Sabah altı buçuk yedi buçuk arası bir saatte kalkıyorum. Eğer geceden mutfağı bırakmışsam arkama dönüp bakmadan orayı toparlıyorum. Dünyanın en dandik neskafesini yapıp telefona gömülüyorum. Eğer pilates varsa sekiz buçuk gibi pilates yapıyorum, yoksa telefona bakmaya devam. Dokuz buçuk gibi annemle yürüyüşe çıkıyorum. On buçuk gibi eve geri dönüyorum. Koltukta uzanmaya devam. Bu aralar dizi izlemeyi başlarıyorum. Çıntı pıntı romantik komediler. En izlemediğim tarz.
The Incurable Case of Love 'ı bitirdim geçen gün. Çok tatlı bişe , netflix'de var. Ben internette bir sitede bulup izledim gerçi. Şapşal kıza dayanamayacağımı zannediyordum ama güzel dengelemişler.
Take Charge of My Heart 'ı izledim. Öyle çok kahkaha attım ki, Can inanamadı. Peşpeşe bölümleri izlememe de inanamadı. Gerçi bunu çok atlatarak izledim. Şirketin alavare dalavereleri içimi sıktığı için esas kızla esas oğlanın hallerine odaklandım daha çok.
Your Eyes Tell diye bir film izledim. İlk yarısı çok güzeldi, ikici yarısı aynı etkiyi vermedi ama yine de izlenir.
Neyse güne devam edelim. On bir gibi mutfağa girip kahvaltı hazırlıyorum. On iki gibi kahvaltı yapıyoruz. Bir buçuk gibi pilim bitiyor, gidip yatıyorum biraz. Üç dört gibi kalkıyorum. Eğer ev iyice kendinden geçtiyse hızlı bir süpürme. Çamaşırlar kirli sepetinden taltıysa makineyi çalıştırma. Beş gibi mutfağa giriş ve akşam yemeği hazırlayış. Altı gibi yemek. Yemek sonrası ardıma bakmadan çayımı alıp koltuğuma gömülüş. Yaşasın yapmam gereken bir şey kalmadı modu.
Ve telefona gömülüş.
Kitap okumuyorum. Dans bile çalışmıyorum pek. Mümkün olduğunca konuşmuyorum. Birisi gelecek, birisi çağıracak diye ödüm kopuyor.
Bazen akşam yatmaktan sıkılırsam mutfağı toplamaya dönüyorum. Bazen ütü falan yapıyorum.
Gece on iki gibi yatıyorum.
Bu kadar.





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder