8 Ekim 2019 Salı

Bir Günde Yirmi Beş Şarkı Oldu Ama Olsun :)

Bunu yeğenimin instagramında görüp yaparım demiştim. Tam içimin bilimum şeye sıkıldığı akşam için ideal gözüküyor.  Bakalım hangi şarkılar çıkacak benden bu akşam.


1. Çocukluğumdan bir şarkı.



Bizde plâğı olan yegâne yabancı şarkıdır kendisi :)

Yok yok, dur bir tane daha vardı ama ismini bulamadım şimdi.

2. Ehehehe en sonuncu eski sevgilimi hatırlatan şarkı.  Valla ilk ve son sevgilim ahan da karşımda duruyor. Eski günlerimizi hatırlatan bir şarkı bulayım ben.



3. Anne babanı hatırlatan şarkı. Yabancı şarkılardan gittiğim için babam şarkılarından bahsetmeyeceğim şimdi. Babamın sevdiği yabancı şarkıyı koyuyorum buraya.



4. Seni sakinleştiren bir  şarkı.

Bu zor bir soru oldu, beni sakinleştiren bir şarkı sakin bir şarkı olmayabilir her zaman. Biraz düşüneyim. Şu an bu şarkı çok iyi gider.



5. Diline dolanan şarkı diyelim buna. Şu aralar bu.



6. Bana en yakın arkadaşımı hatırlatan şarkı.

Hangi bir şarkıyı seçsem acaba. Hımmm. Bu olsun.



7.  Geçen yazı hatırlatan şarkı.

Yaz sonunda keşfettim ama bu olsun o da.




8. Bana ilk aşkımı hatırlatan şarkı.

İlk aşkım zaten kendisiydi :)



9. Umutla dolmamı sağlayan şarkı.

Neyse,  en sevdiğim budur.




10. En sevdiğin gruptan bir şarkı.

Bir sürü en sevdiğim grup var ama ilk aklıma geleni seçeyim.



11. En sevdiğim film şarkısı.

Bu klasiği koymam gerekiyor bu maddeye :)



12. En son duyduğun şarkı.

Ama şimdi şarkılarla uğraşırken bir sürü şarkı duymuş oldum. Bu maddeyi atlıyorum şimdilik.

13. Bana eski bir arkadaşımı hatırlatan şarkı. Bu çok kolay.



14. Bana sevgilimi hatırlatan şarkı. Can beni bir ara terk ettiydi. Aylar sonra ilk aradığında radyoda çalan şarkı olsun bu da.



15. Çalarken birlikte söylemekten hoşlandığım şarkı.

Aslında sözünü ezberleyebildiğim her şarkıyı söylemeyi severim :)

Bu şarkının son kısmında forgive meee forgivme nott diye bağrınmaya bayılıyorum.




16. Beni ağlatan bir şarkı.

Bu şarkı hüzünlendirir beni hep. Freddy Mercury'nin son zamanları ile birleşince daha da etkili oluyor sanırım.




17. Dans ettiğim şarkı.

Kapı gıcırtısına oynayabilen biri olarak çok zor bir şarkı seçmem :)

İlk aklıma geleni yazayım bari. Durun şimdi aklıma gelir bir şey.




18. Sevdiğim ama çok ender dinlediğim şarkı.

Bu kategoriye eski şarkılardan ekleyebilirim sanırım.



19. Listemde alfabetik olarak ilk sıradaki şarkı.

Alfabetik bir listem yok ki. Listemin ilk ve son şarkılarını yazayım ben.



Yol şarkılarımın açılış şarkısı

20. Listemin  son şarkısı



21. Favori şarkım.

Böyle bir şarkı seçme işi de çok zor yaaa. Ez eskilerden bulayım bari onu da.



22. Birisinin bana söylediği şarkı.

Babam dışında bana şarkı söyleyen olmamıştır sanırım :)

23. Dinlemeye dayanamadığın şarkı.

İlginç bir şekilde bu kesin belli. Neden olduğunu bilmem ama bu şarkıya hiç dayanamam.

Koymayacağım buraya tabe :) Ay çok merak ettin, git bak :)

24. En yakın arkadaşımla dans ettiğim şarkı.

Hahaha, en son yılbaşı partisinde dans etmiştik :)



25. Bütün gün sıkılmadan dinleyeceğin bir şarkı.



İyi geldi bu listeyi hazırlamak bana.

Eğer tekrar yapsam bir şarkı dışında hepsi değişik olabilir gerçi, bir sürü harika şarkı arasından seçmek çok zor.

İyi dinlemeler size.

Kitap Salı

Bu hafta ancak geçen hafta başladığım Acımak'ı bitirebildim.

Etkinlik koşuşturmaları arasında iyi iş başardım bence.




Zweig yine insanların duygularını çok güzel anlatmıştı. Acımak duygusu,  acıyan kişiye de acınan kişiye de etkileri, ruh fırtınaları, zayıf kişilikler, entrikalar.

Oldukça uzun olan romanda ara ara duygu yoğunluğundan mola vermek zorunda kalsam da herkese tavsiye ediyorum.

"Zayıf tabiatlı insanlar kuvvetli, cesurca, azimli görünen işleri yapmak arzusuna ötekilere göre daha çabuk kapılırlar."

"Merhamet iyi bir şeydir, ama iki çeşit merhamet vardır. Birisi gevşektir, hissidir; aslında bu başkasının ızdırabı karşısında sizi kavrayan o acı heyecandan mümkün olduğu kadar çabuk kurtulmak için kalbinizin gösterdiği sabırsızlıktan ibarettir. Acıma duygusu değildir bu hiçbir zaman. Bir yabancının çektiği acıya karşı ruhun, kendi içgüdüsüne uyarak gösterdiği bir korunma hareketidir.

Ötekisi, asıl makbul olanı ise hissi değil yaratıcı olan, ne istediğini bilen ve insan gücünün son haddine kadar ısrarla dayanmasını başaran merhamettir. İnsan ancak sonuna kadar gittiği, daha doğrusu sonuna kadar gitmek sabrını gösterdiği zamandır ki başkalarına yardımda bulunabilir. Ancak fedakârlıpa katlanıldığı zaman, yalnız ve yalnız o zaman mümkündür bu."

Okuduğum diğer kitap Gılgamış Destanı.


Destanın kendisinden çok başındaki açıklamalarını sevdim. Dört bin yıllık bir eser olması tüylerimi diken diken etti. Yazıldığı taş tabletlerin hepsi tam olmadığından destanın hepsi tam değil ama Gılgamış'ın maceralarının çoğu ulaşmış günümüze.

Böyle şeyleri gördüğümde bizden dört bin yıl sonraya ne kalacak diye düşünürüm hep.

İşte bu hafta salımıza gelenler bunlar. Bakalım haftaya neler okuyacağım :)

7 Ekim 2019 Pazartesi

Yirmi Yıl Sonra




Babaaa.. Yüyücem artık, yüyüt beni...

Minicik bir Handan'ın sesi geliyor seneler öncesinden.

Bana bugünümü verdiği kadar dünümü de saklamış babam.

Sesimi saklamış saatlerce kaydedilmiş bantlarda.

Görüntümü saklamış binlerce fotoğrafta.

Sıkılmadan yorulmadan saatlerce konuşmuş. Anlatmış. Öğretmiş.



Daha bir büyüdüğüm zamanlarda ise düşündükçe içimi ısıtan hatıralar bıraktı yüreğime.

Soğuk kış günlerinde sobamızın başında oyuncaklar yaptı bize. Çay kutuları, kaset kapakları kumandayla çalışan kapıları açılan içinde her türlü ayrıntısı olan arabalara, tahtalar oyuncak eve döndü. "Sabır bitti baba" sözünü duyduğunda bırakırdı o yarım haliyle oynamamız için. Kibrit kutularının içine yaptığı minik hikâyeler nasıl da büyülüydü.


Babam bize koskocaman sevgi verdi. Gizli kapaklı değil, açık açık, göstere göstere sevdi hep. Canım kızım canım oğlum dedi, gözlerinin içinde gördük hep o sevgiyi, sarıldı, okşadı. Yumurdu bizi. Her sabah uyandığımızda, her akşam yatmadan önce ve her işten dönüşünde öptük birbirimizi.

Babam engin bir bilgi deniziydi. Her şeyi sorabilirdik ona. Sadece edebiyat ve müzik de değil, matematikte trigonometri nedir bilirdi, elektrik devrelerini bilirdi, tarih keza. Her sorduğumuzu uzun uzun cevaplardı.

Elektrik kesildiğinde pillerden lamba yapardı bize. Agrandizörle fotoğraf tab ederken karanlık odasına girerdik kâğıdın üzerinde sihirli resimlerin oluşmasını izlemek için.


Ah akşamları "Milyonerciler" diye bizi kutu oyunu oynamaya çağırdığında ergendik, hiç canımız istemezdi ama hayır denmezdi babaya. Şimdi anlıyorum ki her defasında kahkahalarla geçen o oyunlar sayesinde birlikte vakit geçirmemizi sağlardı.

Şiirler ve şarkılar hiç eksik olmadı hayatımızdan. İçerideki odadan hep bir ud sesi ya da rebab sesi gelirdi. Hangi müzik aletini eline alsa çalardı babam. Sesi de çok güzeldi.

Futbol maçları izlerdik ailece. Dünya Kupası izlerken farklı ülkeleri tutardık birbirimizi kızdırmak için :)

Bizim evde hiçbir şey bozulamazdı. Babam tamir ederdi onu. Televizyondan cam gibi görüntü gelmeliydi. Radyoda parazit olmamalıydı. Küçükken şişe kırdığımda anneme "Baban tamir eder"  demişim, eminim istese onu da tamir ederdi :)

Yirmi yıl geçmiş öldüğünden beri. Hayatının en verimli zamanında gencecik ayrıldı aramızdan. Neler neler yapardı daha kim bilir.

Yüzlerce bestesini, şiirini, ses kayıtlarını, minik sımsıcak notlarını, kitaplarını bıraktı bize. Ve sımsıcak hatıraları.

Bugün başım dik, kendimden emin, kimseye muhtaç olmayan bir kadınsam "Benim güzel kızım, akıllı kızım" sözleri ile büyüdüğüm içindir.

Teşekkür ederim canım babacığım bana verdiğin bütün güzellikler için, birlikte geçirdiğimiz harika 29 yıl için,  kıjını çok sevdiğin için.

İyi ki doğdun.

Fethi Karamahmudoğlu 7 Ekim 1942 - 7 Ekim 1999



Nostaljik Pazartesi yazımı babama ayırdım bugün.

7 Ekim 2005 Cuma


TETİ BA



Baba
Muhallebinin kazandibini paylaşandır sevgiyle
Hırkasını giydiğindir,
Öpen koklayandır her bahaneyle

Baba
Tatillerde oyuncak yapandır
Sabır bittiğinde oynamana izin veren
Kırılan şişeleri bile tamir eden

Baba
Minicikken sesini teybe alandır
Karnına oturtup sabırla bir şeyler öğreten
Elini tutup okula ilk götüren

Baba
Şiirler yazandır
Şarkılar besteleyen
Her zaman içerden udunun sesi gelen

Baba
Işıl ışıl bir bakıştır
Yanında olmasa bile
Sımsıcak bir sarılıştır


İyi ki doğdun babacığım
İyi ki benim babamsın
“Baba” demeyi o kadar özledim ki
İnanamazsın…
......... 

Başkaları sen yoksun sanıyor. Biz hâlâ sarkıları seninle dinliyoruz, kitapları seninle okuyoruz, çayımızı seninle yudumluyoruz. 

Gözlerini görebiliyorum, bana sıcacık bakıyor. "Seni çok seviyorum" diyen sesini duyuyorum.

Hanımelleri açınca, bana verdiğin hanımellerini hatırlıyorum. Kokluyorum doyasıya. Şarkımı fısıldıyorum.

Oğlumu şımartıyorum senin için. Öyle güzel "dede" diyor ki duymadığına inanamam.

Başkaları sen yoksun sanıyor. Biz hâlâ hep seninle konuşuyoruz. Saçlarımı kısacık kestirdiğimde "Oğlum, oğlum" diye seviyorsun beni. Kürşad'a "Diikatli ol" diyorsun.

İşte böyle babacığım...

Annemle muhallebi pişireceğiz yarın. Kazan dibinin yarısını sana bırakacağım...

07.10.2000 

7 Ekim 2009 Çarşamba


Canım Babam

Fethi Karamahmudoğlu
07.10.1942-07.10.1999


Seni en çok büyük oğluşum "dede" dediğinde özledim. Sonra senin Kürşad'a aldığın arabalarla " dede arabaları" diye oynarken özledim.

Seni en çok küçük oğluşum doğduğunda özledim. Çalan her güzel şarkıyı dinlemek için koşturmasında özledim.

Seni en çok milli takım dünya üçüncüsü olduğunda özledim. Sonra avrupa kupasında ilk dörde kaldığımız gece. FB nin şampiyonluklarında. Olimpiyat madalyalarında.

Seni en çok dijital fotoğraf makinaları çıktığında özledim. Bilgisayarlarda fotoğraflarla milyonlarca şey yapıldığında.

Seni en çok oğluşların ilk okula gittikleri günde özledim. Ellerim onların elinde senin ellerinin sıcaklığıyla gittiğim okulları hatırladığımda.

Seni kuru fasulye- pilava bayılan Metehan'a her baktığımda özledim. "Oooo kuru fasulye" diyen sesin yankılandı mutfakta.

Seni en çok hanımelleri açtığında özledim. Odama dolan akşam rüzgârlarında.Radyoda bir şarkını duyduğumda.

Seni en çok çocuklar saçlarını kestirip "fırça baş" olduklarında özledim. Kendi saçlarımı kısacık kestirdiğimde de "oğlum oğlum" diyen sesin çınladı kulaklarımda.

Seni en çok "soğuk moğuk çay" içerken özledim. " Çıntı pıntı birşeyler" yerken özledim.

On yıl...

Dile kolay...

Doğumgününü kutlamalıydık bugün. 67 mum olmalıydı pastanda. Senin beğeneceğin bir hediye düşünmeliydim uzun uzun. Sonra içindekini anlayamaman için paketlerken özel uğraşmalıydım.

Çocuklarımla oynamalıydın. Onlara da oyuncaklar yapmalıydın bize yaptığın gibi. Şarkılar bestelemeliydin. Arayıp "Metehan'la Bilgehan'ın annesi nasıl?" diye sormalıydın.

On yıl...

Hiçbir şey değişmedi.

Ben yine seni çok özleyen küçük kızınım.

Sen de benim kırılan şişeyi bile tamir edebilen "TETİ BA"m sın....

.......

7 Ekim 2011 Cuma

~~~~~~~~

Bundan tam 69 yıl önce Şevket ve Ayşe Nazmiye çiftinin 3. çocukları dünyaya gelmiş. Mavi gözlü bir oğlan. Gördüğüm en derin mavi bakışlara sahip, akıllı, düşünceli, duygusal, sevecen. Daha küçücükmüş "Kar Baba"'ya yazdığında ilk şarkısını, yıllar yıllar sonra herkesin dilinde dolaşacak "Hiçbir şeyde gözüm yok" demeden önce. Becerikli elleri en güzel oyuncakları yaparmış. Eline hangi enstrümanı alsa çalarmış ustalıkla. 1969'da sevdiğine kavuşmuş. 1970'te hayalindeki gelmiş kucağına. (Her ne kadar mavi gözlü olmasa da :D)1977'de de "sevgili küçük yaramaz" katılmış aralarına.Onları kucağına oturtmuş sabırla öğretmiş herşeyi. Saatlerce teybe almış seslerini. Binlerce fotoğraf çekmiş. Kendisi tab etmiş. Evde hiçbirşeyin bozulmasına izin vermezmiş. Şişe kırıldığında bile babam tamir eder anne dermişim. O derece yani. Her zaman müzik olurmuş bu evde. Her zaman ud sesi, keman sesi, rebab sesi.

Bundan tam 12 yıl önce dün sabah iş yerime gitmiştim. Henüz üç gün olmuştu orada çalışmaya başlayalı. Annem telefonda babamın iyi olmadığını söylemişti. Gel demişti. Ağlamaya başlamıştım . Şube müdiresi bana izin vermişti hemen. Can da işinden izin almış, bakıcımız 6 aylık bebeğimizi ve çantamızı hazırlamış, hemen yola çıkmıştık. İzmir'den İstanbul'a en uzun yolculuğumdur benim. Oğluşum "de de de de" demekteydi sanki bilircesine gittiğimiz yeri. Günün sonlarına yakın ulaşmıştık hastaneye. Babacığım torununu görünce mutlu olmuştu. Vakit gece yarısına yaklaşıyordu, ben babamı son defa gördüğümü bilmeden ertesi sabah ona doğum günü pastası getireceğimi söyleyerek yanından ayrılıp eve döndüm. Minik bebeğimi uyuttum. Onun başında otururken bir anda odanın penceresi açıldı. Rüzgârsız sakin bir geceydi. "Acaba babacığım mı geldi" diye düşündüm ve hemen korktum bunu düşünmekten. Bir saat sonra gerçekten de öyle olduğunu öğrendim. Benim canım babam tam o zamanlarda yummuştu gözlerini hayata. Bana hoşçakal demeden gitmemişti sanki.

Bundan tam on iki yıl önce benim  sevgi dolu bakışlı, düşünceli, çalışkan, yaratıcı, müzik dolu, şiir dolu, güzel, becerikli , akıllı, canım babam öldü. Doğduğu gün.

Onu çok özlüyoruz. Çoook özlüyoruz...

.....


6 Ekim 2019 Pazar

Hasat Şenliği

Cuma gecesi olan fırtına peşinde sabah yağmurları biraz tereddüt etmemize sebep olsa da kimse gelmese bizbize yaparız diyerek gittik pikniğe.


Büyük çocuk on yedi kişiydik yine de :)


Açık havada çok keyifli bir gün oldu.

Yağmur da durdu, çamura biz aldırış etmedik.


Hazine avına bile çıktık.


En küçük katılımcı iki buçuk yaşındaydı, sihirli yaprak boyama işini iyi kıvırdı :)


Kümesten topladığımız yumurtalar karşılığında darımızı paylaştık onlarla :)




Mısır yarışı kıran kırana geçti :)


Günün sonunda taze demli çay ile mangal başında dinlendik.

Çay fotoğrafı çekmek hiç aklıma gelmemiş :D

Neyse haftaya o da olur belki :)

5 Ekim 2019 Cumartesi

Hava Tahmini?



On beş gün önce hava durumu tahminleri güneşli gösteriyordu bugünü.

Sonra her gün değişti.

Bir gün hem güneş hem bulut hem yapmur hem şimşek gösterdi hatta.

Açtı kapadı.

En sonunda gününe geldik.

On beş günlük hava tahmini her gün değişiyorsa ona hava tahmini yapılamıyor denir bence. Boşuna birşeyler yayımlamasınlar da günlük günlük takılsınlar.

Gece fırtına oldu.

Öğleden sonra yağmur yokmuş .

Bakalım göreceğiz.

Başkası olsa çoktan pikniği iptal ederdi.

Biz pılımızı pırtımızı toplayıp gidecek gibiyiz şu an.

Yağmurluklar, şemsiyeler.

Bakalım neler olacak.

3 Ekim 2019 Perşembe

Günden Kalanlar

İş yapıyoruz diye güzel şeyleri kaçıracak değiliz ya :)

Bugün Yelkovan Atölye ekibi bir aradaydı.

Sanırım insan sevdiği insanlarla sevdiği işler yaparken,  bir de güzel mekânlardaysa hiç yorulmuyor.






İstediğiniz bir fotoğrafa tıklayıp şarkınızı almayı unutmayın.

2 Ekim 2019 Çarşamba

Nereyi Takip Ediyorlar Bilmiyorum ki


700 takipçiyi geçmişim yuppiii.

Ne yuppisi. Bunlar görünmez takipçi, günde 200 tık ancak oluyor. Geri kalan 500 ü nerde bilmem :D

Hayır gidip takip edip, ne bileyim takip etkinliğine falan katılıp sayıyı da arttırmışlığım yok. Herkes kendi isteğiyle geliyor.

Bloğu açmadan okumanın bi yolu var herhal :D

Çalışkan Çarşamba

Böyle de bir yazı dizim vardı ama ne zamandır baktığım yok.

Geçen gün çok güzel bir konu gelmişti aklıma,  düşün düşün bulamıyorum şimdi. Gelir gelmez not almalıydım.

Neyse ben başka konuya bakıyorum bugün.

Daha önce haftanın isimlerini yazmıştım,  bu sefer de ayları öğrenelim.


Ocak : Yanan ocaktan gelmiş

Şubat : Süryanice şabattan gelmiş. Şabat dinlenilen gün anlamındadır ve şubat ayı hava koşullarından dolayı tarımla uğraşan Anadolu süryanilerinin dinlenme ayı.

Mart: Bütün dillerde savaş tanrısı Mars'tan geliyor. Kış bitince savaş zamanları başlıyor tabe, dinlendik o kadar :)

Nisan : Farsça, süryanice, sümerce de kullanılıyormuş. Sümerce ilk meyve,  taze mahsul, tufanda gibi anlamları varmış.

Mayıs : Haha bu çok iyi. Mai yağmur bereket tanrısıymış. Bize ise mayıs latinceden geçmiş, taze yaş sığır gübresi de demekmiş. Ben yağmur tanrıçasını aliim.

Haziran: Süryaniceden geliyor, sıcak demekmiş.

Temmuz : Yine süryaniceden geliyormuş. Çok sıcak cehennem anlamına gelen tamuzdan.

Ağustos : Latinceden geliyor. Augustus'un ayı olmasın mı :) Aynı zamandan büyümek,  artmak, yücelmek anlamına da geliyormuş.

Eylül : Süryanice İlul dan geliyormuş,  hasat mevsimi anlamındaymış.

Ekim : Türkçe,  ekim yapıldığından böyle isimlendirilmiş.

Kasım : Arapça'dan gelen kasım ayıran bölen anlamındaymış. Bu ayda hızır günleri bitip kasım günleri başladığından öyle deniliyor denmiş.

Aralık : Eski yıl ile yeni yıl arasında kaldığı için böyle isimlendirilmiş diye düşünülüyormuş.

Şurada yabancı isimlerinin anlamları ile birlikte uzun bir yazı var, oradan daha ayrıntılı bakabilirsiniz :)

Bakın yine çok bilgilendik. Unutmazsak  iyi :)

Çalışkan çarşamba yazılarını "biliyor musunuz?"  etiketine tıklayarak topluca görebilirsiniz :)

1 Ekim 2019 Salı

Kitap Salı

Parmağım ağrıyınca kitaplarımdan bahsedemedim. Kısaca geçeyim bari.


2. Dünya Savaşı ve öncesinde ülkemize sığınan yahudi bilim adamlarında bahsederken o sıradaki üniversitelerimizin gelişimini de anlatıyor bu kitap. Akıcı bir anlatımı vardı. Böyle kitaplar okumayı seviyorum.



Uzun Hikâye tam çıtır çerez bir kitaptı. Başlamasıyla bitmesi bir oldu. Filmi de varmış, izlemeyi düşünüyorum.


Beyaz Zambaklar Ülkesinde. Hayran hayran okudum. Yeni baskıyı okurken annemde bulduğum bol resimli eski baskısına da baktım.


Bir sürü sevdiğim cümle oldu ama yazmaya kalkarsam yine ağrımaya başlar parmağım diye korkuyorum.


Hımm. Fotoğraflarını koyayım yine de :)








İşte böyle.

Şu anda Zweig'in Acımak kitabını okuyorum. İnsan duygularının harika anlatımıyla klasik Zweig, okuması çok keyifli. Ki kitabım karınca duası gibi yazılmış olduğu halde elimden bırakmadım :)







Bu haftalık böyle olsun. Bakalım gelecek hafta kitap okuyabilecek miyim :)