamları trt2 nin akşam kuşağından iki film izledim.


Birisini zaten biliyordum,  festivalde seyretmiştim, Wajib, ya da Düğün Davetiyesi. Filistin'de geçiyor. Baba oğul birlikte düğün davetiyesi dağıtıyorlar. Daha önce de yazmıştım bu filmle ilgili. Öylesine bizden tipler ki karşımdakiler, hıristiyan olduklarını bile -  gittikleri evler noel zamanı bir sürü süslemeli olduğu halde - geç algıladım. İlk evde komşu falan herhalde diye düşündüm :D Zira inşallah, maşallah falan konuşunca insanlar benim genetiğime otomatikman müslüman diye kodlanmış :)


Bu filmin en başını kaçırmışım, uzun bir süre Alaska'da falan geçiyor diye izledim. Karlar içinde bir çadırda karı - koca yaşıyorlardı. Sonra baktım adam sayıyor biir, ikii,  üüüç. O an uyandım. Meğer Yakutistan'da geçiyormuş. Belgesel tadında bir filmdi. Bütün hayatları hayatta kalabilmek üzere kuruluydu. Belki de öyle olmamız gerekiyordur diye düşündüm, bir sürü boş vaktimizin bize kazandırdığı ekstra ne var ki sanki. Neyse dur, felsefe kısmına girmeyip başka şeyden bahsedecektim ben.

İşte adam bir iki diye saydığında onun Yakut Türklerinden olduğunu anladım. Can'a dedim ki bizim genlere her şey karışmış, dış görünüşümüzün Türklerle hiç benzerliği kalmamış.

Ertesi gün diğer filmi izlememle de birden fark ettim ki biz bayağı bayağı Araplaşmışız. Adamların görünüşü tıpatıp biz. Onu geçtim dilleri bile diğerlerinden daha tanıdık. Neredeyse anlayacağım tamamıyla dediklerini.

Hımmm.

4 yorum:

  1. Eskiden, her bebek çekik gözlü doğuyor, sonradan gözler yuvarlaklaşıyor diye bir geyik çevirirdik.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Tombiş yanaklar, şiş gözler, evet öyle olur hep :)

      Sil
  2. Yanıtlar
    1. İki film üst üste olunca öyle bariz göründü ki.

      Sil