4 Haziran 2014 Çarşamba

Farkında Olmadan Fark Yaratan Küçük Önemsiz Anlar

Bilgehan'ı okuldan almaya giderken sokakta iki kedi bir arabanın altında ürkünç boğuşma sesleri çıkartıyorlardı. Dertleri neydi bilmiyorum.

O sokaktaki kreşlerden birinden çıkmış iki çocuk vardı. Birincisini bebek arabasında birisi itiyor yanındaki kadınla konuşarak ilerliyordu.

-Haydi çabuk gidelim, üzerine atlar insanın bunlar. Aman aman..

Diyerek yanımdan geçtiler, arabadaki çocuk da dikilmiş, pür dikkat bakıyordu.

Arkadan annesinin peşinden yürüyen bir ufaklık daha geliyordu.

-Anne ne oluyor?

Annesi sakin şekilde giderken cevapladı hemen.

-Kediler oyun oynuyorlar .

Çocuk da sakince gitmeye devam etti...

Bir gün bebek arabasındaki çocuk neden kedilerden bu kadar kaçıyor diye düşündüklerinde bu anın ne kadar etkili olabileceğini düşündüm o an ben de...

Hiç bir zaman sokakta kedi köpek sevengillerden olamadım. Korkup kaçmadım da ama seviyeli bir ilişkimiz oldu :-)

Çocuklar küçükken ben de ürküyordum bir şey yaparlar diye bazen. Ama dediklerime hep çok dikkat ettim. ( Bilgehan'ın kendi kadar bir kediyi tutmuş getirdiği anda "Aaaaa" diye bağırmam sayılmaz, şok olmuştum o sırada:-) Ve asla ama asla kedi geliyor, köpek ısırır diye korkutmadım .

 Gerçi bir ara oğlanları psikopat yapar mıyım acaba diye düşünmedim de değil. Anacım bak cici kedi diyorum ama kedi oğlanın elini kapacak neredeyse, haliyle o bakmazken kovmaya çalışıyorum. Bir gün "Cici kedi, cici kedi" diyerek kediyi tutup paralayacak diye endişelendiydim açıkçası. Bir sorun çıkmadı, iyi idare etmişim:-)

Nereden nereye geldim...Neyse anladınız siz konuyu:-)

×

Biliyor musun sadece fizyolojik olduğunu bilmek bir depresyonu daha çekilir kılmıyor...

Bakııın Benim Defterimee:-)


Arkadaşım Zeyfi getirdi bana bunu:-)  Çok şeker değil mi:-)

Çantama atacağım, yanımda dursun. İçine güzel şeyler yazayım istiyorum.

Pizzaaa


İnya'ya gel sana pizza yapıcam demiştim. Ama bunu derken onun üzgün olduğunu sanıyodum,denizde romantik saatler geçirdiğini bilmiyodum tabi.

Onun için de bir tepsi fırından yeni çıkmış pizzayı rüyanda görürsün , bir dilim buzdolabında kalmış -ısıttım hadi ayıp olmasın diye- yeter :-)

Falı bakıcam bir ara, neyse hadi gene iyisin:-)

3 Haziran 2014 Salı

Keyfim Yoktu, Fotoğraf Makinamı Alıp Balkona Çıktım :)

Meyve ağaçları ne güzel :)







Nedir Ne Değildir

Bu da ikinci mim.. Teşekkürler Şenay:-)

Blog açma hikayeniz nedir?

Gazetede bir bloggerla bir söyleşi vardı, blog neymiş ilk o zaman görmüştüm ve aynı gün ben de deneyeyim diyerek blog açtım. Dokuz yıl oldu işte , o gün bu gündür kendimce yazıyorum:-)

Blog isminiz nereden geliyor? Neden bu isim?

Richard Bach'ın en sevdiğim kitabı "Bir" den esinlendim:-) Farklı hayatlar yaşıyoruz, farklı hayatlar yazıyoruz ama okudukça daha çok görüyoruz ki hepsi BİR :-)

Hangi mevsimi seversiniz?

Sonbahar:-) Çok sıcak değildir, çok soğuk değildir, renkler muhteşemdir, havada hafif hüzün vardır. Doğduğum mevsimdir, evlendiğim mevsimdir. Daha ne olsun:-)

Bu mevsim size neyi çağrıştırıyor?

Aşkı:-)

Kırmızı ruj mu eyeliner mi?

Dişler bembeyaz değilse kırmızı ve pembelerden uzak durmalı:-) Göz kalemini seviyorum ben.

Blog yazmak sana ne kazandırdı?

İlk yazmaya başladığımda kendimi bulmayı düşünüyordum. Anne olmakla uzaklaşmıştım sanki kendim olmaktan. En sonunda hepsini kucaklayıp ben olabileceğimi fark ettim..

Kitap okumak mı bir şeyler yazmak mı?

Ah yazabilseydim... En mutlu olduğum anlar yazdığım anlar. Ama en fazla bir iki cümle dökülüyor benden.

Şiir mi roman mı hikaye mi?

Güzel bir şiire hayır demem hiç bir zaman:-)

En çok etkilendiğin film?

Antonia'nın Yazgısı.  Antonia'ya hayran olmuştum:-)

Hangi tür kitap/film?

Güzel olsun da:-) Ama sanırım elim önce fantastiklere uzanıyor.

Öğrenci olmak mı iş hayatı mı?

Öğrenciyken bile severdim öğrenci olmayı. Rüyalarıma girer bazen okula döndüğüm.

Kitap okumak mı film izlemek mi?

Kitap tabii ki:-)

Klasik giyinmek mi spor giyinmek mi?

Bankadan ayrıldığımdan beri klasik bir şey almadım sanırım:-)  Spor...

Almaktan asla vazgeçmeyeceğiniz şey ne?

Kırtasiye malzemeleri.

En sevdiğin yemek nedir?

Ay benim sevmediğim bir yemek olsaydııı.... Annemin pişirdiği yağda yumurtaya asla hayır diyemem ama:-)

En sevdiğin dizi?

Küçük Ev

Özel bir yeteneğin olsa bunun ne olmasını isterdin?

Yorulmamak.

Hasta olmanın en kötü yanı nedir?

Yatıp dinlenecek vaktin olmaması.

Alınacak listen var mı? İlk 5'i nedir?

Liste insanıyım, her daim listem bulunur:-)

-Koltuk örtüsü
-Konser bileti
-Rimel
-Şortlu bikini ( A ha ha, belki bu sene bulurum istediğim gibi bir şey:-)
-Evde meyve de bitmiş.

İlk aldığın makyaj malzemesi nedir?

Sanırım üniversitedeyken ruj almıştım ama her sürdükten sonra sildiğim için pek kullandığımı söyleyemem:-)

İmam mı Olsaaaam Hatip mi..


Diyorum ki kendi kendime bundan daha fazla sinirlenemem her halde, ama hep yanılıyorum.

Sabah liseler için yeni tercih sistemini öğrendim... Tercihine girdin girdin, giremedin evine en yakın okullara yerleştiriliyorsun ( anadolu lisesi, fen lisesi gibi tercih ettiğin doğrultusunda ), yine olmadı en yakın imam hatip ne güne duruyor...

Ay adamlar da haklı tabi, bu kadar ölümlere en çok imamlara falan iş düşüyor bu memlekette...


 Bknz

2 Haziran 2014 Pazartesi

Hangisi ?

Sevgili Şenay beni mimlemişti. Hatta bir daha mimledi ama biz baştan başlayalım:-)

Arkadaşınız saçlarını boyatmış, hiç yakışmamış. "Nasıl olmuş" sorusuyla karşına dikilmiş. Ne dersin?

Hımmm, eğer çok yakın arkadaşımsa kuaföre sürüklerim:-)  Yok o kadar değilse, evet derim geçer:-)

Evde hangisinin olmasını isterdin?

Maymunlarımı hiçbir şeye değişmem:-)

İntikam;
a. Soğuk yenen bir yemektir.
b. Tatlıdır.
c. Gereklidir.
d. Gereksizdir.
e. Diğer

Ya intikam alacağım diye kendimi yıpratamam ama yeri geldiğinde lâfı gediğine koyup hırsımı almayı seviyorum sanırım:-)

Ülkeyi kötülerden temizlemek için hangisi olmak isterdin?
a. Bir süper kahraman
b. Kill Bill'deki gelin
c. Cezalandırıcı
d. Diğer

Gelin, kahramanım benim:-)

Parti Detay:-)

Öncelikle oynayabileceğimiz oyunları belirledim.

Düşündükçe o kadar çok oyun geldi ki aklıma , sonradan eleme yaptım artık.

İsim şehir: İsim, şehir, ülke,bitki, hayvan, dağ, nehir, eşya ve toplam puan yazdığım kâğıtları çıkarttım bilgisayardan. Çocuklar dağ, nehir bulamazsa diye her harften bir tane bularak masanın yanındaki vitrine süs yaptım. En azından belki bir isim akıllarında kalır dedim:-)



Nokta nokta: Hazır satılan noktalı kâğıtlardan vardı evde, onları kullandım. Hem vakit azlığı hem de elenenler sıkılmasın diye beşe beşlik yaptık.


Turnuva için daha önceden çocukların isimlerini yazdığım kartonları kutudan çekerek eşleşme yapıp duvara astığım strafordan tabloya raptiyeledik. Elenenler çıkıp kalanları yine eşleştirdik. Yine zaman kaybı olmasın diye ilk geçenler hemen ikinci tura başladılar. Bu arada katılanların hepsine enerji vermesi için minicik haribo torbalarından dağıttım. Elenenlere de teselli hediyesi  top şeker:-)


Uzay yolu:  Bu ismi ben uydurdum, bilmiyorum asıl ismini. Kâğıdı ikiye katlayıp açıp iki alan oluşturuyoruz. Bu alanlara iki kişi fasulye büyüklüğünde elips çiziyor on tane, bunlar gemiler. Sonra sırayla atış yapıyorlar. Yani kâğıdın kendi taraflarına karşı kısımdaki gemilerin tam üzerine gelebilecek şekilde nokta yapıp sonra kâğıdı katlayarak o noktanın arkasına bastırıp diğer taraftaki gemiye isabet edip etmediğine bakıyoruz. İsabet ettiyse bir atış hakkı daha var. Çocuklar bunu çok severek oynadılar.

Yine turnuva oldu tabi. Burada yenilenlere incecik çikolatalardan verdim.( Daha sağlıklı bir şey bulunabilir tabi, ben en mini boyları ve paketli olanları seçerek şeker komasının önüne geçmeye çalıştım:-)

Beş taş:  Masanın üzerinde oynanamayacağından ilk elde bundan vaz geçtik, en son olarak oynamak isteyenlerle yerde oynadık. Taşları hazırlamıştım önceden:-)

Kuyu taş:  Sahilde oynardık biz küçükken. Herkesin altı taştan oluşan üç kuyusu olur. Sırası gelen birini kuyuda bırakmak suretiyle taşları bir bir her kuyuya dağıtır. Son kuyuya taşı bıraktığında 2-4-6 tane taş olursa o taşları alır. O kuyunun bir sonrasında da aynı şekilde 2-4-6 tane varsa onu da alır. Son taşı rakibin kuyusuna koyup o kuyuyu üç taş yaparsa "tös" denir ve o kuyuya işaret konur. Oradaki taşlar oyun sonuna kadar ellenmez, bittiğinde kimin tösüyse o alır. Bütün taşlar toplandığında oyun biter. İkinci tur için herkes elinde ne kadar taş varsa ona göre yeniden kuyu açar.

Bunun için bir kutuya fasulyeleri doldurup hazırlamıştım ama oynamaya zamanımız olmadı ne yazık ki.

Kim kimle nerede:  Kim, kimle, nerede, ne yapıyordu, kim gördü, ne dedi yazdığım kâğıtları hazırlamıştım yine. Hepimiz birer kâğıt alıp oturduk. Kim sütununu doldurup görünmeyecek şekilde kapatarak yanımızdakine verdik. Herkes önüne gelen kâğıdın hangi sütunundaysa onu doldurup kapatarak bu şekilde yanındakine uzattı. Son sütun da yazılınca birer birer açıp okuduk. En eğlendikleri bu oldu sanırım. Başlamadan utandıracak şeyler yazmak yok uyarısı yaptık tabi:-)

Misket:  Oynayamadık. Dizip hepsini vurduracaktım ama masadakiler bitmeyince sıra gelmedi.

Amiral Battı: Çok uzun süreceğinden en başta elemiştim zaten.

Yılan:  Yere gazoz kapağı eninde uzun bir yılan çizip içine koyduğumuz kapakları çizgiye değdirmeden ilerletmeye çalıştığımız bir oyundu. Salonda yere tepeşirle çizecektim, kapaklar falan hazırdı ama buna da sıra gelmedi:-)

Bu arada oynanacak tüm oyunları kapalı kartlara yazıp ağacın dallarına asmıştım, oradan çekerek hangisini oynayacağımızı belirledik. Tabi arada kimini atladık sonra diye ama bu şekilde hangisini oynayalım sorusu olmadı:-)

Duvara astığım xox kâğıtları ve kalemlerle gelip geçerken xox oynamış olduk.


Evin kapısına kelime oyunu çizmiştim. Yine önünden geçtikçe birer harf ekleyip onu tamamladık. ( Tahta kalemi kullandım, silince hemen çıktı)

Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Sanırım hepsi bu zaten:-)

1 Haziran 2014 Pazar

O ile Başlayan Parti:-)

Doğum günleri partileriyke ilgili şunu ekleyeyim. Genelde yarışmalı şeylerden kaçınırım, üzülmesinler diye. Ama artık büyüdükleri için bir de partinin teması gereği bu sefer turnuvalar düzenledim. Yine de aldığım teselli ödülleri asıl ödüllerden çoktu:-)  Ve hepsi herkese yetecek kadardı, sadece kazananlar önce seçtiler, bu şekilde keyifler kaçmadan devam ettik:-) Aklınızda bulunsun:-)


Bir kere daha gördüm ki çocuklar kaç yaşında olurlarsa olsunlar bizimle bir şeyler yapmayı seviyorlar:-)

Onlarla eğlenmek için çok bir şeye de gerek yok.

Kızılderili partimizde ellerimizde kartondan baltalarımız evde bağırarak koştururken hiçbiri özel efekt aramıyordu:-)  Veya balıkçı partisinde mıknatıstan yaptığımız oltalarla kâğıttan balıkları tutarken burun kıvırmıyordu.

Dün de bir parça kâğıt ve kalemle ne kadar güzel vakit geçirebildiğimizi gördük.

Kim kimle nerede oynarken hepsi kahkahalar atıyordu. Nokta nokta turnuvasında pür dikkat kareleri oluşturuyorlardı. Tecrübesiz elleri beş taş oynamaya çalışırken çok tatlıydı:-)

Şu bilgisayarın başından kalk demek yerine hadi gel isim şehir oynayalım dersek daha başarılı olabiliriz belki de. Tembellik bizde.