10 Kasım 2023 Cuma

6

Dal ne kadar büyümüş diye düşündü. E tabi,  17 yaşındaydı o zamanlar şimdi artık 22. Yüzündeki masumluk hiç değişmemiş ama , gülümseyişi hâlâ insanın içine işliyor. Sesi daha da oturmuş. Yüz kişi aynı anda şarkı söylese onunkini ayırd edebilirim, öyle özel bir ses. Küçük kardeşim olsa bu kadar severdim sanırım. Ay ay ay, kol kaslarını da sevsinler. 

- Tam sana göre bir uygulama buldum Elisa .
- Öyle mi , neymiş o derken bir yandan da mutlu şeker yüzüne bakıp gülümsedi.
- Bak şu uygulama , ver telefonunu indireyim hemen . Hımmmm. Nerde bu . Allah Allah, neden bulamadım ki? Dur ben biraz araştırayım şunu düzgün bi şekilde .

Ah Dal, benim telefonum öyle eski bir modeldi ki, uygulamaların çoğu indirilemiyordu. Yine de hayatımda sahip olabildiğim ilk cep telefonuydu, pek değerliydi benim için. Bunu bildiğinden, kendin bulamamış gibi yapıp gitmiştin ben üzülmeyeyim diye. Ah çocuk, ne tatlıydın sen. Maskotuydun herkesin. Hâlâ da öylesin ya. 

....

Bütün kafalar dikkatle ona bakıyorlardı şimdi. Okulda yaşadıkları geldi gözünün önüne hemen. Tahtaya kalkıp da herkesin kendisiyle dalga geçtiği, öğretmeninin her zaman tembellikle suçladığı, isminin Aptal 'a dönüştüğü zamanları hatırlayınca ter bastı biraz. Her sabah sırasının üzerinde ne olduğunu bilmediği yazılar yazılmış olurdu. Onları silerdi özenle. Kitapları açılmamış, defteri hiç yazılmamıştı. Zaten hasta annesi ile zor koşullarda yaşadığı için bakımsızdı ve eski püskü şeyler içindeydi, bir de bu halleri ile bütün sınıftan tamamıyla kopmuştu. Aslında öğretmeninin anlattığı şeyleri dinlemeyi çok seviyordu . Sınıfta kalmak diye bir şey olmadığından bir şekilde geçirmişti seneleri ama son seneki sınava girip de bir sonraki okullara devam edemeyeceğini biliyordu. Zorunlu olmasa çoktan bırakacaktı her şeyi de. Bir de tek bir öğretmeni olmasaydı. Matematiğe gelen öğretmeni hep kendisine iyi davranırdı. Hatta evini bile ziyaret etmişti. Annesinin hastalığı ağırlaştığında hele . 

Derin bir soluk alıp bir nefeste söyleyiverdi en sonunda .

- Ben okuyamıyorum. Bir hastalıkmış bu, harfleri bir araya getirme yeteneğim yok. Bu yüzden gerektiğinde bana telefonla ses kaydı atarsanız işim çok kolaylaşmış olur. İstediğiniz şeyleri söylemeniz yeter.

Araya Dim girdi bu sırada 

-Yalnız Elisa'nın inanılmaz bir yeteneği var. Geldiğimizden beri hepimiz çok etkilendik. Bu yüzden şimdi size onu göstermek istiyorum.

Şaşkınlıkla ona baktı kadın. Adam ona gülümsüyordu. 

- Hadi hadi, burada sanırım on beş kişiyiz, rahatça yaparsın . Geçen haftadan beri kaç kişiye kadar yapabilirsin diye merak içindeyiz arkadaşlarla, beni kırma, öğlen yemeği siparişlerimizi şimdi al . 

O ilk günden beri bunu oyun haline getirmişlerdi zaten şimdi yeni gelenlere de göstermek istiyorlardı. Gülümsedi o da. Eh , aptal değilmişim, herkes yanılmış, artık bunun tadını çıkartabilirim diye düşündü. 

.....

-Çabuk Elisa, hemen çıkalım evden diye çağırdı İna.
 
Ama tam girdikleri kapıya doğru hızla yönelmişlerken Elisa odaya geri koşup yatak şiltesinin altına elini uzatarak bir şey aramaya başaldı.

- Haydiiiii.

Onu aldıktan sonra da gardıropa gidip orada duran bir pantolonla tişörtü kaptı. Dış kapının açılma sesini duyduklarında ancak kapıya ulaşmışlardı. Adama görünmeden çıkmayı son anda başardılar. 

Sessizce çömelerek uzaklaştılar oradan. Az sonra evin penceresinden adamın evdeki pek çok şeyi poşetlere koyup arabasına attığını gördüler. 

- Tam zamanında gitmişiz, şunlar senin eşyaların büyük ihtimal.  Sahi ne aldın yatağın altından.

Kadın elindeki küçük torbayı açıp içinden bir kolye çıkarttı.

- Annemindi.

Sabah oturduğu koltuğa oturup başını kenara yasladı. Ondan sonra da akşama kadar hiç kıpırtısız orada öylece kaldı. Ana kız onu uyusun diye yalnız bıraktılar ama o hiç gözlerini kırpmadan boşluğa doğru bakmaya devam etti. 

Nasıl Söylerim Öldüğünü

 ATATÜRK


Atatürk dedim iptida
Önümü ilikledim.





Nasıl söylerim öldüğünü
Atatürk'üm karşımda,
Yatmış uyumuş karlar üstüne
Kalpağı başında.

Nasıl söylerim öldüğünü
Çenesine uzanmış eli
Atatürk'üm çıkar Kocatepe'ye
Dalgın, düşünceli.

Nasıl söylerim öldüğünü
Elinde beyaz tebeşir
Geçmiş tahta başına
Atatürk'üm ders verir.


Nasıl söylerim öldüğünü
Başında yeni şapkası
Yola çıkmış yürümüş
Kalabalık arkasında




Nasıl söylerim öldüğünü nasıl
Bir ışık vurmuş yüzümüze
Atatürk'üm bakıyor besbelli
Çekidüzen verelim üstümüze.



İlhan DEMİRASLAN

8 Kasım 2023 Çarşamba

5

Sonunda gerçek konuklar geliyorlardı. Grubun ismini öğrendiğinde ilk iş internette onları araştırmıştı. Ve şarkılarına bayılmıştı. En güzeli de yeni bir grup olmasıydı. Kendi hayatının yeniden başlaması ile onların kurulmasının aynı zamanlara denk düşmesi aynı durumdalar gibi hissettirmişti. Tabii ki çok farklıydı durumları ama olsun. Son aylarda çok şeyle uğraşmıştı, hâlâ da uğraşıyordu. Ve dinlediği şarkılar sanki kendi yüreğine sesleniyormuş gibi gelmişti. Pes etmemesi için onu cesaretlendiriyorlardı. Bir kaç haftadır  öylesine içli dışlı olmuştu ki onların yaptıklarıyla sanki tanıyormuş gibiydi. Hani gidip hepsine tek tek sarılacaktı eski dostları gibi. Haline gülümsedi. 

Az sonra arabadan inerlerken camdan baktı. Doğal hallerini çok merak ediyordu. Gerçekten de öyle tatlı ve içten miydiler yoksa kamera karşısında rol mü yapıyorlardı ? Eee, yine kameralar açık kızım, ne anlayacaksın ki diye söylendi kendisine ama kahkahaları hiç de yapay değildi.

Bar mutfağın olduğu büyük salonda herkes toplandı. Bu sefer önceden konuşup durumunu söylemek istediğini belirtmişti. Dim kendisini onlara tanıttı , sonra da sözü ona bıraktı. Evde hapis gibi oturup saçma sapan bir hayat yaşarken her şey ne kadar kolaydı diye düşündü o an. Gerçekten yaşamaya çalışmak heyecanlı ve zordu. Konuşmak yeterince güçken bir de onların dilinde konuşmaya çalışmak hepten kanını dondursa da tatlı perisinin sen her şeyi yaparsın sesini duyar gibi olunca meraklı bakışları daha fazla bekletmeden başladı.

- Merhaba. Hoş geldiniz. Evdeki işlerden sorumlu olan kişi benim. Herhangi bir şeye ihtiyacınız olduğunda beni çağırabilirsiniz . Ya mutfakta olurum ya da hemen mutfağın arkasındaki odamda. Tezgâhtaki zile basabilirsiniz. Sabah kahvaltılarınızı ben ayarlayacağım. İstediklerinizi akşamdan söylerseniz ona göre hazırlarım. Yalnız benimle ilgili küçük bir ayrıntı var onu söylemem gerekiyor.


.....



- Anneee adam çıkıyor.

- Elinde büyük valiz, poşet , eşya falan bir şey var mı ?

- Yok , normal işine gidiyor sanırım.

- İyi, uzaklaşınca söyle.  

Bu sırada duştan çıkan kadın da görmüştü adamın gidişini. Öyle bakakalmıştı yine.

- Bak canım, evine gidip oraya bakmamız gerekiyor. Ulaşabileceğimiz yedek anahtar ya da açık bir yer falan var mı ?

Başını olumsuz anlamda salladı. Normal anahtarı olmamıştı ki yedeği olsun. 

- O zaman bir şekilde kapıyı açmaya çalışacağız. Bekle, tornavida, keski bir şeylerim vardı, belki işe yararlar.

Şaşkınca kendisine bakan kadını görünce açıkladı.

- Bu adamla kaç yıldır birliktesin, seni öyle kapıya atamaz. Ama bunu ispat etmemiz için o senin eşyalarını kaldırıp başka birisini getirmeden gidip içerinin fotoğraflarını çekelim. Ben  ve karşıdaki Jazz senin adına kefil oluruz zaten. Böyle sıyrılıp gidemez . Haydi çıkalım. Min sen de gelip kapıda nöbet tut, döneceği falan tutar, onunla burun buruna gelmek istemiyorum.

İki kadın kol kola girip sakince eve doğru ilerlediler. Evin etrafında dolaşıp pencereleri, kapıları kontrol ettiler ama açık bir yer yoktu. Sonra ellerindeki aletlerle kiliti kurcalamaya başladı İna. Neyse ki pek matah bir kilit değildi, açmayı başardı. İçeri girdi hemen. Kapıda kıpırtısız duran diğerini de çekti içeri.

Telefonunun kamerasını açıp video çekmeye başladı. Öyle acınası bir hali vardı ki evin. Fotoğraflar, eşyalar , iki kişinin birlikte yaşadığını gösteren şeyler arıyordu ama sanki otel odası gibiydi salon. Yatak odasında gardırop içinde duran bir kaç eşyayı, banyodaki diş fırçalarını çekti umutsuzca. 

- Fotoğraf albümünüz falan yok muydu ?

- Hayır. 

Biraz durakladıktan sonra yatağın altından bir çanta çıkarttı ve hafif bir gülümseme belirdi yüzünde. 

-Bunlar işe yarayabilir.

- Ne bunlar derken kapağını açıp içindeki dosyaları çıkartmaya başladı. Çantanın içi hastane raporları ve tahlil sonuçlarıyla doluydu. 

- Bu senin ismin mi ?

- Ne yazıyor ki orada ?

Yüzünde soru işaretleri belirse de dillendirmeden kadının sorusunu cevapladı .

- Elisa Hax

-Evet, benim ismim. Soyadım da evlilik soyadım. 

-Evlilik belgeniz nerede ki ?

- Hiç görmedim . 

- Kimliğinde bu soyad yok . Kimlik mi eski, yoksa evli değil misin o kısmı anlamak lâzım.

Telefonu çalınca iki kadın da zıpladılar yerlerinden.

- Anne adam dönüyor , çıkın oradan hemen !


Hikâye etiketinden diğer bölümlere ulaşabilirsiniz. (TIK)


Not: Yeniden yayımladım, görülüyor mu anlamadım. 

Yosun Kokusu Getirdim Size

 


Dün Aynur bizi sahile götürdü, sabah yürüyüşümüzü ve kahvaltımızı orada yaptık.



Ne iyi geldi.



İstanbul'u çoook seviyorum.



Öyle emekli olalım da başka yere yerleşelim moduna hiç girmedim. Emekliyken asıl keyfi çıkıyor ki buranın. 



En sakin zamanlarda sana kalıyor etraf .



Al yanına çayını, sandviçini, at kendini deniz kıyısına. Altı yanı denizle çevrili bu şehrin.


Yeter ki tadını çıkartmak iste.






7 Kasım 2023 Salı

4

- Senin olmayabilir ama benim seni götürebileceğim bir evim var. Haydi gidip neler yapabileceğimize bakalım.

Diyerek elini tekrar uzattı kadın. Uzatmakla da kalmadı onun elini sıkıca tuttu. 

-Haydi. Dışarıda kalmandan çok tekrar içeri girmek zorunda kalırsın diye korkuyorum çocuk, haydi gidelim şu uğursuz yerden.

Bu sefer direnmedi , başını çevirip arkasına son bir kere daha bakıp kadını izlemeye başladı. Ayağı her taşa takılıyor, dengesini zor sağlıyordu. Karşıdaki eve geçiyordu topu topu topu ama sanki boyut değiştirmiş gibi hissediyordu kendisini. 

Kadının ayakkabılarını çıkartıp içeri gördüğünü görünce o da terliklerini çıkarttı. Tüm yorgun ve şaşkın haline rağmen ev dikkatini çekti. Kendi evinin aynısıydı ama aynı zamanda da bambaşkaydı. Kendi gri kahverengi kasvetli mobilyalarının aksine burası pırıl pırıl gözüküyordu. Daha doğrusu sımsıcak .

-Benim adım İna, bu da kızım Min. Gel , koltuğa otur.

O sırada kızı koşarak koltuğa bir örtü koydu. Annesine kendi dillerinde.

- Çok kirli üstü, görmüyor musun ? Karşı evdeki hayaleti neden bize getirdin ? diye söylendi .

-Çok ayıp Min. Misafirin anlayamayacağı dilde konuşulmaz, koltuğun temizliği misafirin konforundan önemli olmaz. Ben sana böyle mi öğrettim ?

Belli belirsiz bir ses konuşmalarına katıldı.

- Haklı ama, sabaha kadar bahçede oturunca üzerim kirliydi, bu beyaz kanepeye yazık olurdu. Zaten eve deterjan alınmadığı için ancak bu kadar temizlenebiliyorlardı. Hayalet ha. Sokakta oynadığınızda duyuyordum da kime dediğinizi anlamamıştım.

Ana kız ona şaşkınlıkla baktılar. Uzun uzun konuşmasına mı yoksa dillerini anlamasına mı daha çok şaşırdıklarını bilememişlerdi. Koltuğa oturup evine gözü takılan kadın yeniden sessizleşince bir şey demediler. Buradan bakılınca diğer evlerin arasında ne kadar yabani duruyordu. Ve çirkin. Kendisinin de evi gibi gözüktüğünü biliyordu . Soluk, bakımsız, çirkin. Gözünden yaşlar akmaya başladı. İnsan içindeyken nasıl da göremiyordu ne halde olduğunu. Hayalet ha diye düşündü. Çocuklar ne kadar da haklılarmış. 

- Bir duş alıp kendine gelmek ister misin ? Ben de yiyecek birşeyler hazırlayayım. Min gözün sokakta olsun, eşi çıkınca haber ver bize, aklıma bir şey geldi.

Belli belirsiz başını salladı. Her gün duş alabilmek ne büyük zenginlik diye düşünerek kadını takip etti.

.....

Çok eskiden bir kitaptaki hikâyeden etkilenmişti. Kızla oğlan okul yıllarında çok yakındılar. Oğlan ele avuca sığmayan, hem hayatla hem kendisiyle hem ailesiyle sürekli kavga halinde biriydi. Birbirlerinden ayrı düştüklerinden seneler sonra buluştuklarında oğlanı düzelmiş, kendine çeki düzen vermiş gören kız yabancılamıştı onu. Birlikte geçirdikleri bir kaç gün mutlu olamamıştı. Tam ayrılacakları zaman oğlan gözlüğünü çıkartıp kıza bakıp, ben hâlâ eski benim ama bunu bilen artık sadece sensin dediğinde arkadaşına kavuştuğunu hissetmişti ancak. Ne ağlamıştı o hikâyede. Şimdi karşısındaki kendinden emin bir şekilde şovlarını yapan çocuklara ( hâlâ çocuk diyordu onlara) içinde aynı sızıyı duyuyordu. Tam kitaptaki kadar süre geçmişti en son birbirlerini gördükleri günden beri. Buluşsalar öyle yabancılaşmış olurlardı herhalde .

Yine başka âlemlere gittin diye söylendi. Sonra Yeo'nun mikrofonunu sinirle çekiştirdiğini görünce ilk defa gülümsedi. Bak bu değişmemiş işte, hâlâ sinirli . Demin de kıyafetinin koluna asılıyordu. Kıyafetleri giydirenler edenler grubu hiç seyretmiyorlar mı acaba , haklı sinirlenmekte, bi rahat edemedi dans ederken. 


Önceki Bölüm

......3.......


6 Kasım 2023 Pazartesi

Bu Sene Kaçıncı Konser Oldu Bu ?

Hımmm. Dimash, Hollywood Wampires, Manowar, Lindsay Stirling, Manga, Alphaville, David Garret ve dün geceki Blind Guardian.

Evelsi gece uyku tutmadı bir türlü , gece on ikide yatıp sabah mı oldu diye uyandığımda saat 1.30 du. Hahaha. Döne döne , yata kalka bir hal oldum sonrasında. Dün sabah sekizde kalktım. Oğlanlar okula oyun oynamaya gideceklerdi, onları yolcu ettim, biraz yazı yazdım . Öğlen kahvaltı ettik. Sersem sepet bir halim vardı. Yatsam mı derken perdelerle göz göze geldim. Anacım eve taşınalı bir sene olmuş, ben daha yeni taşındık modundayım ( Diğer evdeki yedi ay bitemediydi bir türlü) hiç perde falan yıkamamışım ya. Hava da güzel. Yatmak yerine perdeleri çıkartıp makinaya attım. Salonun camlarına giriştim. ( Camları arada sildiydim, o kadar değil :D ) 

Saat oldu dört. Ben pert. Ne yaptım, salonun üç camını sildim. Bakmayın anacım, sporlar, diş hekimleri, göz hekimleri, kremler, kıyafetler filan yaşımızı göstermediğimizi düşünüyoruz ama beş oda bir salon, iki de kocaman banyo camı olan İzmir'deki evin tüm camlarını bi çırpıda silerdim ben yav, şimdi salonun camları yetiyor. Neyse . Gidip biraz yatayım bari, akşama hiç halim kalmayacak diye yattım. On beş dakika sonra hacı yatmaz gibi kalktım. Balkondaki çamaşırları topladım. Bir multi vitamin içtim. Yemeği dışarıda yeriz diyordum, Can ev nöbetçisi olunca yakınlara gideriz diye plânlamıştım, ne mecalim vardı erken çıkmaya ne iştahım. Evdekileri ısıtıp yedik. (Metehan nefis biber dolması yaptıydı bir gün önce )

Saat yediye doğru Kakılmış modundan Rakır moduna geçiş yapmaya başladım. Yola çıktım.

Çok dinlediğim bir grup değildi ama çok güzel geçti konser. Biz mi daha çok eğlendik grup mu, o kısmı bilemiyorum. Bir ara gitmeyeceklet hiç zannettim, ayrılamadılar sahneden :)








Neyse canım, iki saat zıplayıp, yollarda bir saat yürüyüp gelebildiğime göre bende hâlâ iş varmış. Ya da vitaminler çok gelişmiş. Eve gelmemle yatıp sızmışım , gerisini hatırlamıyorum hakim bey :D

4 Kasım 2023 Cumartesi

3

Yirmi yaşımda ölüp yeniden dirildim ben. Şeytanımın elinden kurtulduğum o en mutlu anda cehenneme düştüğümü zannetmiştim oysa. Ne tuhaf. Bir melek elimi tuttu. Ondan ölesiye korktum ilk önce. Gözümdeki perdeler aralanana kadar anlayamadım. 

.....

Adam ona o adama bakıyordu. İna yanımda olsaydı şimdi bana her sorunu çözecek süper zekân var yapamadıklarına odaklanmaktan vazgeç derdi diye geçirdi aklından. Derken konuşmaya başladığını fark etti.

- Ah, ben de iki gün önce geldim buraya, hiç bilmiyorum ama biraz beklerseniz arayıp öğreneyim. 

-Tabi.

Birazdan seçenekleri sayıyordu isminin Dim olduğunu öğrendiği adama .

- Yalnız Dim dedi biraz sıkıntılı bir sesle.Ben herkese ne istediklerini sorup siparişlerini alabilirim, internetten sipariş işlemini senin yapmanı istemek zorundayım.
-Efendim ?
- Şey, hepiniz bir anda işlere koyulunca tanışamadık tabi. Benim okumayla ilgili problemim var, girip oradan okuyup işaretleyemem. Telefondan da tek tek söylemesi zor olur. Bu günlük siparişi verirseniz sonrası için bir yöntem bulurum .
- Eee, peki herkesin siparişini nasıl alacaksın ?
-O kısım bende, merak etme.
- Akşama kadar yer miyiz acaba diyerek uzaklaşan adama bakarak hızla evin içinde dolaşmaya başladı.

.......

Kalbimin gürültüsünden şarkıları bile duyamayacağım bu gidişle diye derin nefes almaya başladı. 

Yanındaki kızın arkadaşına " Hangisin daha çok beğendiğimi bulamıyorum, hepsi birbirinden güzel" diye bağırdığını duydu, gerçekten de öyleydiler. Hepsi bir aradayken daha da güzelleşiyorlardı sanki. Birbirlerine bakışları, gülüşleri, takılmaları, enerjileri. Yaşlı gibi hissederdi kendisini onların enerjileri yanında. Oysa hemen hemen yaşıtlardı. Onların zorlu ama çılgın bir hayatları vardı, kendisi susturulmuş zorlu bir hayattan gelmişti.  Susturulmuş, bastırılmış, kaybolmuş yıllar insanın üzerine daha çok mu biniyordu yoksa yapayalnızlık mı öyle yapıyordu acaba. Belki de sevdiğin şeyi yaparken yorulup zorlansan bile genç kalıyordun.

Silkindi birden, düşüncelerinde kaybolma da şu ânın tadını çıkart diye söylendi kendisine. İlk şarkı başlamıştı bile. Of ama bu şarkıyla da başlanmazdı ki, az izlememişti antremanlarını, az gülmemişlerdi , şu harekette hepsinin yere yığılıp kaldığı zaman meselâ. Yeni bir şarkıyla başlasaydınız ya, nasıl çıkacağım bu nostaljinin içinden ben ... 

Önceki Bölüm

3 Kasım 2023 Cuma

Beatles'ın Yeni Şarkısı



Bilgehan aradı az önce , mesaj da atmış ama görmemişim. Beatles dört üyenin birlikte çaldığı son şarkısını çıkartmış anne dedi. 1970 te John Lennon kaydetmiş. Doksanlarda Paul, George ve Ringo üzerinde çalışmaya başlamışlar ama o zamanki teknoloji ile olmamış. Sonunda 2022 de Peter Jackson ve ekibi tarafından gelirştirilen bir sistemle John'un sesini almak mümkün olmuş.

Öyle değişik düşünceler geçti ki aklımdan. Ne güzel, çocuklarımla ortak zevklerimiz olması ve benimle paylaşmaları bu güzellikleri dedim önce. 

Şarkıyı dinlerken Beatles alemine aktım. Yumuşacık melodi ve ses öyle dokundu ki yüreğime. Now and Then i miss you. 

Bir anda çocukluğuma döndüm. Amcamlardayız, Gülay'la teybe Alper Ağabeyimin The Beatles kasetlerinden birisini koymuşuz, ellerimizde Barbie bebekler, hem oynuyor hem dinliyoruz. O kadar birlikte büyüdükten sonra bu kadar ayrı düşeceğimi hiç düşünmediğim amcamın kızı , birlikte yaşadığımız onca güzellik, çocukluk, genç kızlık. Ya onlarda ya bizde birlikte kaldığımız tatiller, kendi yaptığımız oyuncaklar, binbir çeşit oyunlar, kitaplar, çizgi romanlar , şarkılar, filmler, korku filmleri, sabahlara kadar sohbetler, "Senin de hep uykun geliyor" diye bana kızıp kafasını koyar koymaz benden önce uyumaları, kahve falları, kahkahalar, aşklar, yürüyüşler ve yine yine müzik. 

Ah...

Çok özlemişim.

 

2 Kasım 2023 Perşembe

2

Kameralar kuruluyor, odalar hazırlanıyor, insanlar sürekli koşturuyorlardı. Onların arasında yol vermek için sağa sola savrulup durmaktan başı dönmüş olan kadın en sonunda bar şeklindeki mutfağın bir köşesine sığındı. Ne işim var burada diye geçiriyordu bir yandan da aklından. Bunca deneyimli, işini bilen insanın arasında deneyimsiz ve bilgisiz haliyle ne yapmaya kabul etmişti bu işi acaba. Bir malikânede yapılacak altı yedi aylık çekimlerde orada kalan ekibin ihtiyaçlarını bize iletip ufak tefek işleri halledecersin demişlerdi ona. Öyle havada bir tarifti ki. İşi ona ayarlamayı başaran kişiye büyük saygısı olmasa ve tabii ki de işe de bu kadar ihtiyacı olmasa hayatta kabul etmezdi. Umarım hepsine durumumu açıklamışlardır diye geçirdi aklından. Bu kadar kişiye tek tek açıklama yapmak zorunda kalırsa ne hale gelirdi kim bilir. Sabahın ilk saatlerinde, daha kimseler gelmeden önce kendini rahatlatıp motive etmeyi başarmış gibiydi ama bir anda kapıda duran minibüsler, karavanlar, tırlar falan derken şu an mutfak dolaplarından birinin içine saklanmayı tercih edecekti. 

-Yemek siparişini siz mi ayarlayacaktınız ? 

A haa, yok, mutfak dolapları kesmezdi artık, yer yarılsa da içine girsem moduna geçmişti şu an.

.....

Dev ekranda yüzler bir bir belirmeye başlamıştı. Hepsine sevgi dolu gülümsemeyle baktı. Büyümüşlerdi. O ilk günlerden bu zamana çok yol kat etmişlerdi. Yorulmuşlardı, yıpranmışlardı ama yaptıkları işi ne kadar sevdikleri ışıldıyordu gözlerinde. Pes etmemişlerdi, yere serilmemişlerdi. En azından birlikteydiniz,  ben tek kaldım sizden sonra diye mırıldandı usulca. 

.....

Omuzuna bir el dokunduğunda hâlâ kapının önünde kımıltısız duruyordu. Gecenin nemi ile ıslanmış, titriyordu. Sabahın ilk saatleriydi , etraf sessizdi.  Derin bir uykudan uyanamamışçasına başını kaldırdı karşıdaki komşusuyla karşılaştı gözleri. Ama kim olduğunu algılaması ve dediklerini duyması için kadının tekrar tekrar söylemesi gerekti.

-Gel canım, eve gidelim, çok üşümüşsün. Gece boyunca burada mı kaldın ? Görseydim gelirdim yanına.

Uzak durulması gereke kötü kadın. Göçmenlerden nefret ederiz biz. Neden ki acaba. Çok nazik ve güzel gözüküyor. Dilimiz de harika konuşuyor. Ama onun kocası yok çocuğu var. Neden ki ? Neden kötülerin çocuğu oluyor da benim olmuyor. Kötü değil gibi ama. 

Gelip yanına çömelmişti şimdi, ne güzel bakıyordu. Kendisine kimse böyle bakmamıştı sanki daha önce. Kendisine kimse bakmış mıydı ki acaba ? Kafasının içinde yüz bin şey dönüyordu, hiç bir şeyi algılayamıyordu bu yüzden .

- Haydi gidelim, biraz uyu, kendine gel, yine geliriz buraya istersen. Anahtarını mı unuttun , kavga mı ettiniz yoksa, ne oldu böyle?

Başını salladı sağa sola. Anahtarını unutmamıştı. Kavga da etmemişti. Hiç kavga etmezlerdi zaten. Sadece gerilim dolaşırdı içeride istediği şeyler olmazsa. 

Ellerinden tutup kaldırmaya çalıştı kadın. Mümkün değildi onu yerinden oynatması .  Çaresiz şekilde kalkıp evine dönerken arkasından gelen belli belirsiz fısıltıyı duyunca durdu.

-Ne yapacağımı bilmiyorum, gidecek hiçbir yerim yok. 

Gözlerinden yaş akmaya başladı. Saatler sonra ilk defa kımıldayıp başını kaldırdı. 

- Gidecek hiçbir yerim yok..

.....

Önceki Bölüm

...1....

Sonraki Bölüm

...3....



1 Kasım 2023 Çarşamba

1

Kalbinin gümbürtüsünden başka hiçbir şey duyamıyordu içinde kaç kişi olduğunu bilmediği devasa salonda. Oysa öyle gürültülüydü ki etraf. Az sonra senelerdir görmediği ama hayatını ona geri veren sekizli sahneye çıkacaktı . Bir yandan heyecandan yerinde duramıyor, mutluluktan uçacak gibi hissediyordu bir yandan da bir sızı dolaşıyordu yüreğinde. Birilerine hem bu kadar yakın hem de uzak olmak ,birlikte geçen onca zamandan paylaşılan onca  şeyden sonra yabancı kalmak ne tuhaftı. Hangisi kahvaltıda ne yer, kimin uykusu ağırdır , kim sabah kuşudur, hangisi sinirlendiğinde kelimeleri birbirine karışır hepsini bilirken kendisini hatırladıklarından bile emin olmamak. Telefonundaki mesajlaşma grubu bile duruyordu hâlâ ama gittiklerinden sonra artık o  numaraların bir anlamı kalmamıştı tabi.. Sadece bazen seslerini dinlemeyi seviyordu. Kimi neşeli kimi meraklı kimi uykulu kimi telaşlı sesleri yanındaydı hep.

Etrafındakiler çığlık çığlığa bağırmaya başlayınca başını kaldırıp sahneye baktı.  Parasına kıyıp en önlerden almıştı biletini. Hepsini yakından görmek istiyordu. Gözlerinin içine bakmak. Herkes telefonlarını çıkartmış video çekiyordu. Elindeki telefonuna baktı. Ben de kısacık da olsa çekerim belki dedi kendisine. İlk güzel telefonunu düşündü, artık kullanmıyor olsa da evindeki çok özel köşede duruyordu. Hayatında kendine ait olan ilk telefonu alanların sahneye çıkmasını bekliyordu şu an. Hayat ne tuhaftı , dünyanın ayrı köşelerinde yaşayan ve bir arada olmaları asla beklenmeyen insanların yolları kesişiveriyordu bazen. 

Sahnedeki dev ekranda yazılar belirmişti. İnsanlar tezahüratlarını arttırmışlardı. Yazıları okumaya çalışmadı. Uzun işti o. Kendisini müziğe ve sahneyi izlemeye bıraktı. Kısa sürede bu işin düşündüğünden de zor olduğunu fark etti. Ekranda beliren yüzlere bakarken hem gülümsüyor hem ağlıyordu. Kendine gel Elisa diye söylendi, tadını çıkart şu ânın. 

.....

- Git şu dışarıya düşürdüğüm kartı al da bana getir .
-Bahçeye mi çıkayım ?
- Çıkmadan nasıl alıp getireceksin ?
-Ama..
-Hadi hadi..

Kapının kilidini açan kocasına şaşkın şaşkın bakarak ayağına terlik geçirip dışarı çıktı. Bir an başı döner gibi oldu. Salon penceresinin nereye baktığını anlamaya çalıştı. Sanki evinin bahçesine çıkmamış da balta girmemiş ormanlarda yolunu bulmaya çalışıyor gibi geldi. Öylesine yabancıydı evin dışına. İlk evlendikleri sene çıkarlardı arada dışarı sonraki yıllarda doktora gitmek dışında üzerine kilitli kapılarla evde oturmuştu hep. Yan tarafa doğru dolanırken karşıdaki evdeki kadınla göz göze geldi. Hemen başını çevirdi. Komşularıyla ilgili hiç güzel şeyler söylememişti kocası. Hepsi de herkesin işine karışan, kötü insanlardı. 

Pencerenin altında bir kart ve biraz da para buldu. Kartı çevirince kendi fotoğrafını gördü üzerinde. Sonra nüfus cüzdanı olduğunu anladı. Kapıya döndü. Açılmadı. İttirdi, olmadı. Kapıya vurdu olmadı. Zili çaldı. Açılmadı. İçeriden adamın sesi geldi.

- Benim bir çocuğum olacak, artık onun annesi ile evleniyorum. Seninle uğraşmaktan, hamile kalacaksın diye doktor doktor gezmekten bıktım . Çirkinleştin,şişmanladın, yaşlandın, işime de yaramıyorsun. Herkes yoluna gitsin.

Öyle kalakaldı. Beyni durdu, elleri uyuştu. Algılamaya çalıştı, algılayamadı. Konuşamadı. Çöktü kapının önündeki merdivene. Güzel bir bahar akşamıydı , hava serinlemiş, kuşlar akşam gevezeliklerine başlamış, ağaç yapraklarının arasından tatlı bir ışık halinde süzülen güneş mahalleyi masalsı bir hale dönüştürmüştü. Havada tatlı bir rahiya vardı. O ise titremeye başladı. Ayağının altındaki yer kayıp gitmiş gibi hissediyordu. Hava karardı, sesler kesildi, evlerin ışıkları bir bir yanmaya başladı kendi evi hariç. Kıpırdayamadı yerinden. Nefes almayı bile unutuyormuş gibiydi, arada derin bir iç geçirmese hava girmeyecekti akciğerlerine. Ne dediyse yaptım, ne istediyse yerine getirdim, hiç sözünden çıkmadım, neyi yanlış yaptım, neyi yanlış yaptım , neyi yanlış yaptım ? Çatlayacak gibi oldu kafası, sanki birisi içine kaşık sokmuş karıştırmış, yerinde duramıyordu düşünceler. Yerinde duramayan düşünceler düşünmemekten beter bir etki yapıyorlardı. Hem bir sonuca varamıyordu hem de tükeniyordu düşünmekten. Sen düşünme ben düşünüyorum yeter diyen sesini duydu kocasının, aptalsın işte bi güzelliğin vardı o da bitti gitti diyen sesini. Yok yok, açardı kapıyı birazdan.  
Beni çok seviyordu, öyle diyordu, dışarılara göndermiyordu başıma bir şey gelir diye. Geçer şimdi siniri, alır içeri dedi kendi kendisine. Kapı açılmadı .