6 Ocak 2019 Pazar

Eski Hikâyemi Okumayanlar Vardır Belki :)

İlk üç bölümü buraya yazıyorum. Devamını merak edenler Bir Varmış Bir Yokmuş bloğuma bakabilirler :)

Boşluk-1

Gözlerini yavaş yavaş açtığında nerede olduğunu anlayamadı önce. Karman çorman sesler ve görüntüler durulunca bir hastane odasında olduğunu fark etti. Burada ne arıyordu, başına ne gelmişti hiç bilmiyordu. Doğrulmak istedi ama sağından solundan çıkan kablolar izin vermedi. O sırada bir hemşire geldi yanına.

- Ah, kendinize geldiniz demek.. Lütfen kıpırdamayın, hemen doktora haber verelim. Lerzan Hanım, ağrınız, bulantınız var mı?
- Yok.
-Baş dönmesi?
- Hayır ama...
- Ama?
- Hiç bir şey hatırlamıyorum.
- Buraya nasıl geldiğinizi mi? Evinizde merdivenden yuvarlanmışsınız, hatırlamıyor musunuz?
- Daha da kötü. Evimi de hatırlamıyorum...
- Doktorumuz şimdi gelmek üzere. Hiç merak etmeyin emin ellerdesiniz..

Yanına gelen doktorun güven verici bir görünümü vardı gerçekten de. Güven verici görünümü hatırlıyorum ama kendimi hatırlamıyorum, ne tuhaf diye geçirdi aklından.

- Merhaba Lerzan Hanım, ben doktorunuz Veysel. Nasıl hissediyorsunuz kendinizi ?
- Boşlukta gibi, hiçbir şey hatırlayamıyorum.
- Tamam, bir bakalım size..

Elindeki değerlere göz atan doktor, bir yandan onu muayene edip bir yandan da anlatmaya başladı.

- Bugün öğleden sonra getirdiler sizi. Yanınızdaki evde oturan Sarp Bey gürültü duyup baktığında kapınız açıkmış, siz de yerde yatıyormuşsunuz. Hemen ambülansı aramış. Sanırım düşme sırasında başınızı çarpmışsınız. Şansınıza nöbette ben vardım, beyin cerrahıyım, hemen ilk müdahaleyi yaptık. Tetkiklerde hafif travma dışında bir bulguya rastlanmadı. Hafıza kaybına yol açacak bir şey gözükmüyor. Sizi bir müddet izlemeye alalım. Geçici bir şey olduğunu düşünüyorum. Refleksler ve değerler de iyi..

- İsmim bile tanıdık gelmiyor, kim olduğum hakkında hiçbir fikrim yok..
- Bildiğim kadarıyla buraya altı yedi ay önce tayininiz nedeniyle taşınmışsınız. Edebiyat öğretmeniymişsiniz. Şimdi size rahatlatıcı bir iğne yapalım, güzel bir uyku sonrası sabaha yeniden değerlendiririz durumunuzu. Bu arada akrabalarınız ve arkadaşlarınızla da konuşursunuz. Ama bu gece değil. Dinlenelim önce.

Boşluk-2

Doktor ona gülümseyerek odadan çıktıktan sonra yalnız kalınca, nefes alamayacakmış gibi geldi bir an. O kadar çaresiz ve sıkışmış hissediyordu ki. Nasıl olabilmişti bu. Benim başıma nasıl geldi böyle bir şey diye düşünürken acıyla "benim" dediği kişi ile ilgili hiçbir şey bilmediğini hatırlattı kendine. Kimdi bu "ben" ?

Neyse hemşire iğne yaptı o sırada da üzerine gelen rahatlıkla uykuya daldı yeniden.

Sabah gözünü açtığında hâlâ büyük boşluk tarafından yutulmuş olduğunu anladı üzüntüyle. Tahliller yapılıyor. Kan değerleri , tansiyon ölçülüyor, yanındaki aletten gelen ditlemeler hayatta olduğunu söylüyordu. Ama o hayatla ilgili en ufak bir bilgisi yoktu.

Nihayet onu kendi haline bıraktıklarında hastaneye getirilirken çantasını da almayı akıl eden kişiye teşekkür ederek içinde ne var ne yok diye baktı. Cep telefonunda kayıtlı fazla bir isim yoktu. Soyadı benzerliği olan birileri, annem, babam, aşkım falan da yazmıyordu. Düz bir ekranı, standart bir arka planı olan sıradan bir telefondu bu. Bayağı eski olduğu belliydi.

Çantadan defter, kalem, kolonya, güneş kremi, ruj ve ayna cıktı. Hassas tenli, yazmayı seven - gerçi defterde yazan bir şey de yoktu ya- sade biriymişim her halde diye geçirdi aklından. Edebiyat öğretmeni mi diye düşündü. Ne bir şiir ne kitap hatırlıyordu. En azından öyle şeyleri hatırlamam gerekmez miydi acaba diye mırıldandı kendi kendisine.

Pencerenin önünde bir kuş ötmeye başladı. Kafasının içine bakmaktan dışarı göz atmamıştı hiç. Ağaçlardan baharın gelmekte olduğunu anladı.. Doğanın yeniden doğuşu gibi ben de bekliyorum sanki diye geçirdi aklından. Kuş ötmeye devam ediyordu pervasızca..

O sırada içeri giren adama "Bu kuşun adı nedir?" diye sordu.

Ona muzipçe bakan adam

-Kendisiyle tanışmadık, söylemedi bana ismini diye cevapladı gülümseyerek.
-Çok komik! Cinsini soruyorum tabi ki..Hem siz kimsiniz?
- Bu daha mantıklı bir soru oldu ama ilkini cevaplayayım önce.O bir sığırcık. Çok güzel ötüyor değil mi? Buralarda pek sık rastlanmaz, sizin şansınıza.
- Ve siz?
- Ben Sarp.
-Beni bulan komşum.
-Hatırlıyorsunuz?
-Hayır, Veysel Bey söylemişti. Size teşekkür borçluyum sanırım.
-Aslında bana değil, kedime borçlusunuz. Sizin bahçeye kaçmış olmasaydı sizi duymama imkân yoktu. Sanırım dışarı çıkmak üzereydiniz, kapınız açıktı. Size seslendim, cevap gelmeyince de..

Kısa bir sessizlik oldu. Karşısındaki ufak tefek, ince yapılı, zarif görünüşlü adama bakıp hatırlamaya çalıştı. Ama en ufak bir fikri yoktu onunla ilgili..

-Biz.. Nasıl desem, tanışıyor muyduk? Yani arkadaş mı? Ne bileyim işte..
- Ben geçen hafta taşınmıştım. Kedim sizin bahçenizi pek sevdiğinden bir iki kere karşılaşmıştık.

Derin bir nefes alan kadın kapana kısılmışlık duygusundan uzaklaşmaya çalıştı..

-Çok zor olmalı.
-Evet.. Nerede olduğumuzu bile bilmiyorum örneğin.
-Hastanedeyiz ya..
-Soru - cevap konusunda pek iyi değiliz galiba diyerek ilk defa gülümsedi.. Hangi şehirdeyiz demek istedim.
- Ah, Balıkesir'in sahilde küçük bir kasabasındayız. Balıkesir'i biliyorsunuz değil mi?
- Evet, o kadarını biliyorum sanırım.
-Bakın, bu da bir şeydir. Hepsi bir bir yerine oturacak bence.

O sırada içeri Doktor Veysel girdi.

-Ooo misafiriniz de varmış Lerzan Hanım. Nasılsınız bu sabah?
-Aynı dedi kadın gözlerinde beliren yaşları zor tutarak.
-Tamam. Acele etmeyin, zaman tanıyın kendinize biraz. Yakın akrabanız, tanıdığınız kimse bulabildiniz mi?
-Hayır. Yalnızmışım galiba. Telefonumdaki isimler de bana bir şey ifade etmedi.
-Haydi sizi bir defa daha muayene edelim.
-Ben de izninizle kalkayım. Tekrar geçmiş olsun Lerzan Hanım. Yardım edebileceğim bir şey olursa lütfen söyleyin. Telefon numaramı da bırakayım size.

Lerzan, karşısında duran iki adama baktı. İkisi de kendisiyle aynı yaşlarda gibi gözüküyorlardı.  Yalnız doktor diğerinin yanında uzun boylu, kilolu ve kocaman kalıyordu.

-İncelendiklerini fark eden Sarp sordu.

-Bir şey mi oldu?
-Hayır hayır.. Hayatım boyunca tanımış olduğum bütün insanların bu odada olduğunu düşünüyordum.
- Nasıl yani diye araya girdi Veysel.
- Siz ikinizden başka bildiğim kimse yok ya şu anda, onu demeye çalışıyorum.
-Evet evet, tabi. Neyse Sarp Bey, siz çıkıyordunuz sanırım. Biz de Lerzan Hanım'ı tetkikler için alalım.

Boşluk-3

-Hemşire Hanım !
- Hemşire Hanımın bir ismi yok mu?
- Efendim?
- Hemşire hanım, müdire hanım, memur bey diye hitapları sevmem de pek,ismi yok mu hemşire hanımın?
- Kendinizden haberiniz yok ama hemşire hanım denmesini sevmiyorsunuz demek, ilginç. Sürekli nöbet değiştiğinden içeride kim var bilmiyorum, o yüzden böyle çağırıyorum. Mantıklı bir açıklama oldu mu?
-Sinirli birisiniz her halde siz.
- Ha ha ha, asıl ben sizin öyle olduğunuzu düşünüyordum.
-Buna verecek bir cevabım yok doğrusu. Şu anda içinde bulunduğum ruh halinde sinirden zıplamak üzere olduğum bir gerçek ama.
-Haydi üzmeyin kendinizi, bir sorun varsa bulacağız.

Üçü birlikte diğer bir kata giderken hastaneyi inceledi Lerzan.

-Bir şey sormak istiyorum.
-Tabi buyrun.
- Küçük bir sahil kasabasındaymışız.
-Evet.
-Bu hastane kocaman ve modern.
-Aaa, hastanemiz öyledir diye cevapladı hemşire. Buralı bir ailenin oğlu yıllarca yurt dışında adını bilmediğim bir üniversite hastanesinde doktorluk ve hocalık yapmış. Emeklilik zamanı yaklaştığında kendi kasabasında böyle bir tesis açmaya karar vermiş.
-Delilik gibi geldi bana.
-Evet öyleymiş ihtimal ama gün geçtikçe büyüyor burası.
- Peki ben nasıl özel bir hastanede kalıyorum.
-Açıkçası acil diye hemen buraya getirildiniz. Sonra özel sigortalı olduğunuz ortaya çıkınca.
-Özel sigortam mı varmış? Devlet lisesinde öğretmenim sanıyordum..
-Bilemeyeceğim artık o kadarını.

Bir hafta geçmişti hastanede ama belirsizlik ve boşluk hissi geçmemişti. Ne tuhaf diye düşündü, sanki her şeyi unutursak mutlu oluruz gibi gelir insana ama bu tam tersine çok sinir bozucu bir durum.

Telefonundaki numaralar bir bir arayıp geçmiş olsun demişlerdi. Çoğu buradaki okuldan tanıdıkları ve komşularıydı. Sanki bu kasabaya gelmeden önce kimse yokmuş hayatımda, nasıl bir insanmışım ben diye mırıldandı.

Ertesi sabah taburcu ediliyordu. Bütün taramalar temiz çıkmıştı, bilim sağlıklısın diyordu. Doktorlar her şeyin yavaş yavaş yerine oturacağını düşünüyorlardı. Ya oturmazsa? Ya oturmazsa ne yapacağım? Evimi, işimi, kimseyi bilmiyorum. Öğretmenlik yapabilir miyim? Ya da nasıl yaparım? Onu da bilmiyorum. Kendimi de bilmiyorum. Ne severim, ne dinlerim, kitap mı okurum, film mi izlerim?

Göz yaşlarını tutamadı artık. Doktor Veysel içeri girdiğinde onu ağlarken buldu. Sessizce akıyordu göz yaşları..

- Aa ,Lerzan Hanım, yapmayın, size hiç yakışmıyor bu.
-Bana neyin yakışıp neyin yakışmadığını bile bilmiyoruz doktor, onu bile bilmiyoruz..
-Bakın her şey yoluna girer.

Nefret etmişti bu sözden artık..

-Evinize gittiğinizde orada bulacaksınızdır çoğu şeyi.

Eve dönmek bile zor geliyordu ona şu anda. Dünya üzerine bildiği yegâne yer bu hastane odasıydı. Şimdi buradan ayrılıp yabancı bir ortama girecek olması içine sıkıntı basmasına sebep oluyordu.

Sonsuza dek burada saklanamazsın ya diye söylendi kendisine. Ya da daha doğrusu kendinden saklanan hayatının dönmesini bekleyemezsin ya, gidip araman gerek..

8 yorum:

  1. Ben daha önce okumamışım.Merakla okudum. Beklemediğim bir son oldu, gerçi düşüp herhangi bir yara bere olmadığını anladığında var, bunda bir şey dedim ama tahmin edemedim.Bence çok uzun olması gerekmiyor,güzel bir sona kavuşmuş, emeğine sağlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok uzun olması değil de aklımdaki bazı ayrıntılara gelmedi sıra Mehtap. Belki bir gün kısa bir son bölüm yazarım.

      Okuduğuna ve beğendiğine sevindim :)

      Sil
  2. Ben daha önce okumamıştım. Çok güzelmiş, keyifle okudum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bayağı olmuş yazalı, yeni yazdım sanıyorum ama :D Teşekkür ederim :)

      Sil
  3. Merak ettim. Diğer bloga bakacağım:)

    YanıtlaSil