6 Mart 2014 Perşembe

Türkçe Dublaj Sevmem...

Ben küçükken dublaj konusunda çok iyi olduğumuz düşünülürdü.. Adamların ağzına birebir uyuyor ya.. Dublaj sanatçılarımız zaten çok iyilerdi.

Fakat bazı filmlerde kafam çok karışır anlayamazdım. Kendi cahilliğime verirdim. Şimdi o kadar da emin değilim. Cahilliğimden kesin eminim de anlayamamam ondan kaynaklanmıyordu bence:-)

Sonradan örneklerine rastladıkça bunu fark ettim.

Meselâ, The Quick And The Dead'i ilk defa türkçe dublajlı izlemek zorunda kalmıştım. Bir yerde adam neden haydutluğu bırakıp rahip olduğunu anlatıyordu. Çamaşır asan bir kadını vur demiş ona lideri, falan filan. Sonra orjinaline rastladığımda vurulduklarında kendilerine bakıp iyi eden rahibin yanından ayrılırken onu vurmaları üzerine haydutluğu bıraktığını öğrendim. Çeviriyi yapan kendisi yazmış resmen. Sonra bütün film boyunca adamın oğlundan neden nefret ettiğini anlayamadıydım. Meğer kendi oğlu olmadığını düşünüyormuş, onu da orjinalinde anladım.

Bu konu nereden mi geldi aklıma?

Dün akşam bir anlığına bir kanaldaki Two Weeks Notice filmine rastladım. Kadın "Ben çok güzel yaşarım, yaşamayı bilirim , yaşamayı bilirim" diye bozuk plak gibi tekrar edip garip hareketler yapıp dururken ne dediğini hatırladım tabi. "Ben çok güzel sevişebilirim, esneğimdir" demekteydi o sırada...Allah'ım, sansür denilen şey nasıl da her yerde....

Zaten ekranın buğudan görünmemesine gıcık kapıyorum, dublajla kontrol da iyice sinir etti beni...

Neyse...

Filmleri orjinal hallerinde seyretmeye devam edeyim ben. Her ne kadar Er Ryan yerine Özel Ryan diye yazan harika alt yazılarımız olsa da en azından gerçekte ne dediğini biraz daha anlayabiliyorum.

Hem dvdler buğulanmadı henüz....

Herkese günaydın, doğru, dürüst, yasaksız, yalansız, dolansız bir güne açılsın sabahınız. Sadece bu günle sınırlı da kalmasın tabi...

10 yorum:

  1. Handancığım önce kocaman günaydın, sonra çok haklısın bende düblajsız izlemeye çalışıyorum. Bir de bu ara kitap çevirileri üzerine birkaç araştırma okudum. Özellikle çocuk kitaplarında, klasiklerde yayın evinin tutumuna göre yapılan akıl almaz çeviriler var, içler acısı

    YanıtlaSil
  2. Günaydın Handan :) Ben altyazıları geçtim, en iyisi altyazılı izlemek zaten ama film adlarına gıcık oluyorum. En akıl sır erdiremediğim Meryl Streep ile Clint Eastwood'un meşhur filmi Bridges of Madison County'i hangi akla hizmet Yasak İlişki diye çevirdikleri. Tamam birbirlerine aşık oluyorlar, kadın başka bir adamla evli ama Clint Eastwood köprü fotoğrafları çeken bir fotoğrafçı yahu, tanışmalarının sebebi o köprüler. Ne alaka? İsmine bak filmden uzak dur mantığı mı nedir, bilen beri gelsin, anlatsın bana da.

    YanıtlaSil
  3. Altyazılardaki hatalara rağmen yine de en iyisi altyazılı izlemek diyecektim, ama yanlış yazmışım :P Yazdığım önceki cümleyi düzeltmiştim güya...

    YanıtlaSil
  4. Sevdacım aynı kitabın iki farklı çevirisinden biri harika gelip diğeri ilerlemeyebiliyor. Eh bir de çocuklar için kısaltma yaparken iyice saçmasapan birşey çıkabiliyor ortaya, ya da niyetleri kötü oluyor,çok haklısın..Dikkatli olmak gerek. Bir ara ben okumadan vermiyordum çocuklara, şimdi yetişemiyorum:-)

    Selencim, bizde film isminde isim olmaması gibi bir saplantı var. Nedendir çözmüş değilim. Meselâ Anna And The King oluyor Genç Kız ve Kral.. Neden Anna ve Kral olmaz hiç anlamam. Yasak İlişki isminden ben de nefret etmiştim, filmin harika konusunun yanında ne kadar bayağı kalıyor...

    YanıtlaSil
  5. "doğru, dürüst, yasaksız, yalansız, dolansız bir güne açılsın sabahınız"

    harikaa olmuş bilmeyenler öğrensin hergün yazmalı hepimiz yazmalıyız bence...

    YanıtlaSil
  6. Ah Öziicim, kendimiz söyleyip kendimiz dinliyor gibiyiz, kimse bir şey öğreniyor mu hiç bilmiyorum...

    YanıtlaSil
  7. ben de dublajsız svenlerdenim galiba

    YanıtlaSil
  8. :-) Biliyor musun, biz bu şekilde seyrederken çocukların kulağına çalınan sesler onların yabancı dil kabiliyetini arttırıyormuş Nihalcim.

    YanıtlaSil
  9. Rusça öğrenme çabasıyla bir Rus TV’sinde yayın izlerken dikkatimi çeken bir durum yaşadım. Filmde dublaj yoktu. Sonra diğer kanallara baktım tüm filmler dublajsızdı. Filmin orijinal İngilizcesi oynarken arkadan bir ses konuşulanları Rusçaya çeviriyordu. Hatta bazı kanallarda filmde konuşan bayan da olsa erkek de olsa çeviren sadece bir kişi oluyordu. Teknolojide ABD’ye kafa tutmuş bir ülkenin seslendirmede bu kadar geri kalmış olması beni çok şaşırtmıştı. Fakat olayın üzerinde biraz düşündüğümde Rusya’nın neden ABD’ye kafa tuttuğunu keşfettim. Bir Rus çocuk Hollywood yapımı bir filmi izlediğinde, filmdeki kişileri İngilizce konuşurken görüyordu. Sonuçta İngilizce konuşan biri, farklı bir kültüre sahip, farklı bir ülkenin insanı olabilirdi ancak. Sonra araya kendi kültüründen bir Rus çıkıp söylenenleri Rusçaya çeviriyordu. Filmi izleyen Rus çocuğunun, seyrettiklerinin başka bir kültüre ait olduğunun ayırımını yapmaması mümkün değildi. Oysa körpe beyniyle bir Türk çocuğu, seyrettiği bir Hollywood filminde konuşanların kendi ana diliyle konuştuğunu görüyor ve aradaki ayırımı keşfetme yeteneği olmadan büyüyor. Sonuçta bizim Türk çocuğu, ABD’nin ( Hollywood) dayattığı kültür değerlerini içselleştiriyor; şaşırdığında woow diyor, anladığında okey diyor, kızdığında şit diyor. Türk çocuğu büyüdüğünde biz fark etmesek de yarı İngilizce yarı Türkçe konuşan bir ABD vatandaşı oluyor. Nike ayakkabısıyla, Levi’s kotuyla, ABD’nin satmak istediği ne varsa üzerine takıp takıştırıp bir tüketim kölesi haline geliveriyor.

    YanıtlaSil
  10. Sevgili Oyumben,ben biraz karıştırdım, eğer biz türkçe dublaj yapıyorsak ingilizce kelimeleri görmüyor ki ingilizce konuşsun. Yine de dilimiz ve hareketlerimizin yabancılaşması konusunda haklısın, bu beni de çok üzüyor, ama bunu bir filmlerin dublajı veya alt yazısına ne kadar bağlayabiliriz bilmiyorum. Yabancı filmlere varana kadar kendi sokaklarımızdaki dükkân isimleri, afişler bile ağlanacak durumda...

    Neyse, ben çok yetenekli değilim böyle çözümlemeler yapmaya.. Yabancı dili öğrenmeyi araya başka insanlar sokmadan denilenleri anlamak için istiyorum, kimsenin çarpıtmalarına kalmadan. Ve çocuklarıma da bunu söylüyorum. Keşke daha çok dil öğrenebilsem:-)

    Bu arada,simultane tercümeye bir kere rastlamıştım İstanbul Film Festivali'nde. Film zevkini tamamıyla öldüren son derece keyifsiz bir şey.

    YanıtlaSil