7 Ağustos 2019 Çarşamba

Çok Fazla Dinleneyim Ben Moduna Girince Çıkması Zor Oluyor

Hayır insan zannediyor ki dinleneceksin bir güzel sonra bir enerji gelecek,  üfff, yerinde duramamaya başlayacaksın.


Yok öyle bir şey sayın seyirciler.

Yani en azından bende yok.

Bakınız cumadan beri nazlı nazlı dinlenmekteyim. Koltukla bütünleştim neredeyse amaaa ben koltukla bütünleştikçe koltuk beni sarıp bırakmamakta.



Dün akşam silkineceksin Handan diyerek erkenden yattım.

Tabi uyuyamadım bi türlü ama neyse.

Yapmam gereken işler yığılıyor, bayramda misafirim gelecek. Can'ın ağabeyleri yeğenleri falan bayram havası yaşayacağız. Ben artık yirmilerimde değilim ( ay yirmilerini geçeli yirmi yıl olacak,  yesinler senin yirmilerini :D), işlerimi günlere yayarak halletmezsem yoruluyorum.



Neyse bu sabah altı buçukta sürüklenerek de olsa kalkıp yürüyüşüme gittim. 

Eve geldim birine omlet yaptım, diğerine yumurta haşladım, kendi kahvaltımı hazırladım, öbürününkünü ayarladım ( yok maaile oturup herkes aynı şeyi yiyip kalkmıyoruz anacım).  Kahvaltımdan sonra ütü masasını çıkartıp biraz ona başladım. Pilates saati geldi, ona gittik. Dönüp duş aldım. Buzlukta köfte çıkarttım. Kitabımı bulmacamı alıp yatağa gömülmüş durumdayım şu an :D

Öğleden sonra ütüyü bitirip, Kadıköy'e inip kasap ve şarküteri alış verişlerimi yapacağım. 

Yarın dağınıklık toplayıp pazara gitme günü olsun.

Cuma sabah arkadaşlarla buluşacağım. Öğleden sonrayı mutfakta geçiririm.

Cumartesi temizlik.

Pazar bayramlaşma gezmeleri.

Pazartesi de son temizlikler ve yemek hazırlıkları. Misafirlerim gelecek.

Hadi şimdi ben biraz dinlenmeye gidiyorum.

Telefonumun şarjı %77 ye düşmüş, bu şarj akşama kadar gidecek, telefonu elimden uzakta tutmalıyım, yeni meydan okumam bu.

Çüüüz.

6 Ağustos 2019 Salı

Kitap Salı

Ne çabuk geçmiş bir hafta. Daha dün yazmıştım sanki kitap yazısı :)

Bu hafta öncelikle geçen haftanın son kitabını bitirmeye çalışarak geçti.


O bitince okuma şenliğinin YKY kitapları okuma maddesini tamamlamak için elimdeki iki kitabı okudum.

İlk kitap Bilgiç'inmiş, hediye gelmiş, okudu mu bilmiyorum.

Anadolu Efsaneleri 'ni okumak hoşuma gider diye düşündüm.

Efsane deyince farklı bir şey düşünmüştüm,  mitolojiymiş.

Ben mitoloji seviyor muyum emin değilim artık. Bir sürü kıskanç ve kindar tanrının yaptığı abukluklardan içim sıkıldı. Tabi insanlardan da. Ay kendi çocuğunu pişirtip tanrılara sunan adamdan sonra tam iğrendim. Umarım Bilgiç okumamıştır bu abuk şeyi.



Diğer kitabım da Çocuk Yasası 'ydı. Aile mahkemesi yargıçı bir kadının eşiyle sorunu ve davaları vardı. Kan almayı reddettiği için tedavi olamayan 18 yaşına üç ay kalmış bir delikanlının hikâyesi ana hikâye gibi gözükse de daha bir çokları da yer alıyordu içinde.

Doğrusu kitabı sonuna kadar akıcı bir şekilde okudum ama sevdim mi emin değilim. Bir kere yerlerin uzun uzun tarifinin amacı neydi bilmiyorum. Londra sokaklarında sanki yok tarif edermiş gibi uzun gezintiler gerekli miydi?  Hayır. Ne bileyim, ana konu olan konu neden kitabın yirmide birindeydi. Kadının kocası niye gittiydi de niye döndü. Aman neyse.

Aile mahkemelerinden konu örnekleri gördüm. İkizlerin durumu ilginçti örneğin. Çocukların böylesi korunduğu bir dünya da güzel olmalı. Bizim için pek ütapik bir durum.


"Dünyaya düzgün biçimlenmiş uzuvlarının hepsi yerli yerinde gelmek, acımasız değil sevgi dolu bir anne babanın evlâdı olmak, coğrafi ya da toplumsal tesadüfler sayesinde yoksulluktan ya da savaştan kurtulmuş olmak tamamen şansa bağlıydı. Dolayısıyla rahat rahat erdemli olabilmek de."

Bu haftaki salımıza düşenler de bunlar. Şimdi yine eski maceralardan birinin devam kitabına başlıyorum ama tabii ki ilk kitapları hatırlamadığımdan (o kadar da yavaş ve özümseyerek okumaya çalışmıştım oysa) gidip onların sayfalarını karıştıracağım önce :)

5 Ağustos 2019 Pazartesi

Üç Gündür Lök Gibi Yatıyorum


Şekil A 'da temsili ben :D

Lök erkek deveye deniyor bu arada, aşırı genel kültürlü bloğumda neler neler öğretiyorum gevezelik yaparkene de,  babababa. Hizmette sınır yok.

Konumuza dönersek,  ki bir konumuz var mıydı ben de bilmiyorum sayın okuyucu. İşte öyle lök gibi yatmaktayım. Aslen haftaya misafir gelecek, temizlik felan yapmam lâzım. Yalnız şöyle bişey var ki nasıl olsa şimdi yapsam haftaya kadar batıracak bizimkiler, beyhude bir çaba olcek yani.


Sabah tartıya çıktım.

Bak şimdi, cuma günü gezerken deli gibi yedim, kabul. Hatta öyle güzel deli gibi yedim ki, midemin gıdmıkcık küçülmemiş olduğunu fark ettim. Sanırsam belli yaştan sonra sarkan kol altlarının felan düzelmemesi gibi sarkmış mideler de toparlanıp küçülmüyor. Yani olaya getirdiğim bilimsel bakış açısı bu.



Neyse yine konu saptı.

Heh,  cuma yedim, kabul. Cumartesi pazar da hemen rejim moduna geçememiş olabilirim ama kesinlikle abartmadım. Bir kilo almak ne yaaaa.

O bir kiloyu üç aydır gram gram veriyodum ben. Yuh.

Yani eaaaah yeter demediysen düğüm çözme takıntım yüzündendir. Daralsam da derin nefes alıp o düğümleri açarı ben. Ve fakat olay kilo vermeyi geçip almamaya odaklansa daha iyi olacak sanırım. Yedi ay bitecek yakında yedi günde verdiklerimi geri alma kapasitem olduğunu görmekteyiz. Vay anasını sayın seyirciler.


İşte böyle.

Yarın sabah Metos dönüyor. On beş günü toplam on fotoğraf,  bir video ve üç günde bir mesajlaşma ile tamamladık. Gördüğünüz gibi evden çıkan ardına bakmıyor :D

Solumda yine bir çamaşır yığını belirmiş. Bizimkiler boşuna İtü mezunu ütücü demiyorlar bana. Bitmiyorrrrr.

Eveet, bu çok bilgilendirici yazı sonrası dağılabilirsiniz canlarım. Bzzzzzt bzzzzzzzzt.

Not: Ay şu bzzzzzt repliği hangi filmdendi diye takıldı aklıma, buldum. Bakayım bilen olacak mı :D

Nostaljik Pazartesi

Bugün Doğu Ekspresi'ne binmek istedim. Fotoğraflar ve şarkılarla haydi 24 saatlik bu harika maceraya gidelim :)

25 Ocak 2017 Çarşamba

Tren Penceresinden

Anadolu'nun ortasından enstantanelere Anadolu'nun müziği yakışır dedim. Her bir kare her bir şarkı başka güzel, tıklayın bakalım.

















3 Ağustos 2019 Cumartesi

Bir Güne Ne Çok Yer Ne Çok İnsan Sığdırdık


Sabah odamızın manzarası böyleyken yattığım yerden dışarıyı izledim biraz. Evin üst katını bize bırakan Ayşe, inceliğiyle "kalktıysan inebilirsin, biz uyandık" diye bana mesaj atmış. Tatlı kadın :)


Kahvaltıya Simav'da çok şeker bir yere gittik. Önce böğürtlenlerle başladım yemeye böylece :) Gün boyunca da hiç durmadı ağzım. Midem de hiiiç küçülmemiş heee, ne yedim ne yedim.


Çay fotoğrafı olmadan olmaz. Bir çay firması ile mi anlaşsam ne.

Keyifli kahvaltı sonrası. Çiçek bakmak için bir köye uğradık. Ayşeciğim annesinin verandasına çiçek alacaktı.


Araya not, bu pınarlar her yerde vardı. Suları da nasıl lezzetli. Simav yolundan giderseniz, anayolun paralelinde köy yollarına sapıp su doldurabilirsiniz kendinize.


Köyün sokaklarında sağa sola dönerek çiçekçiyi sora sora kaybolurken, bir kapı önündeki hanımlara sorduk en son. Bu teyze de oraya gidecekmiş, onu da aldık arabaya. İçeri girdi, derdim var diye ağlamaya başladı. Düşündükçe gülüyorun. İlk önce sandım birisini kaybetti ya da hastası var falan. Araya yol tariflerini de yedirdiği dert anlatmasından bir şey anlamadık ama emlak ile ilgili bişeymiş sanırım. Mini videodan anlarmısınız bilmem :)


Çiçekçi aile de bizi çok güldürdü. Orada kendimizi tuttuk ama arabada bayağı kahkaha attık :D

Ayşe çiçekleri seçerken kadın fiyatlarını ben bilmiyorum soracağım dedi. (Ay tabi şivesiyle öyle demedi ama şiveyi uydurmiim şimdi)  Neyse çiçekleri seçip koyduk,  sorar mısınız dedik.

Başını yukarı kaldırıp eşine seslenmesini düşününce şimdi bile kahkaha atıyorum :

Hişşt Leeyn!

Neyse kendisine seslenildiğini anlayan Leyn Bey hemen balkondan fiyat söyledi de çıktık oradan.

Hahaha, artık Can'ı öyle çağıracağım :)


Günün plânı yaylalara çıkmaktı. Çocukluğunda yaz tatillerini buralarda geçiren Ayşe'nin ne çok anısı vardı. Öyle mutluluk verdi ki anıları bana. 

İlk olarak yangın gözetleme kulesine gittik.  Burada tanıdığı kişi yoktu ama birlikte görev yaptığı arkadaşı da izne girmiş olan görevli bizi mutlulukla ağırladı.


Manzaranın tadını çıkarttık.


Çay ikramına da hayır diyemezdik tabii ki. Çekirdek çitleyip sohbet ederek bayağı oturduk orada.

Mevsimlik iş olup kışları ne işlerinin ne de sosyal güvencelerinin olmaması üzdü beni.

Bir de aklımın bir köşesine yazdım, bir daha böyle yerlere gidersem yanımda ufak tefek hediyelerle böyle kulelere muhakkak uğrayacağım.

Bana göre çok harika bir ortam olsa da insana hasret olabiliyorlar.


Kule sonrası yakındaki Demirci Kasabası'na gittik.  Hala ziyareti :) Demirci benim kuzenim Gamze'nin üniversite okuduğu yer. Sınavlara birlikte hazırlanmıştık. Ne sevinmiştik kazandığında. Ona da mesaj attım.

Şimdi düşünüyorum da ne çok insana dokundum bu gezi aracılığıyla.

Halamızın bahçesinde ağaç gölgesinden kahvelerimizi içip yolumuza devam ettik.


Burası da Ayşe'nin kuzeninin yeri. Oraya vakti zamanında kiraz ağaçları dikip bahçe yapmış.


Kapısının önünde pınarı, bahçesinde içi balık dolu göleti, etrafta serbest gezinen mutlu tavukları ile cennetten bir köşe.


Sonradan halimize çok güldüğümüz bir konu da kapıdan içeri girer girmez ev sahibiyle selamlaşmadan neredeyse aaaa eriiiik, oooo kiraz diye ağaçlara dalmamız. Hahaha,  iki çatlak, şuraya bakın hazine bulmuşuz hazineeee.


Ağaçlar toplanmış ama bize de bir sürü  kiraz kalmıştı . Nasıl da lezzetli.


Ve yukarıdaki son durağımız. Gelin Uçtu.
O kayaların üzerinde saatlerce oturabilirdik.


Öyle güzeldi ki.

Ayşeciğim sağolsun bizim bol bol fotoğrafımızı da çekti :)



Ve akşam, evden annesi Safiye Teyzeyi de alıp yemeğe gittik. Ortam çok güzeldi. Yemekler de.


Allahım, yiyemediklerimizi de yanımıza yolluk yapıp verdi ya çılgınım benim.

Gece saat bir gibi evimize döndüğümüzde sanki bir hafta tatil yapmışız gibi hissettiğimizden bahsettik Can'la.

Sevgili Ayşe. İyi ki bulmuşuz birbirimizi. Anneciğine tez elden şifalar diliyorum. Ben eminim o kırık hemencecik kaynayacak, ilacı geldi yanına zira.  Bir açıdan da bu kazanın sonucunda yine birbirimizi görebilmiş olmak,  senin bir küçük tatil yaşaman her işte bir güzellik var diye düşündürüyor.

Bu harika kaçamak için çok teşekkürler canım. Artık lütfen ama lütfen ama lütfen İstanbul'a gelmeyi başar. Ay bir türlü ben seni ağırlayamadım, bak bizim evde parti vercem, valla :D

1 Ağustos 2019 Perşembe

Simav'dan Sevgilerle :)


Sevgili Ayşe'nin köyüne geldik. (Carpe Diem) Hasret gideriyoruz.


Evlerinin bahçesinin güzelliğine bakar mısınız :)


Fırın harika.


Anneciğinin el emeği bahçesine hemen dalmış olabilirim :)

Yarın dere tepe dolaşacağız :)


Hatıralar


Dün arkadaşım memleketten gönderdi bu fotoğrafı. Benim doğduğum ev. Mebus Şevket Bey Malikânesi. Mebus Şevket Bey babamın "beybabası". Dedesi :) Anneciğim bu eve gelin gelmiş. Ben en üst katında doğmuşum.

Bir zamanların en büyük evi. Şimdi kocaman çirkin apartmanların arasında kaybolmuş yıkılmayı bekliyor. Neyse ki canımın içi doğa sarıp sarmalamış onu kendini bırakıp gitmesin diye.

Kapısının önünde kedilere kedi yemeği yaptırıp veren beybabayı görüyorum sanki. Kedi yemeği bayat ekmeklere yumurta kırılıp yapılıyor. Bizim en sevdiğimiz kahvaltılıklardan birisidir. Her yediğimizde bu evin eskiden deniz vuran kapısına gitmiş gibi hissederiz.

Bir mucize olsa, bu ev yıkılmasa. Cumhuriyetin ilk mebuslarından Şevket Bey, torunu bestekâr Fethi Karamahmudoğlu, bir şekilde orada,  sokağa bakan pencerelerden birisinin önündeki sedirlere oturup gülümseyerek baksalar dünyaya...