16 Ağustos 2020 Pazar

Gevezelik Bana İyi Geldi Bi Müddet Böyle Yapıcam

Bu sabah pazara gitmekten vazgeçtim. Bir tek meyve almayı düşünüyordum, ağrıyan bacaklarımı ve uykulu gözlerimi dinleyip evde durdum. Markete karpuz siparişi verip iyi çıksın diye dua edeceğim artık :)

Dün gece iki buçuğa kadar Bilgehan'ın yatmasını bekledim. Ay neredeyse bir senedir konuşamadığı Amerika'daki arkadaşıyla tam okul açılacakken konuşmaya başladılar.  O bana sinirleniyor ben ona. Ciddi ciddi swni doğuracağıma taş doğuraydım moduna girmiş bulunmaktayım.

Metahan'la klasik izlemelerimiz devam ediyor. Daha yeni aldığım mısırı bitirmişiz :D Dün Beautiful Mind'ı seyrettik. Ne hayat hikâyesi ama.

Az önce Can 'la kahvaltı yaptık. Kendimi şımarttım ama öyle böyle diil.


Şu güzelliğe bakın hele. Birincisi kesmedi, ikimci dilimi de afiyetle bitirdim. Nasıl bir mutluluk, pammık gibi  oldum.

Bu da sonrası :D

Evet ağzım çok büyüktür.

Can'la flört zamanlarımızda ağzımızı ölçmüştük. Tabii ki benimkisi büyük çıkmıştı. (Yıllar içinde enini dört katına çıkarttığından ağzı da büyüdü epey gerçi) 

Komik olan kısmı şu ki bunu evde anneme söylediğimde bana bakışıydı. Nasıl ölçtünüz diye sordu haliyle :D Hahaha, karşılıklı geçip ağızlarımızı birleştirdiğimiz gibi bir resim belirmiş olabilir tabi hepinizin gözünde. Kâğıt helvayı ısırmıştık. Annemin yüzü rahatladı. Tabi o da az muzur olmadığında o sırada içeri giren Kürşad'a aynı şeyi söyledi. Aynı bakış Kürşad'ın yüzünde belirdi. Bak hâlâ gülüyorum düşündükçe :D

Sabahın 11.00 i. Az önce Can'ı yolcu ettim. Delikanlılar uyuyorlar. Bir çay daha koyayım kendime. Bugün tembellik yapmaya karar verdim. Zaten bacaklarımın tutulmuş hali ile yaptığım her hareket bir azap. Hayır on beş gün önce yapıyordum ben bu hareketleri. 

Belki ütü filmi bulup ütü yaparım. Ama öncesinde beyazları yıkasam mı?  Beeeh, neyse ben çayımı içeyim. Gerisine paşa gönlüm karar versin gün içinde. Yemek de yapmıycam bügün. Ohhh.

15 Ağustos 2020 Cumartesi

Bugün

Sabah dört buçukta kalkıp Can'a kahvaltı hazırladım, sonra yine cumburlop yatağa döndüm.


Dokuz buçuğa doğru yeniden uyandım. Bu aralar öyle çok rüya görüyorum ki, inanılır gibi değil.

Sessizlikte çayı ısıtıp bayat bir simiti ekmek kızartma makinasında kızartarak kahvaltımı yaptım. Çayımı alıp balkona geçtim biraz.

Dün squat yaptığım için Sürahi Hanım gibi yürümekteyim bugün. Her yanım ağrıyor.



Sosyal medyada pek uzun oyalandıktan sonra instagrama koyacağım yeni kitabın videosunu çekip ilk sayfasını okuyup bir de yazdım. @herkitapbirmacera benim terapi hesabım. Onunla uğraşmak ruhuma iyi geliyor.

Bloğumun yorumlarına cevap yazdım sonra. Ne zamandır biraz aksatıyorum o işi.

Annemle konuştuk. Market siparişi verdim. Haftada en az iki kere veriyorum sanırım sipariş. En çok da içecekler yer tutuyor. 

Öğlen oldu bu arada. Kalan bayat simiti doğrayıp üzerine yumurta kırarak oğlanlara kedi yemeği yaptım. (Babamın beybabası [dedesi] bunu pişirttirip mahalledeki kedileri beslettiği için adı öyle kaldı bizim sülalede) 

Dün akşamdan kalan mısır patlatma tenceresi (ağır cam kapaklı yayvan seramik tencerede patlatmayı akıl ettiğimden beri temizliği çok kolay oluyor, çelik tencerede patlatırken tencereye yapışan yağları sürte sürte geçiremezdim),  pilav tenceresi, yok sos yaptığım tava falan yıkanmayı bekliyordu. Bulaşık makinasını boşalttım önce. Sonra bulaşıkları yıkayıp tezgâhı boşalttım zira market alışverişi gelince hâlâ yıkıyorum ben :/


Balkondaki çamaşırları topladım. Biraz yapbozun başında oturdum. Siparişim geldi. Tekrar kös kös mutfağa yöneldim tabi. Verdiğim paraya baktım, gelen eşyaya baktım. Allah sizi inandırsın bit kadar peynir, on  yumurta, üç paket süt. Yemeklik tek şey bunlardı. Kâğıt havlu, ice tea, kola, gazoz, soda. Başka da bişey yok.  

Çayımı alıp balkona geçtim. İnstagram hesabında 499 olmuştu takipçi, dur bakiim 500 kim olacak derken baktım 475 e inmiş. Oturup bir saat temizlik yaptım. Beni takip edip de sonra silen bütün numaracıları sildim listemden. Herkesin bir takıntısı var, benimki de bu. Çook sevdiğim bir sürü bloğu gelip bir yorum yazmadı diye takibi bırakmışlığım vardır. Bir yerden sonra olayı terbiyesizlik olarak algılamaktayım. 

Saat üç olmuş o arada. Aslen oğlanların odasında dün başladığım temizliği sürdüreceğim güya. Yemek vakti yaklaştı. Yeniden mutfağaaaa. Aaaaaaaaa.

Geceden buzluktan çıkarttığım tavuk sote ile pilav koydum ocağa. 


Şu anda onlar pişiyor. O arada ben şeyler atıştırdım. Şimdi kitaptan alıntıları yazacağım. Bir de spor yapsaydım iyiydi ama bilmiyorum.  Oğlanların raflarınu boşaltırken kol çalışmış olurum belki.  Şu kol çalışma işini her gün yapmam gerek aslında, sallanan kollardan nefret etmekteyim. Bu yaz yıllardan sonra ilk defa kolsuz giymeye başladım, geçen senelerdeki kadar kötü durmuyor ama yine de sarkık.

Evet,  ocağın altını kapattım. Bugün de yemek işini hallettim çok şükür. Yarına Allah kerim.

Saat 16.00 oldu. Şu anda Bilgehan ile notaları konuşurken notaların isimlerinin nereden geldiğini araştırdım biraz. Çok ilginçmiş :)

Bilgiç yine nefes almadan konuşma moduna geçti. Bu çocuğu evde tutmak tam bir işkence. Sürekli birilerine bir şey anlatması gerek. Şimdi de Bülbülü Öldürmek konuşuyoruz :D Şu anda George Floyd'dan Amerika başkan adayına kaydık.  Amerika ekonomisini irdelemekteyiz.  Derken içeri Metehan girip aldığım şekerin karpuz tadının olmadığından yakındı. Ve Bilgiç o arada Take On Me 'nin müziğine nasıl geçti bilmiyorum. 

Evet, 16.30. Beynimi alt üst eden yarım saatlik sohbetten sonra gidip şu alıntılara bakayım artık. 

Hâlâ okuduğuna inanamıyorum :D

Valla bravo :)

13 Ağustos 2020 Perşembe

Deli ve Dahi

Metehan'la akşamları benim sevdiğim filmleri izliyoruz ne zamandır.  Sandra Bullock'tan Two Weeks Notice  ile güldü, Lake House'daki zamansal paradokslara gıcık kaptı,  Blind Side yüreğinin yağını eritti . Robert de Niro ile Ann Hathaway'in Stajyer'ine bayıldı. Patrick Swayze'ın Dirty Dancing ve Ghost gibi iki klasiği izlemiş oldu. 


Dün ilk defa benim de seyretmediğim Deli ve Dahi 'yi seçtik. Çeviribilim öğrencisi için konusu tam ona göreydi tabi. İkimiz de filmi sevdik. Sean Penn'in oyunculuğu inanılmaz. O adamın böyle rol yapacağını söyleseler inanmazdım seneler önce. Yaşlandıkça yüzü daha manalı bir hal aldı. 

Filmle ilgili tek sıkıntı onu iki saate sığdırma çabalarıydı bence. Herşey çok hızlı ilerledi. Hele son kısım öyle derdest yapılıp bitti ki hani film boyunca gıcık olduğun birisine bir ohh çektiğin sahne vardır onu bile hissedemedim. 

Bu film dört bölümlük mini dizi olmalıymış. Biraz daha ağır ilerleyip son bölümlerdeki değişimler sindirerek geçilmeliymiş.

Aklımdan Geçenler

Yemeğimin son lokmalarını ağzıma atarken bakışlarımı kitabımdan tabağıma çevirdim. Geçen gün nachos yapmak için kavurduğum kıyma, içindeki çeşit çeşit sebzelerle rengârenk, yumurta,  domates, salatalık, ekmek. Çok şükür dedim kendi kendime. 

Sonra aklıma bir düşünce takıldı. Ne zamandır keyfim yok. Evdeki işleri şalap şulup hallederken hayatımdan pek mutsuzum. Hayatımda o işleri yapmaktan başka yaptığım değerli bir uğraş da yok .  Boş boş yaşıyorum.  Sonra boş yaşamamak ne oluyor ki diyorum kendi kendime. Sonuçta bir şekilde dünyaya gelmişiz, ne kadar ulvi modlara da girsek karnını doyurup yatacak rahat bir yer bulmaya çalışan hayvanlar aleminden bir farkımız yok.


Neyse, önümdeki yemeğe baktım. Çok şükür, her ne kadar maaşımız kuşa çevrilmiş, pandemi falan bahane edilip bir geçici olarak elimizden alınıp bütün haklarımızın üzerine yatıp kalıcı hale getirme yolunda ilerleseler de, yemek konusunda bir sıkıntımız yok . İstediğimizi alıp pişiriyoruz.


Belki de dedim, belki de  hayatta kalma problemini atlatmış kişiler, elinde olan fazlaları başkalarıyla paylaşıp kendilerini yine mücadele içinde bulmadıklarından bu cehennem soruları,  bunaltıları, bulantıları,  abukluklarıyla saçma sapan bir şekilde baş etmek zorunda kalıyorlar. 


Ne bileyim.


Çok sıcak,  üzerime gelmeyin.


Neyse ki cennetin rüzgârları esiyor hafiften.


Zaten on beş güne geçer biter hepsi.


Sonbahar aşığı bile olsam başlarım yaz bitti hüznüne.


Kitabıma döneyim ben.


Sabahattin Ali'nin hayatı da ayrı gerdi beni.


Diğer kitabım da ayrı bitmiyor. 


Ama tam da şu şarkı bana uyuyor. 



12 Ağustos 2020 Çarşamba

Şimdi Genç Kız Olsaydım da Odama Gidip Kapımı Kapatabilseydim Tüm Dış Dünyaya

Bu aralar pek bir depresif takılmaktayım. 


Dün gece, sabah pozitif bakmaya başlamak kararı ile yatmıştım ama tam daldığım sırada sessizce sinek ilacını takmak yerine beni uyandırana kadar rahat etmeyen Can tarafından kaldırılmış oldum. 


Sonrasında uyu uyuyabilirsen. Zaten Bilgiç'in sesi sabah sekiz gibi uyuyana kadar kesilmiyor. Kaç kere odasına gittim bilmiyorum. 


Uykusuzluk en katlanamadığım şey. Dolayısıyla bugün kimse bana dokunmasın.


Sabahın sekizinde kalktım. Bu saat oldu yaptığım bir şey yok.


Pardon, banyodaki çamaşırlığı alıp salona koydum . Can'ın başucunda ne varsa içine attım. Ona bakıyorum şu an.



Misafir geleceği zaman falan bir örtü sererim üzerine ama onun dışında örtünün de canı çıkabilir. 


İçine iki tane laptop ve çantasını aldı. Bilimum kablo ve ıvır zıvırı da gördükçe içine atarım diye düşünüyorum. Sizce nasıl,  bana çok abes gelmedi. 


Dolap bakayım dedim ama bizimkilerin üşengeçliğiyle dolaba birşeyler yerleşmiyor. At sepete daha pratik gibi. 



Bu da örtülü hali.


İşte böyle.  Akıl sağlığımı korumak açısıdan kendimi evi toparlamaya vereceğim sanırım. Apartmanın altındaki boş yere bir kilitli dolap alsak, evde ne kadar atmaya kıyamadığımız döküntü varsa oraya koysak diyorum ama öte yandan boşlukları anında doldururuz gibi geliyor.  


İnsanın 18 ve 21 yaşında çocukları varken evi bu kadar oyuncakla nasıl dolu olur bilen biri varsa söylesin bana.

Kırık olanlara bile kıyamıyorlar, çünkü bütün kırıkları da oyunlarında bişey yapıp kullanıyorlardı. 


Üç yüz küçük araba, dört kapılı dolap dolusu lego, tek kapılı dolap dolusu kart, tahta oyuncaklar, canavarlar, hayvanlar, peluşlar, transformerslar, babyladeler, bakuganlar, bioniclelar. Bize beş oda bi salon ev lâzım. 


Gözlerim kapanıyor.


Ah, son olarak yeni kitap siparişimi de gösterip gideyim.


Bu yazarlar size tanıdık geldi mi :)


Yarın,  yarın pozitif olacağım, şimdi biraz uyuyayım lütfen.

10 Ağustos 2020 Pazartesi

Pazartesi Halleri

Bloğun yeni arayüzüne alışmak zaman alacak. Dün bir şarkı falı yapayım dedim linkler yerini bulamadı bir türlü. 


Zaten youtubedan birşeyler izlemek televizyon izlemekten beter oldu, reklâm reklâm üzerine. 

Şu yazıyı yazarken sayfanın üst kısmını göremiyorum. Yazıdan çıkmadan sayfanın tamamı,  yazıya başlamadan satırım görünmüyor. 

Okuduğumda kitap ilerlemiyor. Acelem yok, koştur koştur yapmadan yavaş yavaş gideyim diyorum ama bir ay oldu,  yarılayamadım. Arada güzel cümleler görmesem çoktan bırakırdım. Bugün birisinin yazısında gördüm,  çok hoşuma gitti. Keçiboynuzu yemek gibi, tatlı bir yere gelince mutlu oluyorsun demiş bir kitapla ilgili. Hahaha. 

Öğle olmuş. Bir bardak daha çayımı içip ütü yapmaya başlayacağım.

 

Can motosikletine atlayıp Ankara'ya, ağabeyinin yanına gitti dün. Evde duramıyor adam. Bakın kayıtlara not düşülsün, bizim evin gezentisi kesinlikle ben değilim.


Kimselerin yorumlarına da cevap veremedim kaç gündür. 

Asayiş berkemal. Gecenin kavgasını sabaha taşımamayı başardı Can. Bilgiç zaten tepesinin tası geri gelince bir sevgi meleği oluverir. Bir dahaki krize kadar rahatız. Ve fakat ben gerginliğimi atamadım hâlâ. 



Bugün spora başlıyorum. İşe yarar herhalde. Ne zamandır yapamadıydım.

Sitenin çocukları tatilden dönmüş,  hepsi sokağa dökülmüş. On senedir bu kadar çocuk görmediydim. Dışarı çıkabilirken nereye gidiyordu ki bunlar acaba? 

Sokağa çıkmamak yazın çok kolay geliyor. Zaten sıcakta çıkmazdım ben :D Yalnız bir ara Bilgiç'le gidip ona ayakkabı almamız gerek. Paralanmış iyice ayağındaki . Kadıköy'deki dükkanlar AVM den daha sakin midir acaba?  


Saat iki oldu. Fotoğraf yüklemeye çalışırken de bunalınca bu saat oldu. Oda toparladım,  çamaşır makinası çalıştırdım. Gidip artık ütüye başlayayım.

8 Ağustos 2020 Cumartesi

Öyle İşte

 Sabahın sakinliğine sığındım.

Hoş öğlen olmuş ama sabah ezanında yattığım için biraz kaydırmalı gitmiş olabilirim.

Kahvaltıyı hazırladım, herkesi kaldırsam mı diye düşündüm. Sessizlikte sakince durmayı tercih ettim. 

Baba oğul arasında preslenmekten, siniri tepesine fırlamış iki abuk tipi sakinleştirmeye çalışmaktan, babasına oğlanı kapı önüne koyamayacağımızı, oğluna böğürerek bir yere varamayacağını anlatmaya uğraşmaktan çok sıkıldım. Bunaldım. Yüreğim tükendi.

Çok yoruldum ben, çok.


6 Ağustos 2020 Perşembe

Ne Komik

Sanki bir gün öncesiyle arasında bir fark varmış gibi yasaklar biter bitmez herkes sokağa döküldüydü. Şimdi de sayılar artıyormuş diye bi panik. Yavrum o sayılar nasıl azalacaktı ki zaten?  Sağdan soldan hastane doldu bilgileri mi şimdi sizi şeyetti. Allah akıl fikir versin herkese.

Kimsenin işine gelmeyen bilgiye inanmadığı, hiç bir bilginin bilgi olamadığı, her yere ulaşıp hiçbişey öğrenemediğimiz bir çağdayız. Keşke hiç bilgi gelmeyeydi,  hiç olmazsa akıl sağlığım daha huzurlu olurdu. Bilgi çağıymış, pöh.

Bi de o maskeyi kendin için değil karşındaki için takıyorsun.  Ben senin sağlığını koruyorsam sen de beni korumalısın. Sokakta yanımda havaya duman üfleyerek giden herkese o dumanında boğulasın inşallah diyo olabilirim.

Neyse ben yapbozuma döneyim. Bu dünyada nereye baksam sinirim zıplıyor.

4 Ağustos 2020 Salı

Stranger Things

Metehan'la Stranger Things günleri yapıp üç sezonu izledik . Ben zaten izlemiştim, dağ gibi ütüleri yaparken ikinci kere izleyeyim dedim. Hem zaten her bi şeyi unuttuğumdan dolayı için gayet de keyif aldım :)

Can'la ben pek konuşmayız film izlerken. Bir arkadaşım bizde film izlerken,  bu ne be, siz de hiç konuşmuyorsunuz diye kızdıydı :D Filmi çekiştirecek, karşısında adam yok.

Metos da babaannem gibi izliyor filmi,  söylene söylene bi hal oldu :D Son sezon beni de havaya soktu, ergenlere saya söve izledik :D (Zira son sezon pek fazla tırttı. Ergenlerin aşk hayatları baydı)

İşte bu söylenme halleri sırasında da bize göre filmin kahramanlarını seçtik :



Tabii ki ilk sırada Joyce var. Yahu insan evinin duvarından çıkmaya çalışan yaratık gördüğünde dönüp kaçar, eline balta alıp oturmaz :D

Anne gücü işte.  Yavrumuza dokunmayacaksınız arkadaş.



İkinci sırada şu iğrenç gömleği karizmayı fazlasıyla çizse de Jim var. Ne kasaba polisiymiş kardeşim. Göbeği, içkisi, boş vermişliğinin ardında osmanlı tokadı saklı. Karşısındakine acırım. Lanet kapıyı 15 cm açık bıraktıramasa da :D


Çocukların içinde tek kahraman Dustin. Aklı başında yorum yapıp, kafayı çalıştıran kahraman. Zavallı Will, :"O buradaa" "Onu hissediyorum"  demekten öteye geçemiyor. İnanılmaz derecede sinir bozucu Mike ve onun bi derece altı şabalak Lucas birbirine girip dururken işleri toparlayan hep Dustin oluyor.


Ve adamım Steve. Lisenin popüler, serseri, aptal, bebek yüzlü,  yani bana antipatik gelecek her bi özelliği kapsayan çocuğu tam bir kahraman. Kız arkadaşını kaptırması sonrasındaki davranış şekli bile bizim ülkede bilimum manyak tipe oturup ders niyetine okutulmalı. Yemediği dayak kalmadı ama kahraman olmak da böyle bir şey değil mi, ne olursa olsun çizginden sapmadan doğruda kalmak.

31 Temmuz 2020 Cuma

Mutlu Bayramlar :)


Kalabalık sofralara cesaret edemesek de balkonun altından bakmaktan içine gelmeye kadar ilerlemiş olmaktan mutluyum. Beş ay sonra ilk defa içeri girdik.

Sevdiklerimizle buluştuğumuz, olmadı konuştuğumuz, olmadı mesajlaştığımız, yürekten andığımız, gülümseyerek yad ettiğimiz, şükürle hatırladığımız nice bayramlara.


Bugün bayram havası yaşadık çok şükür.