12 Nisan 2014 Cumartesi

Sabah


Bilgiç'in kitabını kaptım, sudoku çözüyorum. Kafa dinlendirmek için birebir. Tablette de sudoku var ama ondan aynı keyfi alamıyorum, kâğıt kalem ve silgi harika şeyler:-)

Bu arada oğluşum da yarışmaya gitti. Öğretmenine teslim ettik, bakalım ne yapacaklar:-)  Yarışmada derece alacaklarıni sanmam ama katıldıkları için çok mutluyum. O heyecan yaşanması gereken bir duygu:-) Hem de birşeyler yaptıkları için pek gururlular:-)

Dayımın duası var bugün, gidemiyorum tabi. Ne aklıma geldi şimdi biliyor musun? Dayım da sudoku çözmeyi çok severdi. Her gittiğim yerden ona kitaplarından alırdım. Danca anlamadığımdan Danimarka'dan en zorunu getirmişim, onunla boğuşuyordu. Eminim şimdi Bilgiç'in yanındadır. Değil mi?

Yağmur usulca yağmaya devam ediyor. Dışardan kuş civıltıları geliyor. Metos ve ben yalnızız. Ev sessiz ...

Hepinize günaydın.

11 Nisan 2014 Cuma

Bu Gece

Kitap okuyasım yok. Film izleyesim yok. Dizi izleyesim de yok oysa kaydettiğim bir iki dizim vardı. Uykum da yok.

Ne yapsam, ne yapsam...

Pufff....

Mutfağa gitmeye üşenmesem bir meyva yerdim belki ama zıplayamayacağım şimdi oraya kadar. Çocuklara bağırıp sesimi duyurma hakkımı birazdan kapatın bilgisayarı artıık diye çığırırken kullanacağım.

Şarkı bakayım dedim, yok.

Fotoğraf bakayım dedim, yok.

Şu camı açıp biraz soğuk hava çekeyim içime bari.

Aaa, çocuklar ben ciyaklamadan çıktılar odadan, armut yiyorum şimdi. He canım iyisinden, tı tı tı :-)

Bu Sabah Yağmur Var İstanbul'da

Ben de arşivimde dolaşıp yağmur fotoğraflarıma baktım biraz.


İzmir'deki dut ağacım ne güzeldi. Hele mayıs ayı gelince sürekli onun başındaydım:-)


Bu fotoğrafın çok da sevdiğim bir şiiri var, şurada.



Yalova'daki evimizin penceresi yağmur yağdığında çok hoşuma gidiyordu:-)



Bu da sahile yapılan bir yürüyüşten:-)


Yağmur ve gölge fotoğrafını çekmeyi sevdiğim iki şey:-)


Parkın havuzunda tam bir son bahar pozu:-)


Sessiz sakin bir yagmur altında yürüyüş çok güzel gelir bazen.


Ve yağmurun en güzel hediyesi:-) 


Pek de Sevimsizler Ama


Anacım benim eklemlerim zaten sağlam değil. Elim koluma da yüklenmeye gelmiyor. Çaresizce debelenmem üzerine Can gidip bunları aldı bana. Zaten Polyanna dediğin de koltuk değneksiz olmazdı di mi?

10 Nisan 2014 Perşembe

Biraz Eğlenelim Anacım :-)

Kös kös otururken sıkılıyor insan haliyle. Oyun oynayalım hadi.

Bir keresinde istop oynamıştık (bknz), çoğunluk birbirini tanıdığına göre sanırım yine yapabiliriz:-) Bahar geldi ne de olsa, piknik ve istop zamanıdır:-)



Şöyle oynayacağız:

Gelen birisinin ismini söyleyecek. Kendisine top atılan kişi de onu başkasına aktaracak:-)

 İsminizin söylenmesini beklemenize gerek yok, bizde top çok, gelen birisine yollasın.

Akşama bakacağız kimlerin topları kaçmış:-)

E hadi o zaman ben başlıyorum, pek sesi çıkmıyor bugünlerde ama

Daisyyyyyy:-)

Dur bir tane daha atayım :-)

Baharrrr:-)  ( Bakalım hangisi önce gelip tutacak:-)




Günaydın


9 Nisan 2014 Çarşamba

Komik Yanından Bakarsam:-)

Ne yanından bakarsam bakiim kıpırdayamadığıma göre komik kısma yoğunlaşayım bari.

* Daracık duşakabine sığarsınız diyerek değiştirmemize izin vermeyen ev sahibimize teşekkür etmem lâzım. Dört yıldır içinde eğilmem mümkün olmadığından leylek gibi tek bacak üzerinde durmayı öğrenmişim dolayısıyla sol bacağımın üzerinde rahatlıkla dengede durabiliyorum:-)

*Olur da düşman kuvvetlerin eline düşerim de işkenceyle ağzımdan lâf almaya çalışırlarsa diye korkum kalmadı artık, çok rahatım. Anacım benim hemen gözüm kararıyor, bayılma moduna giriyorum, hiç şansları yok:-)

* Kocam bu sayede hiç değilse dolaptaki bardakların yerini öğrenecek, o kadar mesudum ki:-)

*Yıllar önce aldığımız trakkiing bastonu işe yarıyor, paslanmadan kullanmak nasip oldu, boşa gitmedi onca para:-)

* Bir de zırt pırt tuvalete taşınan bi tip olmayaydım....

8 Nisan 2014 Salı

Ne Diyeyim Bilemedim Şimdi

Öğlene kadar bir türlü uyanamadan dolandıktan sonra kalkıp Kadıköy'e gitmek için yola çıktım. Fotoğraf makinasını aldım yanıma. Çiçek böcek çekeyim derken caddeye vardım. Minibüs yolun karşısında duruyordu. Yetişmek üzere adımımı atmamla bacağımdan birşey koptu gibi oldu. Yine de bindim minibüse ama birazdan tansiyonum düştü, zor toparlandım. Kadıköy'de inerken ayağımın üzerine basar basmaz yine gözüm karardı. Kendimi kaldırımın kenarına attım. Taksiye bile gidemedim, annemi çağırdım - ki kırk yılda bir birlikte değildik ha- o geldi.

Neyse çok önemli birşey değilmiş ama kesinlikle sağ bacağıma basamıyorum. Sol tarafla zıplayarak evime ulaşabildim.

Durup dururken nasıl oldu ona da inanamıyorum. Koşmadım, zorlamadım. Ay her sabah yarım saat yürürüm ben güya pek sağlıklı kaslarım olması lâzım.

İyi yönden bakalım, enerjiye ihtiyacım falan kalmadı, pöh....

Pardon Bende Kalmamış da Bir Fincan Enerjiniz Var mıydı Acaba?

İki gündür tembellik yapıyorum. Dün akşam saat onda yattım, daha kafamı koymamla uyumuşum, sabaha kadar. Zannedersin ki sabaha dinç uyanırım nerde, akşama kadar uyuyabilirim sanki...

Evim benden ilgi alâka bekliyor. Kalkıp iş koyulmam gerek ama kılımı kıpırdatasım yok.

Kitabı okurken oradaki maceralar bile beni yoruyor, mola veriyorum okumaya.

Biraz enerji istiyorum... Çok şey mi istiyorum bilmem...