6 Mayıs 2016 Cuma
5 Mayıs 2016 Perşembe
Gül Ağacına Dilek Asma Zamanı
Geçen gün Bilgiç'le bu gülü gördüğümüzde fotoğrafını çekmemiz lâzım dedik. Ağaca dolanmış, onu da gül ağacı yapmış yaramaz.
Bu vesileyle bize de dilek ağacı olsun.
Ben en temel olanları astım, eklemeleri sizden alalım :)
Not: Tabi bu yayın sabaha kadar izleme listesine düşerse. İki gündür yine beni sinir ediyor. Saatlerce düşmüyor.
Haftanın Bloğu :)
Benimki biraz on beş günün bloğu oluyor ama idare ediverelim artık :)
Bu hafta yine eskiden beri takip ettiğim bloglardan birisini seçiyorum.
Ne kadar eski hatırlayamuyorum bile. Şimdilerde ilkokula başlayacak olan şirine kızı yoktu daha ortalıklarda, o kadar eski :)
Sevgili Mehtap'ın bloğu Dili Geçmiş Zamanlarım. Bir süredir uzakta kalmıştı, şimdi yeniden hafif hafif yazmaya başladı.
Hazır başlamışken ortamı biraz ısıtalım dedim ben de. Belki daha çok yazar :)
Bu hafta yine eskiden beri takip ettiğim bloglardan birisini seçiyorum.
Ne kadar eski hatırlayamuyorum bile. Şimdilerde ilkokula başlayacak olan şirine kızı yoktu daha ortalıklarda, o kadar eski :)
Sevgili Mehtap'ın bloğu Dili Geçmiş Zamanlarım. Bir süredir uzakta kalmıştı, şimdi yeniden hafif hafif yazmaya başladı.
Hazır başlamışken ortamı biraz ısıtalım dedim ben de. Belki daha çok yazar :)
Et Bizmişiz Meğer :D
Zatura'yı izlediniz mi bilmiyorum. Ben severim o filmi. Bir yerde timsahımsı tuhaf uzaylılar geldiğinde kahramanlarımız arasında şöyle bir konuşma yapılır :)
Walter: What do they eat? ( Onlar ne yerler?)
Astronaut: Meat. (Et)
Danny: That's good. (Bu iyi bir şey)
Astronaut: Dude, you're meat. ( Dostum, et sensin! )
Aklıma üniversite yıllarım geliyor. Ekonomi dersinde Türkiye 'nin ekonomik üstünlüklerini işliyoruz. En büyük üstünlüğü ucuz iş gücü olması. Ay ne güzel, ülkemiz için büyük avantaj diye düşünüyoruz.
Hahaha.
Şimdi o zamanki Handan'ın karşısına geçip ben de demek istiyorum.
-Dostum, o ucuz iş gücü sen oluyorsun. Ayın sonunu zor getirirken göreceğim ben seni :D
4 Mayıs 2016 Çarşamba
Hele Sen de Bir Bak Hayatına...
Hava ne güzel.
Bir an yağmur vuruyor cama, rüzgâr sesi damlaların sesine karışıyor.
Bir an güneş açıyor, ışıl ışıl.
Sabah parkta çiçeklerden halı serilmişti önümüze.
Geçen haftanın koşturmalarından sonra bu hafta evde tek başıma sakin sakin durmak çok güzel geldi ruhuma.
İşte yine damlalar vuruyor cama. Kitabım maceradan maceraya koşuyor. Bulaşık makinasının işi bitti beni bekliyor. Süpürge onunla ilgilenmemi istiyor.
Durup hepsine bakıyorum.
Durup bakmak harika.
Durup baktığında hayat da duruluyor, o çılgın temposu yavaşlayıp sakince yanına yaklaşıyor...
Derin bir nefes...
Bir dakika bile olsa, kendime geliyorum.
Not: Başlık Özdemir Asaf'ın Bugün ve Bugün şiirinden alınmıştır. (Şurada)
Bir an yağmur vuruyor cama, rüzgâr sesi damlaların sesine karışıyor.
Bir an güneş açıyor, ışıl ışıl.
Sabah parkta çiçeklerden halı serilmişti önümüze.
Geçen haftanın koşturmalarından sonra bu hafta evde tek başıma sakin sakin durmak çok güzel geldi ruhuma.
İşte yine damlalar vuruyor cama. Kitabım maceradan maceraya koşuyor. Bulaşık makinasının işi bitti beni bekliyor. Süpürge onunla ilgilenmemi istiyor.
Durup hepsine bakıyorum.
Durup bakmak harika.
Durup baktığında hayat da duruluyor, o çılgın temposu yavaşlayıp sakince yanına yaklaşıyor...
Derin bir nefes...
Bir dakika bile olsa, kendime geliyorum.
Not: Başlık Özdemir Asaf'ın Bugün ve Bugün şiirinden alınmıştır. (Şurada)
Sabah Kahvaltısı Çeşitleri, Çocukları Olup da Bu Sabah Ne Yapacağım Diye Düşünenlere :)
Çocuklarım zeytin peynir domates yiyen tipler olmadılar. Anaokuluna gidene kadar bizim evde her sabah omlet pişti. Artık gözü kapalı yapabiliyordum :D
Anaokulunda Metehan kahvaltılıklarla tanıştı. Pek sevmedi ama idare etti. Yine de beyaz peynir, zeytin, domates yemezler, sevmiyorlar.
Bu bağlamda okul günleri kahvaltılar çoğunlukla sandviç oluyor tabi.
Omlet hâlâ bir numara. Arada içine peynir rendelemeye vaktim yoksa sade yumurta pişirip peyniri üzerine koyuyorum.
Bunun yanısıra anne üşendiyse ekmeğin üzerine kaşar dilimleyip fırına sürüyor, pek bir enerjikse yumurta peynir karışımı sürüp fırınlıyor.
Bazen bayat ekmek parçalarının üzerine yumurta kırıyor ( ki bizim evde bunun adı, babamın dedesi onunla kedileri beslediğinden, kedi yemeği:).
Bazen ekmek dilimin yumurtaya bulayıp kızartıyor ( Pek kalorili olduğundan ender yapıyoruz bunu) nam-ı diğer fransız tostu oluyor.
Normal tost arada masamıza geliyor.
Poğaça pişiren bir tip olmadığımdan öyle şeyler arada pastaneden alınıyor :)
Krep yapıp kimine peynir kimine şokella sürüp yeniliyor.
Bu sabah evde kalan bir yufkadan gözleme yaptım örneğin.
Yufkayı dörde bölüyoruz. Hafif ıslatıp üç kenarını içine bir parça yağ koyarak katlıyoruz dikdörtgenimsi bir hal alıyor. Ortasına malzemeleri koyup zarf gibi kapatıyoruz. Katlarken de uçları ıslattığımızdan açılmıyor. Hafif yağlı tavada arkalı önlü pişiriyoruz. Tataam, gözlememiz hazır :)
Ben buna benzer bir yazı daha önce de yazmışım ama bozuntuya vermeyin. Zaten o zaman başka birşey tarif etmişim, tam aynı sayılmaz :)
Hepinize günaydın, ağız tadınızın yerinde olduğu sevdiklerinizle bol bereketli sofralarda koyu sohbetlerle buluştuğunuz güzel bir güne açılsın sabahınız :)
Anaokulunda Metehan kahvaltılıklarla tanıştı. Pek sevmedi ama idare etti. Yine de beyaz peynir, zeytin, domates yemezler, sevmiyorlar.
Bu bağlamda okul günleri kahvaltılar çoğunlukla sandviç oluyor tabi.
Omlet hâlâ bir numara. Arada içine peynir rendelemeye vaktim yoksa sade yumurta pişirip peyniri üzerine koyuyorum.
Bunun yanısıra anne üşendiyse ekmeğin üzerine kaşar dilimleyip fırına sürüyor, pek bir enerjikse yumurta peynir karışımı sürüp fırınlıyor.
Bazen bayat ekmek parçalarının üzerine yumurta kırıyor ( ki bizim evde bunun adı, babamın dedesi onunla kedileri beslediğinden, kedi yemeği:).
Bazen ekmek dilimin yumurtaya bulayıp kızartıyor ( Pek kalorili olduğundan ender yapıyoruz bunu) nam-ı diğer fransız tostu oluyor.
Normal tost arada masamıza geliyor.
Poğaça pişiren bir tip olmadığımdan öyle şeyler arada pastaneden alınıyor :)
Krep yapıp kimine peynir kimine şokella sürüp yeniliyor.
Bu sabah evde kalan bir yufkadan gözleme yaptım örneğin.
Yufkayı dörde bölüyoruz. Hafif ıslatıp üç kenarını içine bir parça yağ koyarak katlıyoruz dikdörtgenimsi bir hal alıyor. Ortasına malzemeleri koyup zarf gibi kapatıyoruz. Katlarken de uçları ıslattığımızdan açılmıyor. Hafif yağlı tavada arkalı önlü pişiriyoruz. Tataam, gözlememiz hazır :)
Ben buna benzer bir yazı daha önce de yazmışım ama bozuntuya vermeyin. Zaten o zaman başka birşey tarif etmişim, tam aynı sayılmaz :)
Hepinize günaydın, ağız tadınızın yerinde olduğu sevdiklerinizle bol bereketli sofralarda koyu sohbetlerle buluştuğunuz güzel bir güne açılsın sabahınız :)
3 Mayıs 2016 Salı
Baraka
Dün bütün gün koşturduktan sonra bugünü kendime tatil ilan ettim. Can 'la Bilgiç'i yolcu ettim. Ufak tefek sabah işlerini hallettim ve tam kıvrıl köşeye diyen havaya uyup kendime bir kitap buldum.
Hani geçen gün 1 TL'ya aldığım kitap vardı ya, çekilişe de koymuştum. Baraka.
Yazarı hiç tanımayıp kitabı da duymadığımdan pek elim gitmemişti aslında ama tam kendimi huzurlu hissettiğim bu günde,şimdi zamanıdır dedim.
Ve anında roman tarafından çekildim. Sanırım ben duygular üzerine olan romanları çok seviyorum :)
Bu arada yazara bakarken bunun okuduğum ilk kitabı olmadığını da öğrendim.
Hâlâ kitaplığımda durur :)
Şimdi ben kitabıma geri dönüyorum. Demin dışarıdan yağmur sesi geliyordu, şimdi kuş sesleri odamın içinde.
Ah, bu küçük huzurlu kaçamak anlarını seviyorum.
Hani geçen gün 1 TL'ya aldığım kitap vardı ya, çekilişe de koymuştum. Baraka.
Yazarı hiç tanımayıp kitabı da duymadığımdan pek elim gitmemişti aslında ama tam kendimi huzurlu hissettiğim bu günde,şimdi zamanıdır dedim.
Ve anında roman tarafından çekildim. Sanırım ben duygular üzerine olan romanları çok seviyorum :)
Bu arada yazara bakarken bunun okuduğum ilk kitabı olmadığını da öğrendim.
Hâlâ kitaplığımda durur :)
Şimdi ben kitabıma geri dönüyorum. Demin dışarıdan yağmur sesi geliyordu, şimdi kuş sesleri odamın içinde.
Ah, bu küçük huzurlu kaçamak anlarını seviyorum.
2 Mayıs 2016 Pazartesi
Epeydir Şarkı Falı Yapmadık Sanki
Biraz önce Simurg'un Kalemi 'nde Eurovision yarışması ile ilgili yazıyı okuyunca zamanda yolculuk yaptım. Eski şarkıları dinlerken de paylaşmak istedim tabii ki.
Tıklayın bakalım bir fotoğrafa size hangi şarkı çıkacak :)
Tıklayın bakalım bir fotoğrafa size hangi şarkı çıkacak :)
İstanbul Open Tenis Turnuvası ve Ona Uyumlu Nostalcik Pazartesi :)
Aynur bedava davetiye bulduğunda tam teog telaşındaydık. Yine de o arada yerimizi ayarlamayı başardık :)
Bir de üzerine Can'ın evde olması sayesinde cumartesi günü yarı final maçlarını izleyebildik :)
İki buçuk saat yoldan sonra nihayet kapıya ulaşmayı başaran ekip fotoğrafı :)
Yol boyunca yiyip içtiğimizden çok imdat demeden geldik. Aslen kırk beş dakikalık yol da malum İstanbul..
Şansımıza geçen hafta şampiyon olan Çağla ile küçük bir röportaj var. İmza kapabilir miyiz acaba :)
İmzanın yanında fotoğrafı da kaptık ve onun ince düşünceliliğine birebir şahit olduk :)
Dimitrov ve onu pazar günkü finalde yenerek şampiyon olan Diego Schwartzman'ın imzaları da eklenince topumuz harika oldu :)
O kadar az izleyici vardı ki. Kendimize özel turnuvadayız da bize özel oynuyorlamış gibiydi. Üzüldüm açıkçası. Haydi Kadıköy tarafına çok uzaktı da Bahçeşehir tarafında kimse mi oturmuyor tenis seven?
Neyse yaklaşık beş saati yollarda harcamak zorunda kalsak da biz çok güzel bir gün geçirdik.
Tabi bu günü yaşarken geçen sene gerçekleştirdiğim hayalim de sık sık aklıma geldi.
İşte uzuun yazısı tam şurada.
Hepinize günaydın, hayallerinizi gerçekleştirdiğiniz bir haftaya açılsın sabahınız :)
Bir de üzerine Can'ın evde olması sayesinde cumartesi günü yarı final maçlarını izleyebildik :)
İki buçuk saat yoldan sonra nihayet kapıya ulaşmayı başaran ekip fotoğrafı :)
Yol boyunca yiyip içtiğimizden çok imdat demeden geldik. Aslen kırk beş dakikalık yol da malum İstanbul..
Şansımıza geçen hafta şampiyon olan Çağla ile küçük bir röportaj var. İmza kapabilir miyiz acaba :)
İmzanın yanında fotoğrafı da kaptık ve onun ince düşünceliliğine birebir şahit olduk :)
Dimitrov ve onu pazar günkü finalde yenerek şampiyon olan Diego Schwartzman'ın imzaları da eklenince topumuz harika oldu :)
O kadar az izleyici vardı ki. Kendimize özel turnuvadayız da bize özel oynuyorlamış gibiydi. Üzüldüm açıkçası. Haydi Kadıköy tarafına çok uzaktı da Bahçeşehir tarafında kimse mi oturmuyor tenis seven?
Neyse yaklaşık beş saati yollarda harcamak zorunda kalsak da biz çok güzel bir gün geçirdik.
Tabi bu günü yaşarken geçen sene gerçekleştirdiğim hayalim de sık sık aklıma geldi.
İşte uzuun yazısı tam şurada.
Hepinize günaydın, hayallerinizi gerçekleştirdiğiniz bir haftaya açılsın sabahınız :)
1 Mayıs 2016 Pazar
Bu Fotoğraf Bana Neyi Anlatıyor
Hımm ilk bakışta kargaların söküp götürdüğü çuha çiçekleri yerine yeni çiçek alıp dikmediğimi anlatıyor ama konumuz bu değil :)
Sabahın sekizinde balkon demirlerini yalayan bu güneş bana günlerin uzadığını anlatıyor asıl. Kuzeye bakan balkonum yılın bu dönemlerinde sabahları ucundan güneş almaya başlar. Bu da bahar geldi bir kışı daha atlattık demektir :)
Dört mevsimi de çok seviyorum. Dört mevsimi kucaklayan bir coğrafyada yaşamak en büyük şanslardan birisi bence. Artık tam birisinden bunalmışken yavaşça diğerine geçiş yaptığımız o zamanların güzelliği bambaşka :)
Hepinize günaydın.
Baharın yüreklerinize dokunup katılamış kısımlarını yeşerttiği mis gibi bir güne açılsın sabahınız :)
Bahar bayramınız kutlu olsun :D
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





















