16 Mart 2015 Pazartesi

2

-Anne bak, artık dayanamıyorum cidden, ben pembe olsunlar istedim, pembeee..
-Bunlar da pembe annecim.
-Bu pembe mi, fuşya bu... Bu da çingene pembesi.. Bu da mor.. Öf ya öf ya...

Onlara doğru bıkkınlıkla baktıktan sonra yiyecek reyonuna gitti. "Annee yaa" ları müteakip "annecim"lerden o kadar sıkılmıştı ki artık.( Anneler çocuklarına neden annecim derler ki zaten? Neden yani?)

Evlilik teranelerinden, sonu gelmeyen isteklerden. Kürdanına kadar her şeyin en az iki üç model alınışından. Evlendikten sonra hayat bitiyordu da bir daha alış veriş yapılamayacaktı sanki. Mazallah tepsinin örtüsü olmazsa dünyanın sonu gelirdi. Tencere falan eksik kalsaaaaa... Tabi bunları demesi halinde yazık, kıskanıyor damgası yemekten öteye gidemeyeceği için susuyordu. Zaten o yıllardır hep susuyordu. Cıvıl cıvıl , korkusuz, çılgın gençliği onu bir aşkın peşine  düşürüp herşeyini kaybettiğinden beri susuyordu. Aptallık etmişti, cezasını çekiyordu. İç geçirdi, daha ne kadar çekecekti bu cezayı, daha ne kadar katlanacaktı bir sürü manasızlığa..

-Ablaaaa, şu anneme bir şey söyle...

Hah işte bir saniye mola yok bana diye söylenerek yanlarına doğru yürüdü. Hay senin pembene de fuşyana da, ilçeyle ilin arasındaki farkı sorsam bilmez, somon rengi ile lila arasında kaç ton var sıralar.. Ressam, tasarımcı falan olsa neyse diyeceğim, hayatta tek bir meşgalesi alış verişten öteye gidememiş , oğlanlara göz süzme ve bir milyon makyaj malzemesini itinayla yüzüne nakşetme dışında bir yeteneği olmamış sabahtan akşama kapris yapma ve mutsuzluk abidesi kardeşim benim..

O tarafa doğru ilerlerken yanından geçmekte olduğu adamla market sahibinin konuşmasını duydu.

- Sizin oraya günübirlik gidip gelecek birisini bulmanız biraz zor. Uzak ve sapa yerde kalıyorsunuz, gün aşırı gelmesi bile zor.

- Ayda bir gelen de bir işime yaramıyor. Zaten tek kaldım, iş arkadaşım rahatsızlanıp gittiğinden beri yenisi atanmadı, başa çıkamıyorum her şeyle.

-Eşinizin gitmesi kötü oldu değil mi?

Bu söz üzerine başını çevirip adama bakan kadın sinirden patlamamak için kendisini zor tuttuğunu görerek gülümsedi. Hatırlamıştı onu, zaten bu küçük yerde herkes orman korucularını tanırdı. Dağın en tepesindeki evde kalandı bu, evli olduğu için büyük ve güzel yer ona verilmişti. Babası anlatmıştı geçen yıl. O evi ne çok severdi küçükken. Yazın oraya giderlerdi arkadaşlarıyla, koskocaman dağın en tepesine kadar yürürler, en son orada mola verirlerdi. Eski korucu ve eşi çok tatlı insanlardı, kendilerine soğuk içecek ikram ederler, yalnızlıklarının ortasına düşen bu çocuklarla sohbet etmeyi çok severlerdi. Her yer uğurböceği olurdu, üzerlerine umursamazlıkla konarlar , saçlarının arasından çıkamayan kimileri eve döndüğünde gülümsetirdi onu.

Bir anda kendisini gülümseyerek adama bakarken buldu hatıralardan sıyrıldığında, adam ona pek gülümsemiyordu gerçi..

-Komik bir şey mi var?
-Ah, hayır hayır.. Sizi duyunca evinizin olduğu o güzel tepe geldi aklıma da.. Neyse, affedersiniz, ben ...

Kardeşi ilk defa imdadına yetişmişti hayatında.

-Ablaaaaa, gelsene yaaa.

1 yorum:

  1. gençlik zamanı verilen ani kararların bedelleri ağır olabiliyor..

    YanıtlaSil