18 Ekim 2021 Pazartesi

Önyargılarımı Yıkmak


Hayatımın ilk elli yılı beynim genellemeler, sebep sonuç ilişkileri, varsayımlar biriktirdi. Ve bu beni her geçen gün daha önyargılı hale getirdi. Çocukluğumun o saf halini özlüyorum. Artık bu yaşımdan sonra ilk amacım önyargılarımı kırmak. Deneyimlerimi görmezden gelip yeni deneyimlere şans vermek. Her şeyi bilmiş havamdan sıyrılıp yeniden öğrenmeye başlamak. 

Bütün teorilerin bilimum istisnası varsa o istisnaları genellemek, görmezden gelmek, istisna diye hesaba katmamak olmaz. 

Öyle çok, öyle çok önyargılarımız var ki. Beynimiz düşünmeden otomatiğe bağlamış, koskocaman dünyamızı küçültüp küçültüp bizi nefessiz bırakmış, biz de dünyaya suç buluyoruz.

17 Ekim 2021 Pazar

Zekâ

Okuyacağım kitabı ben mi çağırıyorum acaba? 

Bugün elime alıp hevesle başladığım ilk kitaptan sıkıldım. 

E- kitap olarak elime aldığım ikincisi de korsan bir kitapmış herhalde öyle küçüktü ki yazıları göremeyip bıraktım.

Onu okuyamayınca Z harfi ile başlayan başka kitap aradım Osho'nun Zekâ diye bir kitabına başladım ve daha ilk sayfasından geçen hafta aklımdan geçenlere ışınladı beni.

Geçen hafta ateş başında çay keyfi yaparken sıcaklayıp da geri çıktığımda şu ateşin içinde yanmak nasıl acı verici bir şey dye geçirdim aklımdan. Cehennem denilen yerde çekilen acılar inanılmaz olmalı.

On dakika sonra karnıma çayı döküp acıdan nasibimi aldım bi güzel :P

Sonra kafam bununla meşgul olmaya başladı. 

O arada Rahel Tanrı'yla Hesaplaşıyor kitabına başladım. Ve Rahel kendisine inanmadıkları için insanları cezalanıracakken Tanrı'ya şunları söyledi.

Hayır, Tanrım bu olmamalı, eğer merhametin sonsuz değilse,  Sen de sonsuz olamazsın - o zaman - Sen -de-Tanrı- değilsin. 

Ne kadar doğru geldi bu sözler bana.

Ben sıradan bir insanım, bütün dileğim hayatımı insanca yaşamak. Aklımın bir sınırı var, yeteneklerimin bir sınırı var, hayatımın bir sınırı var. Ben çocuklarım ne yaparlarsa yapsınlar hâlâ içimde merhamet hissediyorsam ve cezayla dayakla insanların yola gelmeyeceğini biliyorsam beni yaratan yüce varlığın bunu benden iyi bildiğini düşünüyorum. 

Dolayısıyla "Esirgeyen ve bağışlayan Allah'a"  inanıyorum. 

Sonra dünyadaki halimize baktım. Bedenimize. Bedenimiz bile çok büyük acılarda kapanmak üzere tasarlanmış. Acın büyük olunca devreler kapanıyor bayılıyorsun. Sarmalanıp korunuyorsun.

Beni yaratan neden beni cehennem ateşlerinde yakmak istesin?( Her ne kadar gitmesi gereken bir çok insan olduğunu düşünüp,  oh olsun moduna girsem de)  Tıpkı cennetin hurmalarla ballı ırmaklar gibi sığ bir yer olmayacağını düşündüğüm gibi cehennemin bambaşka bir şey olacağını düşünüyorum. Beni yenileyecek, bana öğretecek, beni kötü benliğimden sıyırıp iyileştirecek bir şey olmalı. Yüz sene yansam öğreneceğim şey bunlar olmaz bence. 

Neyse çok polemiğe girmek istemiyorum. Sadece şimdi açtığım kitabın ilk sayfalarında da şu cümleleri okuyunca,  bir haftada iki kitap, bunları ben mi çağırıyorum kendime dedim :)


"Korku pas gibidir : O tüm zekâyı yok eder. Şayet birisinin zekâsını yok etmek istersen,  ihtiyaç duyulan ilk şey korku yaratmaktır : Cehennemi yarat ve insanların ondan kokmasını sağla. İnsanlar cehennemden korkar hale geldiğinde gidip din adamlarının önünde eğileceklerdir."


Şimdi gidip özgür günümün son saatlerini keyfimce değerlendireyim.

Geçen denememe göre bir nebze daha iyiydim ama sabah metroya binip oyuncak tabanca almaya gitmek isteyen oğlum ergen halimden çıkmama sebep oldu.

Şimdi de yanımda bu biçimsiz saatte uyuyan Can'a ya git yatağında yat ya da kalk dememek için kendimi zor tutmaktayım. Sabahın beşinde kalkacak, nasıl uyuyacak nasıl kalkacak. İşte bu salak düşünme halleri beni mahvediyor. Bana nee.. Nasıl yatarsa nasıl kalkarsa kalksın.

Gidip bir çay alayım, çiyzkekykimin son kısmını da götüreyim.

İyi geceler.

Özgür Günüm


 Bugünü özgür günüm ilan ettim, ergene bağlamayı düşünüyorum. 

Ergene bağlamak,  dört kişilik düşünmeyi bırakıp sadece kendi yapacaklarımı yapmak. 

Yoksa ergenler sabahın sekizinde  kalkıp kirli pizza tepsisi sürtüp pazara gitmek üzere hazırlanmazlar, biliyorum ama. Yapmak zorunda değilim modunda kalkınca amaaan bütün gün benim zaten, yapiim de aradan çıksın diyorum ilginç bir şekilde. 

Şimdi pazara gideceğim, dönüşte fırına uğrayıp yeniden düzenli beslenmeye başlama öncesi son günümün tadını çıkartacak şeyler alacağım, eve dönüp keyfime bakacağım.

Telefonumdaki bütün oyunları sildim, hahah, oynayacak bişey bulamadıkça yazı yazıyorum, kitap okuyorum, yakında yapbozun başına bile geçerim.

Yağmurlu bir sabah. Yeni kitabıma gömülmek için harika bir ortam. 

Hepinize mutlu pazarlar.

Siz de bırakın çamaşırı bulaşığı, bugünü,  hiç değilse bir kaç saatini kendinize ayırım. Dale Carnegie'nin Üzüntüyü Bırakıp Yaşamaya Bak kitabında söylediği su geçirmez bölmelerden birisinin içine girip ergene bağlayın. Bak valla düşünüp niyet etmesi bile güzel.

16 Ekim 2021 Cumartesi

Elimdeki Fotoğraflarla Anlatayım Bari


Tatil hayalleri kurarken ekim ayında gidilecek en güzel yerin Antalya olduğuna karar verdik. Her ne kadar Ege'yi çok sevsek de sonbaharda denize girmek biraz hayal oluyor. Gerçi bizimkiler Antalya'da da giremeyeceğimizi zannediyorlardı,  zira İstanbul çok soğuktu :D

Dedim ki oraya kadar tek seferde gitmeye çalışmayalım, Can'ın Isparta'da teyzesi ve kuzeni var onlara uğrayalım. 

Nitekim cumartesi öğlen yola çıktık akşama onlardaydık. Evleri yerine karavanda yatacak olmamıza zor ikna etsem de çok keyifli bir akşam ve sabah geçirdik. En son yıllar yıllar önce görmüştük birbirimizi.


Pazar sabahı oradan Antalya'ya geçtik. Kuzenim Ferhan Abla'yı hatırlayanlarınız olacaktır. Karavan hikâyelerimi keyifle takip edip bir gün bizi de ağırla diyordu ama İstanbul'a geldiklerinde görüşememiştik. (Babaanne oldu bizim hatun, bebek olunca da dışarı çıkmadılar hiç:) Ona sürpriz bir baskın yaptık. Apartmanlarının bahçesine kurduk Sincap'ı, çay demleyip ağırladım :)


Sonunda o günün akşamında Alanya yakınlarındaki İncekum kamp alanına vardık, orayla ilgili ayrıntıları bir sonraki yazıda anlatacağım ama buraya kamptaki ikinci gecemizde Can'ın ablası eniştesi yeğeni ve ailesi ile buluştuğumuzu söyleyeyim. 9 kişi 2 köpek 1 karavan 3 çadır :D 

Can ile tatilin ilk günlerine mutluluk dağıtma turu adını taktık. 

İşin ilginci bu ilk günler bize ekstradan geldi. Normalde salı günü başlıyordu,  çocukların okulu açıldığından haftasonu dönmek zorundaydık. Üç gün eski izinlerimizden kullanmak için dilekçe yazdık, mucizevi şekilde izni verdiler.  

Ballıyımdır ben biraz :)








13 Ekim 2021 Çarşamba

Alanya, Fotoğraf Makinalarımdan Ne İstiyorsun ?

Günlerdir evde deli gibi osmo kameramı arıyorum, yok. Çantalarıma, ceplerime baktım, karavana indim baktım, yok. Son umudum arabada olması. Orada da yoksa gitti yine makinamla fotoğraflar.

Yine diyorum, zira bundan 25 sene evvel Can,  Kürşad ve ben gitmiştik Side'ye. Alanya'yı gezmiş dönerken yol kenarında denize girelim demiştik. Deniz de sahil de kötüydü, yarım saat olmadan geri dönmüştük ama bir baktık ki arabadan bir çantamız çalınmış. Her şeyi de o çantanın içine tıkmıştık. Güneş gözlükleri, mp3 çalar, babamın praktika marka fotoğraf makinası ve dört  gün boyunca gezdiğimiz her yerin fotoğraflarının olduğu filmler. Babacığım gıkını çıkartmamıştı çalınan makinasına ama bizim için Alanya pek kötü kaldı hatıralarımızda. Köprülü Kanyon, Aspendos, Side, Alanya, Manavgat, gezdiğimiz her yerin fotoğraflarının gitmesi de ayrıca üzücüydü. Tek şansımız cüzdanlarımızın o çantada olmamasıydı. 

İşte şimdi de yok makina. Bit kadar bir şey, umarım bir köşeye sıkışmıştır arabada. Aile fotoğraflarımız hep ondaydı. Malum geniş açı çektiği için ben onu selfi kamerası olarak kullanıyorum. Hem biz hem de arka plândaki her şey çok güzel gözüküyor. Neyse ki en azından şu karavandan çıkma videosunu yüklemişim telefonuma. 

Konuyu değiştireyim.

Günlerdir çamaşır yıkıyorum ve bir dargın bir barışık havada kurutmaya çalışıyorum. Ormanda kamp yapınca her yerimiz toprak oldu. Sandaletleri bile makinaya attım. Terlikleri omolu suya bastım. Daha karavana inmedim, oranında sıkı bir süpürülmeye ve hatta halısının silinmesine ihtiyacı var. 

Can dün arızalarını tamir etti.

Mover çalışmıyordu dönüşte, elle itmek zorunda kalmıştı bizimkiler. Aküden çıkmış kablosu ama onu bulana kadar bütün depoyu boşaltmak zorunda kalmış. 

Akümüz bitmişti kampta, şarjda unutmuş Can bir şeyi . Dolmuyordu yeniden. Neyse yola çıkmadan önce dolmaya başladı.

Ocak çalışmadı. Ben söküp bakmıştım ama o bir parçasını daha söküp oradaki pislikleri temizlemiş. Çalışıyor şimdi dedi. Tabi kendi gözümle görmem lâzım zira gitmeden önce de çalışıyor demişti, bir cezve suyu iki saatte kaynatabilecek şekilde yanıyordu :/  Küçük tüpümüz vardı, sorun çıkmadı ama içerideki ocak gerçekten çok pratikmiş, dışarıdaki tüp çık dışarı gir içeri yaptırdığından yorucu oldu. Neyse ki Can'ın ablası da bizimle kaldı kampta da bana yardım etti. 

Kamp alanını,Köprülü Kanyonu, Manavgat Şelalesini (aman sakın gitmeyin ,  yani alış veriş için ya da kafe için gidin isterseniz de şelale içi girmeyin),  Alanya Kalesi'ni, Kızıl Kule'yi, Tersane'yi,  Alana Arkeoloji Müzesi'ni anlatacağım. Müze kartı aldım uzun zaman sonra yaa, bu sene her ay en az bir müze gezmeyi hedefliyorum. 



Hazır hakkında yazmışken Manavgat Şelalesi'nin tek fotoğrafını da koyayım da aradan çıksın. 

7 lira verip içeri giriyorsunuz, bilimum dondurmacı, kafe, hediyelik eşya dükkânı arasında şöyle bir teras var ve şelaleyi bu noktadan görüp fotoğraf çekip çıkıyorsunuz. İşte bu kadar :(

Şimdi gidip çamaşırlarıma bakayım, kurumuşlar mı?  Neyse en azında kalorifer yanmaya başladı da evde kurur bari.

12 Ekim 2021 Salı

Elli Bir Bebeğim. Yolun Yarısı Diyelim Biz Buna :D


Yürüyüşten dönüp kendimi koltuğa attım. Oğlanlara kahvaltıyı bu sabah bana hazırlarsınız artık dedim :D Biri sofrayı kuruyor, diğeri sucuklu yımırta pişiririyor. Metehan'a babanı da kaldır da domatesi de o doğasın diye akıl verdim. Üç erkekle yaşayınca bilgisayara komut verir gibi vermezsen error veriyorlar zira,  far görmüş tavşan gibi kalakalıyor benimkiler :D

Şimdi Can kalktı, bana şımarık bir doğumgünü çocuğu görüyorum diyerek geçiyor yanımdan.

Eee,  olucam tabi.


İyi ki doğmuşum :)



Ve bu güzel fotoğraf da bu sabahtan. 

Anne olma günün kutlu olsun anneciğim.  

10 Ekim 2021 Pazar

Eve Dönüş







 Dün sabah... 

Daha dün sabahın altı buçuğunda kalkıp bu fotoğrafları çekmiştim. Yedi buçukta hamakta sallanıyordum. Sekizde kendimi denize atmıştım.

Bugün yağmurlu bir sabaha uyandım. Çiçeklerim solmuşlar, onları suladım. Çamaşır makinası doldurdum. Çöplerimi pazar arabasına doldurup pazara giderken camları kumbaraya, kutuları geri dönüşüme attım.

Mangal yapılmasından bıkmış bünyem sebzelere saldırdı. Bir de lüfer gördüm, ağzım kulaklarımda.

İnsanın en büyük zenginliği harika bir tatilden döndüğünde özlediği bir evi olması sanırım.  Yapacak çoook işim var ama olsun. Hepsi bir bir biter.

Hepinize iyi pazarlar. Paylaşacağım çook şey var, tatilde Bilgiç bir hafta boyunca toplamda on beş dakika girdiği denizde telefonunu mayosunun cebinde unuttuğundan hep beni telefonuma el koyup internetimi de bitirdiğinden ancak şimdi gelebiliyorum buralara. 

Öptüm sizi.

7 Ekim 2021 Perşembe

Fethi Karamahmudoğlu 07.10 .1942 - 07.10.1999


 Denizi çok sevmemin nedeni gözlerin mi acaba baba?  Seni her düşündüğümde içimi sıcacık yapan,  sevgi dolu gözlerin. Mavinin her tonunda dolaşıp içimize işleyip bizi sarıp sarmalayan.

Kimi dalgalı kimi sakin,  ama her daim yüreğimize uzanan mavi bakışların mı acaba beni denizin delisi yapan. 


Yanımızda olsaydın yetmiş dokuzuncu yaşını kutlayacaktık bugün. Dün bize "bana kaç yaşımda olduğumu sorun" diyecektin. Yetmiş sekizin tadını son bir kez çıkartmak için. Sana hediye seçme telaşına düşmüş olacaktım ,  bir de onun ne olduğunu anlayamayacağın şekilde paketlemeye çalışacaktım.


Ah babacığım, onun yerine yirmi iki sene önce,  yine bugün sana veda etmiş olmanın hüznü var içimde. Yirmi iki sene, dile kolay. Yirmi iki sene.  


Ama nasıl dipsiz bir derya ise sevgin, ben onca zamanı senin gözlerine bakıp sevildiğimi hissederek geçirdim. Onca zamanı senin akıllı kızın güzel kızın olduğumu bilerek, ne aklımdan ne güzelliğimden hiç şüphe etmeden geçirdim. Onca zamanı yanıbaşımdaymışsın da sarılmışsın sıkı sıkı gibi geçirdim.


Bugün senin doğumgünün. İyi ki doğmuşsun, iyi ki benim babam olmuşsun. Birlikte geçirdiğimiz yirmi dokuz sene tüm ömrüme yayılıp beni sarmaladı. Senin kızın olmaktan hep gurur duydum. Ünlü bir sanatçı olduğundan değil, harika bir baba, harika bir öğretmen, harika bir insan olduğun için.

Kaç kişinin kırılan şişeleri bile tamir edebilen, ona oyuncaklar yapan ,  bıkmadan  usanmadan anlatan, öğreten, seven, öpen, koklayan babası vardır ki. 


Seni çok seviyorum.


2 Ekim 2021 Cumartesi

Küçülmek

Küçük anların tadını çıkartıyorum derken kendimi büyük mutlu anlardan alıkoyuyor olabilir miyim diye düşündüm yürürken. (Hâlâ da yürüyorum unutmamak için yazmaya başladım.)

İçimde hep şimdi başıma ne gelecek duygusu var. Çok şükür gelen büyük bir şey yok,  ufak tefek şeyler. Ama başa çıkma kapasitem düştü sanki iyice. 

Migros'un park yerine bıraktığım arabayla oradan çıkmaya çalıştığım gün gibi. Daracık bir yerdi ve ben geri ileri alıyordum sürekli, yapmam gerekeni de biliyordum ama oraya sıkıştım, bir adam halime acıyıp bana "gelgel"  yapmasa sonsuza kadar oradan çıkamayacaktım sanki. İşte aynen öyle hissediyorum şimdi de.

Arada kaçak anların tadını çıkartma konusunda uzmanlaştım ama araba park yerinden çıkamıyor. Ben kısır döngülerimden kurtulamıyorum.

Bu arada annemin kapısına geldim, fonda döne döne "Feeling Good" çalıyor.  Ânın tadını çıkartıyorum.

Bir kaç saat sonra tatile gideceğiz. Can ilave bir kaç gün izin almayı başardı, karavanla yola çıkacağız. Eskiden olsa sadece mutlulukla hazırlanırdım. Şu anda her şeye endişelenmekle meşgulüm. Bunun bir kısmı yaşımdan geliyor, bir kısmı dünyanın hallerinden. Kalanı da halı altına süpürdüklerimden sanırım.

Evet, güzel anların tadını çıkartmayı çok iyi biliyorum. 

Ama arada bardağı gidip doldurmak için yarısı boş demek de gerekiyor sanırım.

Bak, annem hazırlanmamış daha  ben de yazımı bahçede oturup bitiriyorum diye mutluyum şu an.

Off nolcak benim bu halim.