22 Haziran 2020 Pazartesi

Oradan Buradan

Saat on ikiye yaklaşırken evdeki sessizliğin tadını çıkartmaktan iş yapamadım henüz :) Oysa ev dandini, bulaşık makinası boşalacak, süpürge açılacak, akşam yemeği ayarlanacak. Yine de herkes uyurken bir şey yapasım gelmiyor,  kendimi şımartıyorum.

Sabah tartıldım neredeyse üç kilo almışım. Şaşırmadım gerçi. Son zamanlarda doymaksızın tıkınma moduna geçmiştim. Dün gece hele yağlı reçelli üç dilim ekmeği yerkene pek mutluydum :) Ayrıca sabah sporum da haftada üç güne düşmüştü, yürüyüş desen,  o da yok.

Neyse bugün rejime başlamak üzere kalkmıştım zaten.

İlk iş bir saat pilates yaptım. Sonrasında ekmeksiz kahvaltı.  Ve fakat cidden gözüm dönme modunda girmiş, bir muz da yediğim halde doyamadım. Bir avuç leblebi ile kendimi tutmaya çalışıyorum şu an.

Yaz geldi. Tam benim sevdiğim hafif serin havalar. Daha doğrusu bizim ev öyle,  dışarısı sıcaktır eminim.

Dün pazara gitmiştim (sabahın dokuzunda kimse olmuyor neyse ki :). Sonra baktım ki hayatım yemek yapmak üzerine. Yemek için yaşamaktayım a dostlar. Öyle sıkıldım ki şu an kahvaltı felan hazırlamıyorum. Herkes kalktığında kendisi yesin bişeyler.  Ne isyan eylemi ama :D

Şimdi gidip bulaşık makinasını boşaltayım. Sanki bu işi dün akşam yemeğinden önce yaptıydım ben.

Neyse. Hadi haftaya şarkı falı ile başlayalım. Artık annemin evi ile benimkisi arasındaki tüm evleri, çiçekleri, sokakları ezberlemiş olabiliriz :D









21 Haziran 2020 Pazar

Canım Babam


Senin koruyucu kolların ve sevgi dolu bakışların hâlâ beni sarıp sarmalıyor. Sesin kulaklarımda, ellerin ellerimde.

Hayata karşı duruşum senin sayende, başımın dik oluşu senin sayende.

Bütün o öpücükler, kucaklaşmalar, kahkahalar, şarkılar, sohbetler hâlâ benimle. Sen hâlâ benimlesin.

Babalar günün kutlu olsun.

20 Haziran 2020 Cumartesi

Görmemiş Alış Veriş Yapmış :D


Bilirsiniz kılık kıyafet alış verişi işe pek işim olmaz. Ve fakat bu beli lastikli uzun pol paçalı etek gibi pantolonlara bayılıyorum. Modası geçecek diye ödüm kopuyor :)

Dur dedim bendeki siyah pantolonun aynısından LCW de var mı hâlâ,  oradan sipariş verip koyayım bir kenara. İnternet sitesinden alış veriş yapması daha kolaymış, istediğin şeyler elinin altında. Zaten bedenimi de biliyorum, oh mis. Derken dört pantolon iki tişört alıp çıkmışım :)

Waikiki'yi severim. Bir kere çocuklar küçükken onlara uygun kıyafet bulabildiğim tek yer orasıydı. Hatta bir gün palto bakarken hiç unutmam yine oradan almayacağım deyip, bütün lüks markaları dolaşıp hiçbirisini beğenmemiş, yine LCW de bulmuştum tam istediğim gibi.

Üstelik geri alırken de hiç mırın kırın yapmazlar. Çocuklara bütün yaz giydirdiğim tişörtü yaz sonunda iki üç yerinden delik oldu diye geri götürüp (Fişsiz) aynılarından alıp dönmüştüm.

Bazı mağazaların fiş takıntısı beni öldürüyor. Meselâ Tchibo. Ya senin malın olduğu öyle belli ki daha neyin fişindesin?

Neyse konumuza dönelim. Evde ferah ferah giyip kendimi iyi hissedeyim şimdi. Zira ev pantolonlarım gerçekten kakılmıştan halliceymiş, sürekli evde durunca batmaya başladı artık :D

19 Haziran 2020 Cuma

Kitaplar, Çiçekler, Kalpler :)

Kendime meşgale buldum, kitaplarımla video, fotoğraf,  kısa seslendirme derken vakit geçiriyorum.


Bir yandan da yapboza başladım yine.


Çiçek fotoğraflarım, balkonumdan ve anneme giden yoldan :)





Bir yağmur bir güneş, geçiyor günler.

Bir de kilo almayaydım iyiydi. Sabah erken kalkıp yürüsem diyorum,  hâlâ beceremedim. Biraz da kasığımdaki ağrı devam ettiğinden hızlı yürüyemiyorum zaten. Fıtık mı var ne varsa artık. İnatla doktora gitmedim. Eh, şimdi de gideceğim yok onun için.


Neyse biz keyifli bir konuya bakalım. Bizimkilerin 15. evlilik yıldönümleri gelmiş :) Minik bir sürpriz hazırladık onlara. Ne çabuk geçmiş yıllar. Gelin arabasını süslerken A ve K olmasın diye bakarken, Metehan'ın dayımın ismi Q ile başlıyor demesi aklıma gelip Aynur'u da I a çevirerek IQ yazdığım dün gibi sanki :)

İşte böyle.




Yine güneş çıkıyor. Sabahtan beri kaçıncı defa değişti hava.

Akşam olmuş neredeyse.

Can uçuşa gidiyor. Üstelik de bu gece yatıda kalacak. Normalleşiyor muyuz ne.

17 Haziran 2020 Çarşamba

Yeni İnstagram Hesabımı Açtım

Sadece okuduğum kitapları paylaştığım bir hesap açtım. Belki evde kitap fotoğrafı çekmeye çalışırken oyalanırım dedim :)

Her kitaba üç yayın bir de hikâye ayırmaya karar verdim. Kitabın açıklaması, sesli okuduğum kısa bir parça ve alıntı yazısı. Hikâyede de dedikodu yapacağım kitapla ilgili. Çünkü ben gevezeyim, çatlarım, çok ciddi yazamam :)


Sizi de "Her Kitap Bir Macera"ya beklerim efendim. 

@herkitapbirmacera

https://www.instagram.com/invites/contact/?i=6se2m5bsd2hp&utm_content=hcfyh8j

Oradan Buradan

Pazar sabahı kaçamağı ruhuma çok iyi gelmiş olmalı ki günlerdir içim sıkılmadan dolaşıyorum evde.


Annem ile bizim ev arasındaki mekik dokumalarımda çektiğim fotoğraflarla hayat devam ediyor. Bu fotoğrafı çok sevdim. Sanırım telefonun kamerası buğuluymuş, güneşle birlikte kendinden efektli olmuş :) Bi de yüzüm görüneymiş. Hımmm. Belki de görünmediği için daha güzeldir :D En romantik maskeli selfi ödülünü almalıyım bence :D 


Çaykur'dan bir sponsorluk ayarlasam artık, çayımın markasını soran sorana :) Toplucana cevap veriyorum. Çaykur demlik poşet arkadaşlar. Poşette olduğundan böyle billur gibi oluyor. Gelenler biliyor fotoşop yok, kendi hali böyle :)


Bir dal çiçek gününü güzelleştiriyor insanın. Mahallenin sokaklarında yürürken bugün hayatın bana hediyesi ne olacak diye bakıyorum etrafıma. 


Sürekli aynı sokaklarda yürürken de değişik şeyler görebiliyor insan. Günün farklı saatlerinde, farklı havalarda, güneşin ışıklarının yer değiştirmesiyle yepyeni bir manzara çıkıyor ortaya.


Dün instagramda bir anket yaptım, bookstagram hesabı açsam mı diye. Daldan dala konarak her telden yazılarım olmasını seviyorum gerçi ama kitaplarımı ayrı bir yerde toplamak istedim sanırım. Blogda Kitap Salı etiketi ile düzenledim oldukça. İnstagramda kendi fotoğraflarımın altına yazıyordum alıntıları ama ayrıca bahsetmek de istedim sanırım. Ya da evde kendime bulaşık çamaşır dışında iş arıyorum. 


Neyse onu bunu bırakın da bu akşam ne pişircez biz :)  Hımmm :)

16 Haziran 2020 Salı

Kitap Salı

Bu hafta yeni bir kitaba geçemedim.

Yalnızca Yavaşladığınızda Göreceğiniz Şeyler 'i bitirdim. Baş ucuma koyup ara ara açıp fal tutacağım ondan kendime.

" İnancınız farklı bir geleneği öğrenmekle sarsılabiliyorsa o inanca bağlı kalmaya değmez."

"Dinin amacı kendini kontrol etmektir, başkalarını eleştirmek değil. Öfkem, bağlılığım, nefretim, gururum, kıskançlığım konusunda ne yapıyorum? Bunlar gündelik hayatımızda kontrol etmemiz gereken şeylerdir" Dalai Lama

" Bilgelik,  edinmek için çabalamamız gereken bir şey değildir. Aksine, yavaşladığımız ve zaten orada olanı fark ettiğimiz zaman doğal olarak yükselir."

Yaşam Sanatı ite kaka devam ediyor. Sadece sabahın ilk saatlerinde okursam bitirebilirim o abuk cümleleri anlamlandırarak sanırım, aksi halde çok zor.

" Merhamet kendiliğindendir, çünkü başka bir şeye hizmet etsin diye ona biraz olsun müdahalede bulunulduğunda, biraz olsun hesaba tabi tutulduğunda, biraz olsun seyreltildiğinde tamamen ortadan kalkar, hatta mevcut halinin aksine,  yani merhametsizliğe dönüşür."



Usta ve Margarita 'nin ikinci kısmına geldim. Hakkında biraz daha yazabilirim artık.

Çok akıcı bir dili, çok canlı tasvirleri var. İçindeki mekanların çokluğu ve çeşit çeşit insanlar düşünüldüğünde bunca karmaşanın bu kadar akıcı ve güzel yansıtılması gerçekten yetenek. Çevirisini de sevdim, dönem Rusya'sına ait bilemeyeceğimiz ayrıntıları sayfa altlarına not düşüp açıklanması güzel.

Kitapta o zamanlar hicvedilse de oradaki hemen herşey bugün de olduğundan her zamana uygun. Aynı manasız işler hâlâ var. İnsanların küçük hesapları,  bencillikleri, hep banacılıkları öyle güzel anlatılmış ki.

Bana Otostopçunun Galaksi Rehberi'ni anımsattı. Bu kitap daha önce yazılmış gerçi ama ben diğerini önce okudum :)

Yine de bu tarz romanlar benim yüreğime dokunan,  çok etkilendiğim romanlardan olamıyorlar. Ne tuhaf, macera ve fantastik kitaplarda bile yüreğime dokunan şeyleri bulabiliyorum ama bu tarz kara komedilerde olmuyor :)

"-Balık bozuksa nasıl ilgisi olmaz!
-Mersin balığını ikinci tazelikte göndermişler diye açıkladı büfeci.
-Cancağızım,  saçmalık bu!
- Nesi saçma?
- İkinci tazelik, işte bu saçma!  Tazelik tektir. İkincisi üçüncüsü olmaz. Mersin balığı ikinci tazelikte demek,  balık kokmuş demektir!"

" -Pek fena,  -dedi ev sahibi noktayı koyarken, - kusura bakmayın ama şaraptan, oyunlardan, latif kadınların arkadaşlığından ve masa etrafı sohbetlerinden uzak duran erkeklerin içinde kötü bir şey saklıdır. Böyle insanlar ya ağır hastadır, ya da gizli gizli nefret ederler çevrelerinden. "


15 Haziran 2020 Pazartesi

Nostaljik Pazartesi

Bugünkü nostaljimiz 2006 haziranından. Evin içinde koşturan bir Handan. Pek de şimdiden farkı yok gerçi. Yalnız o evimiz koskocamandı, kendini tam kaybederdin. Yine de iki küçük çocukla şimdiden daha iyi idare ediyordum tabi, gençlik başka valla.

Dağınık

Annem telefon ettiğinde mutfakta , yıkadığım çay kabını kuruluyordum. "Ben hâlâ yatağımı yapamadım" dedi bana. " Ben yatağımı yaptım" derken aklıma geldi ki hayır yapmamıştım. Evet o odaya girdim, yatağı yapmak için. Sonra komidinin üzerindeki oyuncağı Metehan'ın odasına götürdüm. O sırada yerdeki kıyafetlerini gördüm, alıp onları çamaşır odasına gittim. Oradaki ütülenmiş çamaşırlarla geri dönüp Bilgehan'ın dolabına onları yerleştirdim. O sırada Bilgehan kitabına yapıştıracağı çıkartmaları sordu, ona yardım etmek üzere salona yöneldim. Dönüşte banyo kapısı açıktı, çamaşırsuyu dökeyim lavaboya dedim. Oradaki boş sıvı sabun kabını görünce çevredeki diğer boş kapları topladım atmak için. Mutfağa gidip onları koyacak torba alacakken, dün yaptığım alışveriş sonrası aldığım çayları gördüm. Bunları da boşaltayım hepsini atarım diye aklımdan geçirdim. Onları boşaltacakken, çay kaplarını yıkamaya karar verdim.

:-)

14 Haziran 2020 Pazar

Yıkama Makinası

Akşam saat dokuz gibi mutfağa girdim.

Yaprak bezelye yıkadım. Haşlamaya koydum.

Semizotu yıkadım. Pişirmeye koydum.

Makarna, patates tenceresi yıkadım.

Tavuk kızartma tavası yıkadım.

Börek tepsisi yıkadım.

Tabi bezelye süzme kabı yıkadım.

Semizotu yıkama kabı yıkadım.

Kiraz yıkadım .

O arada temizlik bezlerini çamaşır makinasına attım, onları yıkadım.

Bezelye haşlama kabını yıkadım.

Çaydanlık yıkadım.

Kaşıklık yıkadım.

Evyenin içini yıkadım.

Elbezlerini yıkadım.

Sonra da yemek yapmayı seviyo muymuşum.

Ocağı, tezgâhı, üzerine su akan dolap kapaklarını,  masayı,  buzdolabı kapağını silmemi de sayarsak.

Bunları günde kaç posta yaptığımı da gözönüne alırsak.

Iııh. Yetti gari.

Yarın ne pişecek şimdi,  puffff.

Üç Ay Sonra İlk Defa Deniz Havası

Sabahın altı buçuğunda kalktım. Dün akşamdan hazırladığım böreği fırına attım. Çayı demledim.

Yürüyüşe çıkmak için bir türlü ayılamayan bünyem gezicem diye nasıl dinç, zımba gibi :)

Yani o arada geceden kalan tencereleri bile sürtüp kaldırdım :)

Kapalı,  yağdı yağacak bir hava vardı . Hiç umursamadım. Çıktık evden. Fenerbahçe Parkı'na gitmeye karar verdik.

Bir iki yürüyüş yapan dışında kimsecikler yoktu henüz. Deniz kıyısında bir masa bulduk. Oturma yerlerine kilim serdim. Masaya amerikan servis koydum. Hiçbir yerle, hiç kimseyle temas etmedik böylece.

Çayımız, böreğimiz bir de zeytinimiz vardı,  o kadar. Deniz sesi, iyot kokusu, kuş cıvıltısı ile birlikte.

Bir saat kadar keyif yaptıktan sonra parkta küçük bir tur atıp döndük.

Biz arabamıza bindik yağmur başladı. Ballıyımdır azıcık :)






















Doksanlarda bu parkta az dolaşmamışızdır Can'la. Nostaljik takıldık. O zaman sizi de o yıllara döndüreyim. Tıklayın istediğiniz fotoğrafa alın şarkınızı.