Blog Mimleri diye yeni bir blog açılmış, ayağının tozuyla da beni mimlemiş:-)
Zor mu beğenirsiniz, uyumlu bir tip misiniz. Zor Beğenirim Mimini cevaplayın, çıkarımı izleyicileriniz yapsın demiş. Sorulara bakalım:-)
Yemek seçer misin?
Ah, ah, keşke keşke seçseydim, nerdeee. Ne bulsam yerim ben.
Tatil için nasıl bir otel tercih edersin?
Şimdiii. Eğer deniz tatiline gidiyorsak sakin ve denize sıfır bir otel arıyoruz. Odadan çıkıp cumburlop deniz:-) Onun dışında gezip dolaşırken otele pek uğramadığımızdan temiz ve rahat olması dışında ekstra bir şey istemem.
Diyelim ki kuzeninin düğünü var. Kıyafetini kaç gün öncesinden ayarlarsın?
Kıyafetim için pek uğraşmam da göbeği indirmek için biraz çaba sarf ederim:-) Büyük ihtimal kot pantolon üzerine bir blüz giyeceğimdir zaten :)
Bir kuaförün var mı?
Ekâbir biri olarak evime en yakın kuaföre gidiyorum. Saçlarım bembeyaz olduğundan mecburen mecburen:-)
Yolda rastladığın arkadaşın sana; "Kilo almışsın sen." dese, nasıl bir tepki verirdin?
Heee aldım derim büyük ihtimal :-) Zaten hayatım yalama gibi bir alıp bir vererek geçtiğinden. Bir tek Bilgehan kırk günlükken "Handan sen kilo mu aldın?" dediklerinde sinir olduydum, yok anacım yumurtlayarak doğurdumdu ben bu çocuğu zaten!
Bikini mi mayo mu?
Yüzücü mayosu, rahat, yüzüp çıktığımda anında kuruyanlarından:-)
Eleştiriye açık mısın?
Eleştiriye açık mıyım? Kimin eleştirdiğine, nasıl eleştirdiğine, eleştiren kişinin kapasitesine falan bağlı.
Eşinin / sevgilinin en beğenmediğin yanı?
Sevdiğim yanı da aynı en sevmediğim yanı da:-) Nasıl mı?
Tuttuğunu kopartır , kafasına taktığını ne yapar ne eder gerçekleştirir benim adam :-) Eh, tatil için izin isterken,veya ne bileyim girmek istediğimiz ama hayır diyen yerlerde cevabı muhakkak evete çevirirken iyi de bana karşı olunca cidden yıpratıcı oluyor.
Boş zamanlarında seni nerede buluruz?
Salondaki koltuğumda çevremde kitap, defter, kalem ve tabletle birlikte:-) Bir de çayım varsa ooh, gel keyfim gel:-)
Ee, karara vardınız mı bakalım nasıl bir tipmişim:-)
Masal Kahramanı, Biz Kimiz Kadınız, Kedili Evin Tarzı, Sessiz Prenses, Hayat İzlerim... Ben de sizi ebeledim :)
14 Haziran 2015 Pazar
13 Haziran 2015 Cumartesi
İşte Böyle Bir Şey :)
Sumo güreşini robotlar yaparsa nasıl bir şey olur sorusunun cevabını merak edenlere minik bir gösteri. Kazanan robot Bilgiç'in Asumo'su :)
Bu ilk denemesinde üçüncü tura kadar ulaştı, ilerde bir şampiyonluk da görürüz belki, kim bilir :)
Filizlenmek
Balkonda bir köşeye dayalı duran Gandalf'ın asasına kendi kendine bir haller olmuş:-) Be mübarek sopa toprağın yok suyun yok sen nasıl yaprak verdin böyle?
Hepinize günaydın.
Kim ne derse , ne beklerse beklesin yüreğinizden geçenin gerçekleşeceğine emin olduğunuz bir güne açılsın sabahınız :-)
12 Haziran 2015 Cuma
Memleketimin Havasını Soludum Geldim:-)
İstanbul-Trabzon, Trabzon-Giresun, Giresun Görele, Görele- Giresun, Giresun-Trabzon, Trabzon-İstanbul istikametlerinde yapılan yolculukların sonunda evimize döndük..
Allah sizi inandırsın vücudumdaki her kas sızlıyor. İki günü bir spor salonunun hangi sivri zekâlı çıkarttıysa artık oturma kısmında bacak koyma yeri arasında tümsekli yapılmış son derece rahatsız sandalyelerinde geçirmekten ve fonda çocuk bağrışları ile içiçe yaşamaktan dün akşam eve döndüğümde tüm hayalim oğlanların bir an evvel uyuması ve benim sessizliğe gömülmemdi:-)
Şu an tutulmuş olan sırt kaslarım, açılmamakta direnen gözlerim eşliğinde çocukları okula gönderip tatil öncesi son sakin günü uyuyarak geçirme hayalindeyim..
Biraz kendime geldiğimde, kuzenimin tatlı ailesiyle geçen zamanı, sisli manzaraları, teyzemin harika sofrasını, üçüncü tura kadar çıkan Bilgiç'in robotunu, Metos'un kendine yeni arkadaşlar bulduğunu , çocuklarımın Duru ve Osman'la keyifli oyunlarını anlatacağım:-) Bu arada yaptığım sanatları da paylaşacağım tabi.( Sanat yapmak: Fotoğraf çekmek oluyor :-)
Şimdi uyuyakalmadan şu oğluşları kaldırmalıyım.
Hepinize günaydın, çocuklarla yaratıcı, keyifli, bol dinlenmeli, huzurlu, gezip tozmalı harika bir yaz tatiline açılsın sabahımız:-)
Allah sizi inandırsın vücudumdaki her kas sızlıyor. İki günü bir spor salonunun hangi sivri zekâlı çıkarttıysa artık oturma kısmında bacak koyma yeri arasında tümsekli yapılmış son derece rahatsız sandalyelerinde geçirmekten ve fonda çocuk bağrışları ile içiçe yaşamaktan dün akşam eve döndüğümde tüm hayalim oğlanların bir an evvel uyuması ve benim sessizliğe gömülmemdi:-)
Şu an tutulmuş olan sırt kaslarım, açılmamakta direnen gözlerim eşliğinde çocukları okula gönderip tatil öncesi son sakin günü uyuyarak geçirme hayalindeyim..
Biraz kendime geldiğimde, kuzenimin tatlı ailesiyle geçen zamanı, sisli manzaraları, teyzemin harika sofrasını, üçüncü tura kadar çıkan Bilgiç'in robotunu, Metos'un kendine yeni arkadaşlar bulduğunu , çocuklarımın Duru ve Osman'la keyifli oyunlarını anlatacağım:-) Bu arada yaptığım sanatları da paylaşacağım tabi.( Sanat yapmak: Fotoğraf çekmek oluyor :-)
Şimdi uyuyakalmadan şu oğluşları kaldırmalıyım.
Hepinize günaydın, çocuklarla yaratıcı, keyifli, bol dinlenmeli, huzurlu, gezip tozmalı harika bir yaz tatiline açılsın sabahımız:-)
8 Haziran 2015 Pazartesi
Neyse En Azından Memeleketi Düşünüp Moralimi Bozacak Vaktim Yok
Birazdan dişçiye gideceğim. İnşallah bu sefer olur diye dualarla. Olmazsa , ben haftasonuna kadar yokum, ondan sonra da dişçim yok zira, tam bir kâbus.
Çocuklarla giderim diyordum ama hava karara karara bir hal oldu onları başka zaman götürürüm artık.
Dönüşte Bilgiç'in yarışma öncesinde okuluna gidip robotuna son ayarlarını yaptırması lâzımmış, yine yollara düşeceğiz.
Ütü yapmam gerek.
Ev dandini.
Saçlarımın boyası çıktı iyice..
Çanta hazırlanacak.
Tırınım tıs..
Ben şimdi şu mutfağı toplayayım da öyle çıkayım.
Hepinize günaydın, enerjik bir haftaya açılsın sabahınız..
Çocuklarla giderim diyordum ama hava karara karara bir hal oldu onları başka zaman götürürüm artık.
Dönüşte Bilgiç'in yarışma öncesinde okuluna gidip robotuna son ayarlarını yaptırması lâzımmış, yine yollara düşeceğiz.
Ütü yapmam gerek.
Ev dandini.
Saçlarımın boyası çıktı iyice..
Çanta hazırlanacak.
Tırınım tıs..
Ben şimdi şu mutfağı toplayayım da öyle çıkayım.
Hepinize günaydın, enerjik bir haftaya açılsın sabahınız..
7 Haziran 2015 Pazar
Oyumu Vermeye Gidiyorum
Lütfen, hırsızlar, yalancılar, güzel dinimizi sömürüp sırtından geçinmeye çalışanlar, gözü dönmüşler, katiller, kuzu kılığına girmiş kurtlar, Türküm diyemeyenler, cumhuriyeti sevmeyenler, doğa düşmanları, saltanat heveslileri, kan emiciler , gizli hesapçılar, insanları bölücüler ortalıklardan bi gitsinler artık ya..
Yeniden umudun olduğu bir sabaha uyanalım yarın, ne olur..
Yeniden umudun olduğu bir sabaha uyanalım yarın, ne olur..
4 Haziran 2015 Perşembe
Boşluk-16
-İçeri girmez misiniz Metin Bey, çay demleyeyim , içelim.
- Gelirim ama çayı ben demleyeyim izninizle, siz de oturup dinlenin.
- O kadar çok oturdum ki ayağa kalkmak daha iyi gelecek sanırım.
-Aslında doğru söylüyorsunuz, hareket halinde olmak iyidir diye düşünürum her zaman.
Çayın yanına çıkarttıkları kahvaltılıklarla sofra hazırladılar birlikte. Masaya oturduklarında gerçekten de hareket halinde olmak yatıp durmaktan iyi geliyor diye düşündü Lerzan.
- Hatırladığınız şeyin ne olduğunu bilemesek de en azından hatırlamaya başladığınızı işaret ediyor bence . Bu da çok güzel. Belki bir film sahnesiydi, belki de bir öğrencinizdi . Oğlunuz olsa, ne olursa olsun yanınızda bir hatırası olurdu. Yokmuş gibi yapamazdınız..
- Sanırım haklısınız. İnsan çocuğunu hayatından silip atamaz değil mi?
Metin Bey çantasını açıp içinden minik bir çift patik çıkarttı . El örgüsü, sarı renkli, hiç kullanılmamış...
Gözleri yaşlarla doldu ikisinin de..
Kapı çaldığında sessizce çaylarını içiyorlardı.
- Lerzan Hanım, ışığınızı görünce bir bakayım dedim.
- Merhaba Sarp Bey, hastane havası iyice hasta yaptı beni, Metin Bey sağ olsun evime getirdi. Biz de çay içiyorduk, buyurmaz mısınız?
- Rahatsız etmeyeyim.
-Ne münasebet canım, buyrun.
- Kendinize geldiğinize çok sevindim, korkuttunuz bizi.
- Teşekkürler. Siz tanışıyor muydunuz? Metin Bey Sarp Bey.
- Memnun oldum.
-Metin Bey okuldan öğretmen arkadaşım, Sarp Bey kapı komşum.
- Metin Bey Lerzan Hanım'a iyi geliyorsunuz sanırım. Benim psikoloji bilgim pek işe yaramıyor üzerinde ama siz kendisine gelmesini sağlamışsınız.
Lerzan şaşkınlıkla ona baktı, hani bilmese kendisini kıskanan eski bir sevgili diyebilirdi ona. Sonra mesleki olarak bozulduğunu anladı.
- Benimle bir ilgisi olduğunu sanmıyorum Sarp Bey, zamanlama meselesi aslında. Lerzan Hanım'ın kendisini toparlamaya başladığı bir âna denk gelmişimdir.
- O da olabilir tabi.
- Psikolog psikolojinizi bozmayın lütfen Sarp Bey, önemli olan şu anda daha iyi hissetmem değil mi
Diyerek gülümsedi kadın. Çay servisi yapmak için mutfağa geçtiğinde hâlâ gülümsüyordu. Komik bir şekilde hoşuna gitmişti iki adamın halleri.
Birer çay daha içtikten sonra ikisi de kalktılar.
- Teşekkür ederim ikinize de.
- Ne demek .
- Ne zaman ihtiyacınız olsa söyleyin yeter.
- Metin Bey, sabah okula gelmek istiyorum, eğer siz de gidecekseniz.
- Gideceğim, sabah dokuz gibi size uğrayayım , yürüyerek gideriz.
-Çok güzel olur, teşekkür ederim.
İki adam bahçe kapısının önünde selamlaşarak ayrıldılar. Lerzan da evine girdi. Hiç alt katı toparlamadan doğru yatak odasına çıktı, hazır ruh hali iyiyken hemen uyuyabilmek istiyordu...
Hikâye
- Gelirim ama çayı ben demleyeyim izninizle, siz de oturup dinlenin.
- O kadar çok oturdum ki ayağa kalkmak daha iyi gelecek sanırım.
-Aslında doğru söylüyorsunuz, hareket halinde olmak iyidir diye düşünürum her zaman.
Çayın yanına çıkarttıkları kahvaltılıklarla sofra hazırladılar birlikte. Masaya oturduklarında gerçekten de hareket halinde olmak yatıp durmaktan iyi geliyor diye düşündü Lerzan.
- Hatırladığınız şeyin ne olduğunu bilemesek de en azından hatırlamaya başladığınızı işaret ediyor bence . Bu da çok güzel. Belki bir film sahnesiydi, belki de bir öğrencinizdi . Oğlunuz olsa, ne olursa olsun yanınızda bir hatırası olurdu. Yokmuş gibi yapamazdınız..
- Sanırım haklısınız. İnsan çocuğunu hayatından silip atamaz değil mi?
Metin Bey çantasını açıp içinden minik bir çift patik çıkarttı . El örgüsü, sarı renkli, hiç kullanılmamış...
Gözleri yaşlarla doldu ikisinin de..
Kapı çaldığında sessizce çaylarını içiyorlardı.
- Lerzan Hanım, ışığınızı görünce bir bakayım dedim.
- Merhaba Sarp Bey, hastane havası iyice hasta yaptı beni, Metin Bey sağ olsun evime getirdi. Biz de çay içiyorduk, buyurmaz mısınız?
- Rahatsız etmeyeyim.
-Ne münasebet canım, buyrun.
- Kendinize geldiğinize çok sevindim, korkuttunuz bizi.
- Teşekkürler. Siz tanışıyor muydunuz? Metin Bey Sarp Bey.
- Memnun oldum.
-Metin Bey okuldan öğretmen arkadaşım, Sarp Bey kapı komşum.
- Metin Bey Lerzan Hanım'a iyi geliyorsunuz sanırım. Benim psikoloji bilgim pek işe yaramıyor üzerinde ama siz kendisine gelmesini sağlamışsınız.
Lerzan şaşkınlıkla ona baktı, hani bilmese kendisini kıskanan eski bir sevgili diyebilirdi ona. Sonra mesleki olarak bozulduğunu anladı.
- Benimle bir ilgisi olduğunu sanmıyorum Sarp Bey, zamanlama meselesi aslında. Lerzan Hanım'ın kendisini toparlamaya başladığı bir âna denk gelmişimdir.
- O da olabilir tabi.
- Psikolog psikolojinizi bozmayın lütfen Sarp Bey, önemli olan şu anda daha iyi hissetmem değil mi
Diyerek gülümsedi kadın. Çay servisi yapmak için mutfağa geçtiğinde hâlâ gülümsüyordu. Komik bir şekilde hoşuna gitmişti iki adamın halleri.
Birer çay daha içtikten sonra ikisi de kalktılar.
- Teşekkür ederim ikinize de.
- Ne demek .
- Ne zaman ihtiyacınız olsa söyleyin yeter.
- Metin Bey, sabah okula gelmek istiyorum, eğer siz de gidecekseniz.
- Gideceğim, sabah dokuz gibi size uğrayayım , yürüyerek gideriz.
-Çok güzel olur, teşekkür ederim.
İki adam bahçe kapısının önünde selamlaşarak ayrıldılar. Lerzan da evine girdi. Hiç alt katı toparlamadan doğru yatak odasına çıktı, hazır ruh hali iyiyken hemen uyuyabilmek istiyordu...
Hikâye
Ben Küçükken
Sevgili Deep ve Şenay beni mimlemişler:-) Ay ben bayılırım eskileri anlatmaya :-)
Ben küçükken gayet geveze ve dönemin bütün şarkılarını kendince yorumlayan bir çocukmuşum. "Göslerimden göslerimden ayırma kiç nolur" diye söylediğim şarkıları babam kasete kaydettiğinde henüz iki yaşımdaymışım,( Bakınız) bir de yarım saat boyunca "Esinesinesine" diye bir gayda tutturduğum kaset kaydı var ki akıllara ziyan:-)
Üç yaşında minik piyanomda notaları çalıyormuşum, ilkokulda mandolin, ortaokulda ud çalmayı öğrendim. Babamın en büyük keyfi ben elime udunu aldığında kemanını kapıp yanıma gelmekti:-) ( Bakınız)
Tabiii ki çok hayalperesttim. Evin kapısına tırmanıp dağlara tırmanan Heidi olduğumu düşünürdüm.
Kitaplarımı yanıma dizip içlerinde kaybolmayı çok severdim. Sonra bir arkadaşım köy okulunda öğretmen olduğunda ona yollamaya karar verdim o kitapları ama yollayamadım:-) Gidip yenilerini alıp gönderdim, benimkiler içerde çocukların kütüphanesinde:-)
Süt içtiğim biberon bir yerde unutulduğunda bir daha da süt içmemişim. Taa ki kardeşim doğana kadar. Sanırım sürekli kardeş isteyip doğduğu için çılgınca mutlu olduğum halde hafiften bir kıskanma modu olmuş. Ama inanın ancak bu süt meselesinden bunu çıkartıyorum, asla ama asla düşünmedim kıskandığımı.
Kardeşim benim bebeğimdi, onunla saatlerce oynardım. Harika bir kardeşti, iyi ki istemişim. Sandalyeleri devirip üzerinde sallanırdık, çadır yapardık. Evcilik oynardık ki burada en değerli şey benim pötibör bisküvileri suyla ezip yaptığım yemekti.( He canım aynen öyle, ıyk:-) ( Aslında çocukluğumuzu Kürşad anlatmalı, her bir ayrıntıyı hatırlar o ablasının aksine:-)
Kesinlikle yaramaz bir çocuk değildim ama bir sene arayla aynı dizimi aynı yerden yardığımda babam dikiş attırmak yerine fermuar takalım kızım demişti:-) İki metreden uçup paslı tenekelerin arasına düşmüslüğüm, yeni çıkmakta olan dişlerimin uzerine çakılıp onları uzatmışlığım, sütlü kahveyle karnımı, türk kahvesiyle alnımı, çaydanlıkla düşüp elimi yakmışlığım vardır. Bir de yokuş aşağı giderken freni olmadığını fark ettiğim bisikletle parkın çitlerine geçmişliğim :-)
Mahallede herkes benden küçük olduğundan onları sıraya sokup okula götürürdüm.
Ortaokuldan lise sona kadar bütun yaz tatillerini odamda geçirdim desem yeridir. Kitap okur, hikâyeler yazar ve trt3 dinlerdim.
Mutlu bir çocuktum. Sevildiğimi bilirdim. Babamın güzel kızım, akıllı kızım sözleriyle büyüdüm. Güzel olduğumdan da akıllı olduğumdan da o kadar emindim ki :-)
Dünyada bir insanın sahip olabileceği en büyük zenginlik de budur bence:
Sevgi dolu bir aileyle geçirilmiş güzel bir çocukluk...
Hımm, Selen, Mehtap, Mevlüde , Nesrin, Bitli Turist, Uyuşuk Hayalperest, ben de sizleri mimleyeyim, yazın bakalım çocukluk hallerinizi:-)
Ben küçükken gayet geveze ve dönemin bütün şarkılarını kendince yorumlayan bir çocukmuşum. "Göslerimden göslerimden ayırma kiç nolur" diye söylediğim şarkıları babam kasete kaydettiğinde henüz iki yaşımdaymışım,( Bakınız) bir de yarım saat boyunca "Esinesinesine" diye bir gayda tutturduğum kaset kaydı var ki akıllara ziyan:-)
Üç yaşında minik piyanomda notaları çalıyormuşum, ilkokulda mandolin, ortaokulda ud çalmayı öğrendim. Babamın en büyük keyfi ben elime udunu aldığında kemanını kapıp yanıma gelmekti:-) ( Bakınız)
Tabiii ki çok hayalperesttim. Evin kapısına tırmanıp dağlara tırmanan Heidi olduğumu düşünürdüm.
Kitaplarımı yanıma dizip içlerinde kaybolmayı çok severdim. Sonra bir arkadaşım köy okulunda öğretmen olduğunda ona yollamaya karar verdim o kitapları ama yollayamadım:-) Gidip yenilerini alıp gönderdim, benimkiler içerde çocukların kütüphanesinde:-)
Süt içtiğim biberon bir yerde unutulduğunda bir daha da süt içmemişim. Taa ki kardeşim doğana kadar. Sanırım sürekli kardeş isteyip doğduğu için çılgınca mutlu olduğum halde hafiften bir kıskanma modu olmuş. Ama inanın ancak bu süt meselesinden bunu çıkartıyorum, asla ama asla düşünmedim kıskandığımı.
Kardeşim benim bebeğimdi, onunla saatlerce oynardım. Harika bir kardeşti, iyi ki istemişim. Sandalyeleri devirip üzerinde sallanırdık, çadır yapardık. Evcilik oynardık ki burada en değerli şey benim pötibör bisküvileri suyla ezip yaptığım yemekti.( He canım aynen öyle, ıyk:-) ( Aslında çocukluğumuzu Kürşad anlatmalı, her bir ayrıntıyı hatırlar o ablasının aksine:-)
Kesinlikle yaramaz bir çocuk değildim ama bir sene arayla aynı dizimi aynı yerden yardığımda babam dikiş attırmak yerine fermuar takalım kızım demişti:-) İki metreden uçup paslı tenekelerin arasına düşmüslüğüm, yeni çıkmakta olan dişlerimin uzerine çakılıp onları uzatmışlığım, sütlü kahveyle karnımı, türk kahvesiyle alnımı, çaydanlıkla düşüp elimi yakmışlığım vardır. Bir de yokuş aşağı giderken freni olmadığını fark ettiğim bisikletle parkın çitlerine geçmişliğim :-)
Mahallede herkes benden küçük olduğundan onları sıraya sokup okula götürürdüm.
Ortaokuldan lise sona kadar bütun yaz tatillerini odamda geçirdim desem yeridir. Kitap okur, hikâyeler yazar ve trt3 dinlerdim.
Mutlu bir çocuktum. Sevildiğimi bilirdim. Babamın güzel kızım, akıllı kızım sözleriyle büyüdüm. Güzel olduğumdan da akıllı olduğumdan da o kadar emindim ki :-)
Dünyada bir insanın sahip olabileceği en büyük zenginlik de budur bence:
Sevgi dolu bir aileyle geçirilmiş güzel bir çocukluk...
Hımm, Selen, Mehtap, Mevlüde , Nesrin, Bitli Turist, Uyuşuk Hayalperest, ben de sizleri mimleyeyim, yazın bakalım çocukluk hallerinizi:-)
3 Haziran 2015 Çarşamba
Ya Niye Hep Bir Koşturma Halindeyim ki Ben Böyle ?
İki gündür alış veriş merkezlerindeyim. Allah sizi inandırsın en çok oralarda yoruluyorum. Zaten üç gün üstüste dışarı çıkınca bütün hayalim evde patates çuvalı gibi oturmak.
Neyse çocukların eksikleri tamamlandı gibi, iyi oldu. Umarım yarın dişçim falan aramaz da ben de rahat rahat akşama kadar evde dururum:-)
Şimdi ben heyecanla Nadal Djokovic maçı izlemeye giderken sizleri bu sene coşan beyaz karanfillerimle bırakıyorum:-)
Neyse çocukların eksikleri tamamlandı gibi, iyi oldu. Umarım yarın dişçim falan aramaz da ben de rahat rahat akşama kadar evde dururum:-)
Şimdi ben heyecanla Nadal Djokovic maçı izlemeye giderken sizleri bu sene coşan beyaz karanfillerimle bırakıyorum:-)
2 Haziran 2015 Salı
İnsan Yürüyüşten Döndüğünde Daha Bir Canlı Olması Gerekmez mi, Niye Ben Hep Uyuma Modunda Oluyorum?
Haziran ayı gelmiş bile:-)
Dün artık gelenekselleşen dişçi turumda olduğumdan haftalık listemi yapamadım, bu sabah hemen onunla ilgileniyorum:-)
♠Çocuklara iç çamaşırı , pijama, şort falan bakılacak.
♠Haftaya Bilgiç'in yarışması var, bize yine yollar gözüküyor, çantalarla ilgilenmeli.
♠Haftasonu misafirim gelecek. Yani herhalde gelecek, haftalardır denk düşmedi bir türlü.
♠Hâlâ koltukların kaplanmasıyla ilgili bir şey yapmadım.
♠Hikâyemin ruhuna dönüp devam etmeli. Şu an tamamıyla koptum ondan.
♠Kitabımı nereye koyduysam bulamıyorum, onu bulana kadar yenisine başlamalı, iki haftadır iki satır okumadım.
♠Hediyelerimi tamamlayıp çekilişimi yapayım, civcivler kart horoza dönüşecek ben fırsat bulup da ilgilenemezken. ( Civciv çıkacak kuş çıkacak dediydim ya oradan çıktı horoz, bakma öyle ne diyo bu kız diye:-)
Roland Garros izlemekten fırsat bulursam şimdilik yapacaklarım bunlar:-)
Kopartıp suya koyduğum minicik bir dal çiçekten köklenen hanımelimin ilk çiçekleriyle günaydın diyorum hepinize..
Harika bir güne açılsın sabahınız:-)
Dün artık gelenekselleşen dişçi turumda olduğumdan haftalık listemi yapamadım, bu sabah hemen onunla ilgileniyorum:-)
♠
♠Haftaya Bilgiç'in yarışması var, bize yine yollar gözüküyor, çantalarla ilgilenmeli.
♠Haftasonu misafirim gelecek. Yani herhalde gelecek, haftalardır denk düşmedi bir türlü.
♠Hâlâ koltukların kaplanmasıyla ilgili bir şey yapmadım.
♠
♠Hediyelerimi tamamlayıp çekilişimi yapayım, civcivler kart horoza dönüşecek ben fırsat bulup da ilgilenemezken. ( Civciv çıkacak kuş çıkacak dediydim ya oradan çıktı horoz, bakma öyle ne diyo bu kız diye:-)
Roland Garros izlemekten fırsat bulursam şimdilik yapacaklarım bunlar:-)
Kopartıp suya koyduğum minicik bir dal çiçekten köklenen hanımelimin ilk çiçekleriyle günaydın diyorum hepinize..
Harika bir güne açılsın sabahınız:-)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


