31 Ağustos 2021 Salı

Evin En Küçüğü de Yolunu Çiziyor :)


On beş sene önce şu hamakta sallanırken Oşş Oşş kemir gibi yanıyorum. Neden böyle yapıyisun neden böyle yapıyusun oş diye şarkı söyleyen küçük oğlum üniversiteli oldu.

Geçen sene bu zamanlar "Ben üniversitede okumak istemiyorum"  la başlayan maceramız biraz bedava bilet hakkı biraz yeşil pasaport kaybetme korkusu, baba parası anne kendini paralaması ile bu aşamaya geldi :D


İyi ki Aynur bize her sene tekrar tekrar Bilgehan'ı özel okul sınavlarına sokmamızı söylemiş,  iyi ki ortaokul açılınca mahalledeki üç okulun hepsi bizim okula toplanmış, biz de kalabalık ve kaostan kaçmak için haydi sokalım sınava demişiz, iyi ki burs kazanmış, iyi ki lisede Bahçeşehir Fen ve Teknoloji Lisesi'ne gideceğim diye tutturmuş (İstanbul Erkek'ten Şişli Terakki'ye (%100 bursla) kazandığı halde) ,  iyi ki o sene bizim bu yakada açılmış aynı lisenin bir kampüsü... 


Eğer benimki gibi normlara uymayan, deneme sınavlarına bile girmekten hoşlanmayan (ve girmeyen, iki sene boyunca her hafta yapılan sınavlara toplamda beş kere girip tamamlamamıştır),  online eğitimde hele hepten dağılan çocuğunuz varsa sınav zamanı işiniz zor. 


Bahçeşehir Üniversitesi 'nin harika bir sistemi var. Apply BAU diye. Bu siteden girerek burs için başvurabiliyorsunuz. Mart ayından itibaren bir kaç dönem var başvuru için. Buraya katıldığınız yarışmaların sosyal aktivitelerin belgeleri yükleyip, hayallerinizi ya da projelerinizi yazarak burs isteğinde bulunuyorsunuz. Bölümü  burssuz kazanmanız halinde devreye giriyor bu burs.


Bilgehan ilk aşamada buradan %30 burs kazandı. Sonradan okuluna gelen rektör danışmanı ile konuşmaya gittiğimizde bu bursun az olduğunu fark edip dekanla mülakata çağırdılar. (Bizimkisi yazı yazmayı sevmediğinden pek birşeyden bahsetmemiş, oyun yaptığını bile yazmamış benim oğlum. Eh, anası da asla yerine yazmaz öyle şeyleri :D)  Uzun lâfın kısası %50 burs aldı istediği bölümlerden. Bir de Bahçeşehir öğrencisi olmasının indirimi vardı. Toplamda %65 gibi bir burs oldu.


Bütün mesele o puanı tutturmasındaydı. Tutturdu bir şekilde. 


Bilgehan sadece bilgisayarla ilgili bir bölümde okuyabilirdi. Yazılım, oyun falan. Şurayı kazandı, yazalım okusun diyebileceğimiz bir kişiliği yok. Seneye tekrar girebilirdi ama o da biz de bu senekinden farklı olmayacağını biliyorduk. Ne o gerilimi çekebilecektik ne siniri. Dolayısıyla burs da alınca sadece 3 tercih yaptık. Kazanır dediğimizi kazandı.

Yazılım Mühendisliği okuyacak.


Beni en mutlu eden kazanması, bölümü falan değil, onun mutlu ve hevesli olması. Mutlu,  hevesli ve yeteneğine uygun bir bölüme gitmesi en güzeli.  İki oğlumda da bunun olması için elimden geleni yaptım. Ağabeyi mutlulukla okuyor, umarım Bilgiç de onun gibi mutlulukla okur.

30 Ağustos 2021 Pazartesi

Zafer Bayramımız Kutlu Olsun


Şu ülkede özgürce dolaşıyorsak, bayraklarımız dalgalanıyorsa her köşede, başka birilerinin yanında sığıntı gibi yaşamıyorsak hepsi senin sayende Atam.

Bunu anlayamayanları anlayamıyorum. 


29 Ağustos 2021 Pazar

Yeni Blog Temam

Daha tam oturmadı ama Sevgiciğimin hediyesi yeni blog temam artık mobil cihazlarla da uyumlu hale geldi. 

Ben hep telefondan giriyorum bloğa, oradan yazıp çiziyorum. O yüzden de masaüstü temamı kullanıyordum zira mobil olunca etiketlerin, linklerin gitmesine sinirlenmekteydim. Sevgi de benim masaüstü halimden hiç memnun değildi, rahat okunmuyor diyordu, olaya el attı sonunda :)

Şimdi mobil haliyle de bütün istediğim linklerimin ve videolarımın göründüğü bir temam var.

Henüz tamamlanmadı, başlıklar değişecek, yan kolonu da ayarlamadım. Bir de "devamını oku "kısmı kalkıp düz yazı haline dönecek. I ya dönüşmüş İ ler hallolunca pek güzel olacak.

Ellerine sağlık Sevgi. Teşekkür ederim canım. 

Sevgi'nin bloğu Kiremithanem'i bilmeyen varsa gidip harika fotoğraflarını ve düşündüren yazılarını görsünler derim.

Bir Haftadır Ne Yedim Ne İçtim ve Sonuç

Bu yazıyı yarım tahinli çörek ve bir simiti götürmemin ardından yazıyorum. Ve karpuz, incir, aşure de sırada bekliyor, akşama kadar yemenin cılkını çıkartmayı düşünüyorum :D

Sabah tartıya çıktım. Bunun bir açıklaması olmalı dedim.

Bütün haftayı film şeridi gibi gözlerimin önünden geçirdim.

Geçen pazar serbest günümüzdü. Kahvatıda simit yemiştim. Bir aşure (150 gr lık tabaktı),  kocaman dondurma  bol incir sonunda pazartesi vermiş olduğum bir kiloyu almış gözüküyordum. Çok önemsemedim.

Pazartesi sabahı rejim kahvaltımı yaptım. Akşamına ızgara et ve mercimek çorbası içtim.

Salı sabahı da rejim kahvaltımı yaptım. Ama gezmeye gittim kuzenime. Akşama kadar bir kaç fındık fıstık attım ağzıma. Geç yedik yemeği. Kızartma patlıcan ve mücver aldım köfte ve salatanın yanına. Asıl karpuz yedim geç saatte. Zira zaten bahçede büyümüş karpuzunu yemek için gitmiştik :D Aralıklı oruç saatlerime uyamadım.



Çarşamba normale döndüm. Akşam yemeğinde tavuk göğüs ve salata yedim.

Perşembe başka bir gezme vardı. Bu sefer kahvaltıya gittim bir arkadaşıma.


Kahvaltı sonrasındaki hiçbir şeyden geri kalmadım. Ama eve dönüşte 6.5 km yürümüşüm.

Akşama az yedim. 

Cuma yine normal düzendeydi. Akşama bir köfte, biraz karides ve salata yedim.

Dün akşam nachos yaptım. Kalorisi çoktur ama gün içinde aldığım toplam kalori 1700 ü aşmamıştır.

Bu sabah kalktığımda bilin bakalım ne olmuştu? 

Normal şartlarda yaptığım bütün kaçamaklara rağmen aldığım kaloriler çok fazla değildi. En kötü ihtimalle kilo vermemem gerekiyordu. 

Kilo : 73.2 (+1)

Beli ölçmedim.

Yaş hâlâ neredeyse 51

Ruhun tepesinin tası atmış vaziyette :D

Gidip bir bardak daha çay alayım da şu tahinli çöreğin son kısmını lüpleteyim. 

O arada siz de dün sabah balkonumdan çektiğim kuş fotoğraflarına bakın. İlk defa gördüğüm bu kuş alaca ağaçkakanmış. Çok mutlu oldum yakalayabildiğime :)








Fooğraflara yetmişlerden türkçe şarkılar sakladım beğendiğiniz bir tanesine tıklayıp alabilirsiniz.

Bu arada,  tabii ki pes etmedim. Kesin su tutmuşumdur, yarın kaldığım yerden rejime devam. Öyle kilolar her geri geldiğinde pes etseydim ben :D 


27 Ağustos 2021 Cuma

Bize Çok Büyük Lâflar Değil Çok Küçük Hareketler Lâzım : Vatan Millet Sakarya

Bayram yaklaşırken içimde bir yara olan konuya da el atmadan geçmeyeyim dedim :Milli bayram kutlamak

Bloğumu takip edenler bayram kutlama konusundaki titizliğimi bilirler. Dini bayramları da milli bayramları da aynı özenle kutlarım.

Kutlarım derken süslü püslü bir paragraflık cümleleri whatsapp tan herkese topluca göndermek veya sosyal medyada bayraklarla ya da şekerlerle mesajlar vermekten bahsetmiyorum.

Fiilen kutlamak. 

Eskiden stadlarda nefis törenler olurken bu iş daha keyifliydi tabi ama insan çaba gösterirse kendisine katılacak töeen her daim bulabiliyor.

En başta okulların törenleri. Yıllarca okullardaki hemen her törene katıldık çocuklarla. Bu katıldıklarımızın çoğunda görevli değillerdi. Ve sanırım görevli olmadan törene gelen tek çocuk benimkilerdi. Daha da kötüsü neydi biliyor musunuz?  Kutlamada işi biten çocuğunu alıp giden aileler. Düşünün on dokuz mayıs kutlanıyor, en son 13 -14 yaşındaki gençlerin kurduğu grup konseri var, izleyen onların aileleri ve biz. O kadar. Haydi işi olmayan olaydan kopmuş diyelim. Bari oraya kadar gelmiş, çocuğunun heyecanına ortak olmuş olanlar empati yapabilselerdi.

Yok.

Yağmurda,  soğukta  anne gidecek miyiz diyen çocuklarıma Atatürk bugün hava çok soğuk evime gideyim dememiş, bize bu yurdu hediye edenler,  bu sıcakta savaş da hiç çekilmez diyerek klimalı ortam aramamış. Bu bayram kutlamaları bizim onlara şüktanlarımızı sunma şeklimiz. Evde totomuzu yayıp "Vatan millet sakarya"  demekle olmaz o işler diye cevap vermiştim ki zaten şimdi onlar benden daha özenle kutlama yapıyorlar.

Evet stadlarda tören olmuyor, evet kimi densizler paso o sıralarda hastalanıyor felan ama iğneyi kendimize batıralım, biz ne kadar kutluyoruz? 

Bayramlar tatil değil,  özel günlerdir. O hikâyelerini dinlerken gözümden yaş gelen insanların biraz daha fazla saygı ile anılması gerekiyor bence.

25 Ağustos 2021 Çarşamba

Bize Çok Büyük Lâflar Değil Çok Küçük Hareketler Lâzım, Doğal Hayatı Korumak Üzerine

Hepimiz geçen ay büyük bir acıyla yangınları  selleri izledik.

Kimi klavyeler hiç susmadı, kimileri üzüntüden hiç ses çıkartmadı  kimileri öfkelendi kimileri ağladı.  En çok da çaresizlik ve bir yerlere el uzatamamak acıttı. Elimizden geldiğince,  güvenilir bulduğumuz yerlere yardım etmeye çalıştık (Ne acı insanın devlet kuruluşlarına güvenemeyip yardım yapacak yer araması, ne acı bir telefon bile alsa devlete de ekstradan iki telefon parası ödeyen bir ülkenin böyle zamanlarda hâlâ her şeyi cebinden karşılamaya çalışması ama konumuz bu değil) 

Küresel ısınmalara söylendik, kötü yapılaşmaya saydırdık. Büyük işleri yapmaları gereken büyük adamlar nerelerdeydiler? Niçin işlerini yapmıyorlardı? 

Ben yapabileceğim şeyi yapmaya çalışıp sürekli konuşmayı, sürekli aynı şeylerden yakınmayı sevmeyen bir insanım. Evet arada söyleniyorum ama oturduğum yerden sadece birilerine saydırarak elime geçen bir şey olacağını sanmıyorum. Yapabileceklerime bakmayı tercih ediyorum.

Kendime dedim ki neler yapıyorsun, başka neler yapabilirsin Handan? 

Doğa için yaptıklarımı sıraladım.

Çöplerimi ayrıştırıyorum. Camları, kâğıtları, giysileri. Ha devede kulak onlar Handan diyebilirsiniz. Olsun, deveye yapabileceğim bir şey yoksa kulağa odaklanabilirim belki. 

Yağ atıklarımı biriktiriyorum. Atık yerleri var bizim sitenin içinde ama olmasaydı da biriktip çöpe bırakırdım.

Çocuklar küçükken sokak kıyafetlerini her gün yıkamazdım,eve gelince kapı arkasında asarlardı, evde temiz kıyafetlerini giyerlerdi. Sokağa çıkacakları zaman da diğerlerini. 

Spor yaptığım kıyafetler için de aynı şeyi yapıyorum. Terli kıyafetleri asıyorum. Ertesi gün yeniden giyiyorum. Ben temizken o kıyafetlerde ne ter kokusu oluyor ne bir şey.

Pandemide de her şeyi sürekli yıkamadım. Balkona asıp havalandırdım. 

Üç günde bir değişen çarşaflar, her gün alınan uzun duşlar, dakika başı çamaşır suyu dökmeler falan aslında doğal hayata yaptığımız zararlarin içinde.  

Yazın aşırı klima çalıştırmamaya çalışıyorum örneğin . Sadece nefes alamayacak kadar nemliyse açıyorum . Kışın evde yazlık kıyafetlerle dolaşacak kadar sıcak olmasın istiyorum. Gece yatarken ısıtıcıyı kapatıyorum. (Varken öyle yapıyordum yani :)

Gideceğim yerlere mümkün olduğunca yürüyorum. 

(Hayalperest söyleyince aklıma gelenleri de ekleyeyim) 

Mutfak musluğum su tasarruflu. Az akıyor. Meyve sebze yıkadığım sularla bitkilerimi sulamaya çalışıyorum çoğunlukla. Dişimi fırçalarken, elimi sabunlarken musluğu kapatıyorum.  En üzüldüğüm duş alırken suyun ısınması için uzun süre akıtmam gerekmesiydi, şimdi o sırada altına kova koyuyorum, o suyla balkon yıkıyorum ya da tuvalete döküyorum.  

İlk aşamada aklıma gelen basit şeyler bunlar. 

Dünyayı yerinden oynatamıyorum, evet ama kendi üzerime düşeni yerine getirmek için uğraşabilirim. Bu da oturduğum yerden hayıflanıp durmamdan bana daha faydalı. 

Belki ambalajlı ürün alımımı azaltabilmek benim ilk hedefim olmalı. Öyle çok dönüşüm çöpüm çıkıyor ki. Bu konuya odaklanmalıyım.  

Aldıklarımın bozulup atılması engellemeliyim. Bayat ekmekleri değerlendiririm. Domatesler yumuşadığında buzluğa atarım, sonra çorba yaparım. Son kullanma tarihi geçen şeyleri hemen çöpe atmam, tadında bozulma yoksa tüketirim. Ama yine de çürümüş sebzeler olabiliyor. Zira şu günlerde pek minimalist market alış verişi yapamıyorum. Hem internetten sipariş verdiğimden hem de herşeyin fiyatı her an o kadar artıyor ki indirimde görünce biraz depolamak istiyorum. 

Bir de Doğal Hayatı Koruma Derneği'ne üyeliğim geçip gitmiştir artık, yeniden üye olacağı ona.

Bir gün evim olursa bahçesini meyve ağaçlarıyla donatacağım.

Kendi çocuklarıma da bu düşüncelerimi bulaştırmak yapabileceğim en güzel şeylerden biri olacak. Söylediklerim bir kulaklarından girip diğerinden çıksa da yaşadıkları bir şekilde etkiler, kendi evleri olduğunda uygularlar diye umuyorum.

Şimdilik aklıma gelen minik şeyler bunlar.

Evet çoğu şeye el atamayabiliriz ama çocuklarımıza örnek olarak büyük iş yapmış olabiliriz. Hele ki öğretmenler, ah öğretmenler, ne kadar çok çocuğa,  gence dokunabilirler. Muhteşem bir şey değil mi bu :)



24 Ağustos 2021 Salı

Bize Çok Büyük Lâflar Değil Çok Küçük Hareketler Lâzım

Bu haftamın başlığı da bu olsun.

Az önce midem kazınıyor diyerek kendime su alırken aklıma geldi konu. Konu aklımdaydı da yazmak kısmı :)

Kocaman kocaman cümlelere rastlıyorum sık sık. Sonra oturup düşünüyorum anlamlarını. Bana hiçbir şey ifade etmiyor. Evet ulvi bir şey var ama o ne, belli değil.

Hadi çok ulvi şeyleri geçelim. Aklım fikrim yemekte ya karnım açken beni yazmaya getiren kısma bakalım.

Duygusal açlık.

Efendim duygusal olarak açlığımız varsa fiziksel olarak da açlığımız geçmiyormuş. Mantıklı ve fakat benim ne işime yarıyor şimdi bu? Gün 24 saat açım ben. Hiç doymuyorum. Ruhum isyanını böyle dile getiriyor olmalı.

Hımmm.

Neden duygusal açım. 

Evin içinde çocuklarım ve kocamla uğraşıp duruyorum. Onlar beni bunaltıyor, yoruyor kapana kısılmış gibi hissediyorum, kendimle başbaşa kalmayı,  sadece kendim adıma düşünmeyi özledim. 

Peki.

O zaman şimdi nolcek?

Çocukları cami avlusuna mı bırakiim?  Evden mi uzaklaşiim?  E ev benden uzaklaşmıyor ki?  Hepsini terk edip Tibet'te bi manastıra mı kapaniim?  Valla bir ara en büyük hayalim akıl hastanesine kapatılıp bir köşede oturup ileri geri sallanarak günü geçirmekti.

Eh, sanırım ben aç kalmaya devam edeceğim. 

En iyi ihtimalle rejim yapmaya uğraşırken gram hesaplamaktan dünyanın gerisiyle iletişimimi azaltacağım. Başardığım minik şeylere bakıp mutlu olacağım. Bugün giden 250 gram,  yarın yaptığım 160 tane squat (Çömelip kalkma hareketi)  falan iyi hissettirecek.  Kocaman sözcükler değil minicik hareketlerle ayakta kalacağım. O kadar.


23 Ağustos 2021 Pazartesi

Yepisyeni Bir Hafta

Havalar hafiften serinledi, evim rüzgârlı (derken çamaşır makinası aklıma geldi   gidip bir bakayım) (çamaşırları astım, kendime çay doldurdum geldim :)


Yaz yerini yavaş yavaş sonbahara bırakıyor. Ve bence İstanbul'un en güzel mevsimi sonbahar. İnsan ayılıp bayılmadan mis gibi bir havada kendine geliyor.

Geçen hafta yediğim içtiğim derken başka şeylerden bahsetmemişim.


Birlikte ilk doğumgünümüzü kutladığımızda 18 yaşımızdaydık. Any geldi, onun doğumgününü kutladık annemin aşuresi ile :D


Benim atom karınca arkadaşım, enerjin bol olsun. 

Bir başka akşam kardeşim uğradı, masa başında keyifle sohbet ettik hep birlikte.

Cumartesi günü instagrama bakarken ne gördüm?  Hatice Üsküdar'da ve benim bundan haberim yok :) Bensiz haaa diye araya dalınca, dün o ve Nilgün bana geldiler. Erkut Bilgiç ile legolande gömülürken biz de keyifle sohbet ettik. Nasıl güzel geldi anlatamam.


Bu hafta da kuzenimle buluşma ayarlıyoruz. Açık havalarda hafiften sosyalleşmek, özlem gidermek,  kışa girmeden enerji depolamak gibi.


Yalnız geçen hafta düşündüğüm doktor randevularını alamadım, elimden telefonu bırakma kararımı da uygulayamadım, bir kitabı bile bitiremedim. Kendimi bu konularda kınıyorum. Ama çok da kınamayayım yav. Tatil modundayım işte.

22 Ağustos 2021 Pazar

Yedinci Gün , Serbest Gün, Kaç Kilo Vermişim

Sabah kalkar kalkmaz tartıldım ,  yüzüm düştü. Üç yüz gram kadar vermiş gözüküyordum. Sonra pazara gittim, döndüm  bir iki saat geçti, Metos'u da uyanırdım. Birlikte tekrar tartının başına gittik. 

Aradan geçen iki saatte ne olmuş bilmiyorum ama bekliyordum böyle bir şey ,  zira daha önce de yaşamıştım. Bir anda 700 gram daha indi ibre.

Sonuç olarak. 

Günde 1100- 1200 kalori civarı aldım. 

Sadece bir gün 1600 kalori aldım nachos yapınca.

Günde üç dört kuru kayısı dışında tatlı yemedim. Karbonhidrat düşük aldım  proteine yüklendim. 

Her gün bir saate yakın yürüyüş yaptım. Hızlı değildi, aheste aheste dolandım ama dışarı çıktım.

Hemen her gün elli dakika pilates yaptım. Bunun iki tanesi kardiyo pilatesti. Bir gün yapmadım sadece, o gün de ev temizlediydim.

Ortalama günde 300 kalori harcamışımdır.

Akşam sekizde yemek yemeyi kesip öğlen on ikiye kadar sadece su içtim. Öğlen on ikide kahvaltı,  akşam altıda akşam yemeği. Arada yine bir şey yemedim, yani o altı saat yine oruç gibiydi. Altı sekiz arasında çayımı içip biraz kuruyemiş yedim.

Valla açlık hissetmedim dersem Allah Baba çarpar beni, bol proteinli beslendiğim halde gayet de acıktım. Tıka basa doymadım hiç.

Altı günün sonunda 1 kilo vermişim (ilk gün attığım şişkinliği saymıyorum) 1 cm incelmişim (Bence o bir santimden çok olması gerek, kendimi şiş hissediyorum bu sabah). 

Çok fazla değilmiş gibi duruyor ama ben ayda bir kiloyu ancak verebilmiştim daha önce. Üstelik yine kalori sayıyordum ama saate dikkat etmiyordum.

Üstelik bir kilomun hepsi yağdan gitmiş,  belimdeki bir santim incelme bunu gösteriyor.

Bir de,  geçen pazar kendimi bilimum ekmeksel gıdalara gömdükten sonra pazartesi günü c vitamini desteği ile ayağa kalkabilmiştim. Gözlerimi açamıyordum. Salı günü hafifledi, sonrasında geçti. Eğer bugün yediklerimden sonra yarın yine gözümü açamazsam sebebinin ekmek,  tatlı  velhasıl karbonhidrat olduğuna emin olacağım. 


Bu sabah mutlu kahvaltım bu. Simitle bir aşk yaşamaktayım şu an :) Sonrasında aşure hayalleri içindeyim.  Akşama ne sipariş edeceğimizi bile kararlaştırdık Metos'la :D Günlerdir bu iş üzerinde çalışıyorduk :D

Bu bir günlük kaçamak belki kilo verme hızımızı düşürecek ama rejim yapma süremizi uzatacağından uzun vadede daha iyi.  Arada böyle molalar vermekten hiç vazgeçmiyorum, zira elli bir yaşıma çok az kala artık hayatımın hep böyle sağlıklı beslenerek geçmesi gerektiğini biliyorum. (Bu kadar sıkı olmasa da)  ama sevdiğim tadların keyfinden de kendimi mahrum etmeyeceğim. Sonuçta sadece sağlıklı yaşamaya çalışarak yaşamak da sıkıcı anacım. 

Haftaya gün be gün diyet hikâyesini yazmayı bırakıyorum. Burada yapılması gerekenleri özetledim. Belki arada bir kısaca anlatırım. 

Son durum künyesi :

Kilo : 72.5

Bel : 75 cm

Boy: 1.72

Yaş : Neredeyse 51 

Ruh : 20 lerde :D


Tüm bu hafifleme maceram hafifleyelim etiketimin altın. Şurada.

21 Ağustos 2021 Cumartesi

Altıncı Gün; Varoluşumu Sorgulamaktayım

Aslında çok da sorguladığım söylenemez, koskoca kâinatta bir toz zerresiyiz hepimiz. Yaşıyoruz, öleceğiz. Öleceğini bilerek yaşamak olaya renk katıyor elbet. Ölümden sonrası belirsiz. Bilmediğimiz bir kapıdan geçeceğimiz başka bir macera. Çok derinlemesine düşününce sonsuzluk da insanı ürpertiyor. Sonluluk da. Akıl sağlığımız açısından gündelik işlerle meşgul olup içinde bulunduğumuz zaman dilimine odaklanmak gerekiyor. 

Karavanda vakit geçirmeyi belki de bunun için seviyorum. 

Sürekli yapacak bir iş var. Yemek hazırlanacak. O küçük ortamda bu bir meydan okuma gibi. Bulaşık yıkanacak bu daha da zor. Üstelik sınırlı kaynaklarının da bilincinde oluyorsun. O su bitebilir. O tuvalet boşaltılacak. Elektrik yetmeyebilir.

Bütün bunlar seni sürekli meşgul ederken kafan varoluşsal karmaşalara bakmıyor, bakamıyor. Üstelik o küçücük alanın hiç bitmeyen işlerinin bir de keyifli yanı var ki işler bitiyor. Ha?  Yani yapman gereken şeyler bitmiyor ama yaptığın şey bitip yerine yeni bir şey geliyor. Evdeki gibi temizlik yapmam gerek nereden başlasam,  yarın yapsam demiyorsun. Ya da başlayınca bir hafta devam etmiyor o temizlik. Ayağına kırıntılar yapışmaya başlayınca süpürgeyi çıkartıyorsun. Beş dakikada tamam.  Tezgâh dağılmış, on dakikada yerinde.

Kapı kapanmıyor, su ısınmıyor, dış lâmba yanmıyor. Hep bir uğraş. Sonra nihayet tamir olanlar olup, yapılabilenler yapılınca ayaklarını uzatıp içinde bulunduğun doğaya bakıyorsun. Sesleri dinliyorsun. Dalga sesi, kuş sesi, kurbağa sesi, cırcır böceği sesi, yağmur sesi. Öylece kayboluyorsun. 

Saat 10.00. Evde herkes uyuyor. Ben de dışarıdan gelen kuş seslerini dinliyorum. Karavanda değilim ama bakış açım daha bir sakinledi sanki. Bir şeyler beklemek yerine birşeyler yaşamayı öğrendim. Ah yine işler işler diye yakınmak yerine onları yapabiliyor olmaktan mutluyum. Düşünüp durmaktansa hissedip duran bir insan olmak istiyorum. Rüzgârla sallanan yaprakların hışırtısı, uzaktan geçen çocukların sohbetleri, alt kattaki tıkırtıları alıp kendime katıyorum. Midemdeki gurultular ekleniyor, gülümsüyorum. Biraz daha bekleyebilirsin mide, harika bir andayım   yaşıyorum. 

Hava serin, en sevdiğim mevsimin esintileri var . Pelteleşmiş halden sıyrılıp hafif hafif harekete geçmekteyim. Günün bu pırıl pırıl ilk saatleri beni dünün kirlerinden arındıyor. Allah biliyor ya buna çok ihtiyacım vardı. 

Bugün yediklerimden bahsetmeyeceğim. Beni yiyenlerle savaşma modundayım. 

Yarın kilomu ve bel çevremi bildirip bu seriyi bitireceğim. 

Şimdi biraz şu koltukta sessizce oturup sadece duracağım. 

Öptüm hepinizi.