28 Haziran 2020 Pazar

Yaz

Yaz. Ilık rüzgâr, havada ıhlamur kokusu, kuş sesleri. Bugün kendimi yavaşlattım. Yeni okunacak bir sürü kitabım dururken elime aldığım Karahindiba Şarabı'nı yeniden okumaya başladım. 1928 yılında yaz tatiline girmiş bir çocuk gibi oldum. Her bir cümlesi ayrı lezzet veren kitabı bir okuyup bir okşarken kendi yaz tatillerim düştü aklıma.

Karnemi alıp eve döndüğğmde yaptığım ilk iş defterlerimin boş sayfalarını ayırmak olurdu. Zira upuzun üç ay boyunca onlara yazıp çizilecekti. Yeni defter alabilirdim tabi ama daha o zamandan içimde kâğıtları ziyan etmeme güdüsü varmış demek ki.

Orta okul, lise yıllarımın bütün yazları minicik odamda geçti. Kim bilir, bu evde kalmalı günlerde zorlanmamamın bir sebebi de budur, ev kuşuydum ben. Ama hep gezmeyi, maceraları hayal eden ev kuşu.

Kürşad'la ortaktı odamız. Bir ranzamız vardı. Altı onun üstü benim. Bir masam vardı. Bak bizim masamız değil benim masamdı :) Babam ilkokula giderken almıştı bana. Metal. Çekmeceleri kilitlenir. O çekmeceler sabittir, ara sıra en alttakinin arkasına elimi sokup düşen ganimetleri toplamak pek eğlencelidir.

İşte günlerim o masamın başında geçerdi hep. Radyolu teybim başucumdaydı. Trt 3 açık olurdu.  Yabancı müzik programlarının saatleri ezberimde, o zamanlar geldiğinde elim teybin kayıt düğmesinde :)

Kâğıt bebeklere elbise modelleri yapar, annemlerin kitaplığına dalar, aşk hikâyeleri yazardım.  Haftalık dergi zamanlarını iple çeker, önce en ufak köşesine kadar okur sonra da sevdiğim kısımlarını keser, özene bezene hazırladığım şiir defterlerime yapıştırırdım. Posterler de duvarda yerlerini alırlardı. Tavanda bile vardı posterler.

Sıcak yaz gecelerinde odamın balkona açılan kapısı imdada yetişir. Balkonun o köşesindeki masanın başına geçerdim bu sefer. Karşıdaki kavakları hışırtısında hayallere dalardım.

Yazlar uzundu o yaşlarda.

Bir senesinde anneannemle babaannemin konuşmaları beni ne kadar güldürmüştü.

-Sadiye işte yaz da bitti sayılır.
- Öyle Nazmiye Abla, sonbahar gelecek yakında.

Bunu dediklerinde ben yaz tatiline yeni girmiştim, haziran ortalarıydı :D

Şimdi günlerin usulcacık kısalmaya başladığı bu günlerde,  haklılarmış diye düşünürken yakalıyorum kendimi. Yaz da bitiyor moduna geçiyorum hemen daha ayağımdan çorapları yeni çıkarttığım, henüz yorganı kaldırmadığım bu günlerde :)

Yaz sakinlik demekti. Ev kuşu anne babam olduğundan Görele'ye gittiğimiz on ya da on beş gün bizim en hareketli zamanlarımız olurdu.

Bir de amcamın kızı Gülay'ın geldiği günler. Birlikte hikâye yazar, şarkıların sözlerini anlamaya çalışır,  teybe sesimizi kaydeder, komik programlar yapardık. Kâğıtlara çizerek zarlı kutu oyunları tasarlardık bazen. İskâmbil falları tabii ki olmazsa olmazlarımızdı.

Kendimize alfabe uydurup birbirimize şifreli mesajlar yollardık. Babam şıp diye çözerdi bizim alfabeleri :D

Televizyon izlediğim yoktu pek. Radyom bana yetiyordu. Ve doldurduğum kasetler. Kasetleri kaydettikten sonra yanlışlıkla silinmesin diye tepesindeki iki mini kulakçığı kopartıyordum. Sonra üzerlerine yeniden kaydetmek istediğimde o kısma seloteyp yapıştırıyordum.

Bir tane barbie bebeğim vardı. Annem onu bulmak için salı pazarına gitmişti. Zenci bir bebekti. Sonra neden komşunun kızına vermiştim bilmem.  Ona elbiseler dikerdim, örerdim. Bu yaşımda hâlâ barbie bebeklerim var, hâlâ arada onlara elbise dikerim. Gelen kız çocuklarına az dağıtmamışımdır elbise.

Rick Springfield,Duran Duran, John Taylor, The Police duvarlarımda en çok yer alan posterlerdi. Gerçek boyutlarında Madonna posterini Hey dergisinden tamamlamıştım. Bir de On Yedi dergisi vardı hiç kaçırmadığım.

On beş günde bir perşembeleri Beyaz Dizi çıkardı. Üç kitap. Onlara bayılırdım. Aşırı yakışıklı erkeklerle,  pek masum güzel kadınların yanlış anlamalarla dolu romantik hikâyeleri masalsı gelirdi.

Bazen Kürşad'la kocaman şehirler yapardık. İskâmbil kâğıtlarından yollar, üzerini dosya kâğıdı ile kaplayıp, çizip boyayarak ilaç kutularından yaptığımız apartmanlar.

Bir de babamın bizi akşamları oynamaya çağırdığı Milyoner oyunu vardı. Çoğunlukla kendi dünyamdan çıkmayı istemeye istemeye gittiğim, oynarken keyfimin yerine geldiği ve fakat hep yenildiğim :)

Arada temizlik,  bulaşık anneme de yardım ediyorumdur ama odama kapanıp hayal dünyamda geçirdiğim zamanlar kat be kat fazladır.

Öğleden sonra güneşinin sıcağında çekilmiş aralık kapının hafif esintisi ile oynaşan perdeler, akşam üzerine doğru dışarıdan gelen mısırcı, dondurmacı sesi, kızartma kokusu, hepsi yaz demekti. Gece odada nefes alamayıp balkonun rüzgârlı köşesini bulmak, ağustos böceklerinin harika şarkısını dinlemek, gökyüzündeki yıldızları izlemek.   Babamın balkonda rebab çalması, babaannemin kardeşlerinin gelip hepsinin çekişmesi, çamaşır ipine asılan pike ile gölgelik yapılması, uzanıp ağaçtan dut toplanması, incirlerin gün be gün olgunlaşması yaz demekti.

Annemlerin yatağına uzanıp karşımdaki kitaplıktaki kitapların başlıkları ile cümleler oluşturmaya çalışmak, evin bu en serin köşesinde ağırlaşan göz kapaklarımı bırakıp içeriden gelen seslerin ninnisinde uyumak, orası da ısınmaya başladığında kan ter içinde kalkıp dolaptan bir salkım üzüm alarak serinlemek.

Ah, bir evin bir kızı olmak, çok sevilmek, üzerine titrenmek güzeldi sanırım, eskinin de yazın da en büyük büyüsü buradan geliyor.  Ne şanslıyım ki dönüp baktığımda içimi sıcacık yapan yazlar, baharlar, kışlar var...

18 yorum:

  1. Yaaa eski yaşları çocukluk arkadaşlarımi özledim cok

    YanıtlayınSil
  2. Ah Handan, okumadım resmen izledim sanki <3 İçimden iki dize geçti bak:
    1). "Karşımdaki kavakların hışırtısında hayallere dalardım": Handan; başında kavak yelleri esiyormuş desene şuna!
    2). "Bir senesinde anneannemle babaannemin konuşmaları beni ne kadar güldürmüştü". Handan Bak Can Dündar nedenini yazmış:
    Kalbim büyüse de büyümedi içimdeki çocuk..
    … ama zamanla olgunlaştı Haziranlarım
    Yeni gelenler sonbahara daha yakın şimdi… (Yarim Haziran şiirinden)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yeni gelenler gerçekten de sonbahara daha yakın şimdi... Tam da öyle, tam da.

      Başımda kavak yelleri, cuk oturmuş haa :D

      Sil
  3. Yıllar geçtikçe geçmişin yakınlaşmasını çözmeye çalışıyorum son günlerde. Kafam bununla meşgulken senin çocuk Yazlarını okumak çok güzeldi Handan'ım :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Benim unuttuğum çok şey var, ucundan tutup hatırlamaya çalışıyorum Tülin, balık hafızam çoğunlukla iyi oluyor ama güzel anları içinden kurtarmam gerekiyor.

      Sil
  4. Yine nefis bir anlatım...
    Çok güzel okudum, içim açıldı, sevgiler :)

    YanıtlayınSil
  5. O my God! Uzun cümleler kurmak yakışıyor sana. Harika anlatmışsın;)

    YanıtlayınSil
  6. Nasıl güzel bir yazı bu. İlk iki cümleden zaten anlamıştım. Beni kendi "yaz"larıma ışınladı resmen. Babaannemlerde geçen o uzun yazlara. Ben de radyo başında "Çocuklarla Başbaşa"yı bekler, sıcak ikindilerde serin arka odada kitaplarda hayale dalardım. Bence benziyormuşuz da :) ne güzeeeel <3

    YanıtlayınSil
  7. Kendi kendine yeten, kendine yarattığı dünyanın içinde mutlu çocuk, mutlu genç Handan... Her şey o kadar tanıdık geldi ki. Kendimi okur gibi oldum:) Bizler kendi dünyalarımızı yaratma konusunda becerikliydik. Şimdiki çocuklarda, gençlerde bunu göremiyorum ve sebebini merak ediyorum. Devamlı sıkıldım diye geziyorlar.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Gerçekten de öyleydik Sezer. Şimdi gençler armut piş ağzıma düş bekliyorlar.

      Sil
  8. Ne güzel anlatmışsın bende o günlere gittim. Şimdi çocuklara ver bi telefon dünyayı görmüyorlar. İyiki yaşamışız o günleri. Hülya

    YanıtlayınSil
  9. O kadar güzel anlatmışsın ki... Sen olmak, o günlere dönmek istedim <3

    YanıtlayınSil